Mürşid-i Kâmil ve Manevi Rehberlik kaydında Allah'ın veli kulları celle celalühü anıldığı zaman cenabı hakkın rahmeti yağ görülüyor. Rahmet ilahinin gönlümüze yağması için Abdülhalık ı vojdevani gaddesallahu sırra Bizim mürşid kamillerimiz Allah'ımızın nurunun, feyzinin kalbimize akmasına vesile olanlar. Elektrik direği olur ya. Diyelim ki bir santral veya Kebandır, Hirkanlıdır.…
Allah'ın veli kulları celle celalühü anıldığı zaman cenabı hakkın rahmeti yağ görülüyor. Rahmet ilahinin gönlümüze yağması için Abdülhalık ı vojdevani gaddesallahu sırra Bizim mürşid kamillerimiz Allah'ımızın nurunun, feyzinin kalbimize akmasına vesile olanlar. Elektrik direği olur ya. Diyelim ki bir santral veya Kebandır, Hirkanlıdır. Elektrik direği vasıtasıyla cereyan gelir. Bunlar Allah'ımızın varidat, Gönüllere indirdiği nur Manevi doğuşlar İlhamat-ı ilahi Bu vahiy peygamberlerde İlham Velilerde Gönüllerine Cenabı Hak Bilmediklerini malum ediyor Birçok hakikatler ilham olarak gönlüne bildiriliyor Manevi bir coşkunluk Füyuzat-ı ilahiye tecelliler hep onların gelmesine vesile olanlardır hep yol gösteriyorlar aynen okuldaki hocalarımız gibi mesela bir Kuran-ı Kerim öğreten hocamız ne yapıyor bize Elif yüzünden alıyor. Kuran'ı öğretiyor. Ondan sonra ne yapıyor?
Kuran üzerinde de mesela aşere var. Takrib var. Tayyibe var. Hep öğretiyorlar. Aynen onun gibi manevi esasları, böyle ruhumuzun olgunlaşacağı hususları, nefsimizin mertebelerini geçme durumunu, ruhun mertebelerini, sırrın mertebelerini hep onların yolunu gösteriyorlar bize ve bir de mesela bir öğretmen deyince onun ehliyetini, öğretmen oluşunu ifade etmesi gerekir. Yani yeterliğini alacak. Yani sen öğrencileri yetiştirebilirsin diye ona bir müsaadenin çıkması gerekir. Bu mürşidi kamillerimizin müsaadesi efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemden çıkar. Onun tasdikiyle gelen kimselerdir. Bayezidi Bistami Hazretleri diyor ya Ebul Hasan diyor yetişti, artık rabıtasını yapabilirsiniz diyor. O kurmuş olduğu alaka ile efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemle onlar için çok kolay. Bize zor olması şundan ileri geliyor. Hepimiz telefon kullanıyoruz.
Kullandığımız telefonların bazen çekmediği de oluyor. Çekmiyor. Bir türlü çekmiyor. Sebebi de dağlar. Bakıyoruz. Dağlar o telefonun çekmesine mani oluyor. Şimdi nefsimizin heva, kötü arzu ve istek dağları bu mübarek insanlarla ve daha ötesi fena fi şeyh, bu sınıfta olmak suretiyle kurduğumuz alaka fenafir resul olarak Efendimiz Sallallahuü teala Aleyhisselam fenafillah olmak suretiyle Cenabı Hak'tan direkt istifade etme hali zuhur ediyor. Yalnız bu fenafid ihvan diyelim. Allah için kardeşlerini çok sevecek. Bunun iki tane özelliği Maide suresinde buyuruyor. İyilik ve takvada birbirleriyle yardımlaşacaklar. Hep hayırlı gösterecek birbirine. Buradaki istifade nedir? Cenabı Hak'tan geliyor.
Yine Cenabı Hak'tan ama vasıtalarla, mürşid-i kamillerimizin vasıtasıyla öyle bir hale gelir ki aynen Cebrail aleyhisselamın, efendimiz aleyhissalatü vesselam ile Miraç'taki yolculuğunda Sidre-i münteha, kainatın son bulduğu noktadır. Dedi ki Cebrail aleyhisselam bir parmak ileri gidemem. Gidersem yanarım dedi. Belli bir noktaya kadar. Ondan sonra Mürşid-i Kamil çekiliyor. Yine yol gösterir. Mutlak ihtiyacımız var. Gösterir ama o da artık istifade edebilecek hale geliyor direkt Cenabı Hak'tan. Çünkü çok muhtacız. Yine o yolları aşabilmek için kolay değil ama gösterilmiş. Bunun da bir vebali var ama. Belli bir yere gelip ondan sonra işi terk etmek bu büyük bir vebaldir. Bu şuna benzer. Çiftçiler çok iyi bilir. Ziraatçiler bilir. Böyle ekinler başak halinde buna kelle tutar dediler. Mahallere göre değişik tabirler var. Eğer bakılmazsa mesela kalp zikrini geçmiş.
Mürşid-i Kâmil ve Manevi Rehberlik kaydında Allah'ın veli kulları celle celalühü anıldığı zaman cenabı hakkın rahmeti yağ görülüyor. Rahmet ilahinin gönlümüze yağması için Abdülhalık ı vojdevani gaddesallahu sırra Bizim mürşid kamillerimiz Allah'ımızın nurunun, feyzinin kalbimize akmasına vesile olanlar. Elektrik direği olur ya. Diyelim ki bir santral veya Kebandır, Hirkanlıdır.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ruh zikrini geçmiş ama ondan sonra bırakmış. Diyelim ki nefis dersine gelmiş bırakmış. Aynen bu verdiğimiz misale döner. Kınacık denen bir hastalık var. O buğdaylar başak halindeydi. Bakılmadığı için ne olur? Kınacık bir hastalık meydana gelmiş. Ondan hiçbir hayır feth olmaz. Aynen onu. Böyle vazifelerimizde belli bir yere gelip de ondan sonra terk etmenin vebali yok zannetmeyelim. Çok büyük bir vebali var. Bir gün böyle bayram ziyaretiyle geliyorlardı. Mübarek ellerini ziyaret ediyorlar. Bir tanesi için buyurdu ki evladım seni gece görüyorum. Gece dedi ibadete kalkıyorsun dedi. Demek ki biiznillahi teala gözetiminde. Yine bir ders görüşmesinde buyurdular ki bulun da sonra arkadaşlarına anlatırsın. Elhamdülillah. İyi ki bulunmuşuz. O huzurunda bulunmakla, himmet-i alileriyle çok şeyler öğrenilmiş oluyor. Böyle hastanelerde neden? Ameliyat için uzman, işinin ehli doktorlar oluyor.
Yanında da asistanları. Onlar da öğreniyorlar bu vesileyle. Orada şunu gördüm. Bir noktaya kadar soruyordum. Tefekkürü mevte kadar soruyordum. Ondan sonra rabıta kendileri ele alıyor. Detayleri ele alıyor. Diyordum Fatiha, Ayetül Kürsi, elem neşralık, inna teine, i'rece enesullah. Inna teine izaca enesullah. Üç İhlas fella kinasi. Okuyorum dedi. Buyurdu ki izaca enesullahi vel ped. Bak bunu okumuyorsun dedi. O okuyorum dedi. Demek ki biiznillahi teala gözetimlerinde. Biz okul devremizle şimdiki okullarla eski okulların durumu farklı olabilir. Mesela geç kalıyoruz diyelim. Okula geç kalıyoruz. Geç kalma kağıdı alırdık biz. Öyle girerdik. Diyelim ki gelmediğimiz günler oluyor. Onlar okul müdür mabinleri vesairler vasıtasıyla bilhassa mabinler, müdür mabinleri. Onlar tabii bu sınıflara göre ayrılmış. Bakıyor. Kaç gün gelmemiş. Bizde yirmi gündü.
Yirmi gün gelmezse okuldan atılırdı veya sınıfta kalırdı. Bu böyle olur da mürşid-i kamiller bunu biiznillah hesap ediyor. Görüyor fakat üç şekilde bir idaresi var. Birisi aman ha zarar vermesin diye idare ederler. Çünkü büyük zarar açacak. Onu idare eder. İltifatta. Bu. İkincisi eğer bakmayacak olsa Allah korusun her türlü minhiyatı işleyecek. Ondan yavrum der kucaklar. Bir üçüncü sınıf kovsa bile ayrılmaz. Çünkü o biliyor. O işin esasını biliyor. Üstatının ne durumda olduğunu biliyor. Onlar üzer. Yetiştiriyor onları. Ama biz hepimiz yetişmek istiyoruz. Ölüp gideceğiz şimdi. Öldükten sonra bunlar yapılmaz. Hayatlarındayken Mürşid-i Kamillerimizin görevleri çok. Onların illa konuşmalarına gerek yok. Oturdukları yerlerde bile hizmetleri var onların. Onu biz ifade edemeyiz. Yine üstadımızdan alarak söyleyebilirim. O kimsenin ismini de biiznillahi teala biliyorum. Yerini de biliyorum.
Önünde buna benzer biraz daha geniş olabilir. Bir rahle, bir masa vardı. O zaman da yine cemaati almıyordu salon. Odalara geçiyorlardı. Seslerin oraya duyulması için hoparlörler. Ne konuyor? Şimdi adam çok aşkı. O önündeki masayı hareket ettirmeye başladı muhabbetinden. Böyle durmuyor. Buyurdu ki şu anda ne ile meşgul olduğumu biliyor musun dedi. Bıraktı. Sonra da bize anlattı. Bak dedi ne ile alakalıydım. Bir tanesinin dedi, nefsi öyle yılan gibi dedi ayağa kalktı. Halbuki oturuyor böyle. Bizim dışarıdan bir şey bilmemiz mümkün değil. Ona dedi birkaç defa vurdum dedi. Ondan sonra dedi ağlamaya başladı. Demek ki vazifeleri var, görevleri var ama burada devamsızlık sebebiyle evrak ve ezkarımızı çekmemenin artık vebalini düşünün. Onlar belli etmez. Sevdiğin de belli etmez. Sevmediğin de belli etmez. Yalnız Allah'ımız öyle bir göz vermiş mi onlara. Bizim okul arkadaşımız.
Biz okul arkadaşlarımızla zikir de yapıyoruz. Sohbetler de oluyor. Bir tanesine dedi ki bak haline dikkat et dedi efendimiz Bizim için bunun dedi sana muhabbeti yok dedi. Seninle alakası kesip oğlum dikkat et kendine dedi. Kalbi dedi münasebeti yok. Yüzü gülüyor, gülmek saygı ama dedi içinden bir sevgi yok Dikkat et dedi. Nasıl haberdar oluyor. Bu işler hep gönülden. Hususi, özel bir grup sayılır. Burada üç esas sayıldı. Bir, din. Yok birincisi dünya idin İkincisi din Bunlar nefsinin ifşadı ıslahı ile meşgul oluyorlar. Dünya ehli olan da hep dünyevi işleri ahiretten hiç kapak kaldırmıyor. Bir tanesine böyle yoldan gidiliyor. Bu Nevşehir üzeri geliniyordu. Önde bir araba bu kasabadan birkaç evrak ezber vermiş olduğu kimse önde geliyorlar. Onları durdurdu. Ve arabadan indi. Yanlarına vardı. Dedi ki oğlum hep dünyayı mı konuşacaksınız dedi.
Hiç mi dedi ahiretten söz etmeyeceğiz dedi ve ahir dedi Görüyorsunuz onları biiznillahi teala Yine bir tanesi için bizim gibi birisi. Dedi oğlum dedi, kalbime hiç mi aşk gelmez dedi. Hiçbir muhabbet yok içinde dedi. Biz dışı nasıl görürsek demek ki onlara Cenabı Hak biiznillahi teala iç alemini gösteriyor. Ona göre dikkat edeceğiz. Bu böyle dış iltifatları ile olmuyor. Mesela biz onlara bütün paramızı, pulumuzu, malımızı, mülkümüzü getirsek ondan zerre kadar memnun olmaz. Onlar bizim Allah'ımıza muhabbetimizi ister. Elli beşteki vaazlarında beşerleri hazırlamış bir grup. Bunu da duymuş. On bin kişi takip ediyor. O tarihte elli beş Adana'nın nüfusu azdır tabi o tarihte. Haberdar olmuş. Buyurulmuş ki kürsüden ilan etmiş. O parada şunların hakkı var. Bunların hakkı var. İşte hanımının kocasının çocuklarının almıyorum demiş. Onların buna tenezzülü yok.
Onların arzusu isteği sohbetlerde mutlaka dinlediniz. Salih ve sadık olan evladını cübbesinin altında fahri kainata takdim buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem. Ya Resulallah kabul buyurun diye onların istediği bu. Böyle büyüklerimizden bizzat umbarek yol diyor resim değildir. Merasim değildir. Şekilden ibaret değil. Gönülle alakalı. Bizim kalbimizle alakalı. Yanıp yakılmamız gerekiyor. İşte dediler bizde atması benden değmez senden olmuyor. Tam bir azim, tam bir gayret. Bu mürşid-i kamillerimizin hedefi o. Allah'ımıza layık nasıl insanları bir hale getirebiliriz diyorlar. Çünkü Hadis-i Şerifler de var. Allah'ımızın onlara muhabbet etmelerini, onların da Cenabı Hakk'a sevgilerini temine gayret ediyorlar. İstiyorlar ki Allah'ımız kulunu sevsin. Allah'ımız hangi kulunu seviyor? Kuran-ı Azimüşşan'da vardır. Tevekkül ehli kullarını seviyor. Müttaki kullarını seviyor. Çok.
Sabreden kullarını seviyor. Kuran-ı Kerim'de hatırlayabildiğimiz. Bunun gibi. Abdülhalık ve viydevani Kuddise sirruh hazretleri özellikleri çok. Bu Nakşi yolunu on bir esas var. Bunu okursak faydalanırız. O bizim esasımız. On bir tane esas mesela bir tanesi nazar bergademdir. Bunlar Farsça tabidir. Ayağının üzerine bakarak gitmek. Bu etrafına hiç ilgi duymamak şeklinde değil. Allah korusun bir vasıtadır veya bir çukurdur. Bir engeldir. Onlara düşmemek için tabii dikkatli olur. Bu nazar, berbeden demek. Ayağının üzerine bakarak yürümek Allah'tan başka hiçbir şeye iltifat etmiyor. Masiva denir. Allah'tan gayrı'ye gönlünü kaptırmıyor. O da nasıl oluyor? Allah'ımız nur verdiği kimseler nur vermediği kişiler gibi mi olur buyuruyor. Gönüllerinde bu evrad ve ezkarını gözyaşlarıyla okuyunca böyle yanık bir gönülle ama tam samimi olarak şehir olarak değil.
Samimi olarak belki ya ilk anda bu tecelli etmeyebilir ama gayret gösterince artık tesir etmeye başlar. Ölüm tefekküründe de öyle arz ettik ya layık olmayarak işte ölüm tefekkürüne kadar soruyordum. Ondan sonra ölüm tefekküründe buyuruyordu. Ölümün o safhalarını işte nasıl imanını kamil ile göçebilecek miyiz, göçemeyecek miyiz, Kabir halini, kabirden kalkışı, kabirdeki su hali, defterlerimizi sağdan ve soldan nereden alacağımız malum değil. Sonra mizan, sırat, mahşer bunları derin derin düşünmeyi ve buyuruyordu. Size bir bu keder veriyor mu? Ölümü düşünmek böyle yüzünden mi geçiyorsunuz yoksa tesir ediyor mu kalbinize diye soruyordu. Eğer tesir ediyorsa rabıta yerleşir buyuruyordu. Şunun gibi biz tarlayı sürecek olursak yağan yağmur ne yapar tabanına işler. Bir kere diyordu istiğfarla şu gönlünüzü bir sürün. Tevhidle sürün. Salehü selam ile sürün. Ölüm tefekkürüyle derin derin düşünün.
En azından deyin buyuruyordu. Hani anan, hani baban. Sen de aynı yere gider. Düşünün diyor. Acaba orada ne yapıyorlar? Yattığımızda mesela ellerimizi yanımıza koyduğumuzda nasıl yatırıyoruz artık sağ tarafa doğru yatırılır. Kabirdeki yatışımızı tefekkür etmek Acaba orada nasıl yatacağım Hakiki olan bir haber hali bu hakiki ama defnedildi Bu gerçek. Bazı uygunsuz görüntüler de oluyor ama bu hakiki olan defnettiler yalnız tabutla defnedildi. Içeride bir yılan çok uğraştılar çıkarmaya mümkün değil Nasıl oldu tabutun içine girdi? Bu Hadis-i Şeriflerde de var zaten Yani bunlardan biz nasıl kurtulacağız onu anlattı böyle. Tefekkür mevti böyle candan anlatıyor. Bu işler dedi başımıza gelecek. Acaba huylarımız öyle bir misal veriyor ki mesela.
Ayet-i celilesi ile insanların haberinden on iki bir rivayette de on dört türlü kalktıkları Kimi yılan akrep Kimi deve simasında kimisi tilki kimisi acayip demeye gerek yok huzurunuzda Böyle işte huylarımız düzgün olmayınca o yılanlar, akrepler giriyor. Bunları anlattı. Sonra rabıta dedi. O zaman ölüm tefekkürü güzel yapılırsa tesir etmeye başlar. Yalnız bunlar böyle bir aylık, bir haftalık senenin belli günlerinde olmakla mümkün değil. Her zaman. Muhafaza etmek. İşte şöyle aşklıydık. Şöyle muhabbetliydik. Ama şimdi bir şey kalmadı değil. Biz zaten zevk için yaptığımız yok. Rızası için yapacağız ama devamlı olacak. İbadetin efdali, efdalü'l ibadet, edve muhain kalle az da olsa devamlı olandır. Ya iyi bir devam etti, ondan sonra da bıraktı. Zaten bunu bildikleri için diyorlar. Hepsini bir yapamazsanız yarısını da o gün içerisinde yirmi dört saat de tamamlarsınız.
Bunu da söylüyorlar zaten. Ayakta çekemezsen oturarak çekemezsen, ayakta da Sami Efendi Hazretleri öyle buyurmuş bakmış durumumuza. Bu gadeli evradını, ezkarını ikindiden sonra bunu işinize gücünüze giderken de yapabilirsiniz diye. Halbuki bizde o sadakati görseydi bunu der miydi? Halimiz. Düzelteceğiz kendimizi. Bu efendim biz çalışmazsak mümkün değil. Bizde bir gayret olacak, çaba olacak ve bir de en çok bizim gözümüzün önüne gelen genelde şu. İşimli olacak, gücümlü olacak, evimliği olacak, çoluk var, çocuk var, geçimleri. İşte bunu İmamı Rabbani'nin kalpte görmemiz gerekiyor. Buyuruyor ki bu eviniz barkınız çoluğunuz çocuğunuz ve dünyevi işleriniz hep zikirdir buyuruyor. Hem de daimi zikirdir. Yeter ki rızayı ilahiyi takip ederek çocuğuna insan Resulullah'ın ümmeti gözüyle bakarak dinimize hizmet edecek diye bakarak o şekilde yetiştirmesi bu en üstün evrak bir ezkardır.
Diğerleri de aynen öyle. Bunun ayrımını yapamamak. Tek sıkıntımız bu bizim. Aynı mesela bir işe giriyoruz iki kişi aynı biri başkası çok zengin oldu biz ise yirmi yıldır çalışırız bilgileri giremedik düşüncesi var. Bir diğeri de Cenabı hak bu kadar takdir buyurmuş. İnşallah rızkım helal olur da yavrularım edepti erkanını yetişirler. Haram girmez boğazımıza. Çünkü ibadet ve taatin yüzde dokuz, onda dokuzu helal lokma birisi de halvettir. Bu düşüncelerle gitmesi cihada iş sevabı var, ecir var, mükafatı var. İşi ayırabilmek. Efendimizin çok kıymetli bir dostu vardı, ismini demiyorum. Dedi ki dünyada en büyük eza gören mürşid-i kamillerdir dedi. Çünkü dedi, Allah'ımız onlara biiznillahi teala hallerini gösteriyor. İyi tahammül ediyorlar dedi. İyi katlanıyorlar dedi. Sami Efendi hazretleri bu sıkıntısını Adana'daki halifeleri Hasan Efendi'ye anlatmış Hasan Efendi benim yüzüm tutmuyor demiş.
Gece karanlığında da olsa yaptıkları belli oluyor. Demiyorlar demiş. Boyunlarını büküyorlar ama ne ticaretleri düzgün ne ev hayatları düzgün ne konuşmaları düzgün Ramazan-ı Şerif bir egzersizdir nefsimizin ıslahı için. İstedikleri gibi yeme. İstedikleri gibi içme. İstedikleri gibi rahat etme. Ben buyurmuş diyemiyorum. Benim hamurum şefkatle yoğurulmuş ne olur siz söyleyin Ben edebimle söyleyemiyorum haya ediyorum ve sohbetini görenler var belki mübarek gözlerini yumuyordu Ona yakın olan birisi dedi ki edebinden yumuyor dedi. Edebinden Gözleri yumuyor böyle Öyle hiç dikkatli baktığını görmedim Edep ve hayası bu. Tabii bunun bir vebali var. Bir hadisi şerif var. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor. Kişinin böyle bir çocuğun babasına benzemesi nimettir buyuruyor. Sebebi de alıntı, buluntu, çalıntı olmaması. Bizim Abdü halicu vücdevani, gadde Sallallahü sırrı aştı. Nemizdir?
Manevi babamızdır bizim. Bunlara benzeyeceğiz. Haydi gönüllerinden attılarsa bunu demezler. Ya bir soğukluk geliyor bana ibadet ve taatte dediğimiz o manevi alakanın kesilmesinden olur o. Ya bir türlü bir tak gelmiyor. Bir lezzet yok. O alakayı kurmadıkça mümkün değil. Mübarek üstadımız boyu uzun başı büyükçe levni beyaz idi yüzü güzel idi kaşları çatı idi göğsü, inli ve vasi geniş omuzları geniş idi Hocası Hızır Aleyhisselam idi. Malatya'dan Buhara'ya hicret etmiştir. Hacega'nın ser defteridir. Fişuva-i erbab-ı tarikat, tarikat değerinin önderlerinden ve rahnüma-i ashabı ilim ve marifet idi. Marifet ve ilimde gerçekten öncü yol gösteren mübarek bir Allah'ın sevgili kuluydu. İmamı Malik neslindendi. Kendisini henüz doğmadan babasına Hızır aleyhisselam salih bir oğlu olacağını ve isminin Abdülhal'i konmasını bildirmişti. Sonra Hızır aleyhisselam kendisine hem hoca hem arkadaş oldu.
Oğluna vasiyetleri. Nakşi tarikının binası olan sekiz veya on bir, on bir esası vaz etmiş ifade buyurmuştur. Vukuf-u Zemani, Vukuf-u Adeti ve Vukuf-i Kalbi ila ahirihi. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.