Ölüme öyle hazır ki, eksiği ettiği hiçbir şey yok. Çünkü onlar, Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam sistemimizin hesaba çekinmeden önce kendinizi hesaba çekin. Bu esası kendilerine dertleri ile esas kabul ettikleri için, onların orada sıkıntı duyacağı hiçbir şey yok. Mesela Hazreti Hasan Radıyallahu Anh, iftihali anında çok ağlıyor. Diyorlar siz Resulullah'ın torunusunuz neden ağlıyorsun deyince, bilmediğin bir huzura varıyorum diyor. Bilmediğim bir huzura varıyorum. Acaba ne ile karşılaşacağım diye bu endişeyi taşır. Hazreti Osman böyle ölümden anlatılıyor. Sırattan, mahşerden, defterlerimizi almadan, hesaptan, hep bu mahşer ve onun ahvalinden konuşturuyor. Ama, Habib ziyaretinde çok ağlıyor. Bu diğer kimselerin de dikkatini çekiyor.
Diyorlar ki ya Osman, sen ölüm ve onun kürtesi hususunda hep bu kadar fazla etkilenmiyorsun da, kabin hususunda çok mahzun ve mükketler oluyorsun deyince, ben Resulullah'tan duydum. Sayın sallallahu teala lisede. Ölüm halini kabir halini güzel geçirenin diğer geçitleri kolay olur. Şimdi bir kardeşimizdi bu dışa, dış bir ülkeye sefer yapacak veya bir işlemi var. Bu işlemlerin yapılması için ilgili olan meyan olur, artık kompütürliyse ona basıyor. Bunu ta geçmişte ne yapmışsa o olduğu gibi orada dökülüyor, dökülüyor. Ben diyor bir firmada çalışırdım. O firmada diyor, firmada bir hatam oldu diyor. Veya hata ismi halledildi. O diyor olduğu gibi oraya geldi. Burada bir tanesine diyorlar ki bak senin yaşında olan kimseler sen muharebeye de katılmışsın, katılmışsın. Onlar madalya takıyorlar yakalarına, sen neden takmıyorsun deyince, öyle mi diyor, haberdar da değildir bunlar.
Geliyor Askerlik şubesine, önüne o dosyayı açıyorlar. Hangi nöbete gelmiş? Hangi nöbete gelmemiş? Tek tek olduğu gibi ortaya çıkıyor. Geliyor diyor ki Allah Allah diyor. Ben diyor askerine diyor, nerede kıbradım diyor, hep onu da kaydetmişler diyor. Cenabı Hak kitabı kendimize ezanı sana büyük ve küçük demeden her şeyin okulu gibi kaybolacak. Şunu unutma. Yaş itibariyle on üç olabilir. Mürki zekan birimiz Süleyman Fatalı diye bir yer var. Fimeti bir insan, hafız kendisi, ibadetle taat etti, murakabe etti, temiz bir kimse bunun ziyaretine getirildi. Müziği Kamilimiz camide sohbet buyurdular. Hatırlıyorum, öyle canlı anlattılar ki hadiseleri, bayram kalmamak mümkün değil. Böyle konuştukları hep insanın beyninde de kalıyor, gönlünde de kalıyor. Orada bir husus anlattı. Bir kadın huzur-u ilahiyeye getiriliyor. Defterini de kendisine gösteriliyor.
Kadın diyor ki, böyle bir defter ki o vah demişsen o da yazılmış. Tüh demişsen o da yazılmış. O vahti işim acaba nefsinden mi o da kayıtta, yoksa ahiret düşüncesinden mi o da kayıtta. Her şeyi demiş olduğu gibi kaydedilmiş bir vaziyette gördüm. Tan, Hali Hazretleri, buyurun ki bana stilimi gösterdiler. Yani defterimi gösterdiler. Defterlerim, defterim açıldı, tek tek sahifeleri gönderiyorum. Tek tek gönderiyorum. Hiçbir iki diyor. Yalnız, bir yerde yazılmış, sonra da silinmiş. O zaman, kalbine melaikei kirama sordum. Dedim ki nedir bu? Buraya bir yazı düşmüş. Ondan sonra da silinmiş. Bu nedir? Demişler ki Sen bir yerde abdest alıyorsun. Abdest alırken o suyu bir kurbağa kirletti. Sen de suyunu kirletmesin, bulandırmasın diye kurbağayı tuttum, bir diğer yere attın. Attığında kurbağanın sırtı üzüldü. Ondan dolayı, buraya bir kayıp geçti.
Menfi bir kayıp ama tövbe ettin, istiğfar ettin, silindi, budur. Artık bundan yola çıkacak olursak Cenabı hak Kuran Azimüşşan'da Yasin I Şerif'te asla zulmetmediğini mümkün mü Cenabı hak için böyle bir ifadenin kullanılması mümkün değil. Mevzayı Zülcelal için, fakat Rabbi Zülcelal'imiz Esselam. Cenabı hak hiç kimseyi böyle bir zulüm diye hiçbir kimsede yok. Cenabı hak için zaten bu ifadenin kullanılması mümkün değil. Herkes yapmış olduğu hareketlerin, esen yapmış olduğumuz amellerin mukabili olarak cennetlere dahil olduğumuz ne yapmışsa o huzura getirilecektir. Cenabı hak hiçbir kuluna zulmetmez diye buyuruyor. Yunus Emre'nin, Rahmetullah Ali, böyle bir cehennemi dolaşması var. Cenneti, cehennemi. Böyle cehennemin yanı başına geldiği zaman tabi duyuyor ateşin olduğunu.
Hiçbir ateş bölmeyince o cehennemin kapısı cinsi, Malike soruyor, diyor ki burada diyor ateş olması lazım, cehennem hani bir şey bölmüyor deyince, ya yolunuz herkes kendi ateşini yanar. Kafirler küfür ateşini, münafıkların nifak ateşini. Velhasıl ne yapılmışsa herkes ateşini ve nurunu kendisi getirir. O zaman biz efendimiz aleyhissalatü vesselamın yapmış olduğu dua ile Ya Rab, elime nur verin, ayağına nur verin, gözüme nur verin, kulağıma nur verin, sağıma soluma, bütün her yerime nur verin. Bu nur verilir mi? Devlet ve Ezkarımıza dikkat edersek, o kadar müstesna bir ders ki almış olduğumuz ders tarif edilemez. Öyle bir esaslar konulmuş. Yani birbirini takip eder, aynen bir bina gibi. Mesela şimdi binayı yapacaksak sert bir zemine konduracağız. Bir kere zemin sert olacak. O pabuçları koyarken onların sağlam olması gerekir kolonları.
Sonra duvarları, sonra sıvası, sonra mesai tavanı diğer işlemler yapılır. Bunların hepsi birbirini takip eder. Eğer temel sağlam olmazsa bina elbette az bir sarsıntıda yıpranacaktır. Duvar güzel ürülmeyecek olursa sıvacıya sıkıntı açacaktır. Sıva düzgün olmazsa boyacıya, ondan sonra kapıydı, dengeleydi ve diğer kısımlara. Şimdi Tevrat ve Ezkarımızda öyle bir yol takip edilmiş ki, düşündüğümüz zaman hayran kalmamak mümkün değil. Bu çok zamandan alır. Sadece istihbar et diyecek olursak, sizin okuduğumuz, estağfirullahen algı ilmi dediğimiz zaman üç, burada Rabbi Zülgelalimizin ismi var. İsmi ilahiyesi var. Öyle bir sığınıyoruz ki yalnız bunu yaparken aklımız başımızda olarak yapmak. Zaten tasavvufun tarifi de bozuk. Şimdi değişik tarifler yapılıyor. Bir tasavvuf hocasıydı. Bir araya geldik.
Tabii Kelebazi'de, Risalei Kuşeyni'de, Risale Eserlerde El Ruma bunlarda tasavvufi terimler görülüyor, okunuyor, tasavvufun tarifi yapılıyor. Tabii bildiğimizden değil ama duyduğumuza göre bir ilave de olun Allah'ımızın izniyle. Tasavvuf, yaptığımız her şeyi aklımız başımızda olarak yapmaktırdır. Yaptığımız her şeyi aklımız başımızda olarak yapmaktır. İşte bunu bir düşünebilsek işler yoluna gidecek. Akıllı olarak yapabilmek bir şey. Çünkü akıl delillerle yürürken, eğer ilahi bir akıl olacak olursa, bunun ötesi de insana nasip olunacak, baş olunacak büyük bir imtihanatır. O da ödül Elbab'tır. Akıl. Şimdi akıl delillerine yürüyoruz. Böyle gurur usulleri vardır. Tahminim. Bu delillerin yanında öbür elbap tabiri kalbe hitap eder, böbüre hitap eder. Bir diğeri beyine hitap ederken, o ise öbür elbap, kalb ile alakalıdır, gönülle alakalıdır.
Nur Gazali Rahmetullahi İlbali Hazretleri bunu şu şekilde izah eder. İlmin yollarını anlatırken birisi de keşiflerdir. Bakın, kaşif deniyor ya, aslında bunların, o yabancıların keşif diye hiçbir şeyi yok. Eğer araştırılacak olursa onlar keşfetmiyor. Keşfeden hep İslam alimleriedir. Tıpta da önüne, vesail hallerde de önüne. Şimdi fırsat bulsam zaman olsa bunu göstermeye gayret ederim. Nasıl bir keşif yapıldığını, şimdi Muhyiddin Arabi hazretlerinin çeştiği. Şimdi kuantum fiziği deniyor ya, bunu bilelim veya bilmeyelim. Bu bir anda eşyanın yok olup sonra var olması. Bir derviş bunu yaşıyor aslında. Fenafillah ve Vefabillah bunun en güzel ifadesidir. Ah şöyle bir düşünebilsek, şu akıl mekanizmasını ulü'l elbab olarak beynimizi gönlümüzle bir birleştirsek, şu aklımızı biz esaretten kurtarıp da hürriyete kavuşabilsek, akıl nefsin esiri olmayacak olursa o zaman işin farkına varırız.
Bunu incelediğimiz zaman göreceğiz. Bak, biz esaretten anca aklımızı nefsin elinden kurtardığımız zaman, sonra Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri ne yapmıştır? Hücre. Hücrenin yenilenmesi, altmış senelik ömür içerisinde, altmış senelik ömür içerisinde insan üç defa bölüm diriliyor. Ayet Celle'nin son bölümüne gelecek olursa, Kıyamet suresinde Rabbi Zülcelal'niz bize bu hakikati gösteriyor Sami. Öldür, öldükten sonra diriltmeye Cenabı Hak kadir diye. İnsan aslında madde olarak da hücreler yenilenmek suretiyle ölüp diriliyor. Ah kuzum mübarek yola gönlümüzü tam versek, kalbimizi tam versek, beynimizi tam versek bunların hepsini çözeceğiz Rabbi Zülcelal'imizin izniyle. Aldığımız o efradı böyle sündalyelerin üzerinde ve gelişigüzel değil de, Rabbimizin bizi müşahede ettiğini bilerek yapsa, o zaman işin farkına varacağız biz. Söz, sözü getirir.
Burada insanın kainatla, insanın kainatla özdeşleştiği hususunda malumatlar var. Muhyiddin Arabi Hazretleri keşif yoluyla evrenin canlı ve dinamik olduğunu söylemekle kalmaz. Günümüzde kuantum ile ortaya konmuş olan evrende her an bir yok oluş ve yeniden varoluşun süreksizlik olduğunu da belirtmiş. Ona göre alem her an değişmekte. Allah da ona daima tecelli etmektedir. Bir tecelli de alem yok olmakta, ikinci tecelli ile birlikte tekrar var olmaktadır, desayiler. Ayeti cemilesiyle inanç bakımından ölü iken kendisine hayat bahşettiğimiz karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkmayacak durumda kimse gibi olur mu? Yani kalbini, Allah korusun küfürle, nifakla, isyanla, masiva ile öldüren kimsenin tekrar imanla hayata kavuşmasını ifade eden ayeti celiledir, Enam suretine yüz yirmi ikinci ayet içinde. Her an varlık mikro seviyede yok olmakta ve aynı anda var olmaktadır.
Ancak bu olay o kadar hızlı gerçekleşmektedir ki onu ancak hala de görebilir. Şimdi mesela şurada bir bardak diyeceğim. O bardak biz göremiyoruz bunu. Çok süratli bir şekilde değişiyor. Yok oluyor. Allah'ımızın Celle Celalü, kıl, ol, hemdiyle tekrar Böldükten sonra dirilme hususunda Cenabı hak sizi ilk anda ölüyken nasıl diriltmişse, tekrar tekrar sizi hayata kavuşturmaması mümkün müdür? İlk evvela sizi yoktan var eden Mevla tekrar delirtmeye kadir değil midir? Birbirinden farklı bilim, bilim dalları arasında ne kadar fazla münasebet kurabilirsek istikbale ışık tutarız. Mevla anamız buyuruyor ki, Allah dostlarıyla oturup bir saat sohbet etmek bin yıl fiyasız ibadetten üstündür. İmam Rabbani de demiştir ki şeyhleri övünmek için dünya kadar kitap yazsam denizlerindeki bir damla kadar bir iş yapmış olamam.
Mevlana Mesnevi'sinde bir şeyin en küçük parçası, abdestallah ve sıra, manasını genel zerre kelimesini kullanarak Esali Elbili Hazretleri de bunu ifade etmiştir. Zerre bile olmayan esat demiştir. Bunu boşuna dememiştir. Henüz yakın zamanda keşfedilen atom hareketi, yapısı ve atomun patlamasına gönderme yapmaktadır. Burada da verlananın bir zerrenin, atomun içindeki güneşin atom çekirdeğinin patlaması halinde her tarafın yerle bir olacağına değinmesi de bu çekirdeği de kuzu postuna bürünmüş aslan olarak aslan olarak nitelenmesi son derece ilginçtir. Zira yakın tarihimizde yaşadığımız Hiroşima, dersin bunun acı ama somut bir örneğidir.
Mevlana bu gazelinde insan vücudunda sayısız miktarda hücre bulunduğunu ve bunların sessiz gibi dulsalarla iyi bakıldığında canlı olduklarının anlaşılacağını söylüyor ve yine bilim dünyasılarından yeni keşfedilen hücrelerinin ölüp tekrar yenilendiğine vurgu yapıyor. Bedenin her zerresinden bir feryat koy, bir iniltil işi, sen büyük bir şehirsin. Hayır bir değil, binlerce şehirsin. İnlerce hücreden meydana gelmişsin. Gizemli bir bilim adamı hüviyetinde algılamak mümkündür. Gizemli bir bilim adamı hüviyetinde algılamak mümkündür. Bundan dolayı başta mesnevi olmak üzere eserlerini her kesimden, her meslek grubundan her yaştan insanın okuyup incelemesi mutlak olarak kendisinin bilim dünyasının ve dolayısıyla da insanlığın faydası olacaktır. Neler insanlığın faydası olacaktır? Neden? Şimdi ilim neden hasıl olur? İlmin, ilmin hasıl olması Allah'ımızın Celle Celalü, el-Alim sıfatındandır.
İlim, Allah'ımızın el-Alim sıfatından damlar. Onun için bizde ilim nedir? Bizde ilim hikmettir. Ama bunlarda ilim nedir? Kuvvettir. Şimdi biz Ubrina'yı da görüyoruz. Bir hoşuna yani misal vermeye gerek yok. Onun yanında biz Filistin'de görüyoruz. Oradaki kendilerindeki gücü nasıl olarak nasıl kullanıyor? Kuvvet olarak kullanıyor. Ne yapıyor? O masum insanları, yerine göre hangi dinden olursa olsun zulmü Cenabı Hak haram kılmıştır. Bisikletiyle giden, yolda yürüyen, suçsuz kimseyi güçlüyüm diyerek kendisine göre bilgisine dayanarak meydana getirmiş olduğu savunmayla, savunma silahlarıyla vurması nedir? İlmi kuvvet olarak kullanmasından dolayı. Ama bizde ne var? İslam'da ne var? Bir ilmin hikmet olarak kullanılması vardır. Çünkü bilim El-A'nın sıfatından zuhur eder.
Astronomi fizik, psikoloji, sosyoloji verdin ile ilgili pek çok bilimsel çalışmayı yapan büyük İslam alimlerinden her durumda İbrahim Hakkı Hazretleri, Batı dünyasında da tanınan büyük eseri marifetnamenin ilk bölümleri dini bir açıklamadan sonra evren ve eşyanın oluşumundan, dünyanın yuvarlaklığından, güneş ve hay tutulmalarından bahseder. Şimdi bu bitmeyecek. Daldığım için çıkamadım. Mesela dünyanın öyle yuvarlak şekilde değil de gevel yumurtası gibi oluşunu biz nerede görürüz? Naziat suresinde görürüz. Şimdi kitabın diğer bölümlerinde ise aritmetik, geometri, astronomi, astroloji, coğrafya, ruh bilim, eğitim, mahalle çağına göre çok ileri bir anlayışla yer alır. İbrahim Hatta Hazretleri okuyup yazmanın önemi üzerinde durur ve kocanın eşine olan görevlerini sayarken biri de eşine okumayı yazmayı öğretmektir de. Eğitimin yüksek gücüne inanırdı.
Marifetname aydınlanma şuuruyla yazılmış, Anadolu'yu aydınlatma çabası içinde olan bir diğer bilgi dağılacağı bir ansiklopedidir. İbrahim Hakkı Hazretleri hocası İsmail Hakiybullah'ın vefatı üzerine o yapmış olduğu pencereyi artık bilirsiniz, yirmi bir Mart ve yirmi üç Eylül kalenin arkasındaki vadiden yükselen güneş bu duvara çarpmaktadır. Işık sadece duvardaki pencereden geçmektedir. İlerideki tepeden kırılan ışık türbenin penceresinden girerek İsmail Fakirullah Hazretlerinin mezarının başını aydınlatmaktadır. Bilim alemde var olan şeylere ait olan bilgidir ama ama ilim sahipsiz bir bilgi değildir. Bilim sahibi Allah olan bir bilgidir ve biz ilimden konuşurken sahibi Rabbi Zülcelal'imiz olan bir şeyden konuşuyoruz. Çünkü Allah El-Alîm'dir. Yani bitkinin sahibidir. En alimden bilgi akar. Alimler bu bilgiyi toprak toplarlar.
Varlıkta alemde var eden ne varsa, bir varlıkta alemde var eden ne varsa bu var edenin de görünmesi gerekir. İşte bu itibar kurulmazsa bilim değil, veli, data ya da malumat olur. İlim bu balı kurmaktır, alim de bu balı Kuran insandır. İlim, El Alim olan Allah'a, celrici yani, yapılan bir atıftır. Sen yarattın, ben buldum Allah'ım. Kainat da bunun için alem denilmiştir. Kainata El Alim'in alemi, onun sahibi o. İlgi bizim için hikmettir, onlar için kuvvettir. Ruhumu kudret elinde tutan zatür Zülcelale yemin olsun ki vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kişiye kamçısının ucundaki meşin ayakkabısının balık konuşmadıkça kendisinden sonra ehlinin ne yapacağını haber vermedikçe kıyamet kopmaz. Bugün, ismini demek istemiyorum, yabancı ülkelerde ayakkabı yine gelecek tehlikeleri sizinleyecek aletler yapmışlardır.