Mürşid ve Mürid İlişkisi ve Ruhani Terbiye kaydında Hacı Hasan Efendi Kuddise Sirruh Hazretleri'nin kendi sesinden Kalemdardan sohbetler başlıyor. Bir mürid mürşi dedi, tar katulu, ayın kılıdacı olursa o mürid değil halde. Efendimiz hiç müridimiz demez. Dervişimiz de demez. Derviş değil mi kapının alt eşiği gibi çınlığınıza seslenmeyene diyorlar. Mürittiği de yıllık sene günah defterine…
Hacı Hasan Efendi Kuddise Sirruh Hazretleri'nin kendi sesinden Kalemdardan sohbetler başlıyor. Bir mürid mürşi dedi, tar katulu, ayın kılıdacı olursa o mürid değil halde. Efendimiz hiç müridimiz demez. Dervişimiz de demez. Derviş değil mi kapının alt eşiği gibi çınlığınıza seslenmeyene diyorlar. Mürittiği de yıllık sene günah defterine amel defterine günah düşmeyene diyorlar. Salih diyorlar efendimiz. Yani o yola söylüyor ki gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani arif'te onu götürürler. Gelipleri makama çıkmasa yine kurtulur. Çünkü bu yola düşmüş elhamdülillah. Hani ümit kesmeyelim. Yalnız istifadan için kafdetul ayn kayıp etmezsen can faydan olur. Allah bize, size ve bir çift ikramınıza bir an Efendimiz'i unutturmaz. Amin. İş buradaymış. Neengi bura, gayb öyleyse ümit olamaz denildi.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem evami müşahedesine bahis olan hasılat budur. Zira fena fişlik olmak Resulullah'tan sallallahu aleyhi ve sellem'in fena olma olarak fenatillah'a mukaddemedir. Bu sebepten bazı yer bu alttakı demiştir ki eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri taraf hem alttakı atılün miktarı muhtecim olsa kendimizi zümr-ı müsliminden addetmezdik. Yani buraya acele okununca da anlayalım. Biz anlıyoruz fenafil mürşit, fenafil resulul, fenafillah bunları hayra izahattan çok keyiften yer alır. Onlar geldik size belli olur. Sahabei kiram vallahi diyor Resulullah'ı göz açıp yumana kadar unutacak olursam kendimi Müslüman'dan addetmem diyor. Buradan kıyas edin ki diyor siz tarbetun ayn mürşidinizi kaybederseniz müritten değersiz. O böreği olamaz. Yani diyorsam da ders tarif etsem yine bunu diyeceğim. Şimdi dinleyelim.
Mürşide mürşid ve huzur edebi mutlak gene mürşid ve huzur edebiydi. Bir hacmin zahir huzur edebi olur ki mürşidin güya içinden mazhar etmeyerek huzurunda boyun eğip şöyle durur ki yani öyle hamile mucize yüzüne bakmak doğru der gözaltında koymuş olur. Böylece muhalifmiş. Mürid mürşidin veçine nazar etmeyerek huzurunda boynunu öp şöyle durur ki buraya bir Abdi Memluk malik olan sultandan firar edip geri huzuruna girmiş gibi husum eder. Bir köle efendisinden kaçmış geriye huzuruna getirmişler de mahcup yüzüne bakamaz. Ve efendimizin yanında büyük bu gider. İyice anlayamıyor tabii. Sultandan kira edip yeri huzuruna giymiş gibi huzuriyede mürşidin emri olmadan oturmaya şu ayakta dünyayla oturt bakalım dedim. O ortada. Rakaza-i şer'iv veya tarikatta bir müşbeli veya maslahat müşit olmadıkça kendinden kelama i'raz söylemeye ne var be oğlum ney Bismillah diyor?
Demeyince kendisinden efendim şöyle oldu, direkt öyle böyle ettiler, filan beni göndermesin şöyle mani oldu filan lafa böyle başlamamaları. O soru bu sıra bir müşkülin varsa şöyle söylemeli. Yani ebedi bu müşirin yerine vermiyoruz Hazelemeye. Huzur-u mürşid'te hazır olanlarla tekerlim etmeye, mürşid-i Kamil'i var. Onun yanında şurada çok sevdiği toptaş da var. Bizim için çok sevgili ve sevmişsiniz, konuşuruz. Efendimiz var da nasılsın Toptaş Bey iyi misin diyor. Aman demeyi seslenmeyeceksin diyor. Bir şey de var çünkü. Tek kelimeti her ne kadar şirk olsalar da efendimizden başka yine bir müşir bir müşir daha dört tane müşir olsa tek efendimiz yerine girilir, çekilir, oturulur. Müşi olsalar da konuşulmaz, görüşülmez onlarla. Anlamaz mı anacığım? Tekellimden itiraz eder.
Mürşid ve Mürid İlişkisi ve Ruhani Terbiye ne anlatıyor?
Mürşid ve Mürid İlişkisi ve Ruhani Terbiye kaydında Hacı Hasan Efendi Kuddise Sirruh Hazretleri'nin kendi sesinden Kalemdardan sohbetler başlıyor. Bir mürid mürşi dedi, tar katulu, ayın kılıdacı olursa o mürid değil halde. Efendimiz hiç müridimiz demez. Dervişimiz de demez. Derviş değil mi kapının alt eşiği gibi çınlığınıza seslenmeyene diyorlar. Mürittiği de yıllık sene günah defterine…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aşık olan kimse maşumun gayreden müstağni olduğu halde lise durursa öylece durup mecliste onlara asla iltifat etmeye, aşık olduğu nişanlısı var. Ondan başka kimseye bakmayı arzu etmez. Şu nişanlanmış o. Mürşidine aşık olmuş. Ondan başka bir yere bakma imkan yok. Efendim işte memnun efendi diyorlar. Filan da mürşit diyorlar, İsmail Aht efendi diyorlar. O zaman kazıtıcı iki çatal eden, üç çatal eden çakan çakan geçmez. Onun için müridin başka şeyle ziyarete gitmesi bile caizdir. Efendimiz bütün müridin içinde bizi gönderir. Çünkü ben Efendimiz'in çok ali olduğunu, bize giden verdiğini, teveccühten onun gibi liste bulunmadığını, anlattığını bir kimseye gidiyor ki vardığım ışıklar onun ya Efendimiz'in halifesi kadar kalıyor ancak benim bölüşüm. Böyle olunca olur. Haydi mürşidinden başka bir mürşidin gittin. O da havaya bağdaş kulüberi de oturdu. Suyu üstünden yürüyor.
Aha bu Efendimiz'den hali'in işte böyle bozulverir, onun için doğru geldi. O daha büyüğünü gösterebilir. Yarışı yarışı kerametle yapmazlar onlar. Tasavvufla yaparlar, teveccühle yaparlar, şeriata bağlılıkla yaparlar. Allah ayırmasın. Zira mürşidin mürşide tazim-ı Hakk'a, zira müridin mürşide tazim-ı Hakk'a aleyh içindir. Mürşide Allah için hürmet ediyor. Allah rızası için hizmet ediyor. Allah rızası için isabet etmiş, şıh şirk diye yapmamış. Allah'a vesile yanıp kavuşmaya vesile olduğu için yapmış da olduğundan ana tağşuk ve tazim hakikatte vali taalluk eder. Ali Ramazan daha beşinci sınıftayede mektup yazdık. Ben de yardım ettim. Top Paşa yazıyorsun. Amca seni canım gibi seviyor ama düşünüyorum niye seviyorum olan? Halis Sami Efendimizin çok sevgilisi olduğundan seviyorum. Baktınız niçin veriyor.
Halis Sami Efendimizi niye o kadar seviyorum diye kalbimin derinliklerine baktın mı diyor çocuk Resulullah'ı çok sevdiğinden Resulullah'ın vekili olduğundan seviyorum. Değil mi? Resulullah için seviyorummuşsun. Resulullah'ı niye seviyorum ona diye düşündü mü diyor. Baktımın diyor Allah'ın Resulü diye seviyorum. Har hayatta sevgimin Allah'a olduğunu bildim. Öyle şuurlu mektup yazmışsın ki diyor kardeşim diyor. Ellerinden gözlerinden öperim ben de ayıktım bu mertebümüzden diyor. Biz sevdiğimizi Allah için severiz, yediğimizi Allah için gelir. Biz onun için mürşidinliğe bağlı muyuz bizi başka anlamasın millet. Ve dakika saket ve gözleri yumuk mürşidin huzurunda ya şıpıt ve gözleri yumuk Olduğu halde durup istifaza için kazabı bir ile yanına oturursa, bunu kitabını alırsan gözüne bakılır, sözü dinlenir, böyle boynu oturup gözünü yumuk. O zaman ayıp olur.
Ama böyle yalgın huzuruna iletti, iki dersinden konuştu, sükut ettim hemen gözlerini yığ, kalbimi açarsın Rumle. E istediği kadar döker, istediği kadar. Allah'ın istediği kadar döker. Ölçüsü o. Bu hurma bu kadar döker o kadar döker. Ondan sonra Allah'a takdire, Allah'a diye açıktan dedi mi gözünü açmış diyor oluyor. Senin de gözünü açın dedi kendi kendine. Daha çok üzülmemek için Risale-i Nur'u buyurdu. Peki, dedim. Kız kilim haber verirdi, adala da Akın'ı öyle yapardım. Dem aptal öyle yapardım. İstifaza için tasavvuf ile batılını müteveccih olan, bilhassa mürşidini Resulullah'ın sallallahu teala'nın naidi, vekili sultan addiliğe mürşidine olan muamelesini Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem sultan olan muamele gibi zira hadisi şerifte Enbiyalar çıktı kürsüde vaaz geldi, millet ihraç etti. Bunlar da ihraç ediyor. Veres olduğu için orada da sevabı beraber erişecekler.
Devenin içinde bir alim, kendi Nebi gibi ümmetinin içinde bir nebi gibi. Yani enbiya nasılsa ümmetin içinde ilmi ile amel etmiş bu bıcıhanımız gibi bizzat da ümmetin içinde ke ende yani enbiya olamaz. Bunu dedim mi küfre var insanda. Onun gibi vazife görüyor demek buyuruyor. Misali bu ve ulema-yı ümmeti benim ümmetimin uleması ki enbiya-yı Ben-i İsrail, Ben-i İsrail Nebileri gibi irşad ederler. İrşad vazifeleri yani benzer kendileri o derece bir nevi. Ne o zaman günah itikadımız bozulur. Allah Allah dedik. Ya Resulallah ya Resulallah Allah dedik mi Resulullah'ı küfre var. Bir şey değil, bir şey de kurban olayım diye rabıta gönlünde ölüp Resulullah dedik bir kız para var. Evliye ayrı, hem bire ayrı, Allah ayrı, bunlar ayrı ayrı makamdır. Anlayabildiniz mi? Ulemadan murat, muktasayyil mila amil nuran arifi billah'dır.
Böyle ulema eğer kürsünün taktasından en ulema vereset ulembiye diyen devir haşa. O arifi billah çalıştığı çabaları hepsi bir deva. Allah rızası için milleti doğuruyorlar. Gelmen için seksen beş ile doksana yaklaşan bu bacağımımız şimdi diyor peşemizi vallahi diyor deli halde gibi diyor. Beş, altı, yedi saat dönüştü diyor. Kitabı almak isterler. Bu işte enbiyadan gelen bir kuvvet. Bu bile varisi enbiya olduğundan yorulmasın diyebiliyor. Anamız demişti ki Kitabiyeyi elinden alın, rica edin yani sizden ayrılınca çok hasta oluyor. Dursunlar, Allah rızası için aynen olsun, dursun. Ben evlatlarımın yolunda öleceğim. Böyle feda-i can ediyorlar da şu oraya kıyas değer haşa, pekala. Ona kıyas değer iki yüz gündür hastayım ben iki yüz gündür. Halbuki yastıkta iki defa der. Kozmelik dayanamadı ağlarken kalktılar gittiler. Bir dahafe girdim. Yine o sohbetimi yerleştirdim. O oluyor.
Ondan geldim hastalık geçer vazifemi yaparım ondan sonra yıkılırım. Allah rızası için yapılırsa öyle yapılıyor tarif. Zira kelamı rabbaniye delalet ile amil kılamayan, ilmi ile amel edemeyen alim himare müşavirmişabiliyorlardı. Merkebin sırtında yük var götürüyor. Üste kitap nurunu mu bildiği yok. Okumuş, havuz da olmuş. Yani Arapçayı takık takık konuşuyor. Hiç amellik bir amel yapar o diyor Allah'ım. Havuz Abdullah ne? Neydi ayet-i kerime. Onları misali merkebin sırtında adamı götürüyor, kitap götürüyor gibi işte. Ruhun arif-i billalara diyor bu varisi Enbiya diye. Öyle olunca amir olan alim ile hayra amir olan beyninde tefavut kesin. Belki bu vibeciğmağı birbirine mukabelesi caiz değildir. Filan da bizde de var bu hocalar, en efendimize beyan ediyorlar caiz değildir. Teşbih olmasın demezsin olmaz da. Zira Hak Teala hayra amin olan Allah-u Teala'nın ne buyuruyor bak?
İyilikle nasa emri der, köşeye çıkar, şöyle oruç tutacaksın, gözün alev duracaksın, harama bakın. Kendi de gözü harama bakar. İline yalan söylüyor, bir de de yalan söyler gıybet eder, belki iftirana gider. Böyle. Bu şekilde diyor konuşan diyor ulema diyor Allah Nefsinin uzunu diyor. Hey oğlum yani alimim diyen kulum okuyan neden kendi nefsini unuttun da illere eğileyen versin diyeceğim. Yani bundan başka yüzü kara yok dünyada şehadet. Azep yönünden en şiddetli azap gören alimi hocalarda. El bir kendine menfaat yememişsin. Hoca demek tecelliden yanına da var manalatıyor. Seni doğru yoldan ayırır. Doğru yoldan. Boyacılığı, ağacı hocanın birisi yoldan ayırdı diye oluyordu. Tarikatta rabıta olurum aman ne yapıyorsun, ne yapıyorsun, ne hal yapıyorsun, hadi Sami Efendi kimmiş de rabıta olunacak. Efendimiz'in diğer verince kendi de mahvoldu yargı da ziyaret etti.
Hep bizi tarikatından mahrum oldu. Mela'ya kavli şerif ile hitap buyurulmuştur. İlmi ile amin olmayan alimler hakkında valizi ihzar taat-ı hasırdan sümme ihzardan müstağnidir. Çok yani tarif etmek çok müşkül. Her ayetlerde var da tamam şimdi diyemeyeceğim diyor kitap sahibine. Vela havle vela. Tamam bir hasr-ı batıl huzur edebi olur ki rüşit huzuruna vardık da kalbi gafil veyahut kalbinde bir havatır veya imtihan veya itiraz veyahut Alevi minin keramet olmaya bunların birisi olmayan müşirinin huzuruna varınca. Bilinen sayayım mı şimdi soranlarınız? Ama keyif olduğu için sen dinley, dinleyen yalnız. Bağat odur ki müşirinin huzuruna varınca müşir huzuruna vardık da kalbi gafil olmayacak. Daima kalbini bir beyaz taş şeklinde açıp ümure koyacaktı. Bizim böyle bir hayatımızımız vardı. Kalbimi ümure yatır ne diye, veyahut kalbinde bir hava hatır, kalbinde hava hatır.
Efendimiz şahsın şahsın niye böyle iyi görünmüyor? Kendi ayna olmuşsun senin şahsın onda görünüyor. Böyle aman demeye benim bu görünüş benden. Veyahut imtihan, efenimce'si imtihan etmek veyahut itiraz sözüne itiraz etmek veyahut ademin deyip ondan kalbini başka tarafa edip istemek olmaya zira kulların külsü kalbin mürşidin müritten nefretini bu ettin. Senden nefret eder ebedi insanların canı bulunmaz da. Bunlar olmasın. Zira her müridin bu işin kalbinde makarri ve hevası vardır. Dediler ki semayı mürşidin kalbinde arı peteklerinin deliği gibi İsrafinin surunun geriği gibi bütün müriyetin yeri varmış onun kalbinde herkesin büyüdüğü yer. Bütün dünya müridi ustaymış bütün neker her bir yerden geçti Adem Aleyhisselam'den bu ana kadar hardal denesi kadar kalıyormış kalbinde.
El kalbi Arşullah diyor ya karşı da değilmiş esnasında Arş şal'dan pelerin de burada var, gelirken de dere kötü dinledik Mekeber mevcudat varsa kumru kumlar ve çağillara kadar o sarı karıncalara kadar Arş-ı Azam'ın direği var. Her direğe'nin arası bir senelik yol gelir. Arş-ı Azam olursa kalbi bütün dünya müridi olsa hardal denesi kadar herkesin de kalbinde yeri varmış. Mürid olanların onun kalbi. Allah kalbinden nail nasip etsin. Biz onun içindeyken biz dışarıya çıkmaya çalışıyoruz. Sağlıkta giremiyoruz. İşte bunu yazmış Efendimiz ille okum diye de öyle size Allah rızası için okuyorum. Ve dakika dirildik ki sema-i sabittan birinci ırkten semadan arzu sütlüye sıkı olmak düşmek erbabı batın kalbinden sadık olmaktan hayırlıdır. Evliyanın gözünden kalbinden düşmek semadan keşke düşsem girer diyor daha hayırlıdır.
Birinci kat semadan, paraşüt yok, bir şey yok elinde beş yüz senelik, bin senelik yol olan semadan düşüyor böyle. Düştüğün zaman ayak bir yanına geliyor, başka tarafa geliyor, geleni alacağını çıkar ya düşünce en büyük parçası kulağa kadar buna gayilim Ya Rabbi beni evliyanın kalbinden düşürme. Düşünmekte bizim edepsizliğimiz, hayasızlığımız, yaptığımız kusurlardan oluyor. Allah cümlemizin kusurunu affetsin, düşünmesin. Allah Allah. Sabitten arz-ı sütlüye sıhhat olmak ebevatın anasında olmaktan hayırlıdır. Keşke gözlemsem. Böyle Arapça da bir Allah'a yarattın. Allah'a sığınırım evliyaullah'ın kalbinden düşmeye ya Rabbi. Sana sığınırım, beni düşünme diyor. Zira ashab-ı lügat'ın kalbinden sıkı olmak nazarı maliktir, ebedi helak olmuştur. O sebeptendir ki ehlullah nazarından sıkıp nazarı Hak'tan su kuvvete bahistir. Allah'ın nazarından da o anda düşermiş.
Mevlaullah'ın kalbinden düştüm mü Allah'ın nazarından düşer. Efendimiz yazıyor. Mevlana Halid Ziyaüddin'in Bağdadi'nin kitabını el yazına aldı böyle. Yıkan duysun diyelim. Okuyoruz, bahistir. Peki şimdi mürşid huzurunda gafletten beri olduğu halde vukufu kalbi, kalbe vakıf koyup böyle kalbimi düşünen safıt ve feyz-ı bahir-i talip olarak kalbini mürşidin kalbine ala vech-i muhacçele tesahuun rabıta edip mürşidin teveccüh ve iltifatına nasır olan an'ın feyzufu sebeti imla edip müridin kalbine huruf olduğu yakinen itikadi diye her ne kadar feyiz idrak etmezse de yine yakın mücahid olmaya ben feyiz alıyorum, onun kalbinden benim kalbime feyiz akıyor diye bile ama kendi bilemiyor. Yani kendine anlaşılmıyor ama nasıl elmalar, armutlar, üzümler kendi kendine yetişiyor diye doğruyor insan bilmeyerek yetişir diyor meşilin böyle rabıta yapa yapa. Ne bilecek ki geldin?
Üç şeyden bilir Allah'a muhabbet ettiği vardır. Allah'tan çok korkar haram ne hususatında. Küfürüne söyleyemez. Üçüncüsü de ibadetini kolay yapar, kendine kolay gelir. Buradan bilir ki terakki etmiş. Böyle kardeşlerimiz sur elhamdülillah. Başka bilemiyor ama bu var. Zira idrak Musul'la şart değildir. Bilmek vasıl olmaya şart değildir. Bilmese de geliyor. Bilmese de geliyor. Kendini bilmiyor ama girdati vakıf, bıldırti makinenin çektiğiyle bilmeden geliyor. Göl oluyor değil mi? İstesen bilsin, istese bilmesin. Belki şart olan müridin mücedret itikadıdır. Ben alıyorum. Mussolini hüsnü zannıdır. Husnü zannı diyor ki ben feyiz bana geliyor, gavda yatıyor yapıyor şafı alıp dedirtilmiyor ama feyiz geliyor diye biliyorsa geliyor, geliyor. Dünyadan bahsedilen huzuru mürşide bulunmaları münyine zarar vermez. Mürşid bin kişiyle ehli dünya ile konuşuyor işte evimize garip garip takılacak şu şu yok.
Sen yanında otururken sana teveccüh ediyormuş ona da konuşuyor. Onunla konuşuyor benden haberi yok dine diyor aman diyor. O senden ayrıldığı yok. Zira mürşidin kalbinden nefret etmekten itiraz lazımdır. Şöyle oraya varalım yine. Huzur-u mürşidde bulunmaları müride zarar vermez. Huzur-u mürşidde buğudu taklit etmeye çok oturmaya huzurunda, gönlünü alacaksan az oturmayla memnunsa da illa biraz daha durur rica ederim kalbi sarıyorsa ölür der. Sarıyorsa peki der. Aman oturmayı da tatmin etmeyin. Zira müşinin kalbi nefret etmekten itiraz lazımdır. Nefret ederse Allah'a sığınırım bu kişinin kalbinin benden nefret etmesinden. Bir arkadaşımız Taşkın Paşa'da vazgeçirken lüzumsuz şekilde geldi, benimle dayanamadım da geldim dedim. Çevciymiş maksadı tam onun zamanında ilklarımız. Yalan söylediği için bir daha görürüm bir daha incindi. Bir de yaz işi incitti.
Kendine de çok iltifat ettim, devam edin diye dedim, çok gönderdim. Yemini billah ediyor, üç ay oldu diyor. Zerzümüze kadar feyiz gelmez bana diyor. Niye de oldum öyle kaçtım paşada oldum dedi. Neden olduysa bilmiyorum efendinin da çok beni sevdiği, vallahi tehdit niyetleri her yere. Şu için fakat yani bir ihvan böyle o iş açmamalı. Kanlının terinin kibar. Pek muhtaç olursa düşünülüyor orada tabii biliyorsunuz diye nelere nelere yardım ediyor. İki, efendinin vaaz girdiği yere zerre gelmek doğru değil. İki, üçüncüsü üçüncüsü efendime dayanamadım da geldim diyen burada aylar geçiyor gelmiyor da Tadaştım Paşa'dan mı yani dayanamadığında inkılap Senesi da oraya geldim. Onun için doğru, ölümü verdim müfeyi sırt falan kesindir. Allah öldürmesin.
Allah'ım ve de ki mürşidin batılından gafil de zahiriyle meşgul olmaya, içinden gafil olup da dışıyla meşgul olmaya saçı şöyle dökülmüş, karşı böyle olmuş, filan böyle, bir anı bırak, onlarla meşgul olanlar. Teyze, feyz-i batından mahrum kalmaya, zira mürşidin zahiri erbabı zain için dışı bütün insan dış insanlar için batını ehli batıl içindir. Ve dakika mürşidin ahir kimseye nazar ve tekelli verip benden gafildir, benandan nice edebilirim, nasıl feyizadım diye hatırına getirmeyecek ki? Bu hatıra mürşide killeti itikat ve belki suyu zandan neşerdiler. Mürşidini çok, küçük vermiş olur ve suyu zannetmiş olur mürşinler. Halbuki herhalde andan istifaza hasıldır. Her zaman zira mürşit bir mertebelerdir ki halk anı haktan iştigal edemez. Hak ile meşgul olmasıyla halktan gafil değildir. Belki cemiyyitler anın vasatı kalbinde hardal misalidır. Hayat demiştin de geçti buraymış.
Husussa ma yesani algıyı vela semai illa kalbi abdil mümin. Hadis-i burası bu. Yeah vesani, yesani değil mi varmış? Yeah vesani, argın ve la semai. Yiyirler gökler belini içine alamadın şu Allah, Sığmam ve kinden münezzehden. Çok büyük ben diyor Allah. Yani sığmam. İlle sığarım. Kalbi abdül mümin, Mümin-i kamilin kalbine sığarım. Yani yerler de almaz gökler de arşi hayvan da almaz beni ya kukla cihanların kalbine evliyaların kalbine sıkarım. Onların kalbine benim ilmim muhabbetim sıkarım. Mecası bu. Yani benim daimi onun kalbinde duruşum var. Huzur-u daim ile onun kalbinden çıkmamı, sıkarım oraya. Yer ve de bir düşünce böyle bir düşünce demez ama o bacağın Allah benim ömrümün içinde gibi diyor. Bana haddi berit damarımdan yakın diyor. Diyor kendi Allah. Siz neredeyseniz bunların ben oradayım diyor. Daima Allah Allah olduğundan onun kalbine sığarım diyor.
Böyle olunca arşı ağgam almıyor, yerler gökler almıyor da diyor Allah'ı. Evliyaullah'ın kalbi alınca bütün dünyevi de olsa Hardal denizle tanıyor kalbinde. Anladın evet. Hadisi Kudüs-i Muhammed şahidi Kabe'dir. Şeyhini bilmiyor. Hatibe takdir eder ki eğer şeyhim olmasa ruh-i zeminde de eğer şirkım olmasaydı şu ruh-i zeminde de beni Rabbime İsa edecek şirk yoktur. Yani efendim olmasa başta hiçbir şirk beni Allah'a vasıl edemezdi böyle bile itikadide böyle itikadide diye. Belki mülahaza bu alemde bir Ehad mevcut olmayan bu dünyada bir kimse mevcut olmayan Hakcelle ve ala'dan gayri şehit vahiy değildir. Rabbime vasıta olan şeyhedir. Feshindi. Mevcuda baştan ayağa kendi müşahedesinden malum olduğu için halk gendiye levmettiği halde cümle eşya kendi nazarında malum risalesinde olduğuna binaen bir kimsenin talim ve levmünden havf etmeye. Efendimiz bunu okudu bize.
Kokayserili Mü'met Efendimiz buralara geldi niyet ya ihvanları çok mutluyuz gülüm. Efendimiz de buradan giren çıktı durdu bu şimdi nedense. Bir sene geçmeden ne bir ispat tarif ederdim. Kalbini, ruhunu, sırrını, kafasını, nefsini geçer zikri türünü bitirir ne bir ispat tarif ederim. Efendimize o kaşarı bağ öğlerinde ulan dersin ne bir ispattan, murak havadan, zifu sultanından neler haber verirken Mehmet Efendi oturamazsam diyorum. Hemen çık diyorum diyor efendimiz. Çıkmıyor diyor yine yarım oturuyor. Bir iftira düzmüş efendimizin ailesine duyurmuş Hasan Efendi de çok genç olduğundan orada yetmiş kişiyle Kurdoğlu'nun evinde toplanmış, tabii zikretmişler. Başına bir iş getirdi diye korkuyorum deyince validemiz ağlamış bir genç çocuğa, hilafet et derdim, seni tehlikeye düşürecek deyince efendimizin de tabii ki hiçbir bazı kafalı mıymış, bazı aşığımız, bazı hiç olmazmış.
Niye böyle yetti diye. Bu da ne yanımda gördün Efendimiz de hakasını döndü böyle mektup yazıyor. Şu muskalarım onun yüzünden beni ezinliğe tutturdu. Kendisi refd olundu, kovuldu tabiattan yani. Ondan geri Efendimiz huzuruna vardım Ömer de Allah önümüzü de hadissin. Bazı bir şeyler dediğimizde de bin kuruyla hal olursun. Hacı Hasan Efendi Kuddüses Sırruhu Hazretleri'nin kendi sesinden, Kalemdardan sohbetler sona erdi.
Kaynak: Genel
Mürşid ve Mürid İlişkisi ve Ruhani Terbiye | Mihmandar