Bu dikme mahallesindeki bir yerimizde, bir hanede misafirken gözüm bir levhaya ilişti. O levhanın alt kısmında, esamru, Cenab-ı Hak yüce kudretini hem bizim kendi içimizde, hem de kendi dışımızda gösteriyor. O belli artık. Semavattaki sırlar, yerdeki sırlar, bir zerrede dahi Cenabı Hakk'ın yüce kudreti mevcut. Bir de kendi içimizde, kendi içimizdeki olan yüce kudretinden birisini nefy-i ispat olarak almış. Bir Alman diyor, hastasını muayene ederken, artık nasıl bir muayene yapmışsa, göğüs kafeslerinde kelime-i tevhidi görmüş, yazılı olarak. Bu hepimizde mevcut. Hepimizde. Bu kelime-i tevhid yazılı. İşte bu madeni, diyelim dağda maden var da, kazılmayınca, ortaya çıkarılmayınca, onu artık vasıtalara yükleyip işleneceği fabrikalara götürülüp ondaki değerler ortaya çıkmayınca ne bileceğiz? Daha çok bizim memleketimizde kurşun. Gerçi Altun da çıkmaya başladı.
Bu değerler çalışmak suretiyle çıkıyor. Bu sebeple mürşid-i kamillerimiz, çünkü madeni çıkarırken kazma da ister, kürek de ister, dozer de ister, ona mahsus ne gerekiyorsa bunu kullanırlar. Mürşid-i kamillerimiz de bizde gizli olan bu madeni, istiğfarla, tevhidle, salatü selamla, ölüm tefekkürüyle, bilhassa ölüm tefekkürü. Ölüm tefekkürü kuvvetli olursa rabıta güzel gelir. Sebebi de şu, şimdi yağmur hafif hafif yağıyor. Göreceksiniz her taraf ıslandı zannediyoruz. Böyle asfaltın üzerine düştüğü zaman yüzünden akıp gidiyor ama tarlalara, bağlara eğer işlenmişse, düzgününde bağları, bahçeleri görürler. Orayı yüz tekmesi derler. Üz gününde güzelce toprak işlenir. Sebebi şu, yağan yağmur kar, tabanına toprağın işlesin diye. Aynen ölüm tefekkür grubunun gibi bir tarlanın işlenmesi gibi.
O bize kaygı verir, keder verir, işte ne yapacağız yatağa girdiğimizde bile ben bu sıcak yatak kabrinde bulunuyorum, şu anda kabrimiz sıcak. Acaba o toprağın içerisi nasıl olacak diye tefekkür edersek, biraz da derin düşünecek olursak rabıta güzel olur. Çünkü rabıtada ilahi bir manevi yağış var, füyuzat-ı ilahiye yağışı var. Bunun yanında sadece füyuzat deyince, füyuzat manevi bir coşkunluk, aynen ana sütü gibi. Ana sütünde sadece bir madde yok. Öyle maddeler var ki çocuk anasından o sütü almak suretiyle, emmek suretiyle gözüne görmek gücü geliyor, kulağına duyma kuvvesi hasıl oluyor. Elinde tutma, ayağında yürüme, kalbindeki artık hareketler, yaşamı vesairesi, böbreği, ciğeri, dalağı bütün hayatiyeti o anasından emmiş olduğu süt oluyor. Rabıta da alınan füyuzat-ı ilahiye biiznillahi teala ruhumuzun gelişimi için her türlü gıda var. Şeri emirleri bir haktan yerine getirme gıdası var.
İhsan mektebinin, ne demek? İhsan mektebi Allah'ı görür gibi ibadet etmek. Biz göremesek dahi onun bizi gördüğünü bilerek taat yapmak. Bu kuvvet var. Var. Sonra ne var? Cenabı Hakk'a tamamen dönüş kuvveti var, bu çok önemli. Zaten bu dönüş olmazsa ibadet ve taat bizi düşündürmeli. Çünkü ihraç mallarında istenilen değer, eğer elde edilmezse bunlar kazanılmazsa ihraç edilecek mallarda geri iade edilir. Allah'ımızın bizim ibadet ve taatimizde istediği değerler var. Birisi niyetimizin düzgün olması, İkincisi de samimiyetimiz, ihlasımız. Bunların Teymini Rabıta-ı Şerife ile, Vicnillahi Teala. Daha sonra da Zikrullah devam eder. Biz buna ne yapacağız? Ahzabiyi dikkat edeceğiz. Çünkü insanın kendi içinde mevcut bu. Daha ne madenler var. Öyle ki Allah'ımızda yok olma, fenafillah, varlığı Cenab-ı Hak'la beka billah, daha sayamayacağımız birçok nimetlerle insan doktordur.
Biz aslında kendimizi keşfedemiyoruz, bilemiyoruz. Bunu Ehlullah keşfediyor, biliyor, ona göre bize bu madenleri çıkaracak Evrad ve Ezkarı veriyor. Tabii bunun yanında daha çok bize hakikatleri anlatıyor, bir bununla kalmıyor, birçok. Onlarla da artık murakabe derler, bu güzel vazifeleri yapmaya başlar. Ne tavsiye ediyorlar denirse, eğer bu konuyu yarım koymamızsak insandaki değerler pek çok. Allah'ımızın Esma-i ilahiyyesi var, zati sıfatlarının tecellisi var, daha pek çok. Bunları elde edebilmek için Ehlullah nelere dikkat etmiş? Birçok edep, erkan ve esaslar var. Bunları yakalanmışlar ama nasıl yakalanmışlar? Aynen bizim gibi, onların bizden farkı yok. Çok anlattığım bir hususu tekrar yine anlatayım size. Sami Efendi Hazretlerinin değerli bir evladı, hatta üstadımızda bunlar bir şirkette kurmuşlar, holding olmuşlar. Nasıl bir şirket kurmuşlar?
Şirketi hafiye-i Nakşibendiye diye bir şirket kurmuşlar. Şirket kurulduğu zaman onun şartları olur. Bu şirketin şartlarından birisi yarın ahirette ayağımız kayacak olursa onu kurtarmak için cehd edeceğiz, gayret göstereceğiz, yardımcı olacağız. Böyle bir şirketin elemanlarından biri. Okul döneminde daha yeni artık ilkokulu bitirmişiz, yanlarında bulunuyorum. Şimdiki gibi telefonlar yok. O çevirmeli telefonlar var. Yalnız iki tane gördüm, demir ticareti yapıyor. Sami Efendi Hazretlerinin de müdahelimi olan sohbetlerinin bir kimse. Demek ne kadar işi çoksa telefonun birini kaldırıyor, bir diğeri çalıyor, onu kaldırıyor, konuşuyorlar. Baktım böyle değerli bir kimse, hem dünya işlerini rızkım helal olsun düşüncesiyle ibadet ve taatle yapıyor. Çünkü helalinden rızkımızı temin etmek için çalışmak cihada eş bir mükafatı var. Hem de manevi konuşmalar yapıyorlar aralarında.
Şimdi bir çiftçinin yanına otursak neden konuşacağım? Biraz kurak geçiyor ortalık. Nasıl edeceğiz bilmiyorum. İşte biz tarlamıza iyi bir birim alabilmek için acaba buğday mı yüksek, mısır mı yüksek, domates mi eksik, ne yapsak pancar mı eksik bunu konuşur ve bunun karşılığını konuşur. Bir patates etmiştik ama pek değerini bulduramadık. Masraf bile masrafı bile karşılamadı. Bunun gibi konuşmalar oldu. Eğer bir ticaret ehli olacak olsa ticaretinden konuşur. Bu sene işte defterleri kapattık ama biraz kesat değil. Neden konuşur? Neden konuşur? Ekonomiden konuşur. Bunlardan söz eder. Ama bir irfan ehli bize nefsimizin mertebelerini konuşur. Ruhumuzun mertebelerini konuşur. Sırrın mertebelerini konuşur. Neyi konuşur? Nefsin mertebeleridir. Yedi tane mertebesi vardır. Ruhun altıdır, sırrın beştir, on sekiz de tamamlayacağız yalnız.
Der ki insan bu mertebelerle on sekiz, çünkü on sekize tekabül ediyor, on sekiz bin alemin esrarına inerdir. On sekiz bin alemin bu on sekiz bin alemde diyelim ki havanda biz bir maddeyi dövüyoruz. Onun dövülüp insanın gönlüne konması gibidir. Hepsi insanın kalbinde mevcut, bunu konuşur. O zaman bize aşk gelir, şevk gelir, muhabbet gelir, deriz ki ya çevremi bir değişeyim ben, der. Bunlar alacak beni, Allah korusun helakin içerisine götürecek. Anca gülmeler, böyle yersiz sözler manasız. Bunları da ben helak olacağım, der. Şöyle suyun bulanık yerinden kurtulayım, şöyle kaynağına doğru gideyim, der. Bakarı cemiyete, cemiyette bir düzgünlük olmayınca, artık bulanık bir su, çamurlu bir su. Der, ben bu suyun kaynağını açarsen efendime gideyim. Der, Sami ben de hazretlerine gideyim. Es'adi Erbili Hazretlerine gideyim. Hayatta olmasalar bile onların tavsiyelerini, kitaplarını bir inceleyin.
Sohbetlerini bir dinleyin. Acaba ne diyorlar? O zaman bulanık sudan kurtulup, dupduru suya ermiş oluruz. Allah korusun, şimdi bazı sulara kanalizasyondan da karışıyor. Karıştığın zaman bunu içene büyük hastalıklar meydana gelir, çok büyük hastalıklar meydana gelir. Bu dupduru suyun içerisine fıtratımız dupduru tertemiz bir sudur. Fıtratımız dindir, İslam'dır. Bu güzel fıtratın içerisine yanlış itikat, yanlış ibadet tarzı, kötü ahlak, kötü düşünce ve fikirler katıştırıldığı zaman bizi berbat verir. Ondan dolayı biz işin kaynağını, kaynağımız Allah'ımızın kitabı, işin suyun temizliği Kuran'a azim inşallah. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın kelamı Allah'ın kelamı. Sonra düşüneceğiz, diyeceğiz ki biz bulanık suda meşgul olup durmayalım, Temiz sularda hayatımızı geçirelim.
Efendimiz aleyhissalatu vesselamın Hadis-i Şerifleri, Ehlullah'ın o gönülden taşan, ruhundan taşan sözlerini dinlemek ve onlara riayet etmek suretiyle biz bulanık sulardan kurtulmuş oluruz. Yoksa bu cemiyet bizi boğar, Hayatı sadece bu hayat olarak gösterir bize. Ahiret hayatına incelik vermez. Halbuki ahiret hayatına incelik verirse bu hayatı tanzim ederiz biz. Cenabı Hak, ashabe. Evvela ölümden haber veriyor, sonra bu hayattan. Neden ölümden evvela haber veriyor Cenabı Hak? Ahiretini düşünmeyen, kabrini düşünmeyen, kabirde acaba münker nekire nasıl cevap bileceğim, kabrimden nasıl kalkacağım, acaba suretim hangi surette olacak çünkü on iki, bir rivayette on dört imada insan kalkacak. Benim simam acaba hangi şekildedir? Çünkü ahlakımıza göre değişir bu sima.
Bunu tefekkür ederse, defterimizi soldan mı sağdan mı alacağımız düşüncesi hakim olursa artık ila nihai, ila ahirihi o zaman dünya işini çok güzel tanzim eder. Aile hayatı da düzelir. Çünkü ölüm vardır, ailesiyle güzel geçimi, yavrularına İslam'ın terbiyesini, işine de düzen verir, beşeri münasebetlerine de her şeyinde bir düzen hasıl olur. Yoksa işler birbirine karışır. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.