Şimdi dinleyelim. Mürşide, müşille huzur edebi. Mutlak gene. Mürşide ile huzur edebiydi. On dakika Huzur edebi, olduğu için, yetmiş şiddet dünya Çininden ortak etmeyerek, huzurunda boyun eğip şöyle duyar ki, yani, öyle hamire okuyacağımıza, zuna takmak, sonra gözaltında koymuş olur, gece de muhalifmiş. Mürit, misilün retinine nazar etmeyerek huzurunda, boynunu hep şöyle durur ki, Suriye bir Addi Memlük, malik olan sultandan firar edip gönül huzuruna girmiş gibi huzur eder. Bir köle efendisinden kaçmış, deliye huzuruna getirmişler de mahçip yüzüne bakamaz. Efendisinin yanında mürit bu demez. Ravaza-i şerhi veya Tarikat'ta bilmiş gibi veya maslahat müşit olmadıkça, kendinden kelama ihazı söylemiyor. Ne var ya oğlum neymiş kız, kim deyince? Kendiliğinden efendim şöyle oldu, direkt öyle böyle ettiler, filan beni göndermedin, şöyle mani oldu filan. Lafa böyle başlamamalı.
Sorduk sıra bir müşkülin varsa şöyle söylemeli, yani ebedi durdu şimdi yine neler ne yazıyor? Hazırlemiyor. Çocuğu Mürşid'te hazır olanlarla tekellim etmeye. Mürşid-i kamili var, onun yanında. Şurada çok sevdiği putperest da var. Sizin için çok sevgili ve sevsin, konuşuruz. Efendimiz varsa, nasılsın putperest da iyi misiniz? Aman demedi, seslenmeyeceksin diyor. Böyle bir şey mi var çünkü? Tekellim eti her ne kadar şirk olsalar da efendimizden başka bir mürşid, bir mürşid, daha dört tane müşir dostla tek efendimiz, yerle filüs, şekil oturulur, müşir dostalar da konuşulmaz, görüşülmez onlarla. Anlamaz mı acaba? Tekerlinden itiraz eder, -Bağışık olan kimse maşulunun gayreden müstağni olduğu halde nice durursa, -böylece durup, mecliste -hullaha asla iltifat etmeye çok aşık olduğun nişanlısı var. Ondan başka kimseye bakmayı arzu etmiyorum. Şu nişanlarını şöyle.
Bir şeyine aşık olmuş, ondan başka bir yere bakma imkan yok. Efendim işte, memnun efendi diyorlar, filan da Nusret diyorlar, İsmail hakikaten diyorlar. O zaman kalkıcı iki çataliler, üç çataliler, çakan çakan geçmez. Onun için müridin başkası ya da ziyarete gitmesi bile caizdir. Efendimiz bütün müridin içinde bizi gönderir. Çünkü ben efendimizin çok ali olduğunu bize ödendiği teveccühten onun gibi hissedebilülmediğini anlattığı bir kimse geliyor ki, bu halılmış ışıklar onun ya, efendimizin halifesi kadar kalıyor ancak benim, böyle şükür. Böyle olunca olur. Haydi mürşedimden başka bir mürşile gittim. O da havaya bağdaş buluverde oturdu. Suyun üstünden yürüdü. Abu, bu efendimizden daha iyi giyinişler. Böyle pozunuvererek doğru gel! O daha büyüğünü gösterebilir. Yarışı, yarışı kerametle yapmazlar onlar, tasavvufla yaparlar, teveccühle yaparlar, şeriata bağlılıkla yaparlar. Allah ayırmasın.
Mürşidin mürşide tanzim-ı Hakk'a, mürüzi ve müridin mürşide tazim-ı Hakk'a aleyh içindir. Mürşide Allah için hürmet ediyor. Allah rızası için hizmet ediyor. Allah rızası için hitap etmiş, şirki şıhleyi yapmamış, Allah'a vesile, yani kavuşmaya vesile olduğu için yapmış da, olduğundan ana tağşuk ve tazim, hafikatte dari taallukedir. Hani Ramazan daha beşinci sınıftayede, ne süt yazdı? Sen de yardım ettim, çok da şey yapıyor. Amca seni canın gibi seviyor, ama düşünüyorum niye seviyorum olan? Hadis Ahmet efendimizin çok sevgilisi olduğundan seviyorum, baktı mı hiç mi deniyor? Hani sen anlat sen bizi niye o kadar seviyorum diye, kalbinin derinliklerine baktırır diyor çocuk, Resulullah'ı çok sevdiğinden Resulullah'ın vekili olduğundan seviyorum, demek Resulullah için seviyorumsun.
Resulullah'ı niye seviyorum ola diye düşündü mü diyor, baktımın diyor Allah'ın Rasulü diye seviyorum, hayatta sevgim Allah'a olduğunu bildim. Öyle şuurlu mektup yazmışsın ki diyor kardeşim diyor, ellerinden gözlerinden üferim, ben de ayıktım bu mertebumuzdan diyor. Biz sevdiğimizi Allah için severiz, yediğimizi Allah için yereriz. Biz sana için mürşideliğe bağlıız, bizi başka anlamasın millet. Bedeni, sakin ve gözleri yumuk, bu şimdi huzuru ne? Sıkıt ve gözleri yumuk. Olduğu halde durum, istifaza için tezahürı bir ile yanına oturursa, bunu kitabını alırsan sözüne bakılır, sözü dinlenir, böyle boynu, gözü uyumma, o zaman ayıp olur. Bunu böyle yalnız huzuruna iletti, ki dersinden kaçtı sükut ettim, hemen gözlerini uyur, kalbimi açarsın bunu. Ve istediği kadar döker, seviye kadar. Allah'ın istediği kadar döker, görüntüsü o. Bu kuluna bu kadar döker, o kadar döker.
Ondan sonra Allahu Ekber, Allahu Ekber'yi açıktan dedin mi, gözünü açmış demek oluyor. Sen de gözünü açın dedi kendi yanına. Daha çok üzülmem için inşallah duruyorum. Peki, -Elhasıl Mürşid-i Rasulullah'ın -Sallallahu Teala'nın naibi, şeklini -Sultan addi diye -Mürşid-ine olan muamelesini -Rasulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem -Sultan olan muamele gibi -Zira Hadis-i Şerif'te -Enbiyalar çıktı, kürsüde, Enbiyalar çıktı kürsüde, Vavuz Gezi Millet İşaretisi, bunlarda icat edecektir. Mürensiz olduğu için, orada da sevabı beraber, erişecekler. '' sövinin içinde bir alim.'' Ümmetinin içinde biz Nebi gibi.'' Yani, nasıl olsa ümmetin içinde, İlmi ile amel etmiş hutbe, cihanımız gibi bizzat da, ümmetin içinde kehende, yani, Enbiya olamaz. Kızım gelir mi küfre var diyor. Onun gibi vazife görüyor demek. Suyu görüyor. Mesele bu.
Ve Ulema-i Ümmeti, benim ümmetimin uleması '' Enbiya-i Beni İsrail, Beni İsrail, gibi irşad ederler.'' Kürşat vazifeleri, yani menfer. Kendileri o derece dinler. O zaman günah itikadımız bozulur. Allah, Allah dedik. Ya Rasulallah, ya Rasulallah. Allah dedik bu Rasulullah.