Değerli dinleyicilerimiz, Musahabe serimizin üçüncü cildine Namaz konulu sohbetle Namazda huşu başlıklı konuyla devam ediyoruz. Kim Allah'a bir iyilikle güzellikle gelirse işte ona bunun on katı var. Vaad ve Lutfi Sübhanisi ile beş vakit namazla elli vakit namaz sevabı veriliyor. Allah'ın fazlı keremiyle bu miktar vaad buyrulan ecrin asgari miktarıdır. Şu kadar ki bu sevaba nail olabilmek için huzur-u kalp şarttır. Huzur-u kalp de her müminin ahvali kalbiyesinin ve hatta cesedinin yani alemi emirden olan sadrındaki letaifi Hamsenin ve cemi eczai cesedinin huşu ve hudu haline göre değişir.
Enbiya ve mürselin ve ulü'l Azm peygamberanı ezam aleyhimussalatü vesselam hazaratının şerhi sadırları bir derecede olmadığı gibi hususan hakların da nazmı celiliyle taltif buyurulan ve müteaddit defalar şakk-ı sadra mazhar olan Sultanul enbiya Muhammedü'l Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretlerinin de huzur-i kalbileri cemi peygamberan-ı izamın huzurlarının fevkinde olduğuna şüphe yoktur. Cenabı Hak Azze ve Celle Hazretlerinin veli dostları müminlerin derece-i huzurları da cemi enbiyayı izamın huzurlarının düununda olmakla beraber mütefavittir. Tasavvufta velayet velayet-i suğra, velayet-i kübra ve velayet-i ulya diye başlıca üç kısma ayrıldığına göre Cenabı hakk'ın dostlarının dereceyi huzuru da ahvali batınalarındaki hallerine göredir. Keza salih müminlerin kalplerinin selim ve uyanık ve hakkı zakir olduğu derece-i haline göre huzur-i kalbileri de mütevavittir.
Binaenaleyh her müminin kılmış olduğu namazın ecr ü sevabı derece-i huzuruna göredir. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te musalliğinin kimine nısf, kimine rub, kimine oyşr ve haline göre sevap verileceği buyrulmuştur. Yani kimine yarım, kimine dörtte bir, kimine onda bir sevap verileceği buyrulmuş. Nitekim Ayet-i Celilede, Namazlarında huşu üzere olan müminler fözü felaha dahil olmuşlardır buyruluyor. Binaenaleyh namazlarımızı huzuru kalp ile kılmaya gayret etmekliğimiz Ehem ve Elzemdir. Felah korktuğundan kurtulup umduğuna nail olmak demektir. Huşu da kalbiyle Cenabı Allah'tan korkmak, tevazu ve tezellül etmek ve aza ve cevarihi sakin olup etrafına iltifat etmemektir. Bu ayeti celile nazil olmazdan evvel bazı ashabı Resulullah namazda etrafına bakarlar imiş. Bu ayeti celile nazil olunca ashabı kiramın gözlerini secde mahallinden ayırmadıklarını Ebu Hüreyre radiyallahu anh rivayet etmiştir.
Medarik hazin tefsirinde huşu namazda cemi basivayı terkle kalbini ve himmetini cem etmek ve gözlerini secde mahalinden ayırmamak sağına ve soluna iltifat etmemek ve elleriyle bir mahallini kaşıyıp oynamamaktan ibarettir diye tefsir edilmiştir. Hatta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz namazda sakalını oynatan bir kimseyi gördüğünde eğer bu adamın kalbinde huşu olsaydı sair azasında da udu olurdu buyurduğu rivayet edilmiştir. Nisaburide beyan olunduğu vechile huşu namazın kabulünün şartıdır. Sevabının şartıdır ama borcundan kurtulmasının şartı değildir. Yani huşu olmadığı halde namazın diğer rüknü şartlarına riayetle namazı eda eden kimsenin üzerinden namaz borcu sakıt olur fakat huşu ile eda olunmadığı için Cenabı Hakk'ın dergahı izzetinde şayan-ı kabul olmaz, mükafata müstahak olamaz ve rızasına nail olamaz.
Nitekim Hadis-i Şerif'te Namazında huşu ve huzuru olmayan kimsenin namazı şayan-ı kabul bir namaz değildir, buyrulmuştur. Felaha nail olacak müminler çoğul kimseler ki farz olan namazlarını edaya müdavemet ederler. Yani o müminler evkati malumede yani beş vakit farz olan namazlarının şartlarını muhafaza ve sünnet ve adabına riayetle riya ve ucubdan ari olarak namazlarının edasına süratle devam ederler ve vakitlerini fevt etmezler demektir. Bu ayet-i celilede evvelki ayet-i celileyi tekrar yoktur. Çünkü evvelki ayet-i celilede namaz kılan kimsenin kemal-i tevazu ve tezellül ile masivayı kalbinden terk edip Cenabı Hakk'a teveccüh etmesi ve huşu muhafazası beyan buyrulmuştur. Bu ayet-i celiledeyse namaza devam ile namazın muhafazası beyan buyrulmuştur. Evvelki ayeti kerimede huşua dikkat ve bu ayeti kerimede namazın şeraitine riayetle devama dikkat beyan buyrulmuştur.
Her zaman namazın devam ve lüzumuna işaret için istimrara delalet eden muzari sigasıyla varit olmuştur. Ben uluhiyetle muttasıf Mabudi bilhak ve ibadete müstahak Mabudi bilhak ancak benim. Benden gayrı Mabudi bilhak olmayınca bana layıkıyla ibadet ve hüsnü edeberi riayet ve cemi aza ve cevarihinle beni zikr için teveccühi tam ile teveccüh ederek namazı ikame etki beni zikr edesin ve cemi azanla şükür etmiş olasın buyruluyor. Salavatın kalple, lisanla ve cemi aza ile ibadatı cami ef'al ibadet olduğuna bu ayeti celile de işaret buyrulmuştur. Evvelce icmalen ibadeti ta budni lafzı şerifiyle emir ve beyan buyurduktan başka ayrıca da salat ile emrolunmuştur ki bu da namazın şanına ihtimam ve itina lazım olduğunu beyan ile efdal ibadet olduğuna işarettir. Kadı ve Fahri Razi'nin beyanı vechile, benim zikrim için namazı ikame et. Beni zikretmek için ikame et demektir. Zikir de şükürdür.
Nitekim Hadis-i Kutsi'de buyrulmuştur ki, Allahutaala Şekerteni kefaretteni. Cenabı Allah buyurmuştur ki ey Beni Adem beni zikrettikçe şükrünü ifa etmiş olursun ve beni unuttukça hakkımı unutmuş olursun. Yani nankörlük etmiş olursun. Mişkkadu'l Envar'da beyan edildiği vechile Allahutaala kullarına namazı beş şeyle mukayyet olarak emir buyurmuştur. Birincisi dosdoğru kılınmasını ki lafza celili buna delalet eder. İkincisi devamlı olmasını emir buyurmuştur ki, lafzı buna delalet eder. Üçüncüsü, vakitlerinde eda edilmesini emir buyurmuşlardır. Muhakkak ki namaz müminler üzerine vakitleri beyan ve tespit edilmiş farzdır demektir. Dördüncüsü rüku emriyle beraber cemaatle eda edilmesini emir buyurmuştur. Rüku edenlerle beraber rüku ediniz, buyrulmuştur. Beşincisi namazda huşu emredilmiştir. Onlar namazlarında huşu sahibidirler.
Beş vakit namazın farz kılınmasındaki hikmet Sahibi Ravdadul Ulema Fahr-i Razi'den sual edildiğinde demiştir ki, Cenabı Hak Azze ve Celle Hazretleri her bir vakit için bir kudreti cedide izhar buyurmuştur. Sabah namazı zamanı gecenin zulmetinin zail ve gündüzün aydınlığının zahir olmasıyla şükren lillahi teala güneşin doğmasından evvel farz kılındı. Sonra güneşin ziyası zevalde irtifa-ı Şems ve Ziya Kemal bulup ondan sonra initada başlar ki Allah'a şükür için öyle namazı farz kılındı. İkindi vaktinde inhitatı hafiden, inhitatı celiği zamanına yaklaşıldığından, grubu Şemsden evvel de insanın en gafletli zamanıdır ki o zamanda da ikindi namazı farz kılınmıştır. Güneş battıktan sonra da gündüzün ziyasının gitmesi ve gecenin başlaması zamanı da Cenabı Halık'a şükran lillahi teala akşam namazı farz kılınmıştır.
Yatsı namazı da zulmet-i leyl kamilen istila edip Halık-ı Arz-ı Sema olan Hak Teala Hazretlerine gecenin gurbet ve dehşetinde iltica için farz kılınmıştır. Değerli dinleyicilerimiz, Musahabe serimizin üçüncü cildinin bugünkü bölümünü de burada bitirmiş bulunmaktayız. İnşallah devam etmekte olduğumuz namaz konusuna bir sonraki programımızda Beş Vakit Namazı İlk Kılan Peygamberler başlıklı sohbetle devam edeceğiz.