Bir mürit mürşi dedi, tar katurlu ayin kuzutacı olursa o mürit değil halde. Efendimiz hiç müritimiz demez. Dervişimiz de demez. Derviş demek kapının alt eşiği gibi çınnın nasıl seslenmeyene diyorlar. Diyorlar. Mürüttiği de yirmi üç sene günah defterine amel defterine günah düşmeyen ediyorlar. Salih diyor Efendimiz yani o yalan söylüyor gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Gerekleri makama çıkmasa yine kurtulur çünkü bu yola düşmüş elhamdülillah. Tam ümit kesmeyelim yalnız istifadem için haftefül ayn kaybetmezsen can faydan olur. Allah bize, size ve bir çift yıkılan da bir an Efendimiz'i unutturmaz. İş buraymış. Ne gibi bura, gayb eylese nimet olamaz denildi. Peygamberimiz hevamın müşahedesine bahis olan hasılat budur. Zira fena pislik olmak Resulullah'tan salavusun fena olma, halka fillaha fenatemedir.
Bu sebepten bazı yer bu altında demiştir ki eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri tarfen altları katıl ayn miktarı muhtacım olsa kendimizi Cuma müsliminden addetmezdik. Yani buraya acele okuyunca da anlayalım. Biz anlıyoruz fenafil mürşit, fenafil resulullah bunları hayra izah hatta çok keyiften yer alır. Bunlar geldik size belli olur. Sahabei kiram vallahi diyor Resulullah'ı göz açıp yumana kadar unutacak olursam kendimi Müslüman'dan addetmem diyor. Buradan kıyas edin ki diyor siz takkatün ayn mürşidinizi kaybederseniz müridten değersiz. O böreği doğamaz. Yani çığırsam da ders tarif etsem yine bunu diyeceğim. Şimdi dinleyelim. Mürşide mürşid ile huzur edebi, mutlak gene, mürşid ile huzur edebiydi. Feyzun mevku fel aleyh budur.
Oradaki bir hacmin zahir, bir hacmin batındır, bir hacmin zahir, huzur edebi olur ki mürşidin güya içinden mazhar etmeyerek huzurunda boynunu eğip şöyle durur ki, yani öyle hamile oturacağın yüzüne bakmak doğru der göz atına koymuş olur. Bu defa muhalifmiş. Mürit mürşetin müretine nazar etmeyerek huzurunda gönlünü öp şöyle durur ki buraya bir Abdi Memluk malik olan sultandan firarın biri huzuruna girmiş gibi huzuriyede bir köle efendisinden kaçmış geriye huzuruna getirmişler de mahcup yüzüne bakamaz. Efendinin yanında büyük bu dinmez. İyice anlayalım tabii. Sultandan kiraya edip yere huzuruna giymiş gibi huzur ede mürşidin emri olmadan oturmaya şu ayakta dinleyenler oturt bakalım. Verin mi otur da. Rakaza-i şerr veya tarikatta bir müşbeli veya maslahat mürşid olmadıkça kendinden kelama i'raz eyleme Ne yapıyor oğlum neymiş olduğunu?
Bilmeyince kendiliğinden efendim şöyle oldu, direkt öyle böyle ettiler, filan beni göndermeden şöyle mani oldu filan lafa böyle başlamamalı. Ama sorduk sıra bir müşkülin varsa şöyle söylemeli. Yani ebedi bu müşirinin yanına var mı? Hazir-i Nuriye. Huzur-u Mürşid'te hazır olanlarla tekerleğim etmeyen. Mürşid-i Kamil'i var. Onun yanında şurada çok sevdiği top taş da var. Bizim için çok sevgili ve servissiniz, konuşuruz. Efendimiz var ki nasılsın Tuktaş Bey iyi misin dedim. Aman demeyi göstermeyeceksin diyor. Bir şey de var çünkü. Tek kelimede her ne kadar şirk olsalar da efendimizden başka yine bir müşir bir müşir daha dört tane müşir olsa tek efendimiz yerine pülür, çekilir, oturulur. Müşid olsalar da konuşulmaz, görüşülmez onlarla. Anlamaz mı? Tekellimden itiraz eder.
Aşık olan kimse maşumun gayreden müstağni olduğu halde lise durursa öylece durup mecliste onlara asla iltifat etmeye aşık olduğu nişanlısı var. Ondan başka kimseye bakmayı arzu etmez şu nişanlanmış. Mürşidine aşık olmuş. Ondan başka bir yere bakma imkan yok. Efendim işte memnun Efendi diyorlar. Filan da mürşit diyorlar. İsmail Hakkı Efendi diyorlar. O zaman gazeteci iki çatal eden, üç çatal eden çakan çakan geçmez. Onun için müridin başka şeyi ziyarete gitmesi bile caizdir. Efendimiz bütün müridin içinde bizi gönderir. Çünkü ben Efendimiz'in çok ali olduğunu, bize giden verdiğini, teveccühten onun gibi liste bulunmadığını, anlattığı bir kimseye gidiyor ki vardığım ışıklar onun ya Efendimiz'dan halifesi kadar kalıyor ancak efendim. Görüşün. Böyle olunca olur. Haydi mürşedinden başka bir mürşete gittim. O da havaya bağdaş kulübeğinde oturdu. Suyu üstünden yürüyor.
Bu Efendimiz'den alim üstüne böyle bozulverir. Doğru için doğru gel. O daha büyüğünü gösterebilir. Yarışı, yarışı kerametle yapmazlar onlar. Tasavvufla yaparlar, teveccühle yaparlar, şeriata bağlılıkla yaparlar. Allah ayırmasın. Zira mürşidin mürşide tazim-ı Hakta, zira müridin mürşide tazim-ı Hakta'ala içindir. Mürşide Allah için hürmet ediyor. Allah rızası için hizmet ediyor. Allah rızası için isabet etmiş, şıh şirk diye yapmamış. Allah'a vesile yanı kavuşmaya vesile olduğu için yapmış da olduğundan ana tağşuk ve tazim hakikatte vali taalluk eder. Hani Ramazan daha beşinci sınıftayede mektup yazdık. Ben de yardım ettim. Top Paşa yazıyorsun. Amca seni canın gibi seviyor. Ama düşünüyorum. Niye seviyorum onu? Halis Sami Efendimizin çok sevgilisi olduğundan seviyorum. Baktınız niçin veriyor.
Halis Sami efendimizi niye o kadar seviyorum diye kalbimin derinliklerine baktın mı diyor çocuk Resulullah'ı çok sevdiğinden Resulullah'ın vekili olduğundan seviyorum. Demek Resulullah için seviyormuşsun. Resulullah'ı niye seviyorum ona diye düşündü mü diyor. Baktım ben diyor Allah'ın Resulü diye seviyorum. Hayatta sevgimin Allah'a olduğunu bildim. Öyle şuurlu mektup yazmışsın ki diyor kardeşim diyor. Ellerinden gözlerinden öperim. Ben de ayıktım bu mertebemizden diyor. Biz sevdiğimizi Allah için severiz, yediğimizi Allah için yiyerek. Biz onun için mürşidinliğe bağlı muyuz bizi başka anlamasın millet. Beddahe, sakit ve gözleri yumuk mürşidin bu durumda ya şıpıt ve gözleri yumuk Olduğu halde durup istifaza için tezahürü bir ile yanına oturursa, tabii ki kitabını olursa gözüne bakılır, sözü dinlenir, böyle böyle oturup gözü yumuk. O zaman ayıp olur.
Ama böyle yaldız huzuruna iletti, iki dersinden konuştu, sükut ettim ve ben gözlerini yiyor kalbimi açarsın Rumle. E istediği kadar döker. Kadar döker. Allah'ın istediği kadar döker. Üçüncüsü o. Bu gururdan bu kadar döker, o kadar döker. Ondan sonra Allahu Hakk'a der, Allahu Hakk'a açıktan nedir? Gözünü açmışlığım oluyor. Senin de gözünü açın dedi kendi kendine. Daha çok üzülmem için, müsaap buyuruldu, peki, ondan sonra kız ki benim haber verirdi, Adana'da kadın öyle yapardım. Dem aptal, öyle yapardım. İstifaza için tasavvufi lafatını müteveccih olan, bilhassa mürşidini Resulullah'ın sallallahu teala'nın naidi, beklediği sultan addeyle mürşidine olan muamelesini Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem sultan olan muamele gibi zira hadisi şerifte Enbiya'lar çıktı kürsüde vaaz geldi, milleti işaret etti. Bunlar da icat ediyor. Veres olduğu için orada da sevabı beraber erişecekler.
Içinde bir alim, ümmetinin içinde bir nevi gibi. Yani enbiya nasılsa ümmetin içinde ilmi ile amel etmiş bu ricanımız gibi bizzat da ümmetin içinde ke enne yani enbiya olamaz. Bunu dedim mi küfre var insan. Onun gibi başka görüyor demek buyuruyor. Misali bu ve ulema-yı ümmeti benim ümmetimin uleması ki enbiya-i Ben-i İsrail, Ben-i İsrail mebileri gibi irşad ederler. İrşad vazifeleri yani benzer kendileri o derece bir ne o zaman günah itirazımız bozulur. Allah Allah dedik. Ya Resulallah ya Resulallah Allah dedik bu Resulullah küfre var. Mürüşi'de bu var olabildiği rabıta devrinde ülüp Resulullah dedi ki bu kız para vardır. Evliya ayrı, hem bira ayrı, Allah ayrı, onlar ayrı ayrı makamdır. Anlayabildiniz mi? Ulemadan murat muhtasayihilbillah amin olan arifi billah'dır. Öyle ulema eğer kürsünün taktasından el ulema vereset ulembiyes diyen verir kardeşim.
O arifi billah çalıştığı, çabaları, hiçbir isim bir deva. Allah rızası için milleti doğru yola gelmem için seksen beş ve doksana yaklaşan bu becanımız şimdi diyor keçemizi vallahi diyor deli anı gibi diyor. Beş, altı, yedi saat konuştu diyor. Kitabı almak isterler bu işte enbiyadan gelen bir kuvvet. Bu böyle varisi enbiya olduğundan yorulmasın diye biliyor. Anamız demiş ki Kitab Abi Ellim'den ananı, rica edin yani sizden ayrılınca çok hasta oluyor. Dursunlar, Allah rızası için ailene sundur. Ben evlatlarımın yolunda öleceğim. Böyle feda-yı can ediyorlar da şu oraya kıyas değer Habeşşşallahu Teala'nın ona kıyas değer iki yüz gündür hastaydım iki yüz gündür. Halbuki yastıkta oku. İyi ki defa ile bozmemek dayanamadı ağlayarak kalktılar gittiler. Bir defa gelir. Sonra o sohbetimi yerleştirdim. Ondan geldim hastalık geçer vazifemi yaparım ondan sonra yıkılarım.
Allah rızası için yapılırsa öyle yapılıyor talim. Zira kelamı rabbiye delalet ile amin bulamayan ilmiyle amel edemeyen alim imare müşavir, merkebe müşavir gibi. Merkebin sırtında yük var götürüyor. Üste kitap olduğunu bir bildiği yok. Kokulmuş, havuz da olmuş. Yani Arapçayı takır takır konuşuyor. Hiç amel etmiyor. Hani her tarafa o diyor Allah'ım. Havuz hatırlatıyor mı? Neyse ayet-i kerime Onları misali merkebin sırtında odun götürüyor, kitap götürüyor gibi işte. Onun için Arif-i bilalara diyor bu varisi enbiyati. Öyle olunca amir olan alim ile hayra amir olan beyninde tefavut kesin. Belki bu vibeciğma birbirine mukabelesi caiz değildir. Filan da bizlere var bu hocalar, en efendimize beyan ediyorlar caiz değildir. Keşbih olmasın demezsen olmaz yani. Zira Hak Teala hayra amin olan ulemaya filmüyle amel etmeyen ulemaya tagirler. Diyor ya. Allahü Teala ne buyuruyor bak?
Emri der, kürsüye çıkar. Şöyle oruç tutacaksın, gözün alev duracaksın, harama bakar. Kendi de gözü harama bakar. İline yalan söylüyor, bir de de yalan söyler gıybet eder, belki iftira da gider. Böyle bu şekilde diyor konuşan diyor ulema diyor Allah Nefsinin uzunu diyor. Ey oğlum ben alimim diyen kulum okuyan neden kendi nefsimi unuttun da illere iyiliği emretsin diyeceğim. Yani ondan başka yüzü kara yok dünyada şehadeti. Azep yönünden en şiddetli azap gören alimi hocalardır. El gibi kendine menfaat yememiş. Hoca demek de cahilden yanına da varmanı anlatıyor. Seni doğru yoldan ayırır. Doğru yoldan. Boyacılığı, ağacı hocanın birisini yoldan ayırdı. Diğer oluyordu. Tarikatta rabıta olalım babam ne yapıyor? Ne hal yapıyorsun? Hacı Sami Efendi kimmiş de rabıta olun hocam? Efendimiz'e değer verince kendi de mahvoldu yargıda ziyaret etti. Hep bizi tarikatlarından mahrum aldı.
Mela'ya kavli şerif ile hitap buyurmuştur. İlmi ile amin olmayan alimler hakkında valizi ihtar taat-ı hasırdan sümmeihbardan müstağnidir. Çok yani tarif etmek çokmuş gibi. Her ayetlerde var da tamam şimdi diyemeyeceğim diyor kitap sahibi. Huzur edebi olunur ki rüşvet huzuruna vardık da kalbi gafil veyahut kalbinde bir havadır veya imtihan veya itiraz veyahut acepin neyin keramet olmaya bunların bir sürü olmayan müşirin huzuruna varınca. Dinünü sayayım mı şimdi zorlandınız? Ama tek olduğu için siz dinleyeyi dinleyendınız. Bazı odur ki müşirin huzuruna varınca, müşit huzuruna vardık da kalbi gafil olmayacak. Daima kalbini bir beyaz taş şeklinde açıp ebuna koyacaktı. Bizim böyle bir ilahiyatımız vardı. Kalbimi ebuna yatır dedi, değil mi? Veyahut kalbinde bir hava katır. Kalbimde hava katır. Efendimiz şahsın niye böyle iyi görünmüyor? Kendi aynı olmuşsun senin şahsın onda görünüyor.
Büyü aman demeye benim bu görünüş benden. Duyulursa muğun cesseme veyahut imtihan, efendimizi imtihan etmek veyahut itiraz sözüne itiraz etmek veyahut ademin deyip ondan kalbini başka tarafa edip istemek olmaya zira bunların kürsü kalbin mürşidin müritten nefretini bu gitti. Senden nefret eder ebedi insanların imkanı bulunmaz ha. Bunlar olmasın. Zira her müridin mürşit kalbinde makamı ve müebası vardır. Denelidir ki semayı mürşidin kalbinde arı peteklerinin gereği gibi İsrafinin surunun gereği gibi bütün müriyetin yeri varmış onun kalbinde herkesin bildiği yer. Bütün dünya müridi ustaymış bütün ne kadar, erkeklerden geçti Adem Aleyhisselam'den bu ana kadar hardal denesi kadar kalıyormış kalbinde. Tel kalbi Arşullah diyor ya karşı da değilmiş esnasında Arşiazam. Pelerin de burada var, gelirken de dere köyde dinledik.
Mekeberrneb'dak varsa bunlar ve çağınlara kadar o sarı karıncalara kadar karşı azamın dileği var. Ev dileyanın arası bir senelik yol gibi. Haşa azam olursa kalbi bütün dünya yüreği olsa hardal denesi kadar herkesin de kalbinde yeri varmış. Mürid olanların onun var. Allah kalbinden nail etsin. Biz onun içindeyken biz dışarıya çıkmaya çalışıyoruz. Davut ayıramıyoruz. İşte bunu yazmış Efendimiz ille okun diye de ben de size Allah rızası için okuyorum. Fedakar dirildik ki sema-i sabitten birinci gökten semadan arzu sütlüye sıkı olmak düşmek erbabı batın kalbinden sadık olmaktan hayırlıdır. Evliyanın gözünden kalbinden düşmek semadan keşke üstsem diyor, girer diyor, daha hayırlıdır. Birinci kat semadan, paraşüt yok bir şey yok elinde beş yüz senelik bin senelik yol olan semadan düşüyor böyle. Düştüğün zaman ayak bin yanına geliyor, baş bir tarafa geliyor.
Gelen alacağını çıkar ya düşünce en büyük parçası kulağa kadar buna dairim ya Rabbi, yani evliyanın kalbinden düşürme. Düşmekte bizim edepsizliğimiz, hayasızlığımız, yaptığımız kusurlardan oluyor. Allah cümlemizin kusurunu affetsin, düşünmesin. Allah Allah. Sabitten ağzı sütlüye sıhhat olmak, ebevakasın arınsızlık olmaktan hayırlıdır. Keşke gözden Rüstem böyle Arapçadır. Allah'a sığınırım. Allah'a sığınırım evliyaullah'ın kalbinden düşmeye ya Rabbi. Sana sığınırım beni düşünme diyor. Zira Ashab-ı Gad'ın kalbinden sıkı olma. Nazar-ı maliktir ebedi helak olmuştur. O sebeptendir ki ehlullah nazarından sıkıt nazarı Hak'tan su kuvvete bahis der. Allah'ın nazarından da o anda düşermiş. Şimdi Allah'ın kalbinden düştüm mü Allah'ın nazarından düşer. Efendimiz yazıyor. Mevlana Halid Ziyaitinin Bağdadi'nin kitabını el yazsınlar abi böyle ikram duysun diyelim. Okuyoruz, bahistir.
Peki şimdi mürşid huzurunda gafletten beri olduğu halde bu gunfu kalbi, kalbe vakıf koyup böyle kalbimi düşüren sapıt ve feyz-ı bahtını talip olarak kalbini mürşidin kalbine ala vechir muhackele tesahhun rabıta edip mürşidin evet külli iltihabatına nazır olan an'ı feyzufu sebeti imla edip müridin kalbine vukuf olduğu yakinen itikadi diye her ne kadar feyiz idrak etmezse de yine yakın mücahid olmaya ben feyiz alıyorum, onun kalbinden benim kalbime feyiz akıyor diye bile ama kendi bilemiyor. Yani kendine anlaşılmıyor ama nasıl elmalar, armutlar, üzümler kendi kendine yetişiyor diye doğruyor insan bilmeyerek yetişir diyor mürşidin böyle rabıta yapa yapa. Ne bilecek ki kendi üç şeyden bilir Allah'a muhabbet ettiği vardır. Allah'tan çok korkar haram ne hususatında, küfürüne söyleyemez. Üçüncüsü de ibadetini kolay yapar, kendine kolay gelir. Bundan bilir ki terakki etmiş.
Böyle kardeşlerimiz soruyor elhamdülillah. Başka bilemiyor ama bu var. Zira idrak usul olan şart değildir. Bilmek vasıl olmaya şart değildir. Bilmese de geliyor. Bilmese de geliyor. Kendini bilmiyor ama iradesi vakıf, iradesi makinenin çektiğinden bilmeden geliyor. Böyle oluyor değil mi? İstesen bilsin istese bilmesin. Belki şart olan mürienin müceddet itikadıdır. Ben alıyorum. Mussolini feysnu zannıdır. Hustnu zannediyor ki ben feyiz bana geliyor gavtayı tiryakıyor şafı alıp dedirtilmiyor ama feyiz geliyor diye biliyorsa geliyor, geliyor. Eldeki ehli dünyaya gerek dünyadan bahsedenler huzuru mürşidde bulunmaları münyede zarar vermez. Mürşid birikiyle ehli dünyayla konuşuyor işte evimize garipöz takılacak şu şu. Sen yanında otururken sana teveccüh ediyormuş ona da konuşuyor. Onunla konuşuyor benden haberi yok deme diyor aman diyor. O senden ayrıldığı yok.
Zira mürşidin kalbinden nefret etmekten itiraz lazımdır. Şöyle oraya varalım yine. Huzur-u mürşidde bulunmaları müride zarar vermez. Huzur-u mürşidde buğudu tatmin etmeye çok oturmaya huzurunda gönlünü alacaksan az oturmayla memnunsa o illa biraz daha durun rica ederim kalbi sarıyorsa ölü der. Sarıyorsa peki der. Aman oturmayı da tatmin etmeyin. Zira müşinin kalbi nefret etmekten itiraz lazımdır. Nefret ederse Allah'a sığınırım müşirin kalbini benden nefret etmesinden. Bir arkadaşımız taştan paşada vaaz verirken bizimsüz şekilde geldi, ben ona dayanamadım da geldim dedim. Çevreliymiş maksadı. Ta babamın zamanında ilklarımız yalan söylediği için bir daha görürüm bir daha incindi. Bir de gezişi incitti. Kendine de çok iltifat ettim, devam edin, ne yapalım dedim, çok gönderdim. Yemini billah etti. Üç ay oldu diyor. Zerrize kadar feyiz gelmez bana diyor. Niye de oldu böyle?
Kaçtım paşada oldum dedim. Neler olduysa bilmem efendim de çok beni sevdiği, vallahi telkin niyetleri şu için uzak yani bir ikram böyle o iş açmamalı. Kanlının terinin iki verdi. Pek muhtaç olursa düşünülüyor o da tabi biliyorsunuz diye nerelere yardım ediyor. İki, efendinin vaaz dediği yere zerre gelmek doğru değil. İki, üçüncüsü üçüncüsü efendime dayanamadım da geldim diyen burada aylar geçiyor gelmiyor da Tadaştım Paşa'dan mı yani dayanamadığında ingılap senesi da oraya geldin. Bunu hocam doğru diyen adımı verdin büfeyi sırt falan kesiliyor. Allah da öldürmesin. Allah'ım ve de ki mürşidin batılından gafil de zahiriyle meşgul olmayan, içinden gafil olup da dışıyla meşgul olmayan saçı şöyle dökülmüş, karşı böyle olmuş, filan böyle bir an onlarla meşgul olanlar.
Teyze, feyz-i batından mahrum kalmaya, zira mürşidin zahiri erbabı zahir için, dış insan, dış insanlar için batıni ehli batın içindir. Ve dakika mürşidim ahir kimseye nazar ve tekelli verip benden gafildir, ben ondan nice istifaza edebilirim, nasıl feyzanım diye hatırına getirmeyecek ki. Bu hatıra mürşide glleti itikad ve belki suyu zandan neşerdiler. Mürşidini çok vermiş, küçük vermiş olur ve suyu zannetmiş olur mürşinler. Halbuki herhalde andan istifaza hasıldır. Her zaman zira mürşit bir mertebelerdir ki halk anı haktan iştigal edemez. Hak ile meşgul kurmasıyla halktan gafil değildir. Belki cemiyyitler, anın vasatı kalbinde havdal misalidır. Hayat demiştin ya. Yesussa ma yesani ardu vela semai illa kalbi abdil mümin. Hadis-i gusu bu. Yearbi abdil mümin. Yearbi abdil mümin. Yearbi, gökler belli içine alamadın diyor Allah. Sığmam. Mekenden münezzeh'den. Çok büyük ben diyor Allah.
Yani sığmam. İlle sığarım. Kalbi abd mümin, mümin-i kamilin kalbine sığarım. Yani yerler de almaz gökler de arşıağdan da almaz beni ya gök ve cihanların kalbine evliyaların kalbine sıkarım. Onların kalbine benim ilmim, muhabbetim sıkarım. Mecası bu. Yani benim daimi onun kalbinde duruşum var. Huzuru dahilinde onun kalbinden çıkmamış, sıkarım oraya. Yer böyle bir düşünce böyle bir düşünce demez ama o bacağın Allah benim ömrümün içinde gibi diyor. Bana hadli berit damarımdan yakın diyor. Diyor kendi Allah. Siz neredeyseniz bunların ben oradayım diyor. Daima Allah'a da olduğundan onun kalbine sıkarım diyor. Böyle olunca arşı ağzam almıyor, yerler gökler almıyor da diyor Allah'ı. Evliyaullah'ın kalbi alınca bütün dünyeveyi de olsa Hardal deniz tarafından tanıyor kalbinde. Hannah evet. Hadisi Kudüs-i Muhammed şahid-i Kabe'dir. Şeyhini bilmiyor.
Tövbe takdir eder ki eğer şeyhim olmasa ruh-i zeminde eğer şirkım olmasaydı şu ruh-i zeminde beni Rabbime İsa edecek şirk yoktur. Yani efendim olmasa başta hiçbir şirk beni Allah'a vasıl edemezdi böyle bile itikadi ile böyle itikadi ile. Belki mülahaza bu alemde bir Ehad mevcut olmayan bu dünyada bir kimse mevcut olmayan Hakk Celle ve ala'dan gayri şehit baki değildir. Rabbime vasıta olan şey vardır. Feshindi mevcuda baştan ayağa kendi müşahedesinden malum olduğu için halk gendiye levmetli halde cümle eşya kendi nazarında mabun fesesinde olduğuna binaen bir kimsenin talim ve levmünden havf etmeye. Efendimiz bunu okudu bize. Kokayserili ümmet Efendi buralara geldi niyet ya ihvanları çok mutlu görüyorum. Efendimiz de buradan giden çıktı durdu bu şimdi nedense. Bir sene geçmeden nefsi ispat tarif ederdim.
Kalbinin ruhunu, sırrını, kafasını, kafasını, nefsini geçer zikri türünü bitirir, nefsi ispat tarif ederim. Efendimize o Kayseri bağ öğlerinde ulan dersin ne ispattan, murak havadan, zifu sultanından neden haber verirken. Mehmet Efendi oturamazsam diyorum hemen efendim çık diyorum diyor efendimiz. Çıkmıyor diyor yine gelip oturuyor. Bir iftira düzmüş efendimizin ailesine duymuş Hasan Efendi de çok genç olduğundan orada yetmiş kişiyle Kurdoğlu'nun evinde toplanmış, da zikretmişler. Başına bir iş getir diye korkuyorum deyince mahallemiz ağlamış bir gel çocuğa, felah et derdim, seni tehlikeye düşünecek deyince efendimizin de tabii ki hiçbir bazı kapanırmış, bazı aşınız, bazı hiç olmazmış. Niye böyle yetti diye. Bu da ne yanımda gördüm Efendimiz de arkasını döndü böyle mektup yazıyor. Şu muskalarım onun yüzünden beni ezinliğe tutturdu. Kendisi reddolundu, kovuldu tarikattan yani.
Ondan gelip Efendimiz huzuruna vardım. Ömer be Allah önünü müjde etsin. Bazı bir şeyler dediğimizde de bin kuruyla helal olsun.