Mürşidin Ruhaniyeti Ve Manevi Rehberlik kaydında Maşallah seslenmeyene diyorlar. Ümit değil ve yüz yetmiş sene günah defterine, özel defterine günah düşmeyene diyorlar. Salih diyor efendim, yani o yola sürecek. Gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Giritleri makama çıkmasa yine kurtuluruz. Çünkü yola, bu yola düşmüş Elhamdülillah,…
Mürşidin Ruhaniyeti Ve Manevi Rehberlik ne anlatıyor?
Mürşidin Ruhaniyeti Ve Manevi Rehberlik kaydında Maşallah seslenmeyene diyorlar. Ümit değil ve yüz yetmiş sene günah defterine, özel defterine günah düşmeyene diyorlar. Salih diyor efendim, yani o yola sürecek. Gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Giritleri makama çıkmasa yine kurtuluruz. Çünkü yola, bu yola düşmüş Elhamdülillah,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Maşallah seslenmeyene diyorlar. Ümit değil ve yüz yetmiş sene günah defterine, özel defterine günah düşmeyene diyorlar. Salih diyor efendim, yani o yola sürecek. Gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Giritleri makama çıkmasa yine kurtuluruz. Çünkü yola, bu yola düşmüş Elhamdülillah, yani ümit etmeyelim. Yalnız istifadan için kafetir aynayı kayıp etmezsen can paydan olursun. Allah bize, size ve bu tip yazıınıza bir an efendimizi unutturmaz. Müthiş buraymış. Nehengi bura, kayıp eylese niyet olamaz denildi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, devamı müşahedeine fay olan hasılat durur. Zira fena pişik olmak, Resulullah'tan sallallahü'nun fena olma, bu konudaki fenafillaha mukaddemedir.
Bu sebepten bazı erbabı demiştir ki, eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri tarif, altı ay katıl aynılıklara, muhtici olsa kendimizi, zümr-i müsliminden addetmezdik. Yani, suya acına okununca anlayamakta biz anlıyoruz. Senatül Mürşid, senatül Rusül, senatül Rusül, senatillah. Bunları ayrı ayrı zat da çok tühten yer alır. Onlar geldik, sıra benimle olur. Sahabe-i Kiram vallahi diyor, Resulullah'a göz açıp yumana kadar susacak olursan kendimi Müslüman'da nakletmem diyor. Buradan kıyas edeyim ki diyor, siz tarsaten ayın mürşidinizi kaybederseniz, müritten deniyorsunuz. O müride olmaz. Yani, çıldırsam da cesaret etsem, gene bunu diyeceğim. Şimdi dinleyelim. Mürşide, mürşilla huzur edebi, patlak gene, mürşid ile huzur edebiydi. Odur.
O da ki, dehç-u zahir, bir hacç-ül zahir, huzur edebi olduk ki mürşitin neşidine nazar etmeyerek huzurunda boyunun evi şöyle dua ki, yani nazire okuyacağımıza, sözüne bakmak, şu öneriyi altında koymuş olur, gece de muhalifmiş. Mürid, müşipin lehkine nazar etmeyerek huzurunda boynunu hep şöyle durur ki, oraya bir Adli Memlük, malik olan, sulkandan Pirar-ı Kerim huzuruna girmiş gibi huzur eder. Bir köle efendisinden kaçmış, deliye huzuruna getirmişler de mahsül, yüzüne bakamaz. Şeyhdisinin yanında mürit bu demez. Şu an anlayalım, Sultandan firar edip, geri huzuruna girmiş gibi husuliyede, mürşidin ömrü olmadan oturmaya, ayakta dünyalı. Otursana, serin ne oldu be? Lahazayı, şerhi veya Tarivat'ta dil müşkeli veya maslahat mürşidin olmasa kendimden kelama irade söylemeye. Ne var ya oğlum, neymiş kızın?
Kim deyince, kendiliğinden efendim şöyle oldu, direkt öyle böyle ettiler, filan beni göndermedin, şöyle mani oldu filan. Lafa böyle başlamamalı. Son sorduk sıra, bir müşkülin varsa şöyle söylemeli, yani ebedi durdu şimdi yine neler oluyor? Hazirüm ya. Huzur-u Mürşid'de hazır olanlarla tekellim etmeye Mürşid-i Kamili var, onun yanında şurada çok sevdiği Toptaş da var. Bizim için çok sevgili ve sevsin, konuşuruz. Efendimiz varsa nasılsın Toptaş da iyi misiniz? Aman demek ki, seslenmeyeceksin diyor. Bir şeyin var çünkü. Tekellimeti her ne kadar şirk olsalar da. Efendimizden başka yine bir mürşid, bir mürşid daha dört tane müşil olsa. Tek efendimizi yerli flüt şeklinde oturur, müşir dostalar da konuşulmaz, görüşülmez onlarla. Anlamaz mı? Tekerlinden itiraz eder.
Bağışık olan kimse maşulunun gayreden müstağni olduğu halde nice durursa, öylece durup, mecliste onunla asla iltifat etmeye çok aşık olduğun nişanlısı var. Ondan başka kimseye bakmayı arzu etmiyor. Şu nişanlanmış olay, şeyine aşık olmuş, ondan başka bir yere bakma imkan yok. Efendim işte Memnun efendi diyorlar, filan da Mürşid diyorlar, İsmail Hakkı Efendi diyorlar. O zaman kalkıcı iki Çataliden, üç Çataliden çakan çakan geçmez. Onun için müriinin baş başa ziyarete gitmesi bile caizdir. Efendimiz bütün müriinin içinde bizi gönderir. Çünkü ben efendimizin çok ali olduğunu bize verdiği teveccühten onun gibi hissedebilülmediğini anlattığı bir kimse diyor ki vardır ışıklar onun ya, efendimizin hanitesi kadar kalıyor anca benim, görüşün. -Böyle olunca olur. -Haydi mürşedim, ben başka bir mürşile gittim. -O da, havaya bağdaş kulübverdi, oturdu.
Suyun üstünden yürüdü, aha bu efendimizden daha iyi giyinmişler. Böyle bozuluverirsin, onun için doğru der. O daha büyüğünü gösterebilir. Yarışı, yarışı kerametle yapmazlar onlar. Tasavvufla yaparlar, teveccühle yaparlar, şeriata bağlılıkla yaparlar. Allah ayırmasın. Mürşide tazim-i Hakta, Mürzî ve Müridin mürşide tazim-i Hakta'ala içindir. Mürşide Allah için hürmet ediyor. Allah rızası için hizmet ediyor. Allah rızası için hitap etmiş, şirk-i şıhleyi yapmamış. Allah'a, zekkiyle, yani kavuşmaya vesile olduğu için yapmış da Kurduğundan ana tağşluk ve tazim, hakikatte bari ta'aliyedir. Ali Ramazan daha beşinci sınıftaydım. Enes: Sen de yardım ettim, çok da şey yapıyorsun. Amca seni canın gibi seviyor. Ama düşünüyorum niye seviyorum olan? Halis Ahmet Efendimiz'in çok sevgilisi olduğundan seviyorum, baktı mı hiç mileniyor?
Halis Ahmet Efendimiz'i niye o kadar seviyorum ki, kalbinin derinliklerine baktırır mı diyor çocuk, Resulullah'ı çok sevdiğinden Resulullah'ın vekili olduğundan seviyorum. Demek ki Resulullah'ı için seviyorum musun? Resulullah niye seviyorum ola diye düşündüm mü diyor, baktının diyor, Allah'ın Rasulü diye seviyorum, hayatta sevgimin Allah'a olduğunu bildim. Şöyle şuurlu mektup yazmışsın ki diyor, kardeşim diyor, ellerinden gözlerinden üferim, ben de ayıktım bu mertebumuzdan diyor. Biz sevdiğimizi Allah için severiz, yürüdiğimizi Allah için yereriz. İnsan'ın için mürşi deneye bağlı mıyız, bizi başta anlamasın millet. Bedevi, saket ve gözleri yumuk müşirin hudur ne? Sükürt ve gözleri yumuk. Olduğu halde durum, istifaza için tezahürü bir ile yanına oturursa, ama kitabın alırsan sözüne bakınız, sözü dinlenir, böyle burnun, gözü yumuk, o zaman ayıp olur.
Ama böyle yalnız huzuruna iletti, ki dersinden konuştu, sükut ettim hemen gözlerini yut, kalbimi açarsın bunu. İstediği kadar döker, istediği kadar, Allah'ın istediği kadar döker, ölçüsü o. Bu konumaz bu kadar döker, o kadar döker. Ondan sonra Allahu Ekber, Allahu Ekber'yi açıktan dedin mi, göğsünü açmış demek oluyor. Sen de gözünü açın dedi, kendi yanına. Daha çok üzmen için inşallah Peki, tamam. Öpmeyelim haber verdim, alanın hakkını öyle yapardım. Ne anlattı ona, öyle yapardım. İstifada için tezahüriyle batıl müteveccih olan. -Velhasıl Mürşid-i Rasulullah'ın -Sallallahu Teala'nın naibi, Şekilli -Sultan adliye -Mürşid-ine olan muamelesini -Rasulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem -Sultan olan muamele gibi -Zira Hadis-i Şerif'te -El-Ulema- ve Reset-i Enbiyalar çıktı kürsüde, Vavız Gezi Millet İşaretcısı, bunlarda icat ediyor.
Müresis olduğu için orada da sevabı beraber, gelişecekler. '' Kavunin içinde bir alim.'' '' Ümmetin içinde biz Nebi gibi.'' Yani, Enbiya nasılsa ümmetin içinde, İlmi ile amel etmiş kutb-ı cihanımız gibi bizzat da, ümmetin içinde ke-en-le. Yani, Enbiya olamaz. Kim bilir mi küfre var diyorlar. Onun gibi vazife görüyor demek. Duyuyor, meşalı bu. '' Benim ümmetimin uleması, ki Enbiya-i Beni İsrail, Beni İsrail, nebileri gibi irşad ederler.'' Kuşat vazifeleri yani, ver ver. Kendileri o derece değildir. Ne o zaman günah itikadımız bozulur. Allah Allah dedik. Ya Rasulallah, ya Rasulallah. Allah dedik mi Rasulullah? Küfre Böyle ulema eğer kürsünü taktasıtlan. Diyen devir haşa. O Arifi billah, çalıştığı çabaları, hepsi bir de var. Allah rızası için milleti doğru yola yetmez için seksen beş ya doksana yaklaşan mutlu canımız, şimdi diyor, geçemizi vallahi diyor delikanlı gibi diyor.
Beş, altı, yedi saat konuştu diyor. Kitabı almak isterler, bu işte Enbiya'dan gelen bir kuvvet. Bu, bu ayeti Enbiya olduğundan yorulmasını lezmiyor. Anamız demiş ki: '' Kitap bir elinden ananı rica edin.'' Yani sizden ayrılınca çok hasta oluyor.'' Dursunlar Allah razı olsun, aileme sundursun. Ben evlatlarımın yolunda öleceksin.'' Böyle fedai can ediyorlar da Şu oraya kıyaslayalım, haşa, Pekala. Ona kıyaslayalım. İki yüz gündür hasta evde, iki yüz gündür. Hangi gün yastıkta o, iyi ki defa ne? Boz gündür dayanamadı ağlayaraktan kalktılar gittiler. Bir daha peki. Sonra sohbetimi yerleştirdim, o onu. Onlar geldi mi hastalığım geçer, vazifemi yaparım ondan sonra yıkatarım. Kanlar rızası için yapılırsa böyle yapılıyor tabi. Gayrı. Velalet ile amin olamayan, illiyile amel edemeyen alim, firmare müşavt, merkebe müşavrit gibi öyleler. Merkebin yük var götürüyor. Üste kitap mı olur mu bildiği yok.
Okumuş habıl da olmuş. Yani Arapçayı takık takık konuşuyor. Hiç amel istiyorsan erkek o diyor Allah'ım. '' Bunları misal-i merkebin sırtında huzurunu götürüyor, kitap götürüyor gibi işte. Ruhun Arifi bilalara diyor, o Arifi enbiyati. Öyle olunca amil olan alim ile hayra amil olan beyninde tefavut kesilir. Belki bu gıybet imaz birbirine mukabelesi caiz değildir. Filan da bir lira var bu hocalar, hem Efendimize benziyor demez, caiz değildir. Peş bin vurmasın demezsen olmaz yani. Zira Hak Teala, hayrı anil olan ulema, kullüyle amelifle ulemaya takviler. Allah u Teala ne buyuruyor la? Bilbiri, iyilikle emri der. Kürsi'ye sıkat, şöyle oruç tutacaksın, gözüne alıp duracaksın, harama bakmış. Kendi de gözü harama bakar. Girdi de yalan söyler, gıybet eder, belki iftira da eder. Böyle, bu şekilde diyor, konuşan diyor, ulema diyor Allah diyor.
Ey kulum, ben alimim diyen kulum, okuyan, neden kendi nefsini unuttun da indire iyiliği emrettin diyeceğim. Yani bundan başka yüzü kara yok dünyada, Azep yönünden en şiddetli azap gören alimin hocalardır.'' Elini kendine menfaat yiyemez. Hoca demek tecavüzden, yanına da varmamalı diyor. Seni doğru yoldan ayırır. Olacak. Efendimiz'e deyi verince, kendi de mahvoldu, her türlü delalet etti. Hep senin tarikatlarında mahrum aldı. Geride karısı Betty Doo dört kız çocuğunu yediğime bırakan Marcon X öldüğünde beş koşuşturdu ve hacildi Defin hazırlıkları ve masrafları Sudanlı Şeyh Ahmet Hasan tarafından karşılandı. Cenaze namazı, Nüyit görseli El-Hac Hişam Cabir tarafından kıldırılıp New York'a yirmi beş kilometre uzaklıkta Adri'deki Hendliff Mezarlığı'na defnedildi. Ey yüreklerinde rahmet denizleri kabaranlar, Ey saflarda omuzları birbirini saranlar. Ey savaşı, sabrı ve takvayı kuşananlar.
Ey tek yürek geceleri aralayan secdeler. Uzatın ellerinizi Allah'ın rahmetine. Ellerimiz imtihanlar, akabeler kavradı. Kızgınlık hunlar, sabırlar, direnişler kavradı. Zincirleri kıracak, şafaklar ağartacak, gölgesi cennet, kılıçlar kavradı ellerimiz. Allah'ın adaletini kuracak yeryüzüne. Kutlu ellerin üstünde, sonsuza dek kardeşin, kardeşlerin. Gönlünde ne varsa ya Resulullah. Sana zafer verince, Fetih i̇san edinceye dek Allah, önünde kılıç sağlamaya ya da ölmeye boğuldu. Uzat elini ya Rasulullah, işte ellerim biat ederim. Söz verin. Ellerimi tut ya Resulullah. Önünde çarpışmaktan, uğrunda ölmekten yüzü çevirmemeye, yeryüzünde kula kulluk ortadan kalkıncaya, şehadete ya da zafere kadar dövüşmeye. Allah'ın adı üstüne yemin ederim. Kardeşim, kardeşlerim.
Kafi olmaya, kelli olmaya ki ashabı batından, batın ashabından kutsu cihanlardan, belki ondan da büyük Enbiya aleyhissalatu vesselam hazretından asıl feyiz-i ihtisab iki nesmiye nesle mevkustur. Çeyiz alamıyorum alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye men unutturtur üç şey olursa çeyiz alınır bazı kitaplar bazı büyükler böyledir Evvelkisi ihlas, Evvelkisi birincisi ihlas. Yani her işini Mevla rızası için yapar. Geldiğini, gittiğini, ibadetini, itaatını, verdiğini, aldığını, tuttuğunu, orucunu, namazını, bütün anelinde tek hedefi Allah'ın rızası. İkincisi edeptir. Edep. Edepsiz insan feyiz alamaz, ihlassız adam feyiz alamaz. Edep, İbrahim ibn Ete'l-Aziz Efendimiz Efendimiz'e demiş ki efendim bana himmet et. Bunun için üstadı kırılmışlar. Şöyle bir anzım bozulunca utandığından kalkmış on sekiz senedir padişahlıktan sonra odun çeker. Sonra efendim himmet ettiği edepsizlik olmuş.
Efendimiz demiş ki ipi baltayalım deposunda. Ne diyor efendim? Edepsizlik etti. Ne dedi? Himmet et. Himmet et deyince ne olur? Demiş. Bir Bostancı, Bostanlığın suyunu ve çapasını bilir. Sen bir şey bilmiyorsun. Himmet etme zamanı geldi ama himmet etmiyorsun demek oluyor? Bir. İkincisi, ben hizmetten usandım, bana himmet edip de kurtulayım demek oluyor. Çeşitli demiş böyle edepsizlik var bunda, yapılsın, gitsin, okusun, gittin, sonra gene geldi, o kadar da Mürşid-i Kamil'e oldu. Allah şafatlı nail, yani edep bu kadar ince, himmet ettiği lüzumsuz yerde onu bilmek bile edebe muhalif. Evvelkisi İhlas, ikincisi edep. Tekkilerin kapsül üstünde, A, edep diye yazdı. Zira, ahzipeyni sancak, Uluh ve Ehlullahtan olur, Kalp, Ehlullah'ın kalbinden oluşur. Bir müridyanın kalbi, ribas-ı ihlastan hare. Veyahut evliyaullah hakkında mugayiri edep hareketi olan.
.Muakule müridianların derhumu feyzi meşhuhları. Meyil ve ruh neylemez. -Nurşin-i kamil'in kalbinden geliyor feyiz. -Onun gönlünü rencide ettirdikten sonra, ihlas da olmadıktan sonra, imkanı feyiz alamaz. -Ama üçüncü Ehlullah'a muhabbet eylemettir. Ehlullah'ı hep fazla sevmez. Zira muhabbet, feyzin hissetine ve gayet de izdiadına sebeptir. Muhabbet, üçüncü Ehlullah'a muhabbet eğilimindedir. Zira muhabbet, feyizin kismetine gayet de izdiadına sebeptir. Yani muhabbet kanalını ne kadar çok açarsa fihiz o kadar çok gelir kalbine! Muhabbet paneli kapandıktan sonra. Dalla feyiz gelmenin. Imkanı olmaz! Bunun için muhakkak hedefli olmak lazım! Nebi Müid, madem ki umumü selase I messura ziyade ola .ıslar, edep. Müşluluk cidilen muhabbeti, daimi rabıtası ziyade ola .lahuz olan feyizatı o kadar mücdah ola! Bazısı diyorlar, benim dersimi sormuyorlar. Yok, kendinin ihlassızlığı. Kendinin edepsizliği.
Kendinin zabıtasızlığından, muhabbetsizliğinden oluyor. Ha, nasıl desem? Müjdat olacağı, bilahare ve müeyyyen, mahzun müteayyindir. Bir dakika, dirildi ki aksi feyzül sebeb şeyi vaattir ki bu işi de muhabbetten ibarettir, yani müttefik şiir et şiir pek çok gelir. Üçe çıkma diyor, lakin. Teklipsiz, suluk ve yakin üzere olmak lazımdır ve lavudu. Zira. Muhabbet-i derun-u müritten, batıl mürşide cari olur. Muhabbet, çoğalbıksa, çoğalbıksa müridin kalbine mürşidin kalbine gider. O yavruyu hatırlamaya başlar, feyiz gelmeye başlar. Bir. Mührü manevi bir kitap huzur okuyan bazı kökeleme olur ya. Kendime de bir mani olmaz. Şimdi, nehri manevi sebebiyle Batın-i Mürşid'den alet devam, incizab-ı feyiz hasıl olur. Mürşidin kalbinden onun muhabbetinin müffesinde feyiz gelmeye başlar. Hastalığın, hasıl olur bugün bir nehri manevidir. Üs'at-ı müritte olan muhabbetin kirlet ve kisresine göredir.
Yani feyzün killeti, kisreti. Müridin kalbinde olan muhabbeti muhabbetsizliğine göredir. Muhabbet ne kadar çok, feyizda o kadar çok gelir. Muhabbetin ne kadar az, feyizda o kadar az gelir. Yani ders ortamı boyutlamaya başlayacaksanız. Çünkü nam duası yok, müşfikemli muhabbeti çöp, at bizim gibi olmuş. Onun için beynimiz kesilmiş. Yine bazen hindenin gayeni muhakker, nehy-i manevi bahri misali olup müridin kalbi mürşidin tarafına teveccüh eder. Derken gayet muhabbet sebebiyle mürid hele pişik olup Mürşidinin cemi ahvali, cefayı vahidede bir anda Ulubu Müride münakis olur. Yani nasıl aynayı güneşe tutan da insanın Resulüne tutan da kamaştırır Mürşid-i Kamil'in kalbine, aksiden Allah'tan feyiz Senin kalbine yok kamaştıracak şekilde böyle yakmaya, kavurmaya başlar. Efendimiz bir ulemaya haber verdiniz rabıtayı biliyoruz ya, bir perdemsiz var. Perdemsiz diyor şöyle güneşe dursun mu.
Gömümdeki kağıtları cayır cayır yakar. Konunun yemeğini pişirmeyen, bazı lazım olan ataşı. Perdesizine elde edebiliyorlar. Mürşid-i Kamil'in kutlayacağının kalbi perdesiz oluyor. Allah'a çok yakın olduğundan, çok yakın olduğundan böyle kim kalbine Mürşid-i Kamil'ini çok yakın tutarsa içerisini cayır cayır yakmaya başlıyor, başlıyor lapaif, yani çalışmaya. Eskiden arkadaşlarımız var mı, şimdiki arkadaşlarımız direkt öyle vardığımızda. Lapaif yok, rabıtaları az. Mürşid-i Kamil'in muhabbeti rabıta ile çoğalır ve kalbini senin kalbine yakın tuttu mu bir gün tutan, iki gün tutan, üç gün tutan, dördüncü gün başladın cayır yanmaya. Bu yakıcı olan şey onu yakın bilme ile olur. Efendimiz onun misalında. Perdensizdir diyor Mürşive Kamil'in kalbi. Allah-u Zülcelan hazretlerinin füyuzatına perdemsiz! Füyuzat aldı mı mürid? Daima kalbini, efendim, kalbi ile bu tarafa bu tarafa.
Nereye bu tarafa olanın mesainde çalışmaya başlar. -Belki galebe-i muhabbet sebebiyle mürid, fenat-i Şii olur, mürşid'in gemi, ahvali, defayı vahnede, kalbi müride münakesi oluverir. Annem hiç durmadan ağlar rahmet, babam sordu, niye ağlıyor? Sonra bize haber verdik, Efendimiz'in rabıtasını yapa yapa açıktan Hacer'i alıp oturuyor, yani şey, başlığa girerken, hani girerken ben ne edeyim, haya ediyorum. Hiç gözümden ayıp olmaz. Fena fişik oldun mu? Hiç kaybedemiyorum. Başlığa, giresine kaybolmuş. Hakikaten güreşine kaybolmuş, -Gel de oturdum mü sırt cadde'ye geliyor. -Bunu diyorlar, fenafişyak diyor. -Şeyhin muhatından kalbi fenaya gitti ama bu fenafişyak sebebiyle defayı vahidede ne iteciz anda? Kalbi müride, defayı vahidede, şeyhın mürşidin cemi ahvali mürşidde olan celyi halde, akla da samimidede. Defayı vahidede müridin kalbine münakris oluverir.
Yani nasıl Güneş'e aynayı tutunca bir anda Kemalaı Güneş aynanın içinde yeriverir, kalptir. Efendimiz'in huyu her huyu ona benzer. Doğru söylemiş ve deriz öyle hangimizin huyu efendimizin huyuyla benzer? Hiç bilmiyoruz ki bu benzemez. Çünkü tutamıyoruz, yapamıyoruz da ondan oluyor. Bir dakika muhabbet, diğer iki emri, yani edep ve ihlasın müstenzim olur. Yani, fikriniz gelmesi de üç şeyi dedik ya, birisi ihlas, her şeyi Allah rızası için yapmaya ihlas gelir. Birisi de edep der gibi çok edepli, birisi de der gibi mürşide muhabbet. Bir Mürşide muhabbet yalımız olursa feyiz gelir. Öteki ikisini mıknatıs gibi o çeker. Yine muhabbet olan kimse mahbubu hakkında, hedeberi ad ve ihlasa mubadret ile gelmiştir. Nitekim Denildi. İnsan bir kimseyi severse onun için kulağı sağır olur. Gözü kör olurmuş! Anlamadım! Anlatırım ben, bebek yazarı anlatmamış olursun.
Sevdiğin bir dostun kusurunu söylerlerse. Geliniyle şöyle etmiş Mustafa Hanım'ı söndür. Dert! Hiç duymadım! Vallahi billahi zerre kadar yaklaştırmamalı der! Efendim de şöyle şöyle kusur gördüm. Kulağı sağ ol, gözü de kır. Ben onu bize imtihan için yaptı. Ben de gördüm mü. Ay serser vay der! Yani ne pusunu görebilir sevdiğini. Ne de suçunu duyabilir hiçbir şeyini. Kulağa sağıp gözü kör. Yani. Kulağa sırt iyiliğini duyar, gözüne sırk iyiliğini görür. Bunun için ihlasla. Edepte kendi kendine gelir. O adamı terakkiye sebep olan hal. Onda zuhur eder. Sizin yerini okumaya. Imkanım olmayacak bazı yerlerden size okuyayım inşallah! Ama bir edep, rabıta edebi, kamali olduğu ki, hacineyi hayal ki, iki gözü mabeynidir. Mürşid-i kamilin feyiz gelen yeri, iki kaşının arası. Nesvesel de geldi orayı tutuyor, değil mi? Gel, gel içeri kendine vesvese.
Fatma'ta, Zurra validemiz ya Muhammed, ben senin iki kaşığın arasına baktım mı oradan nur geliyor kalbime. Bakır bakıp da ümmetlerinde kutlu cihanların burasına baktın mı böyle nur geleceğiz. Oradan fışkırılmış biz kalpten zannediyorduk ya. İki kaşının arasından oradan akar, ne alakamış? Bütün dünyaya yetecek kadar büyük bir koymuş, arşı avpan gibi gelir. Hele kalbi arşa, Efendimiz geçen bizi söyle kucakladı, dünyanın Diyor şimdi, göçmen bir, kalbi arşullah. Kalbim, arşın, iyi istifade edin deyip, şöyle sürtüyor. Dünyada gördüğümden dedim, rüya gördüğüm daha iyi oldu ya. Yani böyle işte sen dünyada neler yolunda onların kalbi Arşarzan gibi tarafından pis fışkırıyor. Nasıl tutarsan öyle geliyor yani kalbini tutmuyor müddetçe. İyice uzatmayalım, dilimizle de kitabı çok okuyacak. Mabeynidir, iki pürüz'nün mabeyni, iki taşının arasıdır.
Hanım'la, Yuşidin vechi ruhaniyetine, içine belki iki gözü mabeynine nazar ehliyetin, orası menba değildir. Allah hayrını bizi, aynı hayalından gayb gitmeyesin. O oradan dökülen peyiz içerinde kızı alıyor. Zaman zaman tutup kendinden gaip hali zuhuruyla na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na tutup kendinden gaip Halis zuhuri ile na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na Allah'a döndürüyorum geriye dönme.
Birisi Efendimiz her şeyi Hızır bayır gibi halloluyor böyle gayb. O ayıp haline. Ayıp olduğun yere böyle. Öyle canım ne diyor, korkma nefes mekesin ya, ölmez yedi günde böyle fethearlak alanlar olur, bazısı. Böyle varsa ateşsiz, haykır. Aykacak şekilde olmaz diyor efendim. Pek ilerisine girmemeli, ayıkmalı. Davutada böyle şey var, savaşların var, bir katil oldu ondan. Yapamadığımızdan, önce şu görmemiş viraj tarlaya dönmişim. Yani sonra ilk böyle rabıtayı çok isterim. Hıhı, şuraya gelmiştik. Aynı hayalimin kaybetmeyesini, hatta nefsinden kayıp olasın! Bunu diyordunuz! Nefsünden kayıp zira kalbe nihayet yoktur! Mürşid-i Kamil'in kalbinin derinliğine nihayet yoktur! Onun nihayeti bulunmaz! Yani, Vesiri ilallah kalpten hasıl olur. Allah'ı görmek de kalpten hasıl olur. Onlar Mevla ile alakalı onların kalbi, hercemi, hukuk, bu rabıta ile olsa, gücü yönünden esradır.
Yani, tarikatlar, vefalar, vefayiler çatır çatır gider yani! Şundan daha süratli, faydalı rabıtadır. İyi dinleyelim kardeşim, ben de. Ondan da size vereceğiz. Şöyle yapacağız inşallah! Zira mahsup, Allah'tır mahsup! Şamıtaysa hemen senin için. Sihri ilan daha desinlerdir. Maksadımız sırf Rıza'yı bulmak. Rıza'ya götürmen için anca rabıta götürür. Şimdi, yani mali şöyle sen Allah'a kork, Allah Allah! Eğer Allah'a olamıyorsun, zuhruf Allah'a olamıyorsa Allah'a olan kutlu cihanlar ile ol, onlar sizi Allah'a inzal etsin, Allah'a kavuştursun. Bu mana yani, şeyi manası böyle. Eğer cemi vukuf bu rabıta ile olsa, yüzün yönünden senin için seyr-i illallah'a vesiledir. Eğer dirilsek ki rabıtaya delil sabit var mıdır? Efendim rabıta için itiraz ediyor hocanın bir delil var mı? Biz deriz ki, evet, kitap ve sünnet ve kıyasla gelin sabittir. Sünnet ile de, sünnet ile de.
Kuran'la da yazma ama kitapla sübutu Hak Teala'nın Eshabı billah, Bismillah. Vesile. Ve tağu ileyhidir. Vesile tabii onu kullanır. Hacı Üstat Efendi hocam, burada diyeyim. Hafız Ali Hoca vardı ya, bizim orada. Gel dedi ki, ah şu rabıtayı koyması lazım tarikatlara. Ne diyorsun sen Hafız Ali Efendi dedi. Ne oluyor sen dedi böyle ahmakça konuşun dedi. Ne olacak kahp yok laflar. Rabıta olmasa bir adım asamaz insan tarikatlar. Bütün tarikatın hürbesi, en yükseği rabıtalar. Dedi. Ben sana soruyorum dedim. Üyelik kilimize kazıp çığlık dikmesen. Çığlığa yetmesen, batmasan, kılamasan. Allah! Üzülme. O dedi ki. Bu şedin bana gerdiğin olan Allah verdiysem ne olur dedi. Yine de yüzümü isteyince vermiyor, onu da Allah'a vereceğiz, benzura Allah'a vereceğiz. Allah, yaş üzülmüyor da yiyelim şimdi. Yok illa bağ yiyeceğiz, keseceksin, düşürüp oraya bağmışsın. O çubuk üzümün diyor sebebi, vesilesi.
Allah öyle halt etmiş. Feyizün vesilesi ne? Ve lekat kerham der, beni adem çubuğu olan mutlu çıkın! Onun çığlığı da o diyor. Ona iyi bakar, ona iyi rabıta diler. Onun yolunda yuvarlanırsan o üzümü teyiz, üzümü teyiz. Şerbetini teyiz, nurunu öyle içmiş olacaksın dedi. Yazıklar olsun. Sizin gibi kısaka, kapalı insanlara ilmi bilmeden böyle hareket ediyorsunuz diye. Çok fazla söylerler. Bak Kuran-ı Kerim de kavl-i şerifidir veya dinler ki burada vesileden uğra, travuta'nın kaydıdir diyen hocanızsa biz deriz ki mefhulamdır, Ubuma aittir Kuran-ı Kerim'in şeyi, taleb-i Vesile ile emri sabit olduysa rabıta vesaita vesaitin efsalıdır zive Vesilei Peygamberimiz yahut naibidir. Kuran-ı Kerim'de de bu, -Alnı-i şerifi -Benim tarafımdan zikir oldu, söyle onlara Allah'a muhabbet ediyorum iddiasında bulunanlara. Bana tabi olursanız Allah size muhabbet eder, yoksa size muhabbet etmez.
Siz Yahudi masranı olarak kalırsınız. Onlar iyi oldular. Yani peygambere hacet yolu ister bizim peygamberimiz dediler. İnşallahımız diyorlar, şimdi anladı bütün dünya ilim ile tarıma karış olduğundan Firdevs'in, et, sıradan doğan, Allah olmaz dediler. O bir peygamber, ona bir peygamberdir. Buna inandı şimdi, Hristiyanlıkına inandılar, Allah diyemezler. Bizim peygamberimiz ayrı, o peygamber ayrı. Allahü Teala aldatmadı, peygamberimiz gelince o peygamberin hoddunu kaldırıverdi. Diyecek ki. Eğer Musa benim günümde olsaydı bana ümmet olmaya mecbur oldum diyor. İsa aleyhisselam geleceğiz. Diyecek ki ben peygamber olaraktan gelmedim. Hazreti Peygamber'i ümmeti olarak geldim diye. Mehdi Ali Resul İmam olacak, kendi arkasında namaz kılacak. Muhammed Aleyhisselam'ın evladının. Devire düşüp imam olamam ben diyecek İsa Aleyhisselam. Ne diyorsun sen yahu böyle? La şimdi biraderler atlan tabi.
Zira ittiba, meftunv, rüyiyetini veya tahayyülünü, vesaire. Eğer öyle olmasa ittiba, aktar olunmazdı. Kabe olunmaz, aktarılmazdı! Ama, Sünnet ile Subutu İmamı Buhari'nin zikrettiği vesile. Hz. Ebu Yusuf'ı bir gün. Hz. Rasul Ethem Sallevin hazretlarına şikayet ve Biatr-i Ruhani'ye Ya Muhammed dedi. Halaba bile hayalimden ünfet olmuyorsunuz. Ya Muhammed dedi. Şikayet ediyorum. Yani, halaya giriyorum, affedersin, abdesthaneye tuvalete. Yine benden ayıp olmuyorum, ben şaşkınım dedi. Hayalından münfe vurmuyorsunuz dediği hikaye, şikayet etmişlerdir. Hz. Sıddık etler, bu sebeple Hz. Fahr-i Alem sallallahun zıtlarından. Gayetle haya ederdi, ben utanırım be! Amma beyazla sübotu, vesail-i mahsuda bir zat. Vesail-i mahsuda muayyen olduğu. Hasiyete tahayyül etmek la benzdir. Ancak memnun olan nefis ve sahili. Maksud bizzat kılmaktır. Lakin hal böyle değildir.
Münkir ise, emrin beynini fark edilemezler de. Onun için rabıtaya mana tutmuşlardır. Ama bu şirin hizmetine gelmek sebebi birkaç neyin üzeredir. -Rabıta'ya anladım efendim rabıta. -Sanitü Zülcelal'ın Kuran-ı Kerim'de Saadet'in ile zararları Onun emri kati geliyor. Yani Saadet'in kutlu cihanlarımış onlar. Yanında oturmanın imkanı yok. Yanında otursak işimiz var, gücümüz var, samanımız var, sahamız var, çocuklarımız beslemesine imkan yok. Samanında da sahranı çekerken eden, bahçeni teperken eden daimi evliyaullahına oldu mu bu letaif boş yerine çalışmazmış Merve. Kaderimin kılavuz havuz babamı diyemedim, utanıyor insan kendi babasına. Ali Ramazan dersine Topbaş'tan danışır, benden danışmam. Babacığım ağır gelir. Onun için ona tanıştırırım. Balısını ben şöyle düzlerim şüpheli yerine ya. Ona danışır, gidin ona danışmış. Evet.
Uluus abla danıştayım de, Uluus sahamız dedi ki, kardeşim, üç gün dedi. Halil Hasan efendimizi hiç gözümden kaybettiğine, yürürken camiye gide. Üç günde bütün vücut kendi kendine harekete geldi. Babama dedim, havuz böyle olur mu canım diyor. Şu daha genç. Oğlum, ara sıra yap dedim, kalbimle çalışın. Neyse, direkt köydeki halleri mi uyulur? Kime değdim mi, o cezbelenirdi böyle. Böyle vaziyetiniz vardı! Şimdi hepsini kaybettik ama limanda olduk. Ama şunu rabıta kaldır şimdi çok devam ediyoruz inşallah! Derslerini, arkadaşlarım birer biraz soracağım. Şimdi orayı bitirdik de. Mürşid'in hizmetine gelmek eden bir birkaç nevi üzerine. Elbette abdestli olmalı! İkincisi, Cemil zülüp ve kusuruna. Kusurundan, gafletinden. On beş kere yahut yirmi beş kere istiğfar etmektir. Üçüncü Fatih Han ve İhlas-ı Şerif Kıraat. Mürşid'in ruhaniyetine ihya edilmeli.
Abdestli olmalı, istiğfar okumalı, bir çiftla bir Fatiha ile şu haniyete göndermeli, bereketmeli. Feyz, bir ikramında gelir bir yerinde insana. Bu üç şey, kıble şurayadur. Daha, gitmeden, yola çıkmadan büyük şey yapılması lazım. Efendim, yeniden testereli neymiş? Birincisi, abdestli olmak. İkincisi, cemil, züğürt ve kuşurundan ve gafletinden on beş ya da yirmi beş defa istiğfar etmeli. Üçüncü, bir Fatiha, Sıçıklası Şerifi, Ziraat'la, Mürşid'in ruhuna ihdaeylem. Bu üç böyle bitti! Mürüç-i rabbileşru en öven olmalı, aynı mescide diye ecir istifaza, kalbini mürşidin kalbine tamam rab eylee. Ey elime vardığı kutlu cihan ise, burada kalbini mürşidin kalbine rahtile, bağlaya. Hiç başka hava hatır gelmemenin, lakin ihlas ve muhabbetle çözere. Kendisiyle ruhaniyeti beraber niyete doğurursa, nazarında olduğunu gezinde insaniyeye.
Yani, Hurşidin ruhaniyeti seninle beraber, İstanbul'dan buraya mı geliyor? Yook. Onun indinde bütün dünya bir tabak kadar geliyor. Sen nereye gitsen, o tabağın içine dönüyorsun. Gözünü muyum? Der. Bunların hikayesi var ya, tekmeyeceğim, bizim yok. Santrus'u hikayalarla doldurmayalım, esasları alalım. Zira ruhaniyet çünkü hicap. Ruhaniyet için perde, baait uzaklık, soyut, yakınlık, sünnet de dünyevi bir şey, müddet yoktur. Onların gözü açılmış, Vallahi diyor Ömer Bel geçen konuşuyordu şeyde, İstanbul'da. Vallahi diyor, İhvanlardan, birçoğu İhvan diyor, Efendimizin içinde görmüş. Ayrı ayrı teveccüh buyurduğunu yıkılmışlar hep. Vallahi diyor, o saatte efendimiz uykudaydı. Çok kişi. Öldürmeyeceğiz onu da. Ruhaniyet'in huzuru, huzuru kalp mürid ile beraberdir. Kalpten çıkarmadığımız kalbim değil, kalbin için kendi var gibi durur yadır. Zira ruhaniyet, ne mal basardan esrardır.
İşim şak çakmadan daha yakındır. Belki, müridi makbuldan yapza ve nenem halinde, ulu'un ve uyanık halinde müritten, ruhaniyeti virdyen müntek olmaz, ebediyen ayrılmaz. Doğru çok anlaşıldı bu iş. Doğunacık okuyamanın neslim ya, paraları şeyler. Derim. Mürşid-ı Maksuda vesile olduğu sebepten, Allah'a kavuşmaya vesile olduğu sebebiyle, virüs mülkimi.
Kaynak: Genel
Mürşidin Ruhaniyeti Ve Manevi Rehberlik | Mihmandar