Haberde vari dolmuştur ki, Nuh Aleyhisselam oğluna demiştir ki: oğulcuğum sana iki şeyi emrediyorum, iki şeyden de nehyediyorum. Bunlar bizim peygamberlerimiz, hatta Nuh Peygamberimiz için ikinci atamız tabirini de kullanırlar. Onun evlatlarına olan tavsiyesi bütün ümmet-i Muhammed'e bir tavsiyedir. Çünkü bir peygamber o, devamlı Cebrail Aleyhisselam ile alakalılar. O da Rabbi Zülcelal'imizden emir getiriyor. Nuh Aleyhisselam oğluna buyuruyor ki İki şeyi sana emrediyorum. Birincisi, La ilahe illallah vahtehu la şerike le demeyi sana emrederim. Çünkü semavat ve arif bir kefeye, la ilahe illallah da bir kefeye konuşsa muhakkak ki la ilahe illallah ağır basar. Zaten evradımız, ezkarımız var. Bir kısım insanlarımız da kendilerine adet edindiği dualar var. Bu dualarda Sami Efendi Hazretleri, kalpte Sallallahuüs sırra Dualar ve Zikirler kitabında bize yol göstermiştir.
Bunun dışına çıkabiliriz ama asıl hedefimiz Dualar ve Zikirler kitabı olsun, yapacağımız görevlerimizde. Zaten insan vazifesini yaptıktan sonra duramaz ki. Ya Allah deriz Celle Celalühü, ya tevhid okuruz, ya salatü selam getiririz, meşgul oluruz bir dualarla, zikirlerle hoş geçmez. İkincisi sana Sübhanallahi ve bihamdi demeyi emrederim. Çünkü bu melaikenin duası mahlukatın da duasıdır ve mahlukat onunla mersup kalındırlar. Biz bununla ne yaparız? Hem maddi hem manevi nimete mazhar oluruz. Bir de seni şu iki şeyden men ederim buyuruyor Nuh Aleyhisselam. Kuran-ı Azimüşşan'da hususi Nuh Suresi var. Bunun yanında Kamer Suresi'nde işlenir, Araf Suresi'nde geçer, Hud Suresi'nde geçer, diğer surelerde değişik tarzda Cenabı Hak ifade buyuruyor. Allah'ımız öyle bir azim Mevla'mız var ki Kitabı Kerim'in de her şeyi en güzel şekilde yerleştirmiş. Ondan insan doyamıyor.
Böyle okudukça okuyası geliyor, ayrılamıyor. Çünkü bir güzellik var, bir tatlılık var. Kelam, Rabbi Zülcelal'imizin kelamı. Birinci olarak yasakladı, seni hiçbir surette Allah'a bir şeyi şerik tutmaktan nehy ederim. Hiçbir şeyi ona ortak tutma. Yediğimiz, içtiğimizde helali emrediyor, Haram yere ona şerik koşma. İkinci bir yanlış fikret, dava. Diyelim ki ticaretimizde helal yolu gösteriyor. Ne aldanacağız, ne aldatacağız. Helal ticareti kendimize hedef kabul edeceğiz. Haram olan yollara gidip de yanlış bir fikre dalmayacağız. Her hususta emri ilahiyi gözetmek. Gerçekten çok az bir kelamla çok büyük manalar ifade ediyorlar. Buyuruyor ki hiçbir surette Allah'a bir şeyi şerik tutmaktan nehyederim. Hayatıyım her anı emri ilahi olsun demek istiyor, her an.
İnsanlarla konuşurken de doğru konuşmak, güzel gönüllerini alarak, ihtiyaçlarını sorarak, memnun edecek şekilde, anne ve babasıyla kişinin ona, onlara iltifatla konuşması, yavrularına olan tavırları, her hususta emri ilahiyi gözetmek. Çünkü kitabı kerimimiz hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Şunu bilesin ki kim Allah'a bir şeyi ortak tutarsa Allah onu ona cenneti haram kılar. İkinci olarak da seni kibirden de nehy ederim. Bunu büyüklerimiz buyuruyorlar ki şirke yakın günah diyorlar. Kibir, çok kötü bir sıfat. Bir Ersin ki hiçbir kimse kalbinde hardal tanesi kadar, bir buğday tanesi kadar kibir bulunduğu halde cennete giremez. İlla bu buğday olarak ifade edilmez. Bununla söylenmem istenen aman ha kalbinizde kibir diye bir hal kalmasın. Şimdi burada çok güzel hasletler anlatılacak. Bunun yanında çirkin olan tavırlar da bizim bu hususlarda hareketimiz ne olacak?
Bizim hareketimiz aldığımız evrak ve ezkarda yoğunlaşacağız. Rabıtaamızda son derece dikkat edeceğiz ve faydalanacağız. Bu böyle olur. Ali Kerem Allahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor, Kim ki insanlara ilmi olmadığı bir halde, ilmi bir çalışması yok, malumat da yok. Böyle olduğu halde fetva verirse arz-u sema ona lanet eder. Her şey Levh-i Mahfuz'da yazılı olduktan sonra nasıl olur da herhangi bir şey Cenabı hakk'ın ilminden gizli kalabilir, mümkün değil. Her şey onun ilmi tahtındadır. Her şeyimizi görüyor, her şeyimizi biliyor, konuştuklarımızı gişetiyor. Öyle ki gizlinin gizlisini biliyor. Ben buyuruyor Davud Aleyhisselam'a insanın sadrındayım. İnsanın sadrının içinde kalbindeyim. Kalbinin içinde fü'at, buyruluyor, gönlündeyim. Daha da derinliklerdeyim. Bu her şeyinizden haberdarım değil mi? Böyle bir Rabbimiz.
Bunu gönlümüze güzelce yerleştirirsek bu bizim hareket tarzımızı tespit eder, ayarlar. Deriz ki görenimiz, bilenimiz her şeyi en ince teferruatıyla bilen rabbımız deriz. Ayeti kerimede murakabe tarikına işaret, her an kendine dikkat etmeye, evkatını muhafazaya teşvik vardır. Biz burada sabah namazını kıldık. Kuran-ı Kerim'de zammı sure olarak ne okundu? O ifade edilen hususlara anlatıldı. Cenabı hak, siz iki kişiyseniz üçüncüsü benim buyuruyor. Siz üç kişiyseniz dördüncüsü benim. Bize namaz okunan ayetler çok büyük bir nasihat. Allah'ın her an her haline muttali olduğunu, muttali bildiğini yakinen bilen, evkatına, vakitlerine riayet eden bir kimse kendi içindeki tefrikadan kurtulur ve doğru yolu tutar, hiçbir zaman kötülük yapamaz. Bir beşer olarak içlerimizde sıkıntılar olabilir, Böyle bir daralmaz olur, bunalmaz olur. Bu daralmayla etrafımıza da yanlış muamelede bulunuruz.
Bunun sebebi diyor, Cenabı hakk'ın sizi gördüğünü, bildiğini, duyduğunu tefekkür edemeyişinizden. Eğer bunu bilirseniz nerede olursam olayım Cenabı hak benimle beraber derseniz içinizde sıkıntı diye bir şey kalmaz. Murakabe ile değerlendirmediğin zamanın fert olmasını, böyle murakabe gözetleme manasına, Cenabı hak gözetliyor. Açmak mümkün değil. Bir ara burada oldu, böyle murakabe derslerinde de nasıl vurduysa böyle rengi de attı, kendinden de geçti. Sonra dedi ki ben çok korkuyorum dedi. Cenabı hakk'ın bizi gördüğü düşüncesi bende hasıl oldu dedi. Zaten her an görüyor biliyor. Onun her an gördüğü bildiği onda belirince kendinden geçmiş. Diyor ki hiçbir şey gizli değil diyor. Bu şunu gösteriyor bize, biz bunu nazari olarak biliyoruz. Görüyor, biliyor deriz ama bunu yaşayan kimse haline son derece dikkati verir. İstenen de bu zaten. Kabuğu delelim, meyveye erelim diyoruz ya bu işte.
Dışta kalmayalım, işin içine nüfuz edebilelim. Bunu bir dert edinirse Allah'ın izniyle kurtuluşa vesile olur. Diyoruz ya, Receb-i Şerif Allah'ın ayı. Bu ayın bizde tesiri nedir? Bak bitiyor. Ne biteceği daha dördüncü gün, dört, beş derken Allah Celle Celalühü ömür verirse başladı mı bitiyor. Bizde bir iz bıraksın da öyle bitirelim. Bizi bir değiştirsin. Allah'ın ayı ne demek? Cenabı hakk'ın emri bizde tamamen gerlesin, ona sımsıkı kusur olalım. Bu. Eğer siz diyor, murakebe ile değerlendirmediğiniz zamanın geçmesinden, bu esnada işlediğiniz hatalara pişman olmuyorsanız bu kalbin ölümünün işaretindendir diyor. Bu duyguyu diyor eğer kaybediyorsanız. Bunun için diyorlar ki işinize gücünüze mani değil. Her yaptığınız işte Allah'ım beni görüyor derseniz kurtulursunuz. Zeliha Validemizin Yusuf Peygamberimizi kendine bir daveti var.
Bu anda Yusuf Aleyhisselam baktı ki putunun üstünü Zeliha annemiz örtmüş. Bu nedir? Dedi. Putun dedi yapacağım yanlışlığı görmesin diye örttüm dedi. Sen böyle dersen, Halık'ım, Mevla'yı Zülcelal bizi görmüyor mu zelle ehad edin? Ben nasıl kötü bir fiil işleyebilirim? Zararını, faydasını hissetmeyen kalbi diyor, ölmüş kimsedir. Yaptığım iş bana faydalı mı, zararlı mı bunu tefekkür etmiyorsanız, mesela konuşuyoruz konuştuğum her bir kelime emri ilahiye uygun mu, değil mi, bu mizana konacak şekilde mi, hasene tarafına konabilir mi diye düşünmek. Tasavvufun tarifini İ'la-üs Sünne diye, İ'la-üs Sünen kıymetli bir eserde şu şekilde tarif etmiş. Marifetün nefsi maleh ve maliyye. Biz bunu fıkhın tarifi olarak okurduk. Tasavvufun tarifini de böyle yapmış. Kişinin faydasına ve zararına olan ne ise onu bilmesi gerekir. Bu kısa bir cümle ama manası çok yüksek.
Doğumumuzdan ölümümüze kadar hiç elimizden bırakmayacağımız bir ölçüdür bu. Gaflet ve nisyandan dolayı her masiyet işledikçe nedamet edilip Cenabı hak zikrolursa o kişi dünyada ve ahirette salim olur, tehlikelerden kurtulur, buyruluyor. Hikaye olunur ki bir veli Allah dostlarından bir dostu görmek ister. Ona derler ki plan kasabaya git, orada bir Allah dostu vardır. O kimse oraya gider zikrullah ile meşgul birini yanında bir arslanla beraber bulur. O kimse zikrullah'tan bir an gaflet ettiği vakit arslan onun azasından bir miktar et parçası koparır. Yanına yaklaşır ve sorar, bu ne haldir? O kimse cevap verir. Dünyada muradım Allah'ı zikirden gafil olmamaktır. Gaflete düştüğüm vakit bana dünya köpeklerinden bir tanesi musallat olur.
Benim bu mülazemet edişim, benim buna dikkat edişim gafletlerimden dolayı ahirette Allah'ın bana ahiret köpeklerinden bir tanesini musallat etmesinden korktuğumdandır. Ona bu köpek musallat oluyor. Bize ne oluyor? Bizim de ruhumuzdan parçalar koparıyor. Biz gaflete düştükçe o zaman da mel'un bizim ruhumuza büyük zararlar açıyor. Muhakkak ki dünya sıkıntısı ahiret azabından çok daha ehvendir. Bu sebeple kulun ibadet ve taatten ve hiçbir an zikrullah'tan gaflet etmemesi lazımdır. O zaman hatırımıza şu geliyor. Zikrullah'tan gafil olmayacaksa elimizden tespih düşmeyecek mi? Hep böyle düşünüyoruz. Bu böyle değil. Yaptığımız her tavrı emri ilahi doğrultusunda yapsa buna İmamı Rabbani Hazretleri, haddesallahu anh sırra zikr-u daim buyuruyor. Diyelim şimdi evimize varacağız. Evimize varırken kişinin evine selamla girmesi ve hanımının, çocuklarının, hal ve hatırını sorması zikridaindir.
Yemeğe beraber oturulmuş, böyle sevgiyle, muhabbetle, iltifatla oturmamız nedir? Bir zikirdir. İşimize geliyoruz. İşimizde helal rızık talebi olsa zikirdir. Muhakkak ki dünya sıkıntısı ahiret azabının yanında hiç mesafesindedir. Bu sebeple kulun ibadet ve taatten ve hiçbir zaman Zikrullah'tan gaflet etmemesi lazımdır. Eğer kendi kendine bundan hadisse kendi dışındaki bir muharrikten, bir uyarıcıdan yardım ister. Bu uyarıcı elbette Kitabı Kerim ve Sünneti Muhammediyyedir ve Hadis-i Muhammediyyedir. Ehlullahın, ulema-i kiramın ve meşay-i izamın tavsiyeleridir. Hatırımızda kalır, onların bize özel olarak da tavsiyeleri olur, dikkat ederiz. Uyku fazla olursa nefsi tembelleşir. Sohbetin şartı da kendi fevkındaki bir kimse ile yapılmasıdır. Sohbeti diyor aynı düzeyde olacak olursa şimdi mutmainne sıfatında olanımız müstesna.
Eğer bu sıfat yoksa kendimizden yüksek olanlarla görüşmemiz icap eder. Evet, konuşuruz, görüşürüz. İnsan şu cemiyetten de kopuk bir vaziyette olmaz. İşte biz kendi akranımızdan manevi dostlarımızın dışındakilerle görüşmeyeceğiz diye bir ifadede bulunamaz. Hepsi Allah'ımızın kuludur ama asıl bizim konuşacağımız, görüşeceğimiz kendimizden üstün olan kimseler. İlim olarak da üstün, irfan olarak da üstün olanlar. Saib bin Cübeyr'den rivayet olunduğuna göre Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme Allah'ın velilerinin vasfından soruldu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem görüldükleri zaman Allah'ın hatırlandığı kimselerdir buyurdu. Yani simalarındaki alamet-i farika ile nuraniyetleriyle ve sekinetleri ile belli olur. Yüzündeki nur ile belli olur. Bunun yanında bir de ağırlığı olur. Yerine göre latifesi olur ama latif olur. Öyle lava kaçmaz, boş, hareketlerde bulunmaz.
Bir ağırlığı vardır, konuşuruz, görüşürüz ama manevi bir heybeti olur. O kalbimizin Rabbımızla münasebetinden ileri gelir. O vakarhane Rabbımızla olan münasebetimizden hasıl olur. Oturmuş evradında, ezkarında gerçekten faydalanıyor. Hat be kat manevi olarak gelişmeler hasıl olursa bir ağırlık hasıl durumda. Esrairi billah simahum fiu cuhim onların alametleri yüz üzerindedir beyanı da bunu ifade eder. Bazı büyükler demişlerdir ki velilerin alameti onların bütün arzularının ancak Allah ile beraber olmak bulunduğunun görülmesi. Onların bütün isteklerinin ancak Mevla ile beraber olmak bulunduğun görülmesidir. Meşguliyetlerinin Allah ile olması, firarlarının ancak Allah'a olması, envar-ı ilahiye onları kuşatmış, kendi kendilerinden bile habersiz hale gelmişlerdir. Bu yaşanan bir husus, bunu beyan edemeyiz biz. Bu nurun içerisine dalmış ol. Allah'tan gayrı kimse ile kararları yoktur.
Onlar birbirlerine ancak Allah için muhabbet eden kimselerdir. Ruhyet-i İlahiye hakkında varid olduğu vechile Allahu Teala müminlere tecelli ettikten sonra bundan başka nail olmayı arzuladığınız bir şey var mıdır? Buyurur. Önümüzde öyle bir nimet var ki böyle bir nimet tarif edilemez. Allah'ımızın cemalini söylüyor. Efendimiz, yukarı mahallemizde daha yeni de herhalde tezevvüc, evlilik hasıl olmuş. Dedem Rahmetullahali yaylalarda bulunuyor. Bir ara o mahalle inmiş, Efendimizin bulunduğu yere gelmiş. Efendimizin dedemden hiç haberi yok. Şöyle omuz kısmına doğru yaklaşmış, okuduğu kitaba bakmış, hala Hacı Hasan efendimizin babasından haberi yok. Bakmış ki okuduğu yer cennetin nimetleri, cennette yemeler, içmeler, huriler, bunlar cennetin maddi olan yönleridir. Bir de cennetul maarif kısmı var. Üstadımız o cennetul maarif, manevi nimetler.
Rabbimizin cemali de cennetul müşahede, cennette değil, cennetul müşahede de. Çünkü onun için bir mekan tahsisi olmaz. İşte cennetten denmez. Cennetü'l müşahede orayı okuyor, Allah'ımızın cemalinin nasıl görüleceğini. Sonra diyor ki evladım, şöyle bahçelere çıksan, bir ağacın altını sulasalar, süpürseler, oraya bir örtü serilse, orada kitabını okusan serin serin bir havadır. Öyle bir havanın içerisine girmiş ki o hava ona hiç mesafesinde görünüyor. Sonra hayvanların yemlerinin verildiği mekana otururmuş ara ara. Orada gizli bir yer, Cenabı Hakk'ı ara ara zikrettikleri bir mekan. O taşlar da biraz yapı olarak acayip görünür. Böyle üzeri o taşların paslı gibi olur. Onlar gümüş kaplı gibi görünüyor buyururdu. İşte anlattığımız hususların örneği böyle işte. O ilahi nimetlerin yanında bu nimetler iç mesafesinde kalır, dedi. Onların kararları Mevla iledir, meşguliyetleri Mevla iledir.
Ondan başka bir endişeleri yok. Bize de bu halleriyle örnek olmuş oluyorlar. Allah'ımız soruyor ilahi tecelliden sonra başka bir arzunuz var mı, arzunuz var mı? Onlar da ey Rabbimiz, bundan sonra neyi arzulayabiliriz ki? Cenabı hak Celle Celalühü bundan sonra arzulayacağınız şey sizden rızamın devamıdır. Bundan sonra size hiçbir surette darılmayacağım.