Bismillahirrahmanirrahim. Mümin, kurtuluşa ve felaha eren kimsedir. Kurtulan mümin, şu şekilde beyan buyruluyor. Ahmed bin Asım el-Enta'ki buyuruyor. Mümin, kazancı Mevladır. Mevla'mızın razı olduğu amellerdir. Oğuzları da Cenab-ı Hak'tan alıkoyan dünyadır. Sevdikleri de ukbadır. Yani ahirette bizim huzura irmemizi temin edecek olan haldir. Yani ukba dendiği zaman oranın sadece cennetin yemeleri, içmeleri değil. Cennetü'l maarif'tir. O ruhani gıdalardır. Ve zaduhü müminin azığı nedir? Takva. Allah korkusudur Celle Celalühü. Mesela biz kabre girdiğimizde, kalktığımızda, defterlerimizi aldığımızda, mizan, haşır, neşir, hep burada karşılaşacağımız nedir? Bizi orada memnun ve mes'ud edecek olan Allah korkusudur Celle Celalühü. Bu korkuyla isyandan kaçmak, Cenab-ı Hakk'a muhabbetimizi temin etmek. Ve Meclisuhü kurtulan zümre müminlerdir.
Çünkü beraat demek, kurtulan demek, Azad olan diyelim cezaevinden çıkmış. Bizim şimdi cezaevi dediğimiz nedir? Nefsimizin bizi esir alması. Şeytanın aldatması. Dünyanın oyalaması. Kötü niyetli insanların yolumuzu değiştirmesi ve meclis-i suhub, o kamil müminlerin oturup kalktığı da zikra, Mevla-yı Zülcelal'in zikridir. Onu anmaktır. Çünkü işlerini görürken bile ne yaparlar? Hella rızık talebiyle o ibadet olur. Evlerinde güzel geçin, bu da ibadettir. Hiç şüphesiz sizin en hayrınız eline ayrı olandır, buyruluyor. Şüphesiz müminler kurtuluşa ermiştir. Bu ayet-i celîzaatı ederken Bu yüksek bir mertebe razı olduğu. Cenab-ı Hakk'ın onu beklemek olmaz. Yani kendimizi bir başkasından üstün gibi götürmek katiyen bu değil. Mahallü lale Allah'ımızın razı olduğu yine. Müttakilerin, mukarreb olan kulların, ebrarın mahalli. Vel Vel' Gurbeti ve sade Allah'ımıza yakınlıktır.
Bu kalbin yakınlığı olur ve sade huzurdur. Allah'ımızın vaadini bir vaat var. Bir de vaat var. Azabı. Vaad Nimetleri, ikramı, ihsanı bunları tasdik etmektir. Şöyle anlayabiliriz. İnşallah hata olmaz. Allah'ımızın emirlerini kabul edip nehiylerinden kaçmak. Habibullah, Cibril-i Emin vasıtasıyla Efendimiz aleyhissalatu vesselama gelen emirleri tasdik etmektir. Gönl önünde bir huzur var. Bu ibadetten gelir. Çünkü Taha suresinde Kim bizim zikrimizden ayrılırsa buna Kuran'dır tefsirlerden. Onlar için sıkıntılı bir hayat var. Hayatlar sıkıntılı, gönülleri de sıkıntılı ama mümin ise huzur içerisindedir. Eminen ala ruheyhi ruhunda da onu yaşar vardı. Ruhundaki o tatlılığı, o lezzeti, o rivayeti, o dikkati kendi yaşar biiznillahi Teala. O ifade ile mezunum. Sırrında da öyle Azalarında da emniyet var. Kendilerini azaba götürecek bir fiil de değiller. Huzura götürecek.
Allah'ımızın razı olacağı amellerdir. İçiyle ve dışıyla düzgün olan kimse mümindir. Yine kurtulan zümreyi haber verirken şu şekilde de ele almışlar. Nefsi ona oyun oynamıyor. Nasıl oynar? Baş olma arzusu olur, dünya sevgisi olur, Allah korusun hayvani duygular olur, nefsin heva, arzu ve istekleri bunları reddetmiş. Gönlüne nur doğunca, gönlünde ilahi özellikler zuhur edince onlara yer kalmamış. Şimdi lamba yanıyor, Işık olduğu için karanlıktan hiçbir yerde bir eser yok. Niye? Lamba yanıyor. İman lambası yakin olarak yanarsa. İman lambası gaybe iman şeklinde doğarsa. İman kamil olursa İman tasdik olunacak olursa kalben, o zaman orada kir olmaz. O gönül huzur içerisindedir.
İnsanlar da ondan emniyet içerisinde Evdeki, evdeki aile fertleri de ondan memnun huzur içerisinde Komşuları da yöne Arkadaşları da yöne, iş çevresi de yöne Herkes nerede bulunursa bulunsun ondan bir huzur içerisinde bundan bir yanlıştır bize bir hainlik olmaz diyor, bunun gibi. Ve ya eliffu hu kül lümen yarah Beni kim görürse görsün o kimseyi, böyle gönlünde bir ısınma meydana gelir. Gönlünde bir sevgi uyanır. Bir muhabbet hasıl olur gördüğü zaman. Ve Böyle hüzünlüdür, kederlidir. Olabilir insan inişli çıkışlı bir hayat var. Artılı, eksili bir hayatımız var. Çünkü Adem Aleyhisselam yaratılınca otuz dokuz sene keder, bir yıl sürer yağmurdur. Onun için müminin kederi daha çok fazla. Böyle bir keder anında onu gördüğü zaman içinde bir açılma meydana geliyor. Bir sevinç meydana geliyor. Derdini, sıkıntısını, her şeyini unutur.
Böyle yalnızlıkta olan bir kimse, ona diyor ısınır, onunla dost olur. Bu, heim daha çok aşka doğru gider. Şevke doğru gider. Böyle bir aşk içerisinde olan, aşkın ızdırabında olan kimse ona sığınır. Onunla karşılaşması mümin için bir sürürdür, bir neş'edir. Ve onunla oturup kalktığı zaman Müritler için bir rahmet. Allah'ın nuru gönlüne yağar, sonra sözlerinden istifade eder, faydalanır, demek yanlış yapıyormuşuz der. Şundan hiç çekinmeyelim, bir şeyi, hayırlı olan bir sözü yüzlerce defa duysak bile bunu çok duymuştuk demeyelim. Belki o duyduklarımızda tesir etmez de son duyduklarımızda tesir edebilir. Onun için ikaza her zaman muhtacız. Bak size çok temiz, gerçekten Ehlullah katında kıymetli birisin diyeceğim. Ehlullah'ın, Allah'ın dostlarının sahipiyle karşıladı. Söylediği bir söz var. Diyor ki, Cenabı Hak bizi ikazsız bırakmasın. Yani bu ikaz Allah'ımızın dostlarından da gelir.
İcabullah'tan da gelir. Hızır aleyhisselamdan da gelir. İlyas aleyhisselamdan da gelir. Menetler vasıtasıyla kalbine ilham olarak da gelir. Ikaz isteriz. Her zaman muhtacız biz buna. Nahl yüz yirmi bir Böyle konuşmaları neleri de Allah'ımızdan korkan kimseler için nedir? Mev'ıza bir öğüttür, bir nasihattir. Mümin için felah bu. Esanı Gadflial müminin, Müminun Suresi'nde on ayet-i celile var. Efendimizin, sallallahu teala aleyhi ve sellem ahlakı Muhammediyeleridir o Bizim de onu takip etmemiz icap eder. Felah ve Salah. Bir aksamil ıslahhi ve Envaihi Bu ıslahın çeşitleri üzerinde duruluyor. Şu azalarımızın el, ayak, göz, ulak, gönlümüz, beynimiz bunların ıslahı şu üç şeyledir Bir tevbe Tövbe, Rabbimize yönelme manasını veriyorlar daha ziyade. İstihbar, hatamızdan dolayı bağışlanmayı diliyoruz Rabbımızla. Tevbe ise yöneliş. Ve takva, Cenab-ı Hakk'ın korkusu.
Bunun üzerine kitaplar yazılmıştır. Böyle tevbe ve takva biz burada kısaca beyan ediveriyoruz ama bunun hakkında konuşulacak çok sözler var. Tabii zaman buna müsait değil. Biz araştırırız, bakarız, okuruz eserleri de mevcut. Vel'l-istihame sözünde, fiiliyatında, yaşantısında ve kalbinde düzgünlük. Ve ıslahul kulub bisellaseti umurum. Kalbinde de insanın ıslahı gönlümüzün şu üç şeye bağlıdır. Bil İhlas. Yaptığımız her şey de samimi. İnsanların beğenisi değil. O, belli oluyor zaten. Öyle bir riyaya giden bir durum oldu mu, belli oluveriyor. Yani Rabbimiz görüyor başta. İnsanlar bizi kabul isteniyor olacak, etmesen yol olacak. Rabbimiz bu Celle Celalühü. Ona karşı sorumluyuz. Bundan dolayı samimi olmak. Bütün tavrımızda, hareketlerimizde ve sıdk doğruluktur. Bu hal ister, makam ister, mutmainne sıfatı. Efendim, eriştim.
Az bir böyle nefsimize dokunan bir şey olduğu zaman değişmeler olursa iyi düşünmemiz gerek. Öyle kolay değil. Çok bir azim ister, gayret ister. O gönüle arz ettiğimiz gibi belli olur. Ve ıslav-u serair, bu gönül aleminin kalp, serair deyince daha bir sadır manasında vermişler ama. Değişik manalar verilmiş. Daha bir gönlün içi. Daha bir kalbin içi. Bunun da üç türlü düzelmesi var. Enhamlil bak bizi çözümsüz bırakmıyorlar. O nasıl düzelir? Bunlar gerçekten salih kimselerin. Bir murakabe, murakabe ile. Murakabe ile olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri bazı duyulan zevklerin nefsani olduğunu ifade eder. Ben yanıyorum, ölüyorum, haba sığamıyorum. Öyle bir feyiz yağıyor ki, bunlardan geçelim biz. Oyalanmayalım bunlarla. Esad-ı Erbili Hazretleri bunlara dudak boyası diyor. Geçmeyen nedir? Şer-i Şerife, Sünnet-i Muhammediye'ye sımsıkı sarılmak. Bunlar ne olur?
Bunlar bizi istikamete götürdüğü müddetçe güzeldir. Olur, aştır, şevktir, muhabbettir ama şer-i şerife uyulduğu sürece ve bizi de istikamet üzere götürdüğü kadar. Vel-müşahede. Bu müşahede artık perdeler kalkmış. Vel-marife. Şunu demem gerekir Bu gibi halleri büyüklerimiz anlatmazlar Derdeler geçerler Çünkü biz daha nefsimizin ıslahıyla meşgulüz Fakat bunu dememiz Ey amel edenler! İşte bunun için amel edin. Bu nimetlere de mazhar olmak için gayret gösterin. Buyurunuz. Evtakul. Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-Islahu'l-lahu'l-l-ıhahir Dışımızın ıslahı nedir? Büyüklerimizin en çok üzerinde durduğu konular budur. İnsana buyuruyor, Sami Efendimiz hazretleri müsaabelerinde geçer. Aman okuyalım. Okuyalım.
Eğer mahzuru yoksa altlarını böyle çizerek kitaba zarar vermeden çizerek, not alarak, dikkat ederek Çünkü öyle yazmış ki onu, devrimizde, o devirde en büyük ulamadan kimseler Sami efendimizin eserlerine hayran kalıyorlar. Böyle bir derleme, toparlama nasıl oluyor diye. Onun için biz, güneşi ceketimizin astarında eskitmeyelim. O manevi güneşlerimizin hayırlı sözlerini böyle gönlümüze yazılırcasına, mermere kazılır gibi gönlümüze yazmamız lazım. Burada bir ara Tahir hocamız geldi. Üstadımız için dedi ki, bu gibi insanlar zamanında anlaşılır dedi. Zamanında bilinir. Bu menkıbeler neler? Artık ilahi yolculuktan sonra, dedi. Yolculuktan sonra biter. Şimdiden siz onun o mübarek sözlerini bir şişeye iyice doldurun. Tapasını da sıkılayın da çıkartmayın, dedi. Efendimizle, hoca efendi, dedi, biz bazen tapasını attırırız, dedi. O da gülmeye başladı. Böyle onlar artık şimdi istifade edemez miyiz?
Mübarek kelamları var, sözleri var. Şimdi bulurum, sözlerinden de çok zaman alır. Şiirlerine bakarız. Sohbetlerine bakarız. O bizim gibi insanlara yaptığı sohbet. Bak bir sohbeti var. O da Diyanet teşkilatının fetva kuruluydu Ankara'da. Onlara rabıtayı anlattı. Ahmet bin Hanbel hazretleri, böyle tahsili olmayan meşay-ı kiramdan birisinin Fatiha'ya verdiği yedi manayı işitince cezbelenip dışarı çıkıyor Allah'ım bu ne ilim, bizim okuduklarımızda yok diye. Develde bulunamadın, Sonra bize anlattı, üç tane hoca gelmiş. O ara nasıl, biz ayrılmışız. Oğlum dedi, kırk beş dakika bir görüştük dedi. Allah dedi, öyle bir lütfetti dedi, ihsan etti. Hayranlığını beyan etti. Allah'ımızın nimetine olan hayranlığını. Böyle biz okul dolduğumuz için bulunamıyorduk. Ara sıra bulunuyoruz. Yatıl dolunca müsaade edilmiyor. Sabah ziyaretine vardığımda, buyurdu, oğlum dedi, akşam dedi, cemaat geldi.
Esrarı, innemel müminune ihva ayet-i celilesinin dedi, esrarı dedi belirdi. Bitmiyor, tükenmiyor. Evet, hep bunlar emri ilahiye riayet suretiyle ve nehyi ile kaçmakla olur. Öyle, onlar ağlayan, sızlayan şer-i Şerife uyarsa makbul görürlerdi. Dedemin huzurunda bir tanesi çok ağlamış dedem için. İçinden sevgi gelmemiş. Bu gibi durumlar da üstadımıza sorarmış. Evlatlar tabii. Demiş Hasan efendi evladım, bu adam avladı, sana nasıl geldi demiş. Baba demiş nefret geldi demiş. Oğlum bunun halini bir araştıralım demiş. Şer-i Şerife dinimizin emirlerine uyuyor mu uymuyor mu? Bakmışlar ki şeriatimize uymayan neler var. Onların çözümü budur. Dışımızın ıslahı nedir? Emirlere uyup nehiylerden kaçmaktır. İç gönül alemimizin ıslahı bir tahliyeti ve rezail Takliye bunu derler. Takliye borusu mu derler? Bir şey derler. Kanalda nedir bir şeyde olur bu. Takliye denir.
Takliye tamamen kötülüklerden kurtulma. Tahliye de dolma manasına yani süslenme manasına fezail faziletlerle donatılır. Ve islavus serair daha bir gönül aleminde olan ise Gönül alemindeki ıslah ise tevazu halinde inkisar yokluğu manasına da gelir. Kendisini hiç mesabesinde görür. Güzel ahlak Tevazu ve Edep ile onlar donatılırlar Ruhundaki bir güzellik. Belki duyuyorsunuz, layık olmasam bile huzur-u alilerinde mürşidimizi bulunduğum için sözlerini hatırlıyorum. Eridi ki, eridi. Sami efendimizden gelen kıymetli bir kimseydi. Dedi ki Hacasın efendimizin bu hali, dedi, biz Sami efendimiz de gördüğümüz kadarıyla, fena andır, fena, dedi bu. Yani beka hali bu, dedi. Bekaya yürüyor, dedi. Bu hal onu gösteriyor, dedi.
Tamamen ruhluğun içerisinde kıymetli bir kimse diyor, ben, diyor, Rabbimizin, diyor, azametini müşahede ettiğimde, diyor, azamet-i ilahiyeyi müşahede ettiğimde, bir sinek kadar da kalmadım, diyor. Yani iliştikleri hal, gördükleri manzara bunu ifade ediyor. Rabbimizin azamet-i ilahiyesi karşısında yok oluyorlar. Tamamen. Benlikmiş, kibir mi? Tabii o ölüyor zaten. Hep nur-u ilahi. Nurları ziyadeleşiyor. Nur suresinde otuz beş. Ayet-i celîle ashab-ı nurun ala nur Nur, üstüne nur. Nur üstüne nur oluyor. Felah nedir? Arzu ettiğine erişmek. El-felah, Hüvel-l-Fevuzu bil-maklubi ve lafaru bil-maksul Gayesine erişmek. Ne olmalı gayemiz? Mevla başka ne olacak? Celle Celaluhu Erişemesek bile takliden de olsa inşallah yapa yapa hakikate Rabbimiz eriştirsin. Bunun için biz himmetler bekliyoruz. Allah'ımızın ilahi yardımını bekliyoruz. Evliyaullah'tan himmet olsun.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimizden bir nur doğsun Cenabı Hak'tan bir yardım gelsin Ama sığınacağız. Esad-ı Elbili Hazretleri bu yardımı Şam'ı seher ağlar isen, sular gibi çağlar isen tez bulunur umman sana Efendim, felah nedir? Felah? Hüvel-fevzu-l-matlu' arzu ettiğine ulaşmaktır. Birincisi felahta üç hal var Birincisi zahiri olan nefsin arzu ve isteklerine uymamaktır. Böyle süsüyle püsüyle, eviyle, barkıyla vesaire Bağı, bahçesi, yiyeceği, içeceği hep bunlarla diyor dünyanın süslerine, geçici olan arzu ve isteklerine kapılmamaktır. Nefsin de dünyanın da. Şeytanın da gönlümüzü karıştırmak için kalbimizi atmış olduğu kötü düşüncelere kapılmamaktır. Ve kötü niyetli insanların bozulmuş itikaden, ibadet ve ahlaken bozulmuş kimselerin yollarına girmemek, onların aldatmalarına, onların şaşırtmalarına uymamaktır.
Ve zevalü'l-iman ve Fitd-ü'l-aman ve Vahşetü'l-Gubur ve zevalü'l-iman, imanımızın yok olmasından korkup imanımızı güçlendirmektir asıl zafer ve eman bizi kurtaracak olan esaslara yapışmak Vel ve fetdül emani ve vahşetü'l gubur. Kabirin yalnızlığı ve emanın olmamasından çekinerek Mevla'ya dönmektir. Birincisi Nefsin arzu ve isteklerine uymamaktır. Ve dünya nedir? Onun süs ve püsüne aldanıp şaşırmamaktır. Tuyan etmemek, yoldan çıkmamaktır. Şeytan da vesvesesi ile bizi fitneye düşürmemesidir. Ve bütün niyetli insanların da akidesi bozuk kimselerin de bizi hileleriyle mahvetmemesidir. İkinci olarak kurtuluş nedir? Ve vahşeti'l gubu. İkinci artık kurtuluş neymiş?
Küfürden, dalaletten, itaat, dinde asrı olmayan tavırlar, yaşantılar, cehaletten, nefsin aldatmasından, şeytanın vesvesesinden, imanın elde gitmesinden ve gabil ve oradaki yalnızlıktan kurtulup imanı kendimize yoldaş etmek, Kuran'ı kendimize yoldaş etmek, ibadet ve taati kendimize yoldaş etmektir. Ve salis üçüncüsü nedir? Üçüncüsü fil mülkil ebedi. Melik desek Allah ile yani varlığı Cenabı hak ile devam edip o bitmeyen nimetlere ermektir şeklinde dersek inşallah hata etmeyiz. El-bega, fi mülkil ebediyiven naimis sermedi. Öyle bir nimet ki, o ebedi olan nimetlerle her an mütenaim olmak nimet içerisinde bulunmak. Elfela. Elfelaul hakiki fiğ erbaati eşya kurtuluş hakiki kurtuluş dört şekildedir. Bir. İnsanın yaratılışında Cenabı hakk'ın nurunun o kimseye diyor serpilir diye geçer zaten. O nurun ona isabetidir demiş.
Bu nurun ona isabet etmesi suretiyle küfür zulmetinden ve perdelenmekten de azat olmaktır. Ikincisi, Allah'ımızın razı olduğu güzel ahlakın temelidir takva. Ve şer'i görevlerin kaynağıdır. Günah karanlığından kul, ancak takva ile kurtulur. Vesile, vesileye yapışmak suretiyle, ve ve fenayun na sutiyeti, lahuti alemde devam edip, artık zulmetten kurtulup, beden kayıtlarından kurtulup, mevlana'mızın buyurduğu gibi 10 kafesinden kurtulmak, 10 mezbelesinden kurtulmaktır. Ondan kurtulmuş lahuti aleme doğru yürümüş. Onda bulunan karanlıkların, nefsin, şeytanın, dünyanın, kötü niyetli insanların meydana getirmiş olduğu bütün olumsuzlukları olduğu gibi yok etmektir. Dördüncüsü, Allah yolunda cihad etmek. Benliği tamamen çiğnemektir. Şuhud Nuri ile zafere erer ve kendisinden meydana gelen biraz önce saydığımız gibi olumsuzlukların tamamen bitmesi demektir. Yine şunu ifade etmişler felahta.
Kimde şu üç dört şey bulunmazsa, şu dört şey bulunmazsa onun kurtulacağından ümit etmeyin. El-ilim, ilim, el-vera helalde bile dikkatli. El-Haşretü lillah Cenabı hakk'ın azamet-i ilahiyesinden dolayı çekinmek, büyük bir saygının içinde olmak. Allah'ımızın kullarına da tevazulu bulunmak. Es-salah. Her nefeste Rabbimize dönüyor. Yalvarıyor, yakarıyor. Geceleri Cenabıhakk'a secdelerde gözyaşı döküyor. İbadet ve taatini sadece bir geceye hasretmemek, devamlı yapmak veiyye, taleben bissevabi lillahi teala mükafatını Cenabı Hak bekleyip insanlardan beklememek suretiyle hayırlı amellerde bulunmak ve haşyetün min I gabihi ve Allah'ın vereceği cezadan da çekinmektir. Kurtuluş üç şeydedir. Fil eklil-l helal, helal yemek ve ittiba-ı sünen, Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin sünnet-i seniyyesine uymak ve muhalefeti'l-heva nefsin arzularına da uymamaktır.
Ebu'l-Abbasun Mürsi Rabbimizin sevgili bir kulu, Kulun kurtuluşu şu üç şeydedir. Marifetullah Rabbımızı tanımak Celle Celalühü ve marifetullah'n-nefs, kişinin kendini bilmesi. Bu saatlerce devam eder. Kişinin kendini bilmesi, Rabbimizi bilmesi demek. Çünkü yaratılışımızın amacını kavramış oluyor artık. Daha neler neler. Ve marifetüddünya, dünyanın geçici olduğunu bilmek. Femen arefallah, kim Allah'ı tanırsa Celle Celalühu, Hafemmin korkusu o derecede olur. Ve men arefet dünya kim dünyayı tanırsa Dünyaya gönlünü kaptırmaz. Kim nefsini tanırsa Tevazu alli aybadilillahi teala. Allah'ın kullarına karşı çok mütevazi olur. Mesela, yaşar insan, sevdiği de olur sevmediği de olur. O sevmediğine şu düşünce de olur. Ben kendim için ne arzu ediyorsam kardeşim için de onu arzu etmem lazım der.
Efendimiz aleyhissalatu vesselama inen ashab ile abese ve tevelle en ceehul amme Ayet-i celdesini tefekkür eder. Ne buyruluyor? Halbuki Efendimiz orada hayırlı bir amelde Mekke'nin seçkinleri gelmiş onların iman etmesini istiyor. O arada Mümintum hazretleri bana dinimizi talim et deyince Şimdi sırası değil diyerek az çekimser davrandılar. Bu bile ikaza sebep oldu. Buna göre düşünmemiz gerekiyor hiç şüphesiz. Salah şu üç esasa bağlıdır. Bunun üzerine bina kılınmıştır. İslam'dır. İkincisi iman. Ve rükn-ü salis üçüncü rükün artık esas gaye. Korku ile ümit arasında olmak suretiyle ibadet ve taatimizi devam ettirmektir. Halen, hasenul Basri, kalpte sallallahü sırre Eğer salihler olmasa, le heleketülümme ümmet helaka gider. Salihlerin halleri, ıslahu mabeyneke ve beynallahi teala. Allah ile Celle Celalü kendi arasındaki tavırlarını düzeltir. Görevlerini, vazifelerini yerine getirir.
Bilameli salih salih amelle ve ıslahı dinin dinin ıslahı da dinimize en güzel şekilde yaşamakta. Billy ilim, ilimle öğrenmektedir. Ve entarda lin nasim matardali nefsi kendi nefsi için arzu ettiğini, din kardeşi için de arzu etmektir. Salih amel nedir? İbn-i Abidin hazretlerinin Mevlana Halid efendimiz Şii, Fahreddin Razi büyük müfessirini İzamdan Rahmetullah Ali onun üstazıdır. Salih amel buyuruyor. Şeriatın esaslarıdır. Hürve mutabatun Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Zahiren ve batınen Zahiren ve batınen, işte ve dışta Efendimize uymaktır Sallallahu Aleyhi ve sellem. Ve teessi bi-sünnet-i Zahiren ve batınen Efendimizin sünnet seniyyesini iç ve dışta yaşamak ve emmessün ve ebatınuha, sünnetin gönülde yaşanması nedir? E tebedülü ilellahi teala tamamen Allah'a Rab olmaktır, ona odaklanmaktır, tebeddül değişmedir.
Cenabı hakk'ın istediği şekilde olmaktır Celle Celalü ve gatun nazarı ammasiva, onun dışına, dışındakilere nazar etmemektir. İbn Arabi El-amenus Salih, hüvel ilmü billah Allah'ımızı tanımaktır Celle Celalü ve eftalü'l amel Amelinde en kıymetlisi de budur. Şüphesiz Salih amel. Hem düşüncesinde, hem yaşantısında, hem sözünde, hem sözünde, hem sözünde, nedir? Her şeyiyle mevlamıza erişmek, onun arzu ettiği şekilde amel etmek. Kalbin nur gibi, kalplerinden onların kini, kibri, benliği çıkardık diye buyuruluyor. Demek ki salih amele insanın ulaşması sözüyle, yaşantısıyla, düşüncesiyle onların salim olmasıyla. Dili düzgün, yalan yok. Vela semahi hem duymasında ve basariyi hem görmesinde muhafı olan kendisini devamlı şeri esaslara riayet ederek koruyor. Essamne inne sema velbasara vel fuada külli ulaike kene anhu mesule salkallahü alaim.
Hiç şüphesiz kulak, göz ve gönül bunlar hep yaptıklarından mesuldür buyuruyor. İmam-ı Ali Radıyallahu Anh, Salih amel gibi bir ticaret olamaz. Ve gale Sehl gadde sallahulahü'l amel güzel amel. Sünneti Seniyye üzere yaşamaktır. Ve gale ba'dur hüsnü'l amel güzel amel. Ameliden nefsini tamamen terk ediyor. Allahu Zülcelal'de yok olmaktır. Buyruldu ki sıdkan ve gasten meniyyeten, salih amel bir kere sadakati var, niyeti düzgün, emeli hep mevra olan kimselerdir. Gale gasın gaddesallahu sırra zinetü'l ard. Bir ayeti celleye alarak bunu ifade ediyor. O da Eshablem. Ve inne leca ilune ma aleyhe sa'iden cürize. Buyuruyor ki Rabbimiz doğrusu biz yeryüzündeki bütün göz alıcı nimetleri yalnızca bu dünyaya ait gelip geçici süs olarak yarattık ki içlerinden hangilerinin daha iyi davranışlar ortaya koyacağını belirlemek üzere insanları bu nimetlerde imtihan edelim.
Yani şu diyor, dünyanın güzellikleri sizi aldatmasın. Bu sizin imtihan olmanız için dinleniyorsunuz buyuruyor. Süleyman aleyhisselam diyor ya, büyük bir nimete erişince acaba şükür mü edeceğim? Haşa. Yoksa şükürsüz mü olacağım diye Rabbim beni imtihan ediyor diyor. Yani dünyaya katiyen aldanmıyorlar. Devamında zaten Şüphesiz bir yeryüzünde olan ne varsa kupkuru bir toprak yapacağız. Buyuruyor. Bunun nesine meylediyorsunuz? Denmek isteniyor. Galel-gasım ziynetü'l-Arb dünyanın süsü nedir? El-Enbiya Nebiler Vel'l-evliya Veliler Vel' ulema Vel' ulema Vel'l-Ulema Vel' ulema Vel' ulema Vel' ulema Vel' ulema Vel' ulema Vel' ulema-ı Hak-Rabani'l-Arabî-Rabani'l-Arabî Onlar ilahi artık destekle, Tevhid olunan, Allah'ımızla ahlakı da, edebi de, tavrı da, hareketi de Rabbimiz tarafından ıslah ve irşad edilen, seçilen kimselerdir. Bu ev tat da dört kişidir. Vegiyle ehlül marife.
Marifet ehli buyuruyorlar ki bu Allah'ımızı tanıyan kimselerdir. Ve maabbetü'l leh, ona muhabbet eden kimselerdir. Ve müştebune ile Rabbimize aşık olandır. Şimdi o evtat denilen dört kişi doğu, batı, kuzey, güneyle alakalı olan evsahı belirtilir. Sekiz tane sıfatları vardır. Dördü zahir, dördü batındır. Bunlar ve alimler, veliler ve nebiler yeryüzünün güneşi, ayı sanki yıldızı mesabesindedirler. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.