Müminin Manevi Yolculuğu ve Ruhun Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Müminin Manevi Yolculuğu ve Ruhun Arınması
Müminin Manevi Yolculuğu ve Ruhun Arınması kaydında Bulanmanın yanışı hususunda diyeceksiniz ki afaydın dedi. Göz gözü görmez bir hale gelir de karanlık basar, elektrik döner. Şimdi neden yanıyor? Bizim üstadlarımızdan bir tanesi misafirlere gelecek, kırk kişi. Kırk kişiye kırk tane kırk tane mum yakıyor. Kırk tane mum yakıyor. Diğerlerinin acaibine giriyor, diyor ki iki mum burayı…
Bulanmanın yanışı hususunda diyeceksiniz ki afaydın dedi. Göz gözü görmez bir hale gelir de karanlık basar, elektrik döner. Şimdi neden yanıyor? Bizim üstadlarımızdan bir tanesi misafirlere gelecek, kırk kişi. Kırk kişiye kırk tane kırk tane mum yakıyor. Kırk tane mum yakıyor. Diğerlerinin acaibine giriyor, diyor ki iki mum burayı aydınlatır, bu kırk tane mum neden yandı? Bunu da efendi hazretleri hissettiği için buyurmuş ki bu mumları söndürün. Bir türlü söndüremiyorlar, üflüyorlar, püslüyorlar, söndürür. Kırk tane söndürmüş ama bir tanesi sünmüş. Buyurmuş ki kırk tanesini ben Allah için yaktım. Bir tanesi de nefsim içindi. Ancak o söndü. Allah için yanan bir nur sönmesi mümkün değil ve sonra diyor ki daha bunun acaibini göresiniz. Evet, biz şimdi kırk tane mumyak. Daha bir acaibi de kırk tane cuhud diyor. Cuhud hakkı inkar eden demek. Hakkı inkar eden.
Onlara Cenabı Hak hidayet tut diyor. Sebebi de her şey bir bedel karşılığı ya, her şey bedel karşılığı, sen misafirine kırk tane kırk tane lamba yaptın. Ben de kırk kafirin gönlünde hidayet nuru yaptım. Nasıl lütfetmiş Mevla? Böyle boş kalınmasın diye, çünkü boşluğu Cenab-ı Hak sevmiyor, biraz meşgul olursak iyi olur diye düşünüyorum Allah'ımızın izniyle. Aldığım bazı notlardan sizlere okuyun. Değişik değişik not ver. Es- Semerat nedir semerat? Meyve demek. Cennette de eğer okursanız mutlak görürsünüz. Böyle yemekten neden anlatırmaz? Çorbaydı, türlüydü, tatlıydı, belki tatlı olabilir. Bundan pek bahsedilmez, yemekten pek bahsedilmez. Ama meyveye gelince, esemlü, çokça meyve. Bir de Allah'ımızın kitabı keriminde sınırlama yok. Yani nimetlerde, Betimsiz, bitimsiz ikramlar var. Rabbi Zülcelal'imiz meyvelerin sayıldığı sureler var. En'am suresi var, İşte Rahman suresi var.
Diğer sureler var. Serpiştirilmiş vaziyette Allah'ımızın lütfu bir yanlışlık yapıldı, bir tarih. Birbirine benzer ayetleri çıkartmak isterler. Bu kadar yanlış bir tavır olamaz. Neden? Düşünelim şimdi, şu camiyi düşünelim biz. Camide ne var? Duvar görüyoruz, ondan sonra pencereleri de var, ara ara pencereleri de var. Onun yanında kapı da var. Her bir duvarda, pencerede, kapıda, kendi yerinde görevini icra ediyor. Şu ayet işte bir diğerine benziyor diye kaldırmak adamın gözünü oymak demek. Kulak buraya olmadı deyip kulağını kesmek demek. Allah korusun. Her biri kendi yerinde vazife yapıyor. Sonra bunu emreden Cenabı hak Mevla Zülcelal eğer Musa Aleyhisselam'ın kıssası anlatılıyorsa diyelim Baara suresinde birçok ayetlerde, sahife sahife, değişik yerlerde Musa aleyhisselamdan bahsedilir. Daha çok Hud suresinde anlatılır, Gammer suresinde anlatılır, Kasas suresinde anlatılır, değişik.
Müminin Manevi Yolculuğu ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Müminin Manevi Yolculuğu ve Ruhun Arınması kaydında Bulanmanın yanışı hususunda diyeceksiniz ki afaydın dedi. Göz gözü görmez bir hale gelir de karanlık basar, elektrik döner. Şimdi neden yanıyor? Bizim üstadlarımızdan bir tanesi misafirlere gelecek, kırk kişi. Kırk kişiye kırk tane kırk tane mum yakıyor. Kırk tane mum yakıyor. Diğerlerinin acaibine giriyor, diyor ki iki mum burayı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İşte burada anlatıldı Kasas suresinde. Diyelim ki, Kamer suresinde gerek yok, dinmez, bu Allah'ımıza muhalefet olur. Orada anlatılan o surenin içerisinde bir bütünlük arz ediyor. Cenabı hakk'ın öyle bir esrarı var ki onu ifade etmekte tarif edemeyiz bunu. Onun için Rabbimiz nasıl yerleştirmişse o şekilde kabul edilir. Biz bu hususta kendi indi mütalaalarımızla yaparsak çok büyük hata ederiz, o zaman vahyin önüne aklı koymuş oluruz. Düşünelim, aklı yaratan kim? Hiç şüphesiz aklı yaratan Mevla-yı Zülcelal'dir. O zaman vahiydir. Bize çok kıymetli bir hocamız gelir de bu Bağdat'ta da ilim tahsil etmiş. Ali Usi hazretlerinin devamından da icazet almış. Kendisi makine mühendisiydi. Böyle çok yüksek okullar okumuş. Daha sonra ilahiyat açılınca İslam henüz, ilahiyat son olsun. Ama olabilir, Ankara ilahiyat olabilir. İlahiyata fakültesine geçiyor. Zaten ilim tahsilini yapmış belli.
İlim de gerçekten müstesna bir kimse. Bu aklı öncelikleyen bir kimseyle görüşür. Defterinde daha ziyade, acasın Efendimize anlatırlardı. Efendim dedi, öyle konuştuk, öyle görüştük ki gece yarılarına kadar, sonra dedim ki Allah mısın, peygamber misin? Bunu buyuran Rabbi Zülcelal'imizdir, bunu ifade eden fahri kainattır Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bu sebeple Ashab-ı Güzin, bizim itikat noktasında en önemli olan bu, inanç noktasında peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Ashab-ı güzi ve gerçek ulema-i kiramı takip ederek. Onların koymuş olduğu esaslar, hak ve gerçek olan o. Ne diyor Ashab-ı bizim efendilerimiz? Allah ve alemu ve rasulu, ne güzel söylemişler. Böyle gelişigüzel bir cümle değil. İşte bir adet kabilinden diyor ki Ashab-ı Güzel'in bir konu hususunda Allahu alemu ve resul, Bu hususta en güzel söz, en güzel beyan Allah'ın ve resulünündür. Ne kadar hoş söylemişler.
İslam anlatılırken teslim olmak şeklinde anlatılır. Bizim burada diyeceğimiz şu, Kuran-ı Kerim'de semerat meyveler çok geçiyor. Daha ziyade hurmadan anlatılır, üzümden anlatılır, muzdan anlatılır, kirazdan anlatılır, vaka suresinde. Anlatılır, anlatılır çokça nimetlerine. Sonra o nimetler sayıldıktan sonra bitmez. Çünkü, ve fakietün kesirra diye buyuruyor, çokça Allah'ımızın lütfettiği meyveler. Mesela kiraz hususunda baktığımız zaman kitabı kerime buyuruluyor ki Bir dalda yetmiş iki çeşit Cenabı Hak'a itiraz lütfediyor. Sayabilir miyiz? Nimetler hakkında son söz, Allah'ımızın kitabından olsun, saymıyor nimetler. Böyle tek tek değil, toplu olarak sayısa bile bitmiyor. Bu nimetlerin bir zahiri olanı var. Daha ziyade mevsim itibariyle, hasılatın yapıldığı bir mevsimdeyiz. Bölgelere göre değişir.
Bazı bölgelerde diyelim şeftali, bazı bölgelerde incir, bazı bölgelerde üzüm, bazı bölgelerde elmadır. Sonra Rabbi Zülcelal'imizin öyle bir esrarı ki akillar yetmiyor. Şimdi bu mevsimde neden biz portakal yemiyoruz, mandalına yemiyoruz? Mevsimine görev ediyor Cenabı Hak. Bu mevsimde kavdur, karpuz. Öyle bir Allah'ımız ki her şeyi en güzel şekilde ifade buyurmuş. Etebarekallahü ahsenul halıkı Her şeyi en güzel yapan odur. Bazen böyle yarattığı hususlarda değişiklik yapıldığı zaman çok büyük sıkıntılar meydana geliyor ve telafist de yok. Neyi nasıl yaratmışsa o şekildedir. Dediğimiz gibi Allah'ımızın nimetleri gönle inen nimetlerdir. Biz diyoruz ki işte rabıta da biz kalbimizi, mürşid-i kamilin ama müsaade edilen, izinli olan bir mürşid-i kamilin kalbi anının altına koyduğumuz zaman ne yapıyor? Bu inişi birinde nasılsa diğerinde de aynı değil o. Bunda da farklı.
Şöyle bir misal verirsek herhalde yerinde olur. Bir kuzu diyelim koyundan istifade ediyor. Memesinden, gıdasını alır. O gıda ile diğer bir gıda aynı değildir. Bir koyundan altı gıda farklıdır. Cenabı hak öyle bir yüce kudret sahibi ki, hep ayrı ayrı ulus ediyor, ta Adem aleyhisselamdan kıyamete kadar gelecek insanlarda da bunu görürsünüz. Yapmış olduğu tecelli diğer kimselerle aynı değil, hep ayrı tecelliyatta bulunuyor. Sebebi ise, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki Cenabı Hak Sıddık'ydı Azam'a ayrı bir tecelli de bulunmuştur. Bunu biz izah bilemeyiz. Yalnız bu damarı tutalım, bırakmayalım. Zaten bunu biraz önce konuşuyorduk. Böyle madenlerde neden oluyor madenlerde? Bir damar böyle maden mühendisleri neleri bunu çok güzel bilirler. Bir damardır. Onu yakaladığı zaman takip eder, takip eder. Mesela bir maden var bizim bildiğimiz, bir asır devam eder diyorlar.
Bu Allah'ımızın insana lütfetmiş olduğu maden bir asır değil, sonsuza doğru uzanır. Dedik ya Esselamü, bihayri memnu'm, bitimsiz bir nimet, sonsuz bir nimet. Esamu ve inteudlu nimetallahi la te'suhha. Saymaya kalkarsanız sayamazsınız, Şuradan daha iyi anlayacağız. Yalnız biz burada sayı vereceğiz Kuran-ı Kerim'de ama bu sayı da Rabbimizin lütfuyla değişiktir. Yaptığımız ibadetler, saatler, çok güzel hizmetler verirsiniz inşallah, biz de faydalanırız. Bu hizmetlerde bire on, Allah'ımızın lütfettiği taatler var, bire on. Bu bedenle yapmış olduğumuz taat. Bir de bunun yanında kalben, diyelim ki bir genci inanç yönünden tashihe çalışıyoruz. Düzgün bir itikat vereceğiz. O hocayı dedim, o hocanın diyordu ki gece yarılarına kadar Allah mısın, peygamber misin? Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Onlar ne derse odur, onun dışında bir söz olmaz, mümkün değil. Şimdi biz ne yapıyoruz?
Bu bitimsiz bir nimet, bir gencin itikaden, inançsız bir halden inançlı bir hale, Allah'ınıza inanç diline, resulüne inançına vesaire ahiret gününe inancı bunu düzeltmekle meşgulüz. Belki bunda bire on bir. Ama bunu düzeltirken gönlünde öyle bir nur var ki, konuşup görüşmesinde umur ile konuşuyor. O konuşmasa bile onu gördüğü zaman ikna oluyor zaten. Onun kalbindeki nurdan dolayı. O nur ile verdiği zaman tesiri başkalaşıyor, bire yedi yüz diyelim, çünkü ifade edilen bu eserlerden. Yalnız bu yedi yüzle kendi arasında hiç şüphesiz değişiyor. Hizmeti yapıyor ama gönül olarak yapıyor, kalp olarak yapıyor. Kendisini öyle veriyor ki Allah'ım, Allah'ım, bu sana öyle bir inansın ki, öyle bir kalbinde güzellik var ki, katiyen senin emrin dışına çıkmasın diyerek gönül olarak görüşüyor böyle. Dilden değil, O dilden olan nasihatler, görüşmeler bire on oluyor.
Ama gönülden olacak olursa o yedi yüz misline çıkıyor. Bir de ilahi muhabbetle yapacak olursa bu da sonsuz. Demek ki nimetler sadece maddi olan değil, meyveler de öyle. Sayamıyoruz Allah'ımızın manevi nimetleri sayımız önümüze serilmiş bunlar. Ne yapacağız? İstifade etmeye çalışacağız. Elimizden geldiği kadar bize bu nimetleri tadan öyle nimetler ki tattığı nimet imanda nimet. Mesela üç kişi imanının tat ve lezzetini alan diye bulunuyor. Sonra ibadetin tat ve lezzeti. Kıldığımız namazda haşetullah'a erebilmek. Sonra ilim konusunda biz öğrenirken el-Alim sıfatından da faydalanabiliyorsak, işte bitimsiz olanı bu. Biteni nedir? Beynimize doldurmuşuz, okumadığımız eser yok. Doldurmuşuz, bu aynen bir kuyuya benziyor. Bir depo diyelim, biz kuyu değil de depo diyelim. Depoya ne kadar su basılacak olursa, o kadar harcanabiliyor.
Ama bu içinden kaynayan bir depo ise, o zaman bitmiyor, gönüllerinden kaynıyor. Hani siz bir genç olarak öyle bir yere sarılmışsınız ki, bunun sonu yok. Çünkü bu bitimsizlik şuradan geliyor, azmimizdeki, gayretimizdeki, yapacağımız hizmetteki başarının sırrı Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellemin Hazreti Ömer'in nuru, Hazreti Abdullah'a, Abdullah ne güzel bir genç, bir de gece kalksa namaz kılsa buyuruyor. Resulullah'ın vekili durumunda bulunan El ulema overasetul Enbiya, Hicasin Efendimiz Hazretlerinin artık ruhani cihetinden faydalanan gençliğin elbette ki bitmeyen bir azmi, bitmeyen bir gayreti, Ertuğrul'da gördünüz siz baktığınızda, bu üs terimleri de kader gayrete aşıktı. Öyle bir gayreti var ki, yılmıyor. İşte bizim sayımız kırktı, dörde düştü, katiyen yılma yoktu. Katiyen. Dört bire düştü, katiyen. Ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür azmi ile yürüyeceğiz.
Öyle yürüyeceğiz ki böyle cihadında önüne deryalar geliyor, eğer şu deryalar olmasaydı senin dinini ötelere götürürdüm diye. Bu bitmez ve tükenmez. İşte bu bitmez ve tükenmez esasa çok iyi sarılacağız. Çünkü bitimsiz bir yerdeyiz. Öyle ki kamil bir mürşidin eli altında bulunmak ilahi nimetlerin sonsuzluğuna erişmek demektir. Bitmez, bitimi yok. Öyle olacak ki insan öldüğü zaman dahi bitmeyecek. Şimdi bakıyorsunuz, Batı'da diyor ki orada insanlar, biz diyorlar maddi olarak erişmediğimiz hiçbir nimet kalmadı. Her nimete kavuştuk biz diyorlar. Erişmediğimiz nimet yok diyorlar, eriştik biz. Sadece, sadece ölüm kaldı diyorlar ve intihar etmenin yollarını arıyorlar. Bizde ise bitmeyen bu hayat, hani hiç kimse istemiyor, yaş otuz beş ömrün yarısı diyor ama çok genç yaşta da geliyor.
Bu hayatın devamlılığını nasıl sağlıyor, bu ihsan mektebinde büyüklerimiz Allah'ın Resulünden alarak sallallahu teala aleyhi ve sellem diyorlar ki mutu gablen te mutu, ölmeden evvel ölür. O zaman ne oluyor? Ahiret hayatı ile dünya iki adından ibaret oluyor. Birisi dünya, bir diğeri ahiret. Kim istemez? Ebedi bir hayat. Onu burada temin ediyor. Ebedi bir hayata, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin bir odadan diğer bir odaya geçişi gibi bilmiyor. İltihalini dahi bilmiyor. Ölümsüzlüğün sırrı mübarek, bu mübarek yolda tespit bulunuyor. Bulunur. Şimdi biz ölümsüzlüğü nasıl temin edeceğiz? Asıl konu bu. Bir kere Allah'ımızın kitabıyla amir olacağız. Allah'ımızın kitabıyla ahlaklanacağız. Esselamü. Esavin. Liyün-i ramenkene hayyen ve yahyikkal gavul-u alel kafirin sakilla. Daha çok görürsünüz bazı cenazeler oluyor. Biz de yürüyoruz. Orada bölgelere göre değişiyor adetler.
Hafız bir Kuran-ı Kerim oku diyorlar. Mezarın başında da öyle. İşte adet olarak göreve adet olarak bölgelere göre de değişiyor. Bir nişan merasimi vesaire. Diyorlar İmam Efendi bir Aşr-ı Şerif okuyun da ayrılalım, keşke bu dinse de. İnşallah devam eder. Asıl bizim düğünümüzde, nişanımızda, cenazemizde, kabir başında, hayatımızın her anında tatbik edeceğimiz esası Cenabı Hak bize sadece bu anlarda değil, gözümüz hareket ettiği müddetçe, bu kiplikler hareket ettiği müddetçe, dudaklarımız hareket ettiği müddetçe, adımımızı attığımız her anımızda diri olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsinler diye Kuran-ı Kerim inmiştir. Hayatımızın her alanını kaplamak için Bir zalime sorulur, denir ki Kuran-ı Kerim sizin devletinizin yıkılacağını haber veriyor diye hatırlattıklarında bakın o zalim ne diyor. Şu cevabı veriyor Kuran'ın bahsettiği Müslümanlar gelsin düşünürüz. Hesabına bakın.
Bizim yaşantımıza bakalım genel olarak. Bir de bu zalimin verdiği cevaba bakalım. Devletiniz yıkılacak, Kuran-ı Kerim böyle haber veriyor deyince Kuran-ı Azimüşşan'ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, o zaman düşünürüz, diyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek buyurdu. Niçin eriyecek ya Resulallah diye sorulduğunda, kötülükleri görüp de onları değiştirmeye öyle buyurdu. Güç yetiremediği için buyurdu. En büyük problem gençliğimizdir. İbni Haldun'a sordular. Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim? Görürsünüz bu Avrupa'da da öyle. O yavrularına sahip olamama durumu bundan çok şikayet ederler, çok. Derler ki biz buraya geldik, işte çalışıyoruz, hayatımızı devam ettiriyoruz. Sosyal imkanlar sonuna kadar ama yavrularımız elimizde değil.
Buna cevaben çocuklarımızı nasıl terbiye edelim deyince çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira zaten size benzeyeceklerdir, kendinizi terbiye edin yeter. Bu Kuran-ı Kerim'dir. Es-sebebehu enfüseküm ve ehli kumna ara. Bu Kuran-ı azimüşşan'dır. Biz çocuklukta alınan bilgi mermere yazılan yazı gibi. Öyle demeyelim de kazılan yazı gibi. O ilkokul devresinden önce bir de ilkokula ilk girdiğim zamanlarda, çünkü bir gencin yetişmesi için çağındaki ehlullah ile tanışması gerekir. Onlarla tanıştığımızda gördüğümü unutamıyorum. Bir abdest nasıl alınır, bir namaz nasıl kılınır, beşeri münasebetler nasıl olur, kişi ailesiyle evde geçimi nasıl olur? Akrabasıyla nasıl olur? Komşusuyla nasıl olur? Bütün İslam ümmeti olarak nasıl olur? Çünkü Hacaten efendi en büyük böyle Kudüs mitinglerinde vesairelerde ortada bulunuyordu, önde bulunuyordu.
Hakkın hakimiyeti için çalışan kimselerin davasında bulunuyor. Kalacak olan dahi şüphesiz bu gayretimiz ve bu çabamız olmalı. İnsanın eceli geldiği zaman sahip oldukları şöyle taksim edilir. Ruhumuzu Azrail alır. Bu istemesek de istesek de istemesek de başımıza gelecek. Cuma suresinin son ayetlerine indiğimiz zaman bunu göreceksiniz. Ne kadar kaçmak isteseniz de tutulacaksınız, Allah'ın huzuruna gelip yapmış olduklarınızdan sorguya çekileceksiniz buyuruyor. Malı mirasçılarına kalır, bedeni toprağa, iyilikleri de hakkını çiğnediği kullara dağıtılır. İmam Gazali Rahmetullahi İlber. Mevlana'mız ne güzel demiş, kendine bak kendine, gözüne, sözüne, benliğine. İlgilenme kimseyle, kim ne yemiş ne giymiş, bundan sana ne? Sen kendini besle, dilimle, sevgiyle, şefkatle ancak o zaman ulaşırsın insan olmanın erdemle. Hayat yaşantımızla alakalı.
Salahattin Eyyubi Rahmetullahi aleyh, eğer savaş yapmadan bir milleti çökertmek istiyorsanız, genç kuşak arasında haya ederek söylüyorum ve sözü bu caminin mehabetine uyması için Evliyaullah'a olan ikramdan dolayı soyunmayı ve zinayı sıradanlaştırın. Siz Müslümanları hiçbir zaman dininden vazgeçiremezsiniz, kulasa'yı görür ve bunu yapmanız mümkün değil. Kiliseye de götüremezsiniz, havraya da götüremezsiniz. Haya ediyorum bu isimleri söyleyemeyeceğim, disko diyeceğim, hiç gerek yok, dilimize de almayalım. Bu gibi yerlere çekemezsiniz. İsyan mahalline çekemezsiniz. Allah'ımıza isyan ortamına da çekemezsiniz. Yapacağınız iş kendi batıl kültürünüzü, batıl ahlakınızı aşılayın. Bir Müslümanın doğumundan ölümüne kadar kimliğine, onun kimliğinde Müslüman yazabilir. Fakat siz ona kendi dininizi gösteremezsiniz, bunu yazdıramazsınız.
Yalnız bizim yaşadığımız gibi, batılların yaşadığı gibi yaşayacak, cami önünde teneşire yatırılacak. Öyle bizim ibadethanemize, batılların gelmesine gerek yok. Varsın camiye gitsin ama bir Müslümanı hayatı boyunca kendi yaşantımıza göre yaşatmaktır. Bunun için esamle ve la telkenu ilellezina ve lemu fetemes sekümün nağar. İla ahir eyye salkallahu aleyhi ve lillahi. Çok mühim bir ayet içinde. Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz, her zaman hatırlayacağımız bir ayettirler. Bazen diyoruz ya hedef tayin edelim. İşte hedef tayin vereceğimiz ayet-i celilelerden birisi bu. Zalimlerin hayatı gibi bir hayat yaşamayın. Onların giyim kuşamı artık çok şey anlaşacak, onların yemesi, içmesi, onların hayat tarzı aile hayatı, ticaret hayatı, insanlar arası münasebeti ve her türlü alakası onlar gibi katiyen yaşamayın. Eğer onun gibi yaşarsanız, o zaman ateş sizi yakalar. Nasıl yaşayacağız?
Bize üsvetün hasene, en güzel örnek olarak sunulan Allah'ın Resulü'dür Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bir insana Cenab-ı Hak bize hayat şartlarımızı, nasıl davranacağımızı apaçık her şeyiyle ortaya koymuş, İnsan Suresi üçüncü ayet-i celleye, biz insana doğru yolu gösterdik. İster şükreder olsun ister nankör. Zaferin ne zaman geleceği ile meşgul olmayın. Soruyorlar. İşte bu kadar zulüm ne olacak, bunun sonu yok mu? Hak ile batıl arasında nerede duruyorsunuz ona bakın. Bakın günümüz mücahidinden bir nida, bir mesaj. Hatırlayın Talut'un ordusunu, Allah'ın emrini çiğneyip suyu kana kana içenler helak olmuştu. Buyurunuz Müslümanlar, Gazze'de katliam ve açlık varken dünya nimetlerini kana kana kullanın. Bir secdeenişte bulunuyorum. Hacasan Efendi ne diyor? Çoğunuzun yaşı belki bu tarihe uygun düşmeyecektir. O tarihte belki yoktur.
Dokuz yüz altmış dokuz, bir baba güzel edepten daha büyük bir nimet evladına sunamaz. Bu günahkar evladına şahsımızda bütün gençliğe vermiş olduğu mesaj. Salih sohbetine alış. Biz okuduğumuz devrelerdi, bırakmazdık sohbetleri, ayarlardık. Bizde yüksek İslam enstitüsü bizden sonra ilahiyat olmuştu. Biz yüksek İslam enstitüsünden mezun olduk. Gruplarımız vardı, olabiliyor, çürüksüz koz olmaz dediler. Çürüğü çıkıyor. Bu dört duvarın arasına neden gezdiriyorsunuz insanları diye. İnanın çalışmamın en büyüğü Hacasen Efendimize kimi getirebilirim, derdim buydu. Çünkü biliyorum, aşılanmamız gerekirdi bizim. Bahçemize girdiğimizde aşılı olan meyvelerle, aşılı olmayanlar besbelli. Çünkü nazarlarında hikmet vardı. Nazarlarında büyük mana vardı. O nazara erişen kimselerin hizmetinin aynen Ertuğrul gösteriminde olduğu gibi kader gayrete aşık, gayrete geliyordu. Aşkı bitmiyordu. Şevki bitmiyordu.
Bu insanlık nasıl kurtulacak? Kuran-ı Azimüşşan'ın ahlakıyla hiçbir fert, inanmadık hiçbir kimse kalmasın, hiçbir fert, inanmadık hiçbir kimse kalmasın, azim ve düşüncesinde oluyordu. Salih sohbetine alış. O dört duvarın arası eğer iyi düşünebilseydi kardeşimiz, herhalde sonra düşünmüştür, Darü'l Erkam'dı o. Deve çobanları orada yetişti. Orada hakim oldu, İslam hukukçusu oldu. Ülkeleri fetheden mücahitler oradan yetişti. Kuran karileri oradan yetişti. Daha neler diler? Salih sohbetine alış, kamil müminlerle buluş, leylünehhar ilme çalış, müstakinden ezme kuzum. Oksam çok zaman mı alırız acaba? Seherle zikrine bükül, bahri ummanına dökül, her zaman halvete çekil, vakfilerle gezilir. Sivayı gönlüne koyma, libas-ı takvanı soyma, faciri pasıka uyma, öğdüm tut, azmetsun. Kulak ver, sözümü dinle, Rumuzlu sırları anla. Salihler öğüdün dinle. Ebeveynin üzme kuzum.
Sizin için yazdı yazan, hüsnü ahlak ile bezen, gazabıt, ilmi kazan, hak sözlere kızma kuzum. Allah'ın haskuluysan, Muhammed'e bağlıysan Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kalemdarın oğlu isen bu süründen tez mi olsun? Genci o kadar güzel tarif buyuruyor ki genci tarif ederken cami köşelerinde velileri aramayın. Necip Fazıl'nin çok güzel bir ifadesi var, am softa ve yobaz diye. İslam'ı sadece namazdan ibaret görüp namazın hayatın her anını kucakladığını idrak etmeyen kimselere katiyen kapılmayın. Hacı Hasan Efendi gibi şuurlu, Hacı Hasan Efendi gibi cihat peri bir mürşid-i kamile yapışın. Çünkü genci tarif ederken asıl genç inancının mücadelesini veren kimsedir, buyuruyor.
Tek cümleyle Allah'ın kainatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin, alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, ondan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve onun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye layık görecek bir gençlik. Velhamdülillahi Rabbil alemin, El Fatiha.