Nefsin yedi kötü sıfatı vardır. Bu okuduğum müsabakelerde Esabı Yevbili Hazretleri'nin Hadis Sallallahü Sırrı metbatinde geçer. Ucu, kendini beğenme, kibir, riya, gaza, haset, mal sevgisi ve makam sevgisi. Cehennemin de yedi kapısı vardır. Kim nefsini bu yedi kötü sıfattan temizlerse cehennemin bu yedi kapısı buna kapanır ve cennete girer. Üç şey kalbin kötülüğünün alametidir. Bir. Allah'a itaatten kalp almamak. İki. Günaha düşmekten korkmamak. Üç. Başkasının ölümünden ibret almayıp aksine her gün dünyaya daha çok bağlanmayın. İbadet ve taatten zevk almamayı, Eshadiyebihi hazretlerinin sıraladığı üç hususu biz üstadımızın şiirlerinde çok güzel bir şekilde görüyoruz. Unutulmaması için bunu şiir halinde beyan buyurmuşlar. Şeriatsız tahrik olmaz. Cahil sofu dini bilmez. Belki camide gelmez. Bu kavimden kaçmak lazım. Tekseri cahil toplanır, varır ilmeğe saplanır. Yumurta usansan kurtlanır.
Cahillerden kaçmak lazım. Böyle olur kerametten azan, şeriat elde bir mizan, aldatır sen de keramet kazan, her şahsı bir tartmak lazım. Burada üç şey, destere zarar diyor efendimiz tat almamanın, lezzet duymamanın sebeplerinden birisini şeriata uygun hareket etmemek. Şeriat nedir? Dinimizin itikat, inanç, ibadet, ahlak, muamelat günlerdir. İkinci olarak gafille sohbet. Aman bu işten ilk nefret. Sana lazım özüm, uzlet, Halvete çekilmek lazım. Üçüncü dünyayı sevmek, kalbine sevgisini koymak, daima lafını demek bu sözlerden hazzet lazım. Dört şey şakavet alametidir. Ağlamayan, öz. Hasbetli ürpermeyen kalp. Üç, emer, uzun endişeler buyurmuşlar. Allahu Teala, nefsini bilen Rabbini bilir. Esadi El birliği Hazretleri'nin, Kaddesullahusır'a, Mektubat'ında. Gerçekten nefsin hile ve aldatmacalarının sonu yoktur. İbadet ve taat yolunda insanı avlaması mümkündür.
Allahutaala hazretleri hepimizi bundan korusun. Fakir kardeşiniz de nefsin kendisinden korkuyorum. Nefsimi asla temize çıkaramam diyor, sahibimle. Nefsi, dua talep edilmek, birçokları tarafından intisab edilmek ne kadar tehlikelidir. Bunların zerre kadar küçük bir parçasını kendime mal edersem helak olacağım şüphesizdir. Lakin hayatımın her bir nefesimin kendimin olmadığını, bütün söz ve davranışlarının Allah'tan bir emanet olduğunu devamlı kendisine anlatmaktan gafil bulunmuyor. Mevlana muvaffak eylesin, amin. Belki bazı burada kelamları anlamayabiliriz. Diğer bir, kardeşimizle bir araya gelerek, şuraya bir mütalaa edelim deyip derin delil düşünmemiz gerekiyor. Bu da adap risalesinden. Tabii ki ilahide süluku devam ettiği müddetçe nefsine mualalet etmesi lazımdır. Burada şunu anlıyoruz.
Hiçbir zaman gaflete düşmemeyi, Esad yek bin hazretlerinin kalpte Kaddafi baktığımız zaman hiçbir zaman gaflete düşmemeyi ifade buyuruyor. Her zaman uyanık olun. Çünkü iki yanınızda bulunan nefis var. Sizi her zaman takip eden şeytan var ve diğer olumsuzluklar mevcut. Buna karşı devamlı zikrullah ile, rabıta ile silahlı olun, buydu. Kemal makamına iliştikten sonra nefsi artık ona ancak hayrı emreder. Allah'ın sevdiğini sever, sevmediğini sevmez. Bu makama geldikten sonra nefsine muvafakat etmesi caizdir. Artık nefis ıslah olmuş. Mutmain ve sıfatını nail olmuş. Belki bazı yerlerde vacip olur Şeyh Abdulkadir El-Cili ve Şeyh Ahmed El-Rufai Hudse sirruhuna bunu açıkça söylemiş fakat Cüneyd Bağdadi kudse ruhu ve ashabı reddedip kişi sadece ricalullah'ın vasıl olabileceği makama vasıl olsa bile yetsine muhalefete bilmesinin vacip olduğunu beyan etmişlerdir.
Burada Efendimiz Hazretleri ricayullah'ın vasıl olabileceği makam diyor ki burada çok büyük bir inceliğe işaret ediyor. O da şu. İmrat ve ezkarlarını çekerler, çekmez değiller. Çekerler fakat vurulda çok dikkat ederler. Devletlerini yapmakla beraber ölülerine inen nur. Artık hal ıslah ve inkişaf olunca o kalbe nur bakmaya başlıyor. Buna dikkat ederek hallerinde bambaşka güzellikler olur, bunu yaşamlar. Bizim yaşayamayız sebebimiz şükretimiz. Dedim buyuruyor ya İlben bize lazım. Gıydat etmenin gözün, ağarsın iki yüzün, siyah yüzü sevmesin. Çünkü onun beşer olması ve her zaman tehlikelere maruz olunması cihetiyle nefsine muhalefet etmesi gerekir. Dediler ya beşe şaşır. Beşer olduğumuz için diyor, işte nefsimiz bizim olgunlaştık, şöyle güzel hallere geldik demeyin aman ki perde olunur diyor. Bunu bir abd kamil müteemmül etse ki istediklerini yemek onu Rabbiyle meşguliyetten alıkoyar mı?
Hangi makama varılırsa varırsın, nefsinin emrine muhalefet etmek mecburiyetinde muaf olanlar ancak masumlardır, peygamberlerdir. Yani Cenabı hakk'ın hususi olarak ismette kıldığı kimselerdeki onlar müstesnadır. Bu kadarını anla, kitap ve sünnetle tekyit edilen hakikat de budur. Cenabı Hak Teala Rabbinin makamından korkan, nefsini heva ve hevesten alıkoyan kimseye gelince işte cennet muhakkak onun vereceği yerin ta kendisidir. Ve insanlardan bir kimseyi bundan istisna etmemiştir. Şeyhülislam, zekavül münfericede ulema nefse bu hale de ibadetin başıdır buyurmuşlardır, der. Şeyhi, Abdulkadir Geylani, Kaddesallahu sırra, ibadetlerin efdali, nefis ve hevaya muhalefe ve devamlı surette masiadan, masiva olması gerekir, yüz çevirerek masia da olur. Masiyetten, günahtan, isyandan yüz çevirerek Allah'a tevekkültür, yönelmektir buyurur.
İz aleme dinliyoruz da öyle bir celal ediyorlar ki o pil cümleleri altında deryalar yatıyor. Buyuruyor ki müellif hazretleri Cenabı Hakk'a yönelmektir. Diyeceksiniz ki biz yönelmiyor muyuz? Şöyle düşünürüz. Evet. Namazda yöneliyoruz. Fiziki olarak bedeniniz yöneliyoruz. Kalbimiz de yönelecek. Mesela yönelmiyor muyuz? Evimize vardığımızda evimizde, ailemizle İslam ülküleri içerisinde yaşamımızı temin etmek Rabbimize dönüştü mi? Herkesin evladı var. Akrabası var. Komşusu var. Onları da yine şer'i esaslara uygun bir şekilde hareket etmek Cenabı Hakk'a dönüştür. Ticaretimizde de öyle. Karşılaştığımız kimselerde muallmeleremizde hep rakumuza uygun bir hareketi ortaya koyarsak bu rakumuza dönüştür. İbadetlerin heptali, henüz beyanı buyurmuş. Nefisle hevaya muhalet ve devamlı surette isyandan yüz çevirerek Allah'a tevekkültür buyuruyor Celle Celal.
Kendi bulunduğun makamı bilsin veya bilmesin, maşukunun çeperini görünceye kadar şeyhi süluküne devam etmektir. İstanbul'da Muhammed Said Hazretlerinin bulunduğu mescitte onun avlusuna çıkıldı. Askeriyeden mübarek etti zat. Demek ki olmuş. Bize bazı hususlar anlattı. Ama ünlü de yaşıyor, öyle güzel tavır ve hareketleri var ki, tekstil etti. Dedi ki Mecnun, Leyla'nın şadırına varıncaya kadar durup dinlenmedi. Vardıktan sonra da ruhen seyir başladı. Demek istiyor ki siz Cenabıhakk'a vasıl oluncaya kadar durmayın. Gayret gösterin, çaba gösterin. Ondan sonra, Meylülur, Leyla'nın çadırına varınca istirahata çekinmiyor. Burada şuna dikkat çekiliyor. Çok önemli. Çok önemli. Ruhun seyri başlıyor. Cenabı Hak'ta uslar ruhun seyriyle devam eder. Bu nefisle varacağımız, ancak karıncanın yürüyüşü gibi. Ruhun kemaliyle bu elde edilir demek istiyor. Sonra ne oldu bu zat?
Bak az bir nefsimize meyille halimiz değişti. Bunların devamını buyuruyor üstazarımız, uyanık onun yeter kurulu. Fakat insanların pek çoğu bu inceliği arifin makamını bilmezler ve kendilerine garip gelir. Şovu defada arif bir zata talebler bile olamayacak kimselerin zahirde çok ibadet yaptığına ve mücaahedelerine aldanarak o ariften üstün bilirler. Aslına bakılırsa hiçbirisi bir arifin yaptığını yapamaz. Mesela şahit olduklarımız da var. Bir kimseyi rencide de etmek için burada görüşmüyoruz, bir hakikati ortaya koymamız lazım. İşte bu kimseye üstün görünürler ama demin bir amcam var ki o daha çok ibadet ediyor. Zahiri bakışlarda böyle olur olur. Siz diyor bu şekilde hareket etmeyin. Baktığınızda çoğu defa arifle bir zata talebe bile olamayacak kimselerin zahirde çok ibadet yaptığına ve mücadelelerine aldanarak o arifte üstün bilirler.
Aslına bakılırsa hiçbirisi hiçbirisi bir arifin yaptığını yapamaz ve sairlerin ibadeti de ona onun kadar değildir. Ahirin halka göstermediği, halkın göremediği bir ameli vardır ki o kalbinin amelidir. Çok mühim. O yapmış olduğu kalbinin ameline meleklerin kaydı mümkün değildir, geçemez melekler. Bunun için Rabbimiz siz kaydedin, ben ecrini vereceğim buyurun. Böyle bir taatleri var. Onu Allah'tan başka kimse bilmez ve onun amelinin bir zerresi diğerlerinin kantarlarca amelinden daha ağır gelir. Bunu bazen layık olmayarak sözlüyüz. Bir kömürü, bir odunu kan tarla tartarlar. Altunun gümüşi ise sarrap terazisinde tartarlar. O öyle bir amel der ki hatta öyle tartı aletler vardır ki çok hassas. Şu nefesi bile giydirmezler. O zümrüt ve yakutun tartıldığı teraziler vardır. Onların ameli bu. Nasıl verilmişler? Dillerine sahip olmuş. Kimsenin aleyhine geçmemiş.
Kendilerini devamlı kusurunu görmüşler. Bir incelikleri daha var burada. O da kendilerine nasıl dönem veriyorlarsa karşısındaki kimseye de aynı önem göstermiş. Bu hadisi şerif, bunu çokça okuruz deriz ama onlar bunu yaşamış. Kendi nefisleri için arzu ettiklerini kardeşleri için de arzu etmiş, gerçek kamili, mümin de budur. Şeyh Ali Yül Havuas Sukudse sirruh der ki bütün insanlar nefisleriyle seyri süluk ederler. Fakat içlerinde bu sihrin farkına varanlar azdır buyurmuş. Kafirlerin bekası olmayan zevale maruz olan dünya hayatını muhabbetleri sebebiyle ahiret üzerine tercih ederek hevai nefsanilerine tabi olmaları kendilerinin küfür üzerinde ısrarlarına ve başkalarının da küfre izhar etmelerine sebep ol sebep olmuştur. Binaenaleyh, bu suretle kafirlerin iradelerini küfre sarf etmeleri sebebiyle Allahutaala bunları tarikin necata bulaştırmaz ve hidayet etmez.
Bu ayeti cehileden müstefat olan, haydanılacak hüküm dünya hayatına vizyonundan fazla kalben muhabbet etmenin insanın helakine ve küfrüne ettiği olacağıdır. İbadetten alıkoyan bağlar, dövtür. Dünya, mahlukat, şeytan ve nefis. Dünyadan sıyrılmak, mahlukatdan ayrılmak, şeytan ve nefis ile muharebe etmek lazımdır. Ayet-i celile, esana. Bu ayeti celileden hareket ederek izahta bulunuyorlar. Malum, kafirlerin Müslümanları irtidada icbar etmelerinin sebebi onların dünya hayatını ahiret üzerine tercih etmelerdi. Allahutaala kafir olan kavmi hidayette kılmaz buyruluyor. Esailile. İşte şu dünyayı ahiret üzerine tercih edenler o kimselerdir ki Allahutaala hazretleri onların kalplerini kendi suvi ihtiyarları sebebiyle mühürledi ki onlar imanın esrarını ve tevhidin kavuşturacağı saadeti anlayamadıkları gibi imanın lezzetini de tadamazlar. Kulaklarını da mühürledi ki imanın delillerini işitmezler.
Gözlerin de mühürledi ki bu alemin mükevvenata ibret nazarıyla bakamazlar. İnananı gözlerinde olan inat perdesi hakkı bölmelerine manidir. İşte şu halde kalpleri hakkı idrak etmez ve kulakları hak sözü duymaz ve gözleri haktan kudretini ve birliğini görmez olan kimseler ahiretten gafillerdir. Şüphe yoktur onlar, elbette ahirette hasirinden olacaklardır, zarara uğrayanlardan olacaklardır. Müellid Hazretlerinin rahmetullahali, rahmet envasia, gerçekten ayeti celilelere verilmiş olduğu mana diğer tefsirlerden istifade ederek gönüllerindeki nur ile çok güzel beyan buyurmuşlardır. İlahiyatin kalbi küfür ile doğru olan için dünyada gazab-ı ilahi ve ahirette azabı azim vardır. Tefsir ve Hazinde beyan olunduğu vechile, ölüm veya ölüm veya organlardan herhangi birinin kesilmesi gibi tehdit karşısında kelime-i küfrü söylemekte kalbi muhafaza etmek şartıyla vardır.
Eğer söylemez de sabrederse azimle amel eylediğinden mehcur olur. Söylerse ruhsatla amel eylediğinden mazur ve makuldur. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki sana insanların en kötüsünün kim olduğunu haber vereyim mi? Yalnız başına yiyen, arkadaşlarından kıskanıp yedirmeyen, yalnız başına sefer eden ve kulesini dövendir. Sonra bundan da kötüsünü haber vereyim mi? İnsanları sevmeye, insanların da sevmediği kimsedir. Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi? Şerrinden korkulan, kendisinden hayır umulmayan kimsedir. Sana bundan ve kötüsünü haber vereyim mi, başkasının dünyası uğruna ahiretini satandır. Sana bundan ve kötüsünü haber vereyim mi? Dini kendine siper edinerek dünyayı yiyendir. Niçin sizin altın ve gümüşünüz azdır? Bizim aramızda dünyaya talip olan yoktur. Çünkü dünya hiç kimseyi doyurmamıştır.
Bu yüzden biz ölümü unutmamak için ölülerimizin kabirlerini kapımızın önüne yapıyoruz. Sonra bir kafatası çıkardı ve bu halkın zulmeden ve dünya malının cebinden meliklerinden birinin başıdır. Cenabı hak onun ruhunu kabz etti de, onun sevkiyatından başka hiçbir şey yeri kalmadı dedi. Tekrar başka bir kapratası çıkardı ve o da adil ve müşfik bir melikin başıdır. Allahutaala onun ruhunu kabz etti ve onun cennetine yerleştirildi ve derecesini yüceltti dedi. Topluluğun reisi bu defa elini Zülkarneyn başının üstüne koydu ve senin başın bunlardan hangisinden dedi. Zülkarneyn ağladı ve herhalde melik zulme meyletti dedi. Bunun üzerine melik tövbe etti ve tekrar bir başkasını isteyince birinciden daha iyisini buldu. Çünkü bu sefer umulur ki melik tövbe etmiştir, dedi. Nuşireman bu hadiseyi zulümden intibaha geldi ve ismi adaletle baki kaldı.
Nuşireman bölündüğünde tabutuyla memleketin her tarafında bulaştırılırken bir mündaminati şöyle sesleniyordu. Kimin bizden hakkı varsa gelsin, alsın, üzerinde bildirhem bile hakkı olan hiçbir kimse bulunmadı.