Mürşidin Evsafı ve Kalbin Kudsiyeti kaydında Bin keşayisi de gamı gussa ile beraberdir. Her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. İşte bu Hadis-i Şerif'in her mümin kalbinde bir ayine gibi saklaya işinin gücünü buna göre ayarlaya, böyle de çalışan, son nefesine kadar böyle giden. Cenabı Allah'ın rahmet ve inayeti sayesinde dünya ve ahirette de güçlüklerden salih olan. Ömerun Tarık…
Mürşidin Evsafı ve Kalbin Kudsiyeti kaydında Bin keşayisi de gamı gussa ile beraberdir. Her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. İşte bu Hadis-i Şerif'in her mümin kalbinde bir ayine gibi saklaya işinin gücünü buna göre ayarlaya, böyle de çalışan, son nefesine kadar böyle giden. Cenabı Allah'ın rahmet ve inayeti sayesinde dünya ve ahirette de güçlüklerden salih olan. Ömerun Tarık…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bin keşayisi de gamı gussa ile beraberdir. Her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. İşte bu Hadis-i Şerif'in her mümin kalbinde bir ayine gibi saklaya işinin gücünü buna göre ayarlaya, böyle de çalışan, son nefesine kadar böyle giden. Cenabı Allah'ın rahmet ve inayeti sayesinde dünya ve ahirette de güçlüklerden salih olan. Ömerun Tarık radıyallahu anh'den Allah'ın huzurunda Abdullah İbn Abbas adını iken şair, Hatiye İbn Abbas hakkında şöyle sual etmiş. Yaşça sinnen hepsinin küçüğü olduğu halde ilme cümleye faik olan bu zat kimdir, diye sual edince Abdullah İbn Abbas'dır cevabını almıştır. Abdullah İbn Abbas radiyallahu anh'a kendi ilimlerinin Hazreti Ali radiyallahu anh ilmine nazaran denizin imkin yerine konulmuş, hiç ise su kadar olduğunu itiraf etmiştir. Selman-ı Farisi, Selman-ı Farisi radiyallahu anh aslen İranlıdır.
Eski ismi Mabih olup babası İran dehkanlarından doğup yahut Budaşşan isminde bulunduğu Karyenin Beyi A'sı idi. Tarata Ali Risalet fenahi'de kendisine Selmanu'l Hayr lakabı başçalınmıştı. Neshede anıldık ve Selman İbn-i İslam denilir. Kendisine İbn-i İslam denilmesinin sebebi şu olmuştu. Said İbn Ebi Vakkas radiyallahu anh ile aralarında bir kırgınlık hasıl olmuş. Bu sırada bir gün Hazreti Said, Meclis'te oturanlara nesebini sorduktan sonra Hazreti Selman'a da dönüp, senle nesebini söyle demiş. Selman da hemen İslam'a dahil olduktan sonra neseb aramam lakin ben Selman ibn-i İslam'ım, İslam'ın oğlu Selman'ın cevabını vermiştir. O mecliste hazır bulunan Ömer hazretleri sade canı sıkıldı ve bütün Kureyş bilir ki babam hattab, cahiliye zamanında Kureyş'in en azizi idi. Öyleyken ben işte İbn-i İslam olan Selman'ın kardeşi, Ömer İbn-i İslam'ım dedi.
İşte Selman-ı Farisi de İslamiyet şerefine izafeten, nesebini beyan da İbn-i İslam'ım demiş ve onu teyiten, Hazreti Ömer de Ömer İbn-i İslam'ım demiştir. Tecrid tercümesiz, cilt üçü. Selman-ı Farisi kıssa-i İslam'ı şayan-ı ibrettir. İbn Abbas şöylece nakletmiştir. Ben Urfa'nın ahalisinden vechi denilen karyeden neşedilen bir faisi idim. Babam karyenin dahkanı, yani beyi, ağası idi. Parfüm muhabbetinden, fazla muhabbetinden beni evde kız gibi hapsederdi. Mechusilik'te o kadar ileri gitmiş idim ki ateşin hiçbir an sönmesine meydan vermezdim. Babamın büyük bir çiftliği vardı. Bir gün yapı ile meşgul olduğundan çiftliği kendi yerine beni gönderdi. Giderken yolda bir Hristiyan kilisesi gördüm. Dünyada neler olup bittiğinden bihaber, toy bir çocuk olduğundan, seslerini dışarıdan işittiğim, bu insanların ne yaptıklarını görmek maksadıyla içeriye girip namazlarını seyrettim.
Pek hoşuma geldi ve o dini kendi dinimden daha güzel buldum. Akşama kadar orada kaldım. Çiftliğin işini aklıma bile getirmedim. Oradakilere bu dinin aslı nerededir diye sordum. Şam diyarındadır dediler. Babam Benha ile aratmış, durduramamıştı. Eve geldiğimde macerayı kendisine anlattım. Beni yeni dinimden vazgeçirmeye çok çalıştı ise de ben fikrimden ısrar ettiğimden, ayağımı bukalayıp evde hapsetmekten başka çare bulamadı. Ben ise görüştüğüm Hristiyanlara şayet Şam'a gidecek bir Hristiyan ticaret kafilesi olur ise bana bildirdiniz diye haber sordu. Hasılı babamın evinden kaçtım ve böylece hür kafileyle beraber Şam'a gittim. Kilise dedi Piskopos'un yanına girdim. Dinlerini kabullendiğimi, kendisine hizmet edeceğimi ve namaz kılmak istediğimi söyledi. O da tek iyi dedi, adamcağız fena kimsseyiymiş.
Bir taraftan cemaati sadakaya terrib eder ve bir taraftan biriken paraları kendi için iftihar eylerdi. Kuraya ermezdi. Böylece yedi kırk dolusu altın ve gümüş toplamış idi. Bundan dolayı kendisine pek ziyade bu uzun var idi. Öldükten sonra hakikati hali haber verince buna o kadar kıldılar ki ölüsünü de defnetmekten imtina ile ölüsünü asarak taşa tuttular. Bunun yerine salih bir zat geldi, beş vakit namazı kılan, Müslümanlar haricinde ondan daha faziletli, onun kadar dünyayı hiçe sayar, onun kadar ahirete tağşıp gece gündüz ibadete münemik bir kimse görmedim. Kendisini pek sevdim, aynı zaman beraber bulundum vefat-ı ebeceğin vakit senden sonra kime mi lazımdı edeyim diye sordum. Dedi ki: Evlat, bugün ortalık girdabı helak içinde dini hakikat ettiği ve dinin evamir ve nevahisinden çoğunu terk ettiler.
Yalnız Musul'da plan zat vardır, benim tuttuğum mezheplere da rağmen git diye tavsiye eyledi. Öldükten sonra Musul'daki zata gidip onu da salih bir zat buldum. Lakin çok sürmedi. O da vefat etti ve Musa ibn'deki bir zatı vasiyet etti. Ona da gittim, onu da salih buldum. Az zaman sonra o da vefat etti. Vefatından evvel Anmuriye, Anadolu'da, Sivrihisar'da bir zatı bana tavsiye etti. Evvelki üç dinbaşının mesleğinden olan o zata da mülahazamet ettim. O esnada biraz davar ve sığır olarak mal edindin. Malazgirt Mertinde ona da sordum cevaben. Oğlum dünyada artık bizim mesleğimiz üzerine hiçbir kimseyi tanımıyorum ki ona git diyeyim lakin Dini İbrahim ile bağ sunulacak Peygamber'in zuhuru pek yaklaşmıştır. O Peygamber Arap toprağında zuhur edecektir ve iki taşlık arasında kahin bir yere hicretilecektir. Bu iki taşlığın arasında Hindistan hurmalıktır. O, Peygamber'in de bazı alametleri vardır.
Ezcümle, hediyeden ye, sadakadan yemez, iki küre arasında Fatih-i nübüvvet vardır. Çaresini bulur oraya gidebilirsen git dedi vefat ettin. Ondan sonra Ammuriyede ne kadar oturduğumsa oturdum Beni Kelf kabilesinden oraya ticaret için gelmiş birkaç kimseye rast geldim. Kendilerine size şu sığır ve koyunları vereyim, beni Arap diyarına götürün dedim, pek iyi dediler. Şam diyetinden Medine'ye yakın Vadi'l Kura'ya geldiğimizde Araplar bana zulmedip köle diye beni bir Yahudi'ye sattılar. Yahudi'nin yanında kaldım. Günün birinde Yahudi'nin Amucazadesi Radi Kura'ya geldi. Eline ashabına, bütün Peygamberani yuhram, evliya-i kiram, sevgili annemiz, sevgili babamız, Akraba-i Talihatımız, bütün müminatın ruhuna üç İhlas-ı Şerif ve Fatiha. Vaaz, vaaz verirken, vazifenler, ne oluyor bir şey oldu.
Bu tahtamız tahtamız kırsın üstünde, diye oturduğumuz Şeyh'ın oğlu, camının oğlu sunda çelik oynuyorlar da Kapının oradan bir sağa geçiyor. Bir sola geçiyor. Kapıdan beni oturduğum yerden görürse edepsizlik olur diye camide vaazı yerken ayağa bakıyor. Geriye oturuyor. Edep bu kadar mühim. Efendimiz bu Risaleyi ezberinden yazıyor. Efendimiz mübarek o kitaptan alıp el yazısı ile yazıyor. Onu da bize veriyorlar. Biz de yazdırdık. Size Mevlana Halid Ziyaüddin'l-Va'd-Adı yani gayesine entübasına başlasak. Saatlerce tükenmeyecek miyiz? Efendimin de öyle. Siz yalnız duymadık sizlerimizi size aktaralım biiznillahi Teala. Ve amma mürşidin hizmetine gelmek edebi, ziyaretine gelmek edebi birkaç nevi üzeredir. Birkaç nevi var. Evvelkisi abdest kalmak, evdeyken daha abdestli bulunmak. Abdestsiz vermekte olur olmaz. Nazratımız Şam'a girerken talebeler Rusledenlermiş. Abdullah İlhalu cene.
Tazıdan Topal Mustafa'nın eniştesi olmak isteyen adam da tınza etmiş onları yani ne olacağım işte abdest alıyorsunuz. Bütün talebe arasına dağıtmış. Şimdi şu anda dedikodu çıktı o yüzden efendilerinin yanına koşlediyorlar da varıyorlar. Koş hükmet de lazım abdest kalmak da lazım hiç değer mi? Koşledemezsen abdest olsun kalmak lazım ki aynı bitullah'a batmış gibi sevaba nail oluyor diyor Şeyhının yüzüne baksa Allah Elmil-i amel ile bir meşayıkın bir kutbağının huzuruna varmak küçük şey değil yavrum. Allah görmek nasip etti Elhamdülillah. Gördünüz. Allah nimetlerinden, teveccühlerinden mahrum etmesin. Evvela, ikincisi Evvelkesi abdest olmak. İkincisi, cemi zünubundan ve kusurundan, gafletinden on beş kere olsun istiğfar imamettir. Evdeyken bu. Üçüncüsü, bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif kıraat ve mürşidinin ruhaniyetine hediye etmelidir. Bu üç şiir kat beş kilo olmuştur.
Yani evdeyken abdestten var. Günahına on beş yirmi, on beş defa tövbe etmek. Bir Fatiha-i Şerife, üç İhlas-ı Şerife okuyup mürşidinin ruhaniyetini hediye etmek. Bu üç şehit kalbe şuru olmuştur. Her zaman ele açmaz bunu iyi dinleyelim. Ve aynı mescide, aynı yolda gelirken feyiz almak niyetiyle kalbine hemşire kalbine çam kat TL'ye. Yani daha yol dairana bir feyiz başlar. Yavrum. Efendimiz'den tuttu aşağıda ders veren, ders verdiği emreden kimseler böyle. Aşağı iltifat eden elbette faidesini bulur. Ne olacak ki diyene ne olacak ki olur. Büyük bir feyiz anım diyene büyük bir feyiz gelir. Feyiz anda Efendimiz buyuruyor ki sizdeki, bizdeki Allah'ın El-tahv-ı Süphaniyyesi istediği yere, istediği kalbe verdirir böyle. Her adam alamadığına bakma alanlar çok.
Lakin ihlas ve muhabbet vech üzere ihlaslı olmak yani sırf Allah rızası için gelmek, muhabbetli olmak, çok muhabbet etmek, gayet tazarru ve inkisar ile tazarru ile inkisalp kırık, tazarru yalvarmak Ya Rabbi beni bu hususta mecureiyet mahrum bırakmak demek ve belki mürşidin ruhaniyeti kendisiyle beraber ve yine de olursa nazarında olduğunu cezmi ve yıkan eylemek lazım. Ben niye de olursam olayım güneşin ziyası beni bulduğu gibi üstadım Medine'ye gitmiş, Mekke'ye gitmiş, Şalga gitmiş, kalbe gitmiş. Hiç farkı yok. Diziğin dibinde oturuyor gibi rabıta ile hallolacak şey bu. Aynı öyle okur. Yani hepimiz gideli kalbimizden daha çok bir muhabbet hasıl oldu. Mektup yazar ana da dedim efendim siz buyururdunuz babam söylerdi. Dünya ateşi yakından yakar, manevi ataç uzaklaştık sıra daha çok yakar. Hasretlik var çünkü daha çok yakıcı.
Siz buyururdunuz ki geri yemeni, deri yemeni, çüvemeni, geri yemeni, çüvemeni, deri yemeni. Asam gibi yanımda olsanız. Asam gibi yanıma gelseniz yanımda olsanız kalbiniz bizimle olmayınca, Yemen kadar uzaktasınız. Yemen kadar uzakta olsanız kalbinizden çıkmasak dizimizin, dizimizin dibinde asamız gibi durursunuz buyuruyor. Kendileri böyle buyuruyor. Babam da diyor ki dedim. Buyuruyorlar ki şey bilmem bu. Zira ruhaniyet için hicap, perde, zahit, yakınlık, korur, zahit uzaklık, korur, yakınlık madde, müddet yoktur. Uzaklık, yakınlık yoktur. Mağrip meşrep yoktur. Binaenaleyh ruhaniyetin huzuru kalbi virid ile beraberdir. Kalben tuttuğunun virid ve ahirete gittikten sonra da böyle. Abdülkadir Geylani uhtesi, Cezrab Aziz nerde olursa olsun diyor. Biz onlarla beraberiz elimiz güneşin doğduğu gibi hep ihvanımızın üstünde olur diyor şöyle.
Onların bir üstü başı açıldın mı bu manevi elimiz varır üstünü ürkteriz. Sen de götürü, getir diyecek. Evet zira ruhaniyet ve mehal basardan esrarıdır. Göz açıp yummadan daha sürahlıdır. Belki mürid, mürid-i makbuldan Mürşid-i Kamil, yatza ve menam halinde ruhaniyeti mürşidi ebeden mürşit, ebeden münfak olmaz. Uykuda, uyanıklıkta, Müridden mürid-i makbuldan ama makbul bir müridden her dört tarafı hep tamam olan bir müridden yatsa ve menem halinde uyku ve uyanık halinde ruhaniyet-i mürşit ebeden münfe olmaz, ebeden gayb olmaz, beraber bulunur. Mürşid mahsuda vesile olduğu sebepten mürid mürşidini gayb eylese mürit olamaz. Mürşid müridini Allah'a kavuşturmak hususatı nasip olduğu oradan perde çekti hükmüne. O rakabaya niye varınca? Ondan sonra daima Allah'a ile beraber olma hali olur, fena billah olur. Onu dün çok özlemiştik ya böyle size azıcık fazla geçsin şeyin zedeyipinize diye.
Allah'a oğlum. Eğer olamazsanız, Allah'a olmak kabiliyetiniz yok. Daima Allah içinizde durma haliniz yoksa, Allah'a olan kullarla beraber olun. Onlar sizi Allah'ın, salihler Allah'a kavuştururlar. İşte Mürşid. Şu kapıyı aç da sıcak çok şey yaparız. Aç. Yenildi, söylenildi. Buyuruldu ki Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem devamı müşahedesine bahis olan hasılat budur. Yani hürini hiç kaybetmezkene, etmezkene Babam üç ay mı Erdoğan derdi. Tarikat, şu zemindeki olan ayağın olduğu yer ihvanlarla beraber sevişmek. Fenafil ihvan. Aman öyle bir kucaklaşıyorlar, öyle pişiyorlar, öyle gülüşüyorlar, öyle beraber yatıyorlar. Bir muhabbettir, gürül gürül akıyor. Öyle bir hal genlilere gelir. İyice şu manası da dinlen. Fenafil ihvan. İhvanını gördün mü bütün dinye işlerine, hatadan çıkıp geliyor. Hayla da geliyor, para da geliyor, pul da geliyor.
Her şeyi geliyor yalnız kardeşlerine muhabbete kalıyor. Buna derler. Bu böyle iyi görüşüldü mü? Fena fil mürşit. Mürşid ve merdivenına ayak koymak olur. Mürşid'i gözünün önünde durdun mu kalbine muhupeti girdim mi her şey fenaya girer. Ne para kalır, ne pul kalır, ne çocuk kalır, ne çoluk kalır. Öyle oraya mest olmuş bir hal olur. Burada onu yaşarken da fena bir rusül verdi o anet gelir. İkinci ayağı basar. Üç ayağımız sattı. Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'e aşık olur. Nerede da Yunus Gözünün Peygamberimiz görülür? Nerede açsa Peygamberimiz görülür? Böyle bir hal daha gelir. O halde fena fillahi mucib olur. Fena fillaha geçer. Yani o merduana çıktın mı her şey fenaya gider. Bir Allah kalır içinde. O Allah'ın muhabbetiyle demeye başlar. Maksub da bu. Yetişemezsen bile bu yolda gideceksin, ahirette kavuşacaksın. İnşallah hangi merduanda.
Babam ama bu merduanların arası yer ile göğü kadar vardır de. Yani her merduanın arası üç ayağım var. Ayaklarının arası dünyadan Sema'ya kadar. Dediler ya beni istemiyor, biz şundan içelim biraz. Geldi senin elektrik. Mürşid huzuruna vardır da kalbi gafil olmaya gaflet ha, kalmıyor. Kalbinde bir havatır, Kalbinde bir hava kayıp olmaya ve şeyhini imtihan gitmeye veya itiraz veyahut da adem-i meyil ve keramet istemek olmaya çok uzun bahisleri var bunların da ben ne diyeyim? Yani keramet, mucizenin söylemesi farz. Çünkü mucize Tevrat'tan İncil'e, İncil'den Zebur'a, Zebur'dan Kuran'a çeviriyor. Yani mucize lazım ki bir şeriattan ikinci şeriatta değiştirme. Ama tarikatın verilerine kerametin kevni vacip ki bir şey değiştirme yok. Rasulullah'ın yolunu gösterme var onlarda. Kerametleri de olur, keşifleri de olur ya söylemesi yasak olur. Efendimizden böyle bilerek bir keramet daha söylememiş.
Koca sıddık'ı alsam, o Naru'l farık, Osman-ı Zinnureyn, Haliyel Murtaza'dan nadir. Çünkü o Allah'ın rızasını ğhıyyet doğruluk şeyi ile bulmuş. O birisi adalet ile bulmuş. O birisi haya ile bulmuş. O birisi sehavet ve cihadıla bulmuş. Kerametli insanın büyüksün ifadesi deve. Diyor ki kerametin en büyüğü şeriatla tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık. Bunu unutmayın Allah aşkına. Böyle keramet ne gördü? Efendimiz hepimize üç türlü intisap ettiler. Üç türlü intisap ettiler. Birisi keramet tecrübesiyle gelmiş, biz de çok söylüyorum Yusuf. Albin de ne getirirse onu söylüyorum Yusuf ama ben bilmiyorum hiç çok şükür ki bildirmiyorlar.
Çünkü riyaya doğru girer. Bir keramet görmüş de onun için intisap etmiş. İkincisi filan filan intisap etti, bende bu yola intisap etmezsem olmaz diyor, onun için etmiş. Bu ikisinde hayır yoktur. Sırr rızayı hak geçen intisap edenler manevi kile yapışmış Allah'ın rızasını bulurlar diyor efendimiz. Onun için oğlum keramete meyil gibi bir şey de olmuyor. Zira bunların küllüsü, kalbin mürşidin müritten nefretini muciptir. Mürşidin, kalbin o müridinden nefret eder. Bunların hepsi yukarıda saydığım onu. Zira bir müridin mürşitının kalbinde makarrı ve mevvası vardır. Biz müridin mürşidin kalbinde anının peteğinin delikleri gibi, İsrafilin suri gibi yerleri vardır. Ve de ki denildi ki sema-i sabıktan, birinci kat semadan, sema-i sabık birinci kat semadan ağzı süfliye düşmek erbabı batın'ın kalbinden düşmekten daha hayırlıdır keşke semadan düşse yere kurbağa gibi yazıssa.
En büyük parçası kulağı gibi kalsaydı ve misilin kalbinden düşmeseydi keşke. Hiç araba yok bizim Yılmaz'dan. Gelirse olmaz olursa olur. Şöyle olmazsa, imkanı yok. Bak, kalbi bizden ayrı yaşayan kırk elli senedir ilm ile, takrib ile, kaşere ile, hafızlığıyla, müftülüğe, vavzla, mesulu eden bir adam kapıya gelince bir sene gelmesin. Çok kalbi evre oldun mu, giydirmezler buraya. Sizden evvel birisi çıktık, yetti işte biz Yavuz'dan böyle dışarı süslü, zevk kulak giymiş falan etmiş ama içimizde lan değil. Ne yazıyor burada içimizde olmaya? Ya buranın kölesi olacak yahut da buraya girmeyecek. Zira Ashab-ı Batın kalbinden düşmek, batın ehlinin kalbinden düşmek bir sühi edep yapıp da düşmek, nazar-ı mehaliktir. Helak olmuş bir nazartır. Allah ondan korusun bizi. Şol sebeptendir ki ehlullah nazarından düşmek, nazarı Hak'tan soğuta bahistir. Allah'ın nazarından düşmüş gibi olur.
Çünkü buradan oraya gidiyor da şey. Allahü Teala hasatlar geldi, nazarından düştü. O kadar besbelli oluyor. Bizim burada var besbelli oluyor bu yavrum. Birisi yolda toplu duruyorlar. Buyurun bir diyor Şahin Nakşibübann Efendimiz, meyva yiyelim diyor. Birisi orada kalıyor. Kurucu'm efendim diyor. Ey oruçsan da Yeğarın utan vacip olur. Gel oğlum diyor. Kıpkırmızı geçiyor. Oruçta da rüya var diyor. Sizin o danışmaların etmeyiz hani oruçtu da rahmet cennet. Olmaz bu rüyayı mucib olur. Velhasıl Fazıl bazı tutar, bazı yerde neylerde böyle keffara niyet eder. Kefark diyorsa hayların eyyamü beyitdağı on üç, on dört, on beşini her ayin tutarsa Adem aleyhisselamın orucu bu. Çıldırağımızın dibinde bir beyaz var daha ya, bir baktın herkes. He beyaz var mı? Sana gülme gelirse, ona baktın mı gülme kesir verir. Yani baktım sana mutsuzum. Vura, keder mevkii vur ha. Müteessir olma yeri. Nedeni mi?
Nedeni Adem aleyhisselam cennette buğdayı yiyince ya irisim siyah oldu Havva annemizin onun da. Virtecik o parmağının dibindeki beyaz kaldı. Bir de hastaya varır da o beyaza bakan kalmadıysa, hayrete giriyor anam. Hiç kalmadıysa çekip. İlk o girer yani şeyde. Ölürken ha, balağına bilmeden bakanken beyaz gitmiş. Kendi de geliyor. Belki epey gitmiş kalmamış, olmuş işte. Dünyaya gelince, o beyazı görünce ağlarlarmış. Gülen adam da oraya bakınca kaygı yeri olduğundan, kendi bilmese bile bilmesi kesinletiyor bana. Oğlum oraya baktırırdı. Suyu okuttururdu, birbirine gelirse insanın ayırırdı. Allah'tan kork ey nefis. Bu gülmeye keser. Yazsınlar, lazım şeyler bunlar. Bir saniye inan Konya'nın yüksek İslam enstitüsü bize üst arzımız der, buraya gelirler. Hep notu bizden alırlar, giderlerdi böyle konuştuğumuzun şeyi çok şeyler konuşuluruz.
Şimdi daha Hilhan Armutcıoğlu neyin not defterinde Hacasın Efendimiz böyle konuşmuştu İyi yat. Ne olmuş dediniz. Burada gel oğlum ye Yağmur Ramazan'ından birini sana verdim, ye oğlum demiş. Yine yiyememiş. Rüya kaplanmış kendine, kıpkırmızı olmuş. Oruç tutuyorlar desinler diye tutuyormuş mealibe. Anlıyor musun? Ondan sonra gelip de yemeyince, bilmem bizim emrimize iktida etmeden reddebiliyorum sizi çık dışarı elimi hemen döşünden tutmuşlar, atmışlar dışarıya. Sonra diyor, ilamı Ramazanı da tutmadı. O nafile oruç tutan adam Ramazan orucunu da tutmadı. Böyle oluyor bizim o da birisi. Çünkü oğlum efendimiz buyurdular ki kabulumuz, kabulumuz, rebdimiz, rebdimiz dedi. Ben ondan korkuyorum. Çok bunu kırmamaya çalışıyorum. Bu soru çoğalıyor. Çalışıyorum. Ömerimiz bilir. Çok hakaretlı haller oldu. Keşke senin de hacca gitmesem mi ey kardeşi yaz yazdı. Yine kalbimden atmanı bilirim diyor.
Kuran'ımıza lazım hoca yazık böyle sabredeyim, görelim de Nedame'e. Sekiz sene sonra Nedame'e geldim. Hatta tuttur bir şeyler oldu. Geçti. Öyle sahabe olurum da daha olmazsa defolun. Defol diyecek olsan biteceğiniz yanına varamaz yani öyle nefret gelsin sana. Çok şükür demem, demeyeceğim ve söz veriyorum Allah'ım. Ölene kadar ihvanlarımızın zulmüne sabredeceğim. Zor diyor. Koyup garip gidiyor bir daha güzel bakalım. İki kişi gelmişler, efendisine iki kişi, ben hacca gireceğim. İki sıra halifeymiş. Bu sene gitmem demiş. Onlar da o sene gitmişler. Hac içinde danışma olmaz diye yok yerine danışmıştık dediler. İkisine geldikten sonra titreyerek giydirmedi. Efendim filan kardeşlermış. Bana halife ezetler gelir. İkisini de reddettim gelmesin. Zaten Şahatta aynı hayatta aynı yazılı. Neden efendim? Yani dilerim kızgında şüphe vardı o sene, göndermeyeceğim.
İkinci sene diyecektim oğlum verasını haksız yaptım, şuraya şunu yaptım, bu parayla hacca gidilmez, bunları temizleyin de ondan sonra müsaade edeyim diyeceeydim efendim Nebisin Can-ı Muallim demişler diyor. İki kişi diyor efendisinin Hacca yetmiyor diye de gittiğinin içine bulundu. O kolay bir şey değildi oğlum. İşte Ahmet Han şey der ki gelirim götürürüm, kayıtlanır dedi Medine'de. Gelmedi götürmedi. Ben müteessir olduk ki götürün taksir da diyor ki, yükümüzü başka yere vereyim diyor. Ben nahal götüreyim diyor. İyi müteessir. Akşamları efendim bir şey diledim vallahi vardım, ağladım, evi bulamadım. Bilemedim vardığımı. Kurtuldum çocuğum yoksa hiç helak edin, niye ettin sen öyle? Bulamadım efendim. İyi oldu, peki, peki dedim. Öyle oldu değil mi yok? Yaaa. Öyle bunun bel düşmek kolay değil. Kabilip de hulf etmek kolay değil. İyice dinle ha. Sukota bahistir.
Ehli nazardan sakık, nazarı haktan, sukuta bahistir. Ehli hakkın gözünden düşmek Allah'ın nazarından düşmeye bahistir, sebep oluyor. Mürşid huzurunda gafletten beri olduğu anda, bu ufu kalbi, saf ve te's-i batını, talip olarak kalbinin mürşidin kalbine iyice rab edip mürşidin teveccüh ve iltifatına nasır ola. Çıkanınca bu şeyler, şöyle biraz da şu vesileyle yapayım. Mürşide billeti şöyle yukarıdan başlayın. Mürşidin hakim kimseye nazar ve tefekkürleri gelir. Benden gafil ederim, ben anda niçin senin kalayım, yemeye. Çünkü sana konuşur söyler ta şuradakına teveccüh buyurur. Ben ondan feyiz alacağım, kendi başkasıyla konuşurum, onlar da öyle kalp bütün kalbe koyacak kadar huyum var onu da. İyi dinleyelim. Dirtiyi hatırına getirme ki bu hatıra mürşide millet itikadtan ve belki ona suyu zandan neş' ettiler.
Ona suyu zanneden o da bizim gibi bir adam ne bilsin birisiyle konuşuyor, konuşuyor Beyhan nereden tevessüh edecek, emin aman diyor. O mürşide suyu zannetmiş olalım. Halbuki herhalde andan istifaza hasıldır. Yüz anda ondan feyiz almak hasıldır. Diyorlar ki, işte İhvan vapurdaymış, vapurda bir vapur çarpınca değilmiş usul usul batmaya başlamış. Herkes feryat deliyor, feryat deliyor. O iki ihvan da güverteye çıkmış. Bin Bismillah, yetmişin müstağlarım diye bağırınca otuz dört Utku cihanın bahr-u beylat tuttuğunu görmüşler. Efendimiz ellerinden tutmuş, suyun yüzünden yürütmüş, çıkarmış, öteki de bakmamış. Kayıtlarla nereden çıkmışlar. Şurada milis oturmuş Hacı Esad Efendimiz bu. Orada otururken kurtuldular anam milletmış. Biraz sonra iki ihvan geldi mi kapanmış mal yanımdan. Ne oldunuz oğlum bu arkadaşlar bütün gayyaya kaldı benim için.
VakıfBank'ı geliyor doktor üç pilin elini böyle gördük demiş vapura dayandı. Siz gelin, inin, yendik bizi çıkardık şakaya. Bunlarla da kayakları çıkardı, kurtuldu Elhamdülillah. Biz, Babam yokmuş ama başka halifeler varmış. Şöyle çay bakıyormuş, komşu, değirmen ağlar. Halratımız attan inmiş demiş ki inme efendim geçer. Yok yok demiş ineceğim inmiş ayaklarını, çorabını çıkartır diyor. İzni sığağım diyor. O sudan çamur çamur öteye şeye geçmiş. Kurtuld diyor Elhamdulillah demiş bunun ucunda bir nimet var hemen yazmışlar. Onu. Yazdıktan sonra gelmişler tekkiye. Bir daha bir zuhat geçtikten sonra askerden terhis olup da gelen ihvanlar demiş ki Sakarya'da harp verilirken suyun ırmağın geçit yerine vuramayınca Hacı Eshab Efendimiz böyle ayaklarını sığamış, geldi. O zaman ırmaktan geçiyormuş, muşurdan geçin diye. Geçirdi vallahi billahi şu gözlerimizle gördük bunu diyor.
Onlar öyle olunca öyle bölünürler oğlum, aklımız ermez bizim yahu. Sultanımız, Hani Sami Sultanımız, Allah ömürümüz daha etsin feyzini daim etsin bizim evvel. Adana'dan İstanbul'a hicret ettiğinin sebebi şuymuş. Birisi çocuğu ırmağa düşmüş, orada çamaşır, çocuk ırmağa düşmüş ama o ip geliyor. İşte o Adana armağanı biliyor musunuz, o katılan geçmiş ötüyüz Efendi hazretlarını çocuğu tuttuğunu görmüş böyle elinden. Efendi hazretları geliyormuş, esenle, hanım çocuğun uzun demiş. Çocuğu kurtarmış vermiş. O günü Adana'ya yayılmış demiş ki, hanımefendi ırmağa giden çocuğu tutmuş, anasına vasa vermiş, orda bulunmuş mu? Yok keramet yeriymiş. Bunu duyunca efendimiz ben de doydum bilmem ne. Bak şöyle diyor, latife olsun yani. Size tahtasıyla bir davata götürüyor hemen daha önce. Haciz hanımefendi diyor. Eriş, Eriş, Eriş. Ne erimiştin yani zayıflaşmıştır zannettim. Ne olmuştu?
Yeniden iyice Girişmiş, İstanbul'a gidiyor. Ondan sonra. Böyle işler çok başımızdan geçti. Yorum etmeyin Allah'ın Resulü, böyle hepsi sözümü döktürmeyin. Şöyle azıcık gelelim. Bu ne olur orada ihvanlar sohbet edeceksin. Böyle efendim bugünkü şeyi bu. Efendim belki Allah suyu zandan neş'et eder, bizden haberi yok dese. Halbuki herhalde andan irtifası hasıl olur. Zira mürşid bir mertebedir ki halk anı haktan eder, iştigal edemez. Mürşid bir mertebeye çıkmış ki kesrette halvet olmama olmaz. Kuddisü ve Lezzaten şeye. Nerdeber çoklu olursa olsun, bütün dünya ile konuşsun Allah'tan züğürt ve leber gafil olmaz. Mürşidin evsafı budur. Daha muhakkak ile meşgul olmasıyla halktan katil değildir. Allah'a, halk ile meşgulundan Allah'tan katil değildir. Allah'a da daimi olduğundan, ihvanından katil değildir. Allah öyle bir mertebe vermiş. Belki cemi mihih, yaz istersen.
Belki cemi mihih kanunun vasatı kalbinde, kalbinin ortasında. Cini mürid, aha bazı kitaplar diyor. Cini insan, Bütün dünyadaki insan onun müri de olsa, onun vasatı kalbinde hardal misalidır. Yani onu kalbinin ortasında bir külli biriktirsen hardal denesi kadar kalıyormuş ancak onun gönlünün içinde. Efendimize iyice anlatmış olayım. Bak Hadis-i Gusül ile de berkinliyorum. İsterseniz Hadis-i Gusül ile yazın. Hususa, Hadis-i Hususil olmalı. Mavesani'yi beni içine alamadı, beni vacip olmadı yani alamadı. Allah'ımız buyuruyor. Yeryüzüne sığmadı. Yer beni almadı. Bu kadar bolluğuyla ben o kadar büyüğüm ki diyor Allah, yere sığmam. Semalar da beni içine alamalı. Yani semalara sığmam. Allah'ımız buyuruyor. Kalbi Abdül mümin, Mümini kamilin kalbine, mürşini kamilin kalbine sıkarım. Allah kadar büyük olduğunu bil yani baban bir Ef fiyatını yazın oraya babamın, kainatı görüyor musun?
Hacı Esad efendimize, hadi Sami Sultanımıza söylüyor, böyle diyor. Muasi olmuş kalbi anın, geniş olmuş kalbi anın. Yerler, gökleri koysan kapiyen doldu demem. Yerler, gökleri hep Efendimiz'in kalbinin içine koysan kapiyen doldu demem ancak hardal denesi kadar olur diyor. Babam, böyle şey verelim. Hadisi kudsisi buna şahidi kafidir ve şeyhini bir mertebedir takdir eder ki eğer şeyhim olmazsa ruhi zamanda beni Rabbime ihsan edecek şeyh yoktur. Anca benim şeyhim beni Rabbime kavuşturur. Böyle itikat versen böyle olur. İtikadede böyle itikat eder yavrum.