Peygamber Efendimizin Doğum Ayı ve Manevi Bahar kaydında Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem doğum ayındayız. Mevlit yazarımız daha dünya gelmeden önce birçok zuhurun birçok gelişine ait Esrarın belirdiğini ifade eder. Ne zaman rav kelimesi Arapçada bahar anlam. Anlamını isim olarak çok manalı. En kıymetli en değerli olan şirin insanı baktığı zaman memnun eden yeşilliği görerek…
Peygamber Efendimizin Doğum Ayı ve Manevi Bahar ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Doğum Ayı ve Manevi Bahar kaydında Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem doğum ayındayız. Mevlit yazarımız daha dünya gelmeden önce birçok zuhurun birçok gelişine ait Esrarın belirdiğini ifade eder. Ne zaman rav kelimesi Arapçada bahar anlam. Anlamını isim olarak çok manalı. En kıymetli en değerli olan şirin insanı baktığı zaman memnun eden yeşilliği görerek…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem doğum ayındayız. Mevlit yazarımız daha dünya gelmeden önce birçok zuhurun birçok gelişine ait Esrarın belirdiğini ifade eder. Ne zaman rav kelimesi Arapçada bahar anlam. Anlamını isim olarak çok manalı. En kıymetli en değerli olan şirin insanı baktığı zaman memnun eden yeşilliği görerek alemdeki yeşeren çayır ve çemeni görmek suretiyle gözleri haz duyar, suların şırıltısıyla kulakları neşelenir. Böyle bir mevsimdir. Efendimizin geldiği ayda bir bahar ayıdır. Zaten doğumuyla her taraf şimlenmiştir. İmamı Gazali rahmetullahi bari hazretleri şöyle buyuruyor. Ahiret yolcusunun mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir. Artık bütün geceler kıymetli onda şüphe yok. Çünkü Arifani ilahiye her gece kadirdir buyrulur. Çünkü zamanın kıymetini biliyor, değerini biliyor. E tecellilerin zuhurundan haberi var.
Çünkü Cenabı hak kulunun kalbine üç yüz altmış defa nazar buyuruyor. O nazardan haberdar oluşuyla her gecesi sanki bir Miraç gecesidir onun. İmamı Gazali hazretleri ahiret yolcusu mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir. İmam Şarani Hazretlerinin diye bir eseri var. Orada geceyi ihya hususunda şu anlatılır. Komşu ev, diğer sizin evinizin üzerinde bir direk görüyordum. Bugünlerde ise görmüyorum deyince o hane halkı ağlamaya başlar. Derler ki o bizim babamızdı ve okunur. Artık zevkini aldığı zaman doyması mümkün değil. Bir kimse anlatmıştı. Böyle hal ehli de olabilir. Aşık kimseler, sadık kimseler, bunlar anlaşmışlar. Demişler ki, teheccüd anında şöyle bir mevkide bulunalım. Güzel de bir yermiş. Bir dergah olabilir. Artık nasılsa. Oraya gel bir kimse namaz kıldırır. Bakara suresini birinci rekatta koşarmış. Furkan gelirlerimiz zaten.
Öyle olmuş ki o kuşlar neler de iştirak eder olmuş. Kuşlar da geliyormuş. Onların yapmış olduğu taatteki zevke onlar da iştirak ediyorlar. Bu hususta anlatılacak çok hususlar var. Gece velhasıl aşıkların sanki bir bayram gecesi gibi nasıl tarif edeyim bir bayramıdır diyelim. Geceyi hasretle çekerler. İşte biraz istirahat edilir. Çünkü aleyhisselatu vesselam efendimiz gecenin üçte ikisi geçtikten sonra artık Rabbi zülcelal'imiz keyfiyeti bizce mesul hem yok mu, istiğfar eden yok mu bağışlanacak diye buyrulan bir vakittir. Semman-ı Farisiye radiyallahu anh ile Ebu zer radiyallahu anh'ın bir kardeşliği var. Zaten Nebi yetim Efendimiz aleyhissalatu vesselam, Ensar da muhacirini birbirine kardeş yapmıştı. Öyle bir mucizevi uhuvvet ki huyları birbirine uyanları kardeş yapmış. Düşündüğümüz zaman eğer karakterleri birbirlerine uymuyorsa tabiatları bunlar zorluk çeker.
Diyelim birisi mütevazi birisi Allah korusun onun tersi birisi cömert birisi cimri çok zor geçinilir. Efendimiz aleyhissalatü vesselam ahlakı birbirine uyanları kardeş yapmışlar. Hazreti Selman radiyallahu anh kardeşi Ebu Zer radiyallahu anh'ı ziyarete gelir. Kendisini bulamaz ama ailesinde gördüğü böyle bir perişan tavır görür. Elbiseleri olarak hal ve durumları olarak kardeşim nerede deyince o bizi terk etti derler. Sonra geldiğinde kucaklaşırlar, ikram eder, bir türlü yemiyor. Yemesini söyler der ki orucum bak farz oruç değil. Yarın vacip olarak yerine getirirsin, der beraber gelirler. Gece yattıkları zaman hemen başını kaldırır ibadete hazreti Selman radiyallahu anh yattır. Tekrar kalkar yattır ta ki gecenin üçte ikisi geçtikten sonra bu hali aleyhissalatu vesselam vermemize bildirince buyururlar ki hazreti Selman doğru yapmış.
Çünkü nefsinin sende hakkı var, ailenin sende hakkı vardır diye. Çok kıymetli bir zamandır ah boş getirmezler. Mesela üstadımızın üstazı Sami Ramazanoğlu hazretleri buyuruyor ki gece yapılan yani seher vaktinde yapılan evrad ile gündüz yapılan evrad kazaya kalan oruç gibi buyurur. Eğer gece yapılırsa şimdi fiziken de bedenen de insanın tamamen dinlendiği bir zaman. Göz dinlenmiş, kulak dinlenmiş, vücut dinlenmiş, bütün gücü ve kuvvetiyle kendisini taate veriyor. Gündüz ise ortalık aydınlık, baktığı her yer onun kalbinde bir engel teşkil edecektir. Bundan dolayı geceye çok önem verirler. Mevla Zülcelal'imiz. Gece anlayışının daha kuvvetli olduğu ve neş'e ile ilahi neşelerle doldu ol doldu beyan buyrulur. İmamı Gazali Hazretleri buna işaret ediyor. Ahiret yolcusunun mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir. Biz ne yaparız? İstirahat ederiz.
Yalnız kalkamama durumu daha ziyade yediklerimizden olur. Bu vesile ile bir salata buyururlar çalışmayan kimseler için. Böyle çok iyi işleri güçleri yoksa gündüz akşama kadar yoruluyor. O ayrı. Bunun dışında bir salata veya bir çorba ile az bir yiyecekle buna teşvik ederler. Evet efendim. Mevlamızın kullarını meleklere gösterdiği bir zamandır. İşte bakın kan dökecek, fesat çıkaracak dediğiniz kullarım nasıl ediyor diye mevlamız hoşnut oluyor. Hadis-i şerifler var bu hususta. Gece ibadete kalkan mümin için Mevla Zülcelal'imiz razı oluyor. Çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kar bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmal eden tüccar bir kar sağlayamayacağı gibi mübarek geceleri gafletle geçiren afet yolcusu da maksada ulaşamaz. Şimdi belli mekanlar oluyor. Buradan cemaatle dolabiliyor ama bunun dışında biz duyduğumuz böyle anlatıyorlar.
Camimizin elhamdülillah Rabbimizin lütuf ve keremiyle alt üst. Tabii şimdi o rahatsızlıktan dolayı bu şekilde olmuyor ama o rahatsızlığın bulunmadığı zamanlarda doluyordu. Bir başka yerlerde diyorlar ki koskoca bir mescit, bir vilayetin diyelim büyük cami daha çok camiler büyük olduğu zaman şehirlerde neden? Bu ilçelerde de olur. Cami kibirdirler. Diyorlar ki bizim camiyi kebirde duyduğum için diyorum ve haber veren de sadık bir kimse olduğuna inanıyorum. Dokuz kişiyle diyor namaz kıldı. Dokuz kişi. Yani çoğumuzun haberi de yok. Bundan biz mesulümüz? Mesulüz. Elimizden geldiği kadar kardeşlerimizi uyandırırız. Çünkü biz Maide suresinde İslami İyilik ve takvada yardımlaşın. İsyanda, düşmanlıkta ve kötülükte asla buyuruluyor. İyilik ve takvada yardımlaşın. Birbirlerimizi tamamlayacağız ama bu tamamlama hususunda mesela bir hatamız olursa onu direkt yüzüne ifade etmek de çok yanlış olur.
Bundan dolayı kardeşine gizli nasihat eden böyle kimsenin içerisinde bir başkasının yanında rezil etmeden çok uygun bir tarzda eğer ikaz edecek olursa bu dostluğun gereğidir. Çünkü artık bakıyoruz, gönüller kaldıracak gibi değil. Bunu üstadımızın üstazı da ifade buyuruyorlar. Aman ha imtihan etmeyin. Kalben imtihan edin. Çok özel kimseler müstesnadır. Bunları yavaş yavaş tedricen tedricen ıslah ve irşadımızı çalışırlar. İmamı Gazali Efendimiz böyle buyuruyor. Nasıl ki bir kar sağlayamayacağı gibi tüccar mübarek geceleri gafletle geçiren ahiret yolcusu da maksada ulaşamaz buyuruyor. Bir de biz şunu düşünüyoruz. Artık bu dönemde eğitimin şekilleri değişmiş olabilir. Bizim dönemimizde diyelim üniversite imtihanına girecek. Bunun ilkokuldan ortaokul, lise bu almış olduğu puanlar değerlendirilirdi. Ne not almışsa ona göre ona göre bunlara da imkan sağlanır.
Mesela biz rebiülevel ayında aleyhissalatü vesselam annemizin doğuşu on ikisinde bu alemi teşrif buyuruyorlar. Nasıl istifade edeceğiz? Eğer o seneyi dikkatli bir şekilde istediği bir tarzda geçirmiş isek faydalanırız. Yoksa sır ibadetimizi taatimizi aşkımızı muhabbetimizi o geceye hasredersek o kadar elde ederiz. Çünkü insana çalıştığının mukabili vardır. Mevla Zülcelal'imiz hiçbir şeyi boş bırakmaz. Burada itaat hususunda çünkü bu ay aleyhissalatü vesselam efendimizin doğduğu ay olması hasebiyle asıl bizim sevgimiz nedir? Ona itaatımızla belli olur, esasen. Kul, atiyullaha ve resulde Allah'a ve resulüne itaat ediniz. Ul atıullahha var resul. Ayeti celilelerde hem Allah'ımıza celle celaluhu hem de resulüne sallallahu aleyhi ve sellem itaat beraber ifade edildiği gibi böyle namaz ve zekat anne ve babaya ikram bunlarda beraber zikredilir. Buna ikiz ayetler de demişlerdir.
Ve gale aleyhüssalatü vesselam men etaanni kim bana itaat ederse, ona itaat zaten Nebi Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz. O, beş, üç, üç, üç, dört, on, üç, elbiseleri severdi? Eviyle nasıldı? Eve nasıl girerdi? Nasıl çıkardı? Hep bunlar ifade ediliyor, anlatılıyor. Eğer uyarsak ona sevgi ve muhabbetimizin işareti olur, hiç şüphesiz. Çünkü bize en güzel numune olarak göstermiştir. Şimdi alışverişlerde de görüyoruz. Öyle kolay olmuyor günümüzdeki alışverişlerde. En güzelliğine talip olunuyor. İnternetlerden neden bakıyor görüyor bir başkasına bakmak suretiyle en güzelini almaya çalışıyor. Yemeğin de en güzelini. Bu hacda bir aşçı kardeşimiz ağlayarak şunu anlattı. Dedi ki burada yemeklerin adedi belirsiz. Açık büfe diyoruz ya açık her şey var. Yine de diyor daha yiyeceklerden şu bu neden yok deyince ağladı.
Ben diyor aleyhissalatü vesselam efendimizin arpa ekmeğiyle karnını doyurmadığını biliyorum diyor. Bir de diyor bu insanların bu kadar yiyeceklerin içerisinde o da birkaç tane alınıyor. İlk anda fazla alınıyor. Sonra da olduğu gibi inşallah boş yere gitmez. Giyim ve kuşamlarda da öyle. Yani bu zengin alışveriş merkezleri, yani zengin dediğim bu giyim olarak çok zengin olan onları da ifade ediyor. Bak diyor siz bununla kanaat ediyorsunuz ama öyle insanlar var ki daha çeşidiniz yok mu diyor. Şunu demek istiyoruz, insan yemeğin en güzelini, giyimin en güzelini, evin en güzelini, arabanın en güzelini, işte kullandığımız elektronik cihazlar onların en güzelini arıyoruz. Arıyoruz, diyoruz ki bunu arıyoruz ama biz örnek olarak kimi arayacağız? Bakın en güzelini. Allah'ımız bize İbrahim Aleyhisselam'a hadi dostum buyuruyor. Musa Aleyhisselam'a Kerim'in buyuruyor.
İsa Aleyhisselam'a Ruhullah buyuruyor. Vesaire peygamberlere de bu tabirlerden bir kısmı vardır, hiç şüphesiz. Çünkü ni'mel ad buyruluyor. Seçilmiş kimseler Mustafainel ahyar diye geçer. Daha birçok, münib olarak geçer. Niye mel ad bunu ifade ettik. Böyle sabırlı kul diye geçer. Efendimize ne buyruluyor? Habibullah, Allah'ın Allah'ın Celle Celalühü sevgilisi diye. O bize örnek her şeyiyle müstesnadır. Tabii kulluk ölçüsü içerisinde elbette müstesnadır. Bizim uyacağımız odur. Biz neden başkasına uyalım ki? Allah'ımız böyle bir nimet bahşetmişse onun yüzü suyu hürmetine alemi yaratmışsa aleme de rahmet olarak göndermişse biz yaşantımızı ona göre tespit edeceğiz, buyuruyorlar. Men etani kim bana itaat ederse fakat etaallah, Allah'a itaat etmiş olur. Çünkü cenab-ı hak razı oluyor. Habibine itaat edildiği zaman onun emri Muhammedisine uyulduğu zaman Cenabı hak razı oluyor.
Ve men ataal imem kim ki böyle buyuruluyor Kuran azimüşşan'da ulul ulil emri minkum, sizden olan ulü'l emir buyruluyor. Bu evsafı taşıyan kimselere fakat etani kim zamanın diyelim imamına itaat ederse fakat etani bana itaat etmiş olur. Ve men asani kim bana isyan ederse fakat asallah Allah'ımıza isyan etmiş olur. Ve men asali imam zamanın artık şartlarını söyledik. Allah ve resulüne uyan kimse ona isyan edilecek olursa fakat asani bana isyan etmiş olur, buyuruluyor. İttibar resul sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimize uymak. Rubnün min erkanı tarika. Bu tarikat tarikat şu şekilde gördüm. Diye çok kıymetli eserler var. Diyor ki aleyhissalatü vesselam Efendimizin mübarek hayatında son derece dikkat ediliyordu. Ashab-ı Güzin devrinde tabiin, tebei tabiin diyelim. Pek o zamana ulaşmıyorlar da ondan sonra diyor Allah'ımızı görür gibi taat, ibadet ve takva ibadet ve taatin takva boyutu.
Takvanın da tabi üç şekli var. Bir, ittekullah, Allah'tan korkunuz. İkincisi hep okumuyorum. Mestatatum gücünüz yettikçe buyuruluyor. İşte bizden de bu kadar oluyor demeden elimizden geldiği kadar hem gönül olarak hem beden olarak hem ruh olarak camdan yapabilmek. Bir üçüncüsü de hakke tugati. Gerçekten Allahu züncelalden korkmak. Bu şekil belli bir zümreye has olduğu için tarik ifadesi kullanılmıştır. Bunu daha böyle tasavvuf üzerine çalışma yapan kimselerin de çok güzel beyanları var. Velhasıl İslam'ın emirlerini takva boyutunda yaşayan kimseler demektir. Yani ayrı bir yol değil. Diyoruz ya böyle bir kuyumcu hassasiyetiyle İslam'ın emirlerini yaşamak. Rabbimizi görür gibi yapabilmek keşke yapabilsek. En azından bu derde düşebilsek. Mesela bunlar anlatılıyor, hep kitaplarda elimizde var. Size en kolayını söyleyeyim. Böyle o amilde kaide olarak görürdük.
Heleke la Alimun, alimler helak oldu. İllen amilu. Amel edenler müstesna. Helekel alimun. Alimler helak oldu. Ancak ancak amel edenler müstesna. Amel edenler de helak oldu. İhlas yapanlar müstesna, ihlasla. Onda da hatarı azim var buyuruyor. Hatarı azim büyük tehlike var. İşte şeytan Allah'ımız celle celalühü buyuruyor, benim kullarıma sen hükümranlık yapamazsın. İlla ibadetel muklasin. Bakın muklasin bu kesbi olan, çalışarak elde edilen. Muklasin Allah tarafından lütfedilen, ihsan edilen demektir. Böyle olmadıkça zaten amelin kabul noktası da burada. Baktığımız zaman ayat-ı ilahiye, ehadisi Muhammediye ve bunun daha izah şeklini ulema-i kiramımıza ve meşayi kirama baktığımız zaman bu şekilde görürüz. İttibar resul sallallahu teala aleyhi ve sellem tarikatı aliyenin direkleridir. Şimdi rüknüdür dediğimiz zaman mesela bir binayı ne tutar? E direkler tutar.
O direği aldığımız zaman ne olacak? Elbette ki bina uçacaktır ve şartun fi işrakı envarilhakika hakikat nurlarının doğması da efendimize tabi olmakladır. Burada bir şey inşallah unutmazsam ifade edeceğim. Kim eğer ona uymazsa, le tarikale onun tarikatı yoktur. Ve menle tarikale kimin de bu esaslara uyuş şekli olmazsa, le vusulelle, onun da Rabbi zülcelal'imize gelişmesi mümkün değildir. Bazı haller anlatılır. Size bunu şu şekilde beyan edeyim. Bunlar musahabelerde geçer. Bir kimseye buyuruyor müellif hazretleri rahmetullahi aleyh. Keramatın diyor kerametlerin her çeşidi verilse ama hali şer-i Şerife uymasa bunu biz haraplık sayarız diyorlar. Yok eğer böyle bir halleri yok ama şer'i Şerife de elinden geldiği kadar dikkat ediyorsa bundan da havf ve keder etmesin. Tamam bize bu sorular gelir. Hallerini anlatırlar, durumlarını anlatırlar. Bizim esasımız şu.
Zünnun-i Mısri Hazretleri inşallah hata etmeyiz. Süleyman-ı Darani de olabilir, inşallah. Buyuruyor ki benim kalbime bazı haller olur. Ben diyor bu halleri iki ölçüyle tartarım. Ölçerim diyelim. Birisi Allah'ımızın kitabı, bir diğeri resulünün sünneti. Bakın nefsin öyle oyunları var ki hususen aldım efendimizin bir sözünü bunu söyleyeyim, nasıl oyunları var, ondan bir tanesinde arz edeyim. Yani bize oynamış olduğu oyun. Efendimiz boşuna buyurmuyor sallallahu aleyhi ve sellem. Ya Rabbi beni nefsime göz açıp buluncaya kadar Ondan da daha az bir zamanda bırakma ya rabbi diye. Allah'ımıza yalvarıyor. Bu Allah'ın resulü bu seçilmiş. Habibullah bu. Onun yüzü suyu hürmetine yiyip içiyoruz. Onun yüzü suyu hürmetine nefes alıyoruz. Onun yüzü suyu hürmetine yürüyoruz, geziyoruz, dolaşıyoruz. Sayılamayacak ikramlara mazhar oluyoruz.
Böyle olan aleyhissalatü vesselam efendimiz beni nefsime göz açıp yumuncaya kadar dahi terk etme demesinin de bir anlamı var. Nefis çok gizli hareket eder. Çünkü nefsini ilahi dineni görmedin mi buyuruyor. Bu kadar tehlikeli. Diyeceğim şu. Kitap ve sünnet diyerek Allah korusun, bunun altında bu nefis çok oyunlar önler. Bize ne dedi ne dedirttirir? Biz deriz ki işte kitabı Kerim'e uyuyoruz, sünneti seniyyeye yakışıyoruz. Bunu derken dahi ayağımızın altını bu oyar bu nefs. Ondan çok dikkatli olmamız gerekiyor. Nasıl derseniz, mesela sıddıki Azam radiyallahu anh. Biz diyor harama düşeriz korkusuyla on dokuz helali terk ettik buyuruyorlar. Hani anlatmakla bitiremem. Misal ver derseniz veririm İmamı Azam rahmetullahi Ali hazretlerinde. Bir öğrencisinin yüzüne bakmadı, gençtir diye. Bir perdenin arkasından okutuyor. Misaller çok. Sonra denk gelmiş. Demek ki yıllar geçmiş.
Tanıyamadım evladım deyince efendim ben sizde yillarca ders okudum. Bu kadar dikkat etmişler. Yol hassas. Biz, şunda yanılmayalım. İşte şu şöyle yapıyor, bu böyle yapıyor. Bir başkaları işte buna şahit olunca bizi ayıplamazlar mı, bilmem filan. Biz Allah'ımız böyle bir hareket ettiğimiz zaman ne buyurur? Acaba onu razı mı ederiz? Gazaba mı getiririz? Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz bu davranışımızdan bizim acaba mübarek kalbi şerifi incinir mi, razı olur mu? İşte vakit olsa anlatacağım. Efendimizle münasebetler hususunda bir kayıt gördüm. O da şu, hiç diyor neseben böyle akrabalık bağı olarak hiçbir şey yok ama efendimiz Selman bendendir diye buyuruyor. Ehli bilgimdendir ve buna benzer mübarek eşkaz. Biz ona ne olmalıyız? Böyle buyurduğu kimseler olmaya çalışmalıyız. Yani şu şunu der, bu bunu der, onu olduğu gibi ettireceğiz.
Kitabı Kerim'in de rabbimiz, la yekafune levmete laim, kınayanın kınamasından çekinmeyin diye buyruluyor. Artık böyle buyurulunca ya rabbi beni göz açıp yumuncaya kadar ondan daha az bir zamanda olsa nefsime terk etme. Allah'ın resulü bize yol gösteriyor. Bu peygamberimiz bu seçilmiş. Mustafa ne demek? Şimdi kainat şu topraklar süzülüyor, süzülüyor. Ne meydana geliyor? Bitkiler meydana geliyor. Bitkiler süzülüyor, hayvanlar meydana geliyor. Hayvanlar süzülüyor, insanlar insanlar süzülüyor. Veliler veliler müminler, veliler süzülüyor. Nebiler, nebiler süzülüyor. Nebiler nebisi Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem zuhur ediyor. Mustafa zaten seçilmiş demek. Allah'ımız enemin nurillah ben buyuruyor. Aleyhissalatu vesselam ben Allah'ın nurundan halk olundum. Böyle buyurunca biz dikkat edeceğiz.
Yatarken de kalkarken de bilhassa söz konuşurken efendimizin bir hadisi şerifini daha gördüm. O da bir tanesi vefat edince Allah'ımızın işte rahmetine mazhar olmuştur. Cennetine, cemaline mazhardır dediklerinde aleyhissalatü vesselam efendimiz bunun boş konuşup da kendisini helak ettiğinden haberiniz var mı, buyuruyor. Bu dilleriyle acaba ne söyledi? Ne ifade etti diye onu buyuruyor. O lav boş kelamları olur da nasıl bu nimete mazhar olabilir? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. İnşallah biz rehberimizi böyle hiç şüphesiz bizim rehberimiz peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Bu sözde kalmazsa şu ifadede bulundun mu acaba? Buyuruyor ki Süleyman-ı Darani Hazretleri, benim kalbime işte bazı böyle güzel haller olur, manevi haller olur. Onu Kuran ve sünnete vururum. Uyarsa kabul ederim. Bir şey görmüştüm, antikacı görmüştüm. Böyle ona buluntu böyle kıymetli bir eşya getirdiler.
O da cebinden bir şişe çıkardı. Ondan o antika eşyaya sürdü. Dedi ki tamam dedi. Yani biz ibadet ve taatimizin kabulünü neden arayacağız? İhlasta arayacağız, ihsanda arayacağız, takvada arayacağız. Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın buyuruyor. Sadece namaz değil, namaz ibadetin başı olduğu için bütün ibadet ve taatler buna muvafık bir şekilde olması gerekir. Hiç şüphesiz. Şunu demek istiyordum. Bazen böyle sizin gibi güzel kimseler hallerini anlatıyor. Bizim sorduğumuz şu. Görseniz emin olun bir Ebdalinin hali, bir evtadın hali, Yüksek bir velinin hali. Biz diyoruz ki şer-i Şerife dikkat edebiliyor muyuz? Sünneti seniyyeye riayet edebiliyor muyuz? O antikacının cebinden şişeyi çıkarıp da o eşyanın hangi değerde olduğunu ortaya koyduğu gibi. Mesela biz büyüklerimizin huzurunda böyle çok düzgün bir şekilde duruyoruz. Kıymetli bir kimse diyor ki asıl dervişlik evinizdedir diyor.
Acaba evde hanımınıza karşı sizin ehliniz ehline hayırlı olandır. Çocuklarınız hususunda onları üç şekilde terbiye ediniz Kuran kıraati. Habibullah sevgisi sallallahu aleyhi ve sellem ehli beyik muhabbeti. Mesela iş ortağıyla durumu nasıl? Ticaretinde nasıl? Asıl dervişlik diyor. Bu noktalarda belli olur. Biz İmam-ı Gazali Rahmetullahi İlbari Hazretlerinin sözünde kaldık. Ahiret yolcusunun mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir. Çünkü bunlar hayır mevsimleri ve karı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmal eden tüccar bir kar sağlayamadığı gibi mübarek geceleri gafletle geçiren, ahiret yolcusu da maksada ulaşamaz. Arifani ilahi dediğimiz bunlar mezhepte yerine göre müçtehit kimselerin sözleri ve biz acizliğimizden ileri gidemiyoruz. İttibau resul sallallahu teala aleyhi ve sellem. Esası bir çadır düşünelim. Onun orta dileği. Onu kaldırdığınız zaman çadır elbette göçecektir.
Aynen onun gibi. Bir arabanın motoru gibi diyelim. Efendimiz aleyhissalatu vesselama uymak ve şartun fi eşrab I envarilhakika. Hakikat nurları Resulullah'a uymaktan meydana gelir. Ona uymuyorsak o zaman biz bu yolda değiliz. Bu yolda değilse le vusulelle, o da vuslata eremez. Zaten gaye budur. Yalnız çok maddeler halinde deyivereceğim. Biz çok çalışacağız ama. Çalışmamızın şeklini şunu unutmayacağız. Takva boyutunda belli oluyor. Müttaki, Allah'tan korkmak, bir de gücümüz nispetinde. Bu aleyhissalatü vesselam vermiş size iki esas bıraktım, azı dişlerinizle sarılır gibi sarılır. Burada bir mübarek zat varmış. Dedem rahmetullah Ali hazretleri de onda talim görmüş. Kayseri'de hoca derlermiş, Mustafa Efendi. Bu böyle kağıtları toplar. Kabak kabakların böyle şey yapıyorlar ya soyuyorlar ya Dayı alırlarmış. Ne? Ne? Kağıtları topluyor. Ondan sonra kabakların ne bileyim kabuğunu topluyor.
En güzelini yapıyor. Şimdi ticarette diyelim, işte bu kadar harcamalar olabilir. İşte kaldırış etmiyor. Ama dikkat edilse o çok büyük kar getirir. İsrafa gidildiği zaman ne yapılır? Artık ticaret bozulmaya başlar. Bunun gibi böyle ince yaşamamız gerekiyor. Onlar bu gerçeği böyle buldular. Eş-Şeh zerruh kalpte tarikatın temeli lerimizde sadatı kiram efendilerimize de hep birbirlerine yakın ifadeler var. Çok güzel gerçeği elde etmişler. Bunu derken Mevlana Halid diye bir eser. Orada Rabbimizin tavsiyeleri, peygamberlerimizin tavsiyeleri, bunun yanında ulemai kiram ve meşayizan. Hepsinde şunu diyor. Efendimizin var ya Muazzibni Cebel radıyallahu anh hazretlerine nasihatleri var. Ittabillah, Allah'tan kork diye buyuruluyor. Burada da önemli. Gizlide ve açıkta Allah'tan korkmak çalışayım. Efendimiz Aleyhisselam aleyhisselamın mübarek sözlerine dikkat etmek.
O ne buyuruyor diye onu baş tacı etmek. Vel efal, nasıl yapmışsa o şekilde yapmaya çalışmak. Onun o haliyle halden bilmek. İşte ne diyeyim? Bir denize giriyorsa kişi, inciyi toplamak budur işte. Denize daldığı zaman inciyi toplamak ne ise haliyle hallenmekte budur. Mesela bu Pakistanlıları çok görürdük biz. Başka memleketlerden de olabilir. Aleyhissalatu vesselam efendimizin huzurunda ona salatü selam gelirken öyle gözlerinden yaşlar akıyor. Zaten gözlerini ıslatıyoruz. Sakallı. Size Bu büyük bir caminin de imamı çıkaramazsınız. Öyle olsa inmem zaten. Ben diyor Ravzai Fatih Nebi'ye giriyorum sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz diyor zuhur etmesin mi? Misafirlerim geliyor buyurmuş. Emin ol diyor, öyle ağladım. Bu sofrada Sami benimzi hazretlerinin namaz kıldığı bir seccade var. Çok zayıf olduğu için Deri kemik kelimesi ona uygun düşmez diye diyemiyorum. Bir iskelet de diyemem.
Allah'ımızın nuru, ayağı yerim demekten Allah'ımızın nuru mübarek dizleri incinmesin diye böyle ya pamuktan ya yünden hazırlanmış bir sececeğine Dervişin birisi kuşluk vaktiyle orada namaz kılar. Seccade zaten dürülü bir kladı. Geldik biz öyle bir feryat ediyor, korkuyoruz. Çünkü orada böyle bir taşkınlık olduğu zaman alıp götürüyorlar. O da olmasın diye fakat kendini yenmesi mümkün değil. Gözlerinden o akan yaşar, efendimiz görmüş, o belli. Sallallahü teala ve sellem çok gelenler oldu. Şimdi mürşid-i kamil tarif edilirken Allah'ın izniyle diyorum. Verin alabilendir. Sanki su Ruhani suyunu, havasını, ateşini toprağını bunu çok. İşte görenlerimiz çok az. Mürşid-i kamilimiz bakarsınız en çok sevdiğini sohbetin ortasında kaldırır veya bir başkasının tahammül etmesi mümkün değil. Hatta o gibi insanlar efendim bize iltifat etme, belki tembelliğe gideriz diyor.
Çünkü o hakikati görmüş, üstadımızın ne olduğunu görmüş, üstadlarının hakikatini gördüğü için mümkün değil onların ayrılması. Hacda birini koydum, diğerine geçtim. Onu tamamlayayım istersen. Asaleten geldi o. Asaleten geldi. O asaleten gelenler var. Vekil ayrı. Ama asaleten efendimizin mührü saadetiyle nedir? İcazetiyle sallallahu aleyhi ve sellem oğlum dedi orada bu. Sana işe dediğimiz bu verdiğini alabilen diyen bu bir artık onların nasıl tarif edeyim şimdi tıpta da olur, dağda olur. Onun uzmanı artık. O işin. Gözlerimle gördüm. Burada rahmetle de yad etmek istiyorum. Mahmut Akay kardeşimiz. Ruhu Şabus. O letaifleri için size bir şey demiyorum. Asıl suçlu biziz. Ayda bir görüşsünler diyor haftada bir de Sami Efendimiz hazretleri, suç bizim, ben. O suçu üzerime alıyorum, oldu mu? Kimse iğrenç de etmiyorum. Siz az şeyden çok şey anlarsınız. Böyle haftada bir gelirdi. Otobüste gelir.
Bir gün kalp zikrinden ruh zikrine geçiyor. İlmin olurdu. Geçiren çok önemli. Ya şu binayı kim yaptı diyoruz. Mesela Ayasofya. Kim yaptı bunu? Süleymaniye kim yaptı bunu? Asıl ustanın evinden sıvasını değiştirdiler. Akış. Bozuldu. Nasıl tespit etmiş? Nasıl ayarlamış? Bildiğiniz hususlar onu diyemem. Bir taş düştüğünde onun içinden çıkan yazılı bir kağıt. Eğer buradan bir taş düşecek olursa onu şu şekilde koyun diye. Bu bir maharet. Üsteazı alimizin mahareti çok müstesna. Onun hem dünyevi aklı hem de uhrevi aklı vardı. Zaten dünyevi akıl vahye müstenit olduğu için çok şeyi sezinliyor ve anlıyordu. Böyle görürdüm. Bazı kimseler onun için saf kelimesini kullanırdı. Hiç öyle değildi. O nurlu başka. Nurlu başka ama Bunu yapamazsak o zaman biz bina kurulacak ya temel çok zayıf olur. Öyle bir temel atıyor ki o onu hissediyor. Sarılır gibi sarılın diye.
İşte Mesela oruç cenabı hakk'ın ahlakıyla ahlaklanmak demek. Allah'ımız bizi mahrum etmesin. Çok mühim. Vel yaradu anil halk. Fil ikbal ve ikbal. İster yüz göstersin, ister yüz göstermesin, böyle halkla böyle ifşadı ve ıslahı müstesna, takva ve iyilikte yardımcı olmak müstesna hemhal olmamak bunun üzerinde çok duruyorlar. Hatta akrabanız buyruluyor, eserleri de geçiyor. Bilhassa tasavvufi eserlerinde gönlünü alacak kadar buyruluyor. Yani bırakmayın. Ünrünü alacak kadar halini, durumu Hatta akrabanız buyruluyor. Eserlerde geçiyor. Bilhassa tasavvufi eserlerinde gönlünü alacak kadar buyuruluyor. Yani bırakmayın. Gönlünü alacak kadar halini, durumunu yoksa gönüllerini alacak kadar. Sami efendi hazretlerinin böyle evlatlarından birkaç kişi bir yere geldiler. Onların yanındaki bir zat dedi ki efendim dedi benim burada bir kardeşim var, olur dedi, beraber ziyaret edin.
Vardılar, emin olun bir kahve içildi, hal hatır soruldu, sonra herhalde lava gider, boş kelam edilir diye müsaade isteniverdi. Veliye ravenil halt. Yani insanlardan tamamen kaçın anlamına değil. İyilikleri için bir arada olmak. İster sevinçli O, sahih. Mesela şahit olduklarımız var. Böyle sıkıntıya düşünce namazı bırakır. İbadette bırakır. Her iki halde de Mevlamıza kulup. O fark. Biz Mevlamızdan gelene razı olacağız. Abdülkadir Geylani efendimizin buyurduğu gibi kader oluğundan diyor yılan, akrep ne akarsa razı ol diye. Yunus Emre'nin de sözü var. Siz çok güzel bilirsiniz. İster gül, ister diken, ister hil'at, ister kefen diye ifade eder. Ne kadar güzel. Aslında çok faydalanırız biz o şiirlerinden, Niyazi-ı Mısri Hazretleri'nden. Bunlar hep fenafillahtan uygun olsun ifademiz hep onlardan anlatıyorlar. Ve lem yutahıma ona da itaat etmiyorsa seviyorum diyor zaten ama itaat yok.
Ve lem yetehallak bir ahlakihima. Ahlakıyla ahlaklanılmıyorsa fedavau kehibe. Bu iddiasında yalancıdır. Şimdi bu çokça münakaşa yapılan bir konu. Allah'ımızın ahlakıyla ahlaklanma konusu. Bu Rabbimizin Esma-i ilahiyyesi var ya, onun edepleriyle edeplenmek. Mesela Rabbimizin ne ismi var? Habir ismi celali var. Bileceğiz. Bu sadrımızdan geçen en gizli düşüncelerdir. Bunlara vakıf olması. Eğer ahlakıyla ahlaklanmazsa bu diyor, katibe yalancıların halidir. Al-i İman suresinde ellinci Ayet celleye bir yukarda okuduğumuz otuz ikinci Ayet celileydi. Burada da Ayet cellenin zaten son bölümlerinden. Allah'tan korkun, bana itaat edin. Aleyhi ve sellem. Kim Allah'a candan sarılır, ona dönerse, kefahullah, Allah'ımız ona yeter. Her türlü sıkıntısında sıkıntısında ona yol açar Cenabı hak. Bu çok mühim. Mevlamız yol açıyor. Mesela ona tam teslim olacak olursak gözümüzden yol açan ibretle bakar kişi.
Allah'ımızın ilahi sanatını görerek gözünden yaşlarda boşanır. Ve onu ummadığı yerden de rızıklandırır. Kim dünyaya gönlünü kaptırmazsa Rabbimiz Teala ve Tekaddes Hazretleri dünyevi işlerinde ona kefildir, buyuruyor. İnşallah hata etmiyor. Gale bağdulun sıdgul müceahede. Mücahedenin böyle sadakati, doğruluğu. El inkitav ile min külli şeyinsive. Allahu Zülcelal'in dışında her şeyden sıyrılmaktır, dinmiş. Şimdi bu anlattığımız her şeyi terk edip de böyle çilehane denir. Oralarda vakit geçirmek değil, gönül olarak, gönül olarak. Mesela ayak olarak İhsan yerlerinde değiliz. El olarak hayra uzanır. Bunun gibi kötülüklerden muhafaza oluruz. Efendimizin diğer özelliklerini inşallah müsait bir zamanda anlatmaya çalışırız. Bolca sela selam getiririz. Rabbimize olan taatimizi, habibine olan itaatimizi unutmayız.
Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine, ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhları için el Fatiha.
Kaynak: Genel
Peygamber Efendimizin Doğum Ayı ve Manevi… | Mihmandar