Mürşidin Rehberliği ve Manevi Kalkınma kaydında Bu görüşmeden önce sizinle yaptığımız sohbet ve de daha bir candan. O da gelenlerimizden olur. Derler ki insanı samimi konuşturur. Samimin dinleyen konuşturur. Büyüklerimizden bizzat razı olsun nasihat ediyor. Benim diyor Ben bir şey etmedim mi ya? Neredeyse ben sözümü de bitiremiyorum. Sohbetimi de aşağı da inemiyorum diyor. Böyle gönlü…
Mürşidin Rehberliği ve Manevi Kalkınma ne anlatıyor?
Mürşidin Rehberliği ve Manevi Kalkınma kaydında Bu görüşmeden önce sizinle yaptığımız sohbet ve de daha bir candan. O da gelenlerimizden olur. Derler ki insanı samimi konuşturur. Samimin dinleyen konuşturur. Büyüklerimizden bizzat razı olsun nasihat ediyor. Benim diyor Ben bir şey etmedim mi ya? Neredeyse ben sözümü de bitiremiyorum. Sohbetimi de aşağı da inemiyorum diyor. Böyle gönlü…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu görüşmeden önce sizinle yaptığımız sohbet ve de daha bir candan. O da gelenlerimizden olur. Derler ki insanı samimi konuşturur. Samimin dinleyen konuşturur. Büyüklerimizden bizzat razı olsun nasihat ediyor. Benim diyor Ben bir şey etmedim mi ya? Neredeyse ben sözümü de bitiremiyorum. Sohbetimi de aşağı da inemiyorum diyor. Böyle gönlü çeken kimseler. Hani öyle bir aşkla, öyle bir muhabbetli ki, çekiyor böyle. Üstatının gönlünden alıyor. Bunu Dandırmal Ali Efendi bir söz söylemişti. Tabii bu mürşid kamillerimiz için diyemem. Öğlen de gelişi üzen bir kimse kendisine rabıta ne yaptıramaz dedi. Öyle dervişler olur ki olduğu gibi çeker dedi. Mesela Muhammed Bahaüddin Hazretlerinin bir evladı var, Hades Allah'ın sırrı. Git demiş benden başka bir şeyh ara demiş veya şahan Nakşibend Hazretleri'ne demiş. Evladım seni doyuracak bende hal kalmadı demiş.
Öyle çekiyor ki mesela Cüneydi Bağt bir defada dayısı sohbetine iştirak ediyor. Mürşid olduğu halde hiç belli olmaz ki Allah'ımız öyle lütfeder, öyle ihsan eder ki şimdi Abdulkadir Vojdavani Hazretlerinin Hızır aleyhisselamdan aldığı on bir esas ne söyleyebilirsek nasıl bizim efendilerimiz hep ashable seçilmiş. Bunun en güzel ifadesi Araf suresindeki ayet-i celile çıkarabilirsin yüz doksan beş diye hatıremde kaldı ve bu Araf suresinde ve bu Ayet-i Celileye de dikkat edersek bundan çok manalar zuhur eder. Yüz doksan altıncı ayeti, insanı. Ayeti celilelerinin son bölümü ve ve ve o Cenabı hak salihlere kendisine dost ediniyor ama salih olmamız lazım. Bir söz söylerler. Bu çok hoş. Güzel oldu mu bir ifade? Dediler ya, et tekraru hasene ve levkeane yüz seksen.
Güzel olan yüz seksen defa tekrar etsen yine güzel diye Sen Mevlana ol Şems gelir bazen meraklı insanlarımız olur Bu da güzel merak etmekte güzel Merak eder. İşte ben de şöyle bir büyüklerimizde olsam bilmem falan. Böyle iddia değil bu ama. Arzudur, istektir. Eğer biz adam olursak diyor ya sen Mevlana oğlu Şems gelir, onlar senin diziğin dibine oturur. Rabıtan da otururlar. Murakaben de otururlar. Konya'da bizzat üstadımızın çok hoşuna gitmiş. Demiş ki bu amcayı çok sevdim orada görevli olan bizzat da demiş ki Efendim onu ben size anlatayım Tabii sebebini herkese vermez Eğer na ehli ehil olmayana verirse pes şişeyi yani şişeni alır taşa çarparsın diye geçer. Efendim demiş, bu bize özel halini anlatır murakabe halinde. Aleyhissalatu vesselam efendimizin bir kürsü üzerinde geldiğini çok ağlarmış ama. Tabii onu görünce ne hale geliyor bakın. Şimdi onları bizden bir işaret bekler.
O işaret olursa gelirler. Onun nasıl gelecek yanına seni kontrol edecek, bakacak, görecek mi? Yok. O ona Allah'ın izniyle ayan beyandır. Daha çok onların gelişleri nurdan olur. O şekli bembeyazlı onur değil. Belki de simsiyahtır. Siyahlığın içerisinde bak Beytullah'ın örtüsü siyah. Bir nur belirir onda. O işareti gördü mü? Biraz biz çok yüksek seviyeden mi gidiyoruz? Layık olmadığını biliyorum. Ama çok yüksek seviyeden mi? Abdülhali, Ojdevani Hazretleri deyince aşağı inilmez. Biz bunlara eshamra zailke felyetenefesil müten müteenafisunun. Felya melil amilum. Bunlara gayret gösterelim. Şimdi bu tefekkür istiyor. Bir yere çekilip iyi düşünmek istiyor. Bakın bazı şeyleri hususi özel söylenecek konuları burada söylüyorum layık olmayarak. Böyle kendimize mahsus anlarımız olsun.
Bu evimizde de olur bir mescitte de olur bir dağın başında da olur kimsenin olmadığı bir yer mesela büyüklerimiz bir dağın başında küçücük bir mekana ne yapmışlar? Oturmuşlar. Bunu Sivas'ta görmüştüm. Oranın mezarlarının olduğu yer, Abdülvahhab-ı Gazi Hazretlerinin hemen üst tarafına doğru çok küçük bir yer. Fakirullah hazretlerini de gördüm. Sonra daha başka çok. Böyle çok küçük. Diyor ya Akif Rahmetullah aleyh dünyaya kapalı Allah'a açık. Böyle onları mekana girmeleri, gözlerinin şununla bununla meşgul olmadan Cenabı Hakk'a kalplerine arz etmeleridir. Onlar bir nefes aldıklarında çok düşünürler. Acaba bu nefesi huzurla mı aldın huzursuz mu aldın? İslami hazretleri, Kaddafi Allah'ın sırra bir gün üzerine kül dökmüşler. Efendim bunların hiç rahatsız olmadım mı? Ben demiş ateş bekliyordum. Çünkü demiş yemek yerken birkaç lokmada Rabbımızı hatırlayamadım. Hani bize dökülmüyor mu?
Onun tepesine dökülüyordu. Allah korusun ruhumuzun tepesine dökülmesi bizim manevi hayatımızın bitmesi demek. Uhrevi hayatımızın sönmesine doğru gider Allah korusun. O zaman gözümüzle korur. Ne yaş gelir ne bir şey anca gülme. Gönlümüzden de öyle. Nedametle olunmaz. Böyle üstün körü geçilir. Hep üstün körü. Üstün körü. Hep bunlar olur işte. Biz geçen görüşmede de on bir esası Hızır aleyhisselam'dan almıştık. Onu anlatıyorduk. Bir cümlesi Rabbamızın lütfu ikramıyla, ihsanıyla bitecek gibi değil. Bu Hızır aleyhisselam. İlmi hususunda burada onu ifade etmeye çalışayım. Kimdir Hızır aleyhisselam, İslami? İsrailoğulları'ndan birisi Musa aleyhisselama diyor ki kainattaki en bilgili kimdir diyor. Şu dünyada en bilgili kimdir? Hazreti Musa Aleyhisselam bunun üzerine benim diyor. Bunu dedikten sonra yüce Rabbimiz kendi tarafından tabii ikaz olunuyor.
Allah tarafından ona tebliğ edilen Hızır Aleyhisselam ile buluşuyor. Ve o kayanın yanı başında peygamber olan Hızır adında bir kulumuzla karşılaştılar ki, biz ona katımızdan engin bir lütuf ve rahmet bahşetmiş ve yine katımızdan onu evrenin bilinmezliklerine ve ilahi takdire dair her peygamberin sahip olmadığı bazı özel bilgilerle donatmıştık. Bak bazı peygamberlere vermediğimiz. Şimdi diyelim ki Bir hak dostu Ondan çok güzel haller görüyoruz Bir diğerinden görmeyince yok bunda iş yok denmez Allah'ımızın tecellileri ayrı ayrıdır İsim vermeden söyle vereyim isterseniz. Adana'daki Hasan Efendi, bakkal Hasan Efendi der. Bunu bize üstadımız çokça söyledi. Hızır aleyhisselam, mevzu olun dediğim, layık olmayan yere, Hızır Aleyhisselam çokça soruyor. Çokça dört yoldaki fırıncı Mehmet baba soruyor. Sami Efendi'nin halifeleri kim? Yahya Allah Hasan Efendi. Adana Allah Hasan Efendi.
Diğerleri şimdi efendim bir vekaletten geliş var. Bir de asadeten. Bizzat efendimizin mührü, saadeti, icazeti sallallahu aleyhi ve sellem. Şimdi demek istediğimiz şu, mesela o Adana'daki Hasan Efendi gördüm ama. Çocuktum o zaman. Son görüşüm böyle üç dört yaşı. Diğeri de ilkokul yok daha. Elimden tutup gezdiriyorlardı Yeşilhisar içmecesinin üst tarafında. O zaman yol çok dardı zaten. Araplı dediler, buraya doğru gidiyor. Yani ikinci bir araba bir araba giderken ikinci karşı gelse çok zor. Çok. Bazı yerler geniş, aynı ancak öyle geçebilirlerdi. Hatta o kadar arabalar az ki kulaklarını yerlilere koyuyorlar acaba araba geliyor mu diye. Bizim elimizden tutup gezdiriyorlardı. Sami Efendi hazretleri, Kaddafi selamlarız deyince, üstadımız efendim, evlatlarınız mübarek boyunuzu görmek ister değildir. Olur Hasan Efendi. Hiç kırmam, mümkün değil onlar da. Bizim zelle o peygamberlerde olur.
Bizim çok küçük, yani hata değil dediğimiz, onları da sanki günahı kebair gibi olur. Büyük günah gibi olur. Öyle bir makamdaki o müstesna bir hal. Orada geldiler bak çocuk olduğumu şuradan anlayın. Zannediyorum ki bembeyaz bir kuş gelecek. Bembeyaz bir kuş. Gelin bizim mahallede hırdavatçı Mehmet Efendi Allah deyip bir feryat ediyor Sami Efendi Hazretleri deyince. Yoldu Mehmet amca diyorlar. Yahu diyor semadan bir nur indi, ben dayanamadım diyor. Zaten o anda bir bir ayla bir güneş yere indi, iftihar etme diye. Üstadımızın Adana'daki vaazında da öyle. Hep velinin bir hali var Hafi Korunur Cenabı hak muhafaza eder onları riya, kibir, benni ucup olur mu tehlikesiyle Olmaz da olur mu tehlikesiyle Bak biz bu yoldayız Böyle bir güzel yoldayız. İnşallah dikkat ederiz. Riayet ederiz. Çok müstesna bizim müstazlarımız. Anlatacağım orada kalmasın.
O Hasan Efendi hazretlerini orada görmüştüm tanıdım da vicdanı ama çok ağır. Şöyle baktığınız zaman o bize yarım saat bir sohbet etsin, bir saat görürsün hiç gerek yok. Siz onu görseniz yeter. O ağırlığını manevi ağırlığını o yetiyor insana. O zannederim velilerde iki hal var. Birisi celal sıfatı var. Birisi de cemaat sıfatı. Celal sıfatı olanın yanında konuşamazsın. Eğer kendi halini muhafaza eder de kişinin derecesine inmezse hiç ağzına çammasının yanında. Koruşturmaz bir izni ayeti. O öyle bir kimseydi. Üstadımız da cemaat sıfatı galip. Çok neşeli. Bak Hızır aleyhisselam olunca aydınlı şeyh diye birisi varmış. Bu kaynağım çok kuvvetli Allah'ın izniyle. Burada İpek hocamız rahmetullahi aleyh. Hatta onun özel Hızır aleyhisselam hakkında araştırması var. Kim o? 0 üniversitedeki profesörler diz çöker otururdu. Bir manevi dersleri anlattı ve hayran kaldım.
O Hızır Aleyhisselam'ın ürettiği nefvi ispatı da anlattı. Hayran kaldı. Şimdi o hocamızın o anda anlattıklarını muteber kitaplarda görüyorum. Mesela kişinin dünyevi işleri var. Şöyle söyleyeyim zahirde hal, batında hal. Zahirde insanlarla, batında Allah ile. Burada şu misali veriyorlar. Nur suresinden hesabına. Buradaki ricel tabiri hem erkeği hem de kadını içine alır. Burada bir hususiyet var ama bir güzellik var. Onlar öyle erlerdir ki ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Bir annemizi ziyarete gittim. Bununla şey anlatıyor letaifleri anlatıyor. Alışverişin olur. Böyle işin gücün çok fazla da olabilir ama kalbin Mevla ile zikirde olur. Şimdi adamın birisi Beytullah'ın o örtüsünün halkalarına yapışmış şakır şakır ağlıyor. Şöyle bir bakıyor biri. Allah Allah ne aşık bir insan. Demek hayırlı bir kimseymiş ki gönül gözleri açık.
Bir de kalbine nazar ediyor bakıyor ki bir tarla davası. Tarlasını bir başkası almış. Onu nasıl yeniden el dilerim diye o ağlıyor. Mina'ya gelmiş. Mina çok kalabalık bir yer. Orada alışveriş yapıyor adamın. Biri sağa sola bakacak durumu yok. Ne kadar diyor dünyaya münhemik dünyaya düşkün? Derhal. Beni diyor Beytullah'ın halkalarına sarılıp da dünya için avlayanı mı zannettin? Elim karda gönlüm yar olan Allah'tadır diyor. Hocamızın anlattığına geleceğim inşallah Demek ki velilerde bir cemaat ve Celal hali var Müşir-i kamilimizde çok beynim mülayim hali müşahede ediliyordu tabii. Hatta üstadımız böyle bir kızma hali olsa bile adam bal börek yiyor zanneder. Öyle tatlı gelirdi. Hoşlarına girerdi böyle. Allah'ım sevdiği için gönlünde nur olanlar da onu seviyor tabii. Aydınlı şeyh diye biri şöyle oluşturmamız lazım temeli. Böyle ricalüp görüyor. Seyri süluk nedir?
Seyri süluk burada anlatılacak zaten. Abdülhalin Hoydevani Hazretleri. Seyri süluk güzel ahlaka nail olmak derken bu aşamalardan geçerek. Hangi aşamadan geçecek ashabına? Yukricun minevvulumati ile nur karanlıklardan nura şirkten, küfürden, lipaktan büyük bina, küçük bina masivada, hatta o zulmet perdeleri değil nurdan perdeleri aralayacak. Nurdan perdeleri. Bizim mürşid-i kamillerimiz bu işte Abdulkadir vüdevan dediğimiz. O biri hepsine nedir? Misaldir. Bir Hasan Efendi hazretlerine anlatmış mıydı? Kişi risale içmecesinden orada bir komutan gibi üstadımız kalkanlara oturun buyurdu. Şunu diyecektim, onun yanında Hasan Efendi hazretlerini Adanalı görmüştüm. Vay uzun. Şimdi bunlar bir mürşid-i kamilden aynı zamanda şey de alıyorlar, kalp ruh sır diye letaifleri geçiyorlar, Geçiyorlar. Medine'de bir zat vardı. Çok ama kamil bir insan. Onu üstadımızla ziyaret etmiş.
Sami efendimiz hazretleri aramış onu. Bulun bana okusun diye. Onunla halleşirmiş zaten. Dedim amca dedim ne yaptın seyr-i süluk? Dedi ki, tayyi mekan. Bir anda Allah'ın izniyle dedi Abdülhakim aruvasi Hazretleri ile bu işi tamamladık dedi. Ne yaptın amca deyince. Emin, büyüklerden bir kimse, bak bir deve çobanı, şu anlattığım bir deve çobanı. Hızır aleyhisselamı araştırırken baktım Ladik'te Ahmet Baba'yı da işliyorlar. Ladik'le Ahmet Baba bir çoban, Veysel Karani Hazretleri nedir? Bir çoban. Peygamberlerden koyun otlatmayan yani çobanlık yapmayan, illa koyun değil, çobanlık yapmayan peygamber yok. Öyle çoban deyince ayağı böyle çarıklı, keçesi üstünde. Öyle acayip bir kimse gibi görmeyelim. Allah'a aşığı celle celaluhu. Bir kısmı öyle ona Hızır aleyhisselam, işte yine süluk görmen lazım diyor. Adanalı Hasan Efendi onu işaret buyuruyorlar.
Yalnız çoban olduğu için anlamıyor bazı hususları. Bir gün Hasan Efendi demiş ki anlatıyorum anlatıyorum anlamıyorsun. Biraz mahsin olmuş. Hızır aleyhisselama demiş ki efendim beni azarlıyor demiş. Ben bir ver çobanıyım. Anlayamıyorum demiş. Nefi ispatı ne? Çıkaramıyormuş. Bu bizim gibi insanlara yarım saatte zor anlatırlar onu. Mavi mat sahibi orada kısa zamanda öğrenir o. 0. Tabi bu öğretiyor. İşte nefesini bebeğin altına alacaksın. La o la demek var ya, bütün Allah'tan gayrı her şeyi nefyeder, tok ederim. Neyse Değil mi ki Yahya'da bir Hasan efendi duyuyorum. Çok minayim. Ona gideyim mi efendim demiş. Git demiş. Gelmiş böyle gözü, böyle başı, önüne eğik vaziyette. Acayip haller de görüyor. Kıymetli de bir kimse. Demiş Sami Efendi'nin evlatlarını görüyordum demiş. Elhamdülillah. Hep hayırlı olarak görüyorum. Böyle anlatmaya başlamış bu hallerden.
Yalnız Hasan hocamız biraz rahatsız olmuş. Onun evinde kalıyor. Demiş bak, seni götürürüm ama Ömer Efendi, efendimin huzurunda konuşma yok. O ne diyorsa onu dinleyeceksin. Gelmiş elleri dizlerinin üstünde nefes bile zor alıyor. Efendimiz demiş ki Hasan Hoca ne yapmışım adamı? Mehmet Efendi'yi susturmuşsun konuşsun demiş rahat. Böyle bu vazifelerini yapmış. Keyif ayet-i celiler. Şimdi bunu okuduğumuzda biz diyeceksiniz ki Kehf suresinde çocuğu öldürüyor. Ne suçu var o çocuğun? Ondan sonra gemiyi deliyor. Niye deliyorsun? Bindiğin gemi delinir mi? Ondan sonra seni hiçbir kimse misafir almıyor. Yıkık bir duvarın altında. O duvarı düzeltiyor. Niye yapıyorsun bunu? Bakın. Ben bütün bunları kendiliğimden yapmış değilim diyor. Seksen ikinci ayetinde Kehf suresinde. Kendiliğimden yapmıyorum Allah'ın emriyle. Çünkü böyle zahiri kafalarımıza ters gelir.
Zaten beyinlerimiz aklı ma'd olmadıkça da kavrayamayız. Bunun için iki cihan güneşi sallallahu teala aleyhi ve sellem İnsanlara akilları ölçüsünde konuşun. Yoksa inkar edin, ev gider. Olmaz. Bu görülmemiş. Bu ne demek? Yani bütün bunları ancak Allah Azze ve Celle'nin emriyle yaptım demektir. Ebu Hüreyre Hazretleri'nin naklettiğine göre, şimdi biz Abdülhali Vuldivani Hazretlerini anlatırken Hızır aleyhisselam geçiyor. Daha bir yaşındayken Hızır aleyhisselam onu evlat olarak kabul ediyor. Muallimin müstesna. Onda bir cevher görüyor. Onun için bırakmıyor. Ve yetiştiriyor. Bak Sami Efendi Hazretleri bir sadeftir, sadef. Elbette ki bir usta lazımdı ona. Gudbu Azam olan Esad Erbili Hazretleri onu işliyor da gudbul, aktab oluyor. Ama o da kendisini tam teslim etmiş. Biz denize bile adam kendini teslim etmezse batıp geliyor. Diyor ben yüzme bilmem. Alıyor adamı. At veriyor denize.
Şimdi diyor ki bak hiç hareket etme. Teslim ol diyor. Hareket etme. Sırtüstü o seni kaldırır. Suyun zaten güzelliği o. Gemiler boşuna mı yüzüyor? Adam öldüğü zaman hemen kaldırıyor zaten yüzünü. Yok ben yüzemem. Nasıl teslim olayım suya deyip de çırpınırsa batıp giriyor. Bunun gibi. Bir su dahi böyle teslim olmayınca batıyoruz. Yani biz Hucdevani gibi üstadımıza kadar gelen Allah'ın dostlarına teslim olmadıkça bir arka boyu yol dalamayız. Korkuyorum ki bizim gibi olmayın, ileriye girin. Şahan Nakşibend Hazretleri bir müridi için öyle dedi. Böyle bir gıybet hali var, bak yaşayamıyoruz bunları. Hep dünyada kaybolduğumuzdan manevi kayıplar olmuyor. Böyle yok gibi oluyor. Şimdi adam hususi ilaç kullanıyor. Avustralya'da vesaire yerde en çok orada kullanıyor onun için dedim. Bir günlük kullanıyor. Kendini kaybediyor. Ondan sonra bir haftalık, bir aylık böyle bankların üstünden neden?
Kendinden geçiyor. O uçuyor kendi kendine. Kendini unutmak istiyor. Şu dünyanın içerisinde masiva ile meşgul ola ola isyan günahlarla o kim zikrimizden ayrılırsa onlar için sıkıntılı bir hayat var buyuruluyor. Sıkıntı içerisinde. Kendini unutmak istiyor. Bu bizim mübarek yolda Rabbimize olan aşkıyla muhabbetiyle kendinden geçiyor. Öyle mürşid-i kamillerimiz var. Yillarca müşahede-i cemalle kendinden geçmiş. Yani biz oturuyoruz. Oturduğumuzda işte hep konuştuğumuz malum dünyevi işler neler onda kaybola ola ola ola bir kokuyu dahi duyamıyoruz. Birisi üstadın da bir şey söyledi. Efendim dedi Haydi dedi ben otururken büyükler gelirse ne yapayım? Oğlum sana koklatmazlar da dedi. Ne o demektir? Öyle basit mi? O senin gönlündeki en ince düşüncelere biiznillahi Teala vakıf olmaz. Mesela burada biz nef-i ispat, la ilahe illallah, bu anlatılırız, la ilahe dendiğinde beşeri sıfatlar kalmaz.
İllallah dediğinde ilahi sıfatlarla ne bileyim nasıl anlatayım. Onlarla bezenir. Bu. Ne kadar üstadımız büyük bir kimseymiş. Konuşur konuşurdu. Hayyayı, konyayı anlamadan koyup gidiyoruz. Allah'ımızı öyle de götürmesin. Tabii yavur olur. Ebu Hüreyre Hazretleri naklettiği Hadis-i Şerifi'de var. Tirmizi'de var. Enbiya suresinde tefsirde mevcut. Çok. Kuru yerde oturduğunda altında otlar yeşerip dalgalanır. Hızır aleyhisselam hakkıdır. Hatır da denir, yeşil demek. İşte yeşil dinmesi bu Hadis-i Şerif'ten kuru yerde oturduğunda altında otlar yeşerip dalgalanır. Mesela diyoruz ki zamanın kutlu üstazımız sevgili mürşid-i kamilimiz bak buraya diyoruz elli sene oldu hayat basmış. Elbette yeşermesi lazım. Nasıl yeşerecek? Bir Kuran kurusuyla yeşerir. Bir kreş olsun aç, yeşersin çocukların itikadın düzelsin. Bir anaokulu aç.
Bir hayırlı hizmet, şimdi yeşersin deyince mürşid-i kamilimiz illa oraya yemyeşil mi olacak? O da olur Allah'ın izniyle. Ya olmasın ki? Onlar için bunun hiçbir önemi yok. Vermiş Cenabı hak onu. Onun Nebi olduğunu söyleyenler Cenabı hak tarafından kendisine rahmet ve ilim verilmiş olmasını Kehf suresindeki altmış beşinci ayeti celile ile izah ediyorlar. Kıssada anlatılan işleri kendiliğinden yapmadığı yönünde açıklama yapmasını bu benimle değil diyor. Allah'ın vahyi diyor celle celalühü seksen ikinci ayette. Vahiy ile yönlendirilmesini sahip olduğu bilgiler dolayısıyla Musa aleyhisselama ne yapmıştır? O işte en alim benim deyince Cenabı Hak bu sebeple ikaz buyuruyor. Bediüzzaman hazretleri ise özellikle birinci mektup ve diğer eserlerde Hazreti Hızır Aleyhisselam hakkında şu izahatları yapmaktadır. Hazreti Hızır Aleyhisselam ikinci hayat tabakasındadır.
Bu hayat tabakasında Hazreti Hızır Aleyhisselam bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilir. Bizim gibi beşeriyet ve levazımatı ile daimi kayıtlı değildir. Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler içerirler fakat bizim gibi mecbur değildir. Hızır Aleyhisselam'ın manevi yolda yetiştirdiği en meşhur alim ve velilerden Abdulhalık ve Huczevani Hazretleridir. Bu yeşile oturma hususunda bir husus vardı. Onu geçiyorum. Kendisinde buyuruyor Abdulkadir Hudevani Hazretleri, belki zaman bulamayacağız fazla uzattım biliyorum. Kendisinde şu beş hazreti bulmadığın kimseyi arkadaşlığa kabul etme diyor. Yani herkesle arkadaş olma. Evet, konuş görüş terk et anlamına değil bu. İşte aman ha bu ağam kaç. Ne yaparız o zaman? Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz panayırlara giriyordu. Bugünkü onun karşılığı olan yerleri demek istemiyorum. İsyan mahalleri. Orada inşaat ve ıslah yapıyor.
Hakk'a davet ediyor. Şimdi yalnız bizim halimiz şuna benziyor. Adam diyelim ki suyun içerisinde boğulacak. Bunu kurtarayım diyor. O da atlıyor. Bak yüzme de bildiği yok. Onu kurtarayım derken o da batıyor. Kendisi de başlıyor. Durumumuz bu olmasın. Yani Allah'ımızın aşk deryasında yüzecek, marifetullah deryasında yüzecek kimseler onları bozmaz halkın içerisine girmek. Onlar korunuyor zaten. Onun gönlündeki hal onu bozmaz. Ama pissiz değişiriz. Ondan zaruret miktarı. Zaruret miktarı konuşulur, görüşülür. Bir kimseyi yine anlattım da tekrar söylemeyi, yakınıydı, akrabasıydı, gönül alacak kadar bulundu. Lav boz, söz konuşmadan ayrıldılar. İşimiz var. Bunlar birer diyerek gönülleri alınır. Fazla da oturulmaz. Oturduğumuz insan bize böyle hayırlı sözlerden kurtuluşumuz, ıslahımız için konuşsa o müstesna tabi. Hani öyle konuşur ki onlar, onların bir cümlesi ona bir cilt dolusu kitap yazılır.
Hani söylediyseniz müstesna olur mu? Burada kaydetmiştim. Bir tanesi Hızır Aleyhisselam'la görüşüyor da ona on tane öğüt veriyor. Bak birisin değil. Anlayışın Rabbımızdan olsun diyor. Bunu hiçbir kitapta ne bulabilirsiniz ne edersiniz? Söylediği söz. Anlayışın diyor Cenabı Hak'tan olsun. Yani bu kuru bizim gibi kuru kafalarda olmaz bu. O yaş kafa ister. Tefekkür kafası ister. Arkadaş olunacak insanlardan özelliği buyuruyor. Ahireti dünyaya tercih etmeli. Evet dünya terk edilecek değil. Hep böyle ide ide bu mübarek yoldan alık konulmasın insanlarımız. Senin dünyana değil çalışmanı ister zaten. Boş durmayı istemez. Anlatırlar. Dediler ki aleyhissalatü vesselam Efendimiz bir kimseye selam vermemiş. Niye? Meşgul olmadığı için. Bunu anlatır. Ahireti dünyaya tercih etmeli. İlmi dünya ameline tercih etmeli. Horluğu, rağbetliliği tercih etmeli.
Yani şey diyor mütevazi olmalı horluğu derken, mütevazi olmalı. Böyle kibir, benlik değil de mütevazi. Zaten sevilmez. İnsanlar da sevmez onu. O kibir benlik eğer burnuna onun kokusu girerse sevilmez. Devamlı mütevazi. Oldukça gönüllü kimseler sevilir. Gizli ve aşikar ameli gözetici olmalı. Böyle amelini amelini Rabbimize karşı onu ifşa etmemeli. Açıktan yaptığında da dikkat etmeli. Çünkü biz ne yapalım namazlarımız, ibadetimiz, taatimiz evimizin köşesinde yaparız ama namaz kılınıyor, toplu ibadetler ediliyor. O hallerde diyor hem hep kendisini gözetmeli. Beni Rabbim görüyor demeli. Ölüme hazırlıklı olmalıdır. O zaman ne yapalım biz burada Abdulhalık-i Hudevani hazretlerinin Hızır aleyhisselam'dan almış olduğu on bir tane esas var. Acele olarak sayalım bunu adap Risaladesinden Behçetüs sene Yasir mi? Görenler vukufu adedi, vukufu kalbi, hoş derde.
Onu isteyecektik zaten aklımızın izniyle. Akıl sahibi. Yani aklı başında olması. Çok önemli o. Aklımız başımızda vazife yapmak. Nazar ber kadem, sefer der vatan. Başka? Halvet der encümen. Yat, kert Farsça tabirine vazeşt. Nigah taştı. Yat taştı. En sonunu deyin. Zakir nefyi ispat zikrini yaparken hapsi nefes yaparak yani nefesini göbeğinin altına alarak kalbini meskur ile huzura vardırmalıdır. Ne dedi şimdi? Mezkur Rabbimiz. Allah derken diyor kalbi Cenabı hak ile alakalı olmalı. Onu bulmalı. Mesela evrad okuyor. Uyku basıyor. Kendimizi kurtaramıyoruz. Zikir halkası dedin mi kaçıyoruz. İşte bug olmaz inmem. Salik her ne halde olursa olsun kalbi her an Cenabı Hak Sübhanehü ve teala ile huzur halinde bulunmalıdır. Bu bakımdan yaddaşt. Aslında yaddaşt. İstilaı murakabe ile aynı manaya gelir. Bunun başka bir manası kalbi, zatı zat tecellisinin müşahedeye her an uyanık tutmaktır.
Ancak bunu kutbu cihanların hali. Havsil-i Azam, ırklara adım atanların halidir. Nedir burada? Bir esma tecellisi var. Allah'ımızın isimleri, sıfatlarının tecelliinin, bir de zati tecelli var. O yok yani kendisi dünyada görünür de, Es'adı Erbidi hazretleri bir heyula diyor. Yani bir görüntü Hep Mevla. İşleri yok mu? Hep bunların bizden daha çok işleri var. Hep buralar bizi geri götürüyor. Ortalığa baka baka baka Dedim ki size bir elbiseyi alacağız onu demedim bir bahçe dedim memleketimize göre her yer öyle zaten bahçe dağı taş et ekin diyorlar zaten şimdi bir bahçeyse tarlayı sürmüş, hazırlamışız. Ne yapsam acaba? Hangi fidanları diksem? Ya falan bizim bir komşumuz var. O İtalya'da da onun eğitimini görmüş. İtalya eğitimini görür. Eğitimini görmüş. O çok güzel bahçe yetiştiriyor. Örneği öyle buluyor. Bizim bahçıvanımız Resulullah'tır sallallahu aleyhi ve sellem. Örneğimiz o.
Eğer bu dünyaya dalarsa, Allah korusun bunlar bizi boğar. Dedim ya bir havuza düşmüş adam. Düşmüş. Onu kurtaracak yüzmeyi bilmezse o da batar. Evet efendim. Şimdi bu söz heyecanlandırıyor insanı. Öyle diyor ki zat tecellisini müşahedeye her an uyanık tutmaktır. Zikirden hasıl olan huzur, murakabe, sohbet ve rabıta yat taş istilıyla aynı manaya gelir. Buradan hareket ederek diyebiliriz ki huzur zatı ahhadiiyetin envarını müşahede etmektir. Bunun için keyfiyeti muhteliftir. Çeşitli şekillerde zuhur eder. Onu havastan başkası bilmez diyor. Onlar bilir. Biz şimdi bunlara imreneceğiz. Adam telefona öyle bir imreniyor ki daha çıkmadan siparişini veriyor. Amerika'ya diyor sipariş verdim diyor. Daha çıkmadan. Evet en güzel olsun ama biz ruhumuzu ihya edecek üzerlerini hiç terk etmeyeceğiz. Şimdi bir model diyor araba çıkacak. Onu bekliyorum diyor.
O bizim memleketimizin yapmış olduğu araba başka. Onu pahalı dost alacağız. Şimdi kendi memleketimizde onu çıkıyorum. Her şeyiyle. Bir civatası dahi. Yok efendim başka yerde ucuzmuş. Yok bizim memleketimizden çıkıyor bu. Bunu alacağız biz. Mürşidimiz bize bir elbiselik almış Medine'den yok Şam-ı Şerif'ten Efendim demişler şurada bir Şey daha var mağaza mı Neyse artık Orada daha ucuz Efendim nasıl olduysa öğrenmiş. O Ermeni miymiş neymiş? Almam demiş. İrmeniye mi para kaptıracağım? Müslüman, isterse pahalı olsun. Böyle dostumuzu, düşmanımızı çok iyi bileceğiz. Güçlü olacağız. Memleketimizi kalkındıracağız. Bak görüyorsunuz. Güçlü olmasa efendimizin aleyhinde bulunan sallallahu aleyhi ve sellem ülke şimdi tüfek eritti. Yok diyor. Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem gerçekten diyor bir peygamber de demiyor zaten inkar edilemez diyor. Niye?
Gücünden dolayı kuvvetinden dolayı ülkemizin. Ondan dolayı ülkemiz güçlensin. Bizim bir had seferimiz ne? Karadenizliğini. Devamlı o Rize çay mı olur hangisiyse? Hep onu alırdı memleketim gelişsin diye. Yani bizim ülkemiz gelişsin bizim. Ülkemizin gelişmesi yüz otuz altı ülkeye, bu virüsten dolayı, bu hastalıktan dolayı yardımlar ettiler. Dostuna, düşmanına, hepsine yardım etti. Güçlü olsun. Güçlü olmasak mümkün mü biz? Zaferler nasıl yapıldı Çanakkale zaferi? İmanın gücüyle. Hem imanın gücü hem de teknoloji. İki taraftan da güçlü olmamız demek icap ediyor. İşte Hazreti Fatih okursak Rahmetullah Ali onun nasıl toplar döktürdüğünü ve onun hesaplarını en ince hesaplarını yapıyor. İnşallah yavrularımızı da bu şekilde yetiştirmeye gayret edelim ama bu teknolojinin esiri olmasın. Onu esir atsın. Hep böyle dinimize hizmet yönünü tercih edelim. Efendim biz buna gücümüz yetmiyor, olsun.
Biz çalışalım. Allah'ımız bütün çalışanlara yüksektedir. Esselamü ve en iyselin insan illa masa ama Müslümana daha çok yardım eder. Böyle olumsuz düşünmeyeceğiz Rabbimizin lütuf ve keremiyle. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
Mürşidin Rehberliği ve Manevi Kalkınma | Mihmandar