Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklerimiz bir söz söylerler o da zehirle pişen aşı yemek. Zehirle pişen aş derttir, beladır, sıkıntıdır. Bunları bal lokması gibi tartmak. Peygamberlere baktığımız zaman aleyhimüsselam İsa Aleyhisselam Allah'ın yoluna insanları davet etti. Tevhid inancını yerleştirmek için gayret ve çaba gösterdi. Neticesi kavmi kendisini öldürmeye kalktı. Musa aleyhisselam zehirle pişen aşırt yuttu. Dört yüz sene firavunla mücadele içinde oldu. Dört yüz sene Firavun'a karşı direndi. Görmediği zulüm kalmadı. Bunu Taha suresinde ve diğer surelerde hepsini görürsünüz. Yusuf Aleyhisselam kuyulara atıldı. Zindanlara girdi sırf bu uğurda Yakup Aleyhisselam kırk sene Yusuf Aleyhisselam'ın hasretiyle yandı, tutuştu. Gözleri görmez hale geldi. Bu zehirle pişen aşı tattı. Bal gibi tattı.
İsmail Aleyhisselam boğazını bıçağa teslim etti bu uğurda. İbrahim Aleyhisselam Nemrut'un yapmış olduğu ateşe atıldı bu tevhid inancı uğruna. Yine Nuh Aleyhisselam yapılmadı, ceza kalmadı kendisine. Vesaire peygamberlerin ahvalini de tevhid inancı hani diyoruz ya. Allah'tan celle celalühü bir başkasına katiyen boyun eğmeme. Her şeyi ve ona teslim olma uğrunda çekmedikleri eza ve cefa kalmadı. Bunların benzerini daha derli ve toplu bir şekilde Kamer suresinde görürüz. Bundan biz neyi demek istiyoruz? Buradaki lar cinsini nefyeden dır. Dünyada mümin için rahat yok. Dikkat edilirse mümin için rahat yok. Cenabı hakk'ın emrini Habibullah'ın sünnet seniyyesini ehlullahın haliyle hallenmek suretiyle çaba gösteren kimse için bu dünyada rahat yok. Bu ifade ediliyor bize peygamberlerin başından geçen hadiseler. Dört mezhep imamımızın çekmiş olduğu sıkıntı.
Nasıl ki bizim için bir örnekse Nebiler, sıddıklar, şehitler, salihler bize refik olarak yani örnek alacağımız yollarını takip edeceğimiz kimseler olarak bildiriliyor. Bunlar bu zehirle pişen aşı yuttular. Aişei Sıddıyka validemize efendimiz aleyhissalatü vesselam ya Aişe enbiyayı uzan cefa gördü, eza gördü, sıkıntılar duydu. Onlar içerisinde en çok eza göreni ben Bunu biz böyle bir kahvaltı anında veya oturduğumuzda keşke konuşsam ama hikaye nevinden değildir bu. Ey kullarım. Nasıl ki Kamer suresinde kardeşlerin Hud, Salih, Nuh ve Lut aleyhisselam vesairleri nasıl eza çekmişse sen de bunlara katlan ve davandan katiyen vazgeçme buyurulduğu gibi müminin de gayretle çabası istenir. Dört nesil imamının görmüş olduğu rahmetullahi aleyhim ecmain. Sıkıntılar malum. Ahmet bin Hanbel Hazretlerine Kuran mahluktur diyeceksin diye. Halbuki Kuran Allah'ın kelamıdır.
Böyle insanların bir beşerin sözü değildir. Demek suretiyle çılgınlıklarını rahat bir şekilde yapabilmek için görmüş olduğu eza malum. Tek tek anlatmakla bitmez bu. Diğer ulemai kiramun ve sadatı zamın çekmiş olduğu meşakkatler ve sıkıntılar. Bunlar bize bir derstir. Bir öğüttür. Nasıl bir öğüttür? Allah'ımızın emrini yaşamakta aleyhissalatü vesselam efendimizin ahir zamanda imanı muhafaza etmek kor ateşi elde tutmak gibidir. O ateşin ezasına katlanın demek, cefasına katlanın demek. En azından şahsımızla ilgili vazifelerimizde katiyen tembellik göstermemek. Farz olan taatlerimizi mesela cihat farzdır. Bunu yaparken bu vazifemizi yerine getirirken tebliğ ve davet elbette büyük bir cihattır. Cihat bir gayrettir, bir çabadır. Bir emektir. Kendimizi yolunda feda etmektir. Bir düşünürün ifadesiyle kan dökmeyi önlemektir. Cihat illa kan dökmek değildir. Kan dökülmesini önlemektir.
Bunun için biz kendimize yapmış olduğumuz kendimize olan acımamız şefkat ve merhametimiz ilahi hükümleri yerine getirmekteki gayretimiz, acaba nasıldır? Namazdaki gayretimiz, sünnetleri yerine getirmemiz, nafile olan saatler, işrab gibi, kuşluk gibi, evvabin gece namazı ve teheccüd namazı bunun gibi görevlerimizi yerine getirmekte acaba zehirle pişen aşı yutabiliyor muyuz? Kendi dışımızda bitmez. Yavrularımızı irşad ve ıslahtaki çabamız nedir? Evimizin hayatı kimin hayatına benziyor? Acaba ev hayatı Cenabı hakk'ın Musa aleyhisselam ile kardeşi Harun aleyhisselama bildirildiği üzere Kuran Azimüşşan'da bir ibadetgah taat yapılan bir yer mi? Ailenin, çocuğun, çocuğun ellerine Kuran Azimüşşan'ı alıp okudukları bir mekan mı? Veya ilmühal kitaplarını alarak dini meselelerimizi öğrendiğimiz bir yer mi? Yoksa bunun aksi mi?
Acaba yememiz içmemiz bizim Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yeme ve içmesine uygun mu? İstediğimiz gibi mi yiyoruz? Yoksa Aişe sıddıka validemizin bildirdiği gibi ne zaman karnın doysa ağlar. Çünkü Resulullah bu dünyadan arpa ekmeğiyle karnını doyurmadan ayrıldı. Acaba giyim ve kuşamımızda ne durumdayız? Bir çıplak kimsenin gelip ona elbise giydirilmesi için efendimiz aleyhissalatu vesselamın eğer bu kimseyi giydirecek olursanız o kimse benimle cennette beraber olacaktır. Sözünün karşısında Medine tepeden tırnağa aranır. İki kat elbisesi olan kimse bulunmaz. Acaba riayet edebiliyor muyuz bunlara? Çocuklarımızın eğitiminde çılgınca davranışlardan kurtulup anne ve babasına muti, etrafına sıkıntı vermeyen, arkadaşlarıyla hoş geçinen, Kuran Azimüşşan'ın edebiyle edeplenen Kuran kıraatiyle Resulullah'ın muhabbetiyle yetişen ehli beytin sevgisiyle olgunlaşan bir yavru mu?
Yoksa bir başka şekilde mi? Asıl Cenabı hakk'ın razı olacağı ameller onun sevdiği amelleri yapmaktaki gayretimiz nasıl? Kendi işimiz mi ön planda? Yoksa Allah'ın kullarının daha bir huzura kavuşması kötülüklerden kurtulup Mevla'yı Zülcelal'i bulmaları için yapacağımız hizmet acaba hangi noktada? Kendi işimizi düşündüğümüz kadar bunu da düşünebiliyor muyuz? Şu kış günü yaklaşırken kendi evimizin odun ve kömürünü, yakıtını düşündüğümüz gibi acaba bir başkası ne haldedir? Kardeşimin sıkıntıda olduğunu da duyuyorum. Acaba ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu diye bunu tefekkür edebiliyor muyuz? Onların ihtiyaçlarını yemeli ve içmeler düşündüğümüz gibi acaba itikadi noktada nasıldır? İmanı yakin bir halde midir? Kesin bir inanç. O halde midir? İbadet ve tarihte nasıl? İlk günlerde gösterdiği gayret ve çabayı şimdi de gösterebiliyor mu diye bir darbe düşebiliyor muyuz?
Zehirle pişen aşı yiyebiliyor muyuz? Çünkü bizim büyüklerimize bakacak olursanız onların hayatlarında gördüğümüz şu. Bir kısmını ifade etmeye çalışayım. Şimdi Bayezıd-i Bistami'nin zamanı mı? Şimdi Ebul Hasan-ı Harakani'nin devri mi? Kimin devri? Kimin zamanı? Nasıl tespit edeceğiz bunu? Kimin devri şimdi? Biz bu arza geldiğimizde görevimiz nedir? Vazifemiz nedir? Allah'ımız bizi bu dünyaya gönderirken ne maksatla gönderdi? Eğer bu devir peygamberlerin devri değilse, Ashab-ı Kiram'ın devri değilse, Sadatı kiram'ın devri değilse. İnsanlara her yönden faydalı olan kimselerin devri değilse biz bu dünyaya niçin geldik? Rabbi zülcelalimiz İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk yapsın diye halk ettim. Kulluk vazifesi artık kul olarak halk ettim ilahi sözünün altında yatmayan hiçbir hakikat yoktur. Şu gözümüzün kipliğinin hareketinden tutun.
Ayağımızın adım atışından her türlü tavrımız ve davranışımız emrine göre olması icap ettiği vurgulanmaktadır. Aman ha bakarken boşuna bakma. Eğer ibretsiz bir gözle bakarsan şefkatsiz ve merhametsiz bir gözle bakarsan israf etmiş olursun o gözü. Çünkü bu bir nimettir. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin. Sakın ha o nimetin küfranında olmayın. Çünkü insanın tabiatında nankörlük vardır. Adriyat suresinde bildirildiği üzere. Hem de çok nankör diye geçer. Kulağımızda acaba israf var mı? Kulağın israfı Allah'ımızın emrine muhalif sözleri duymak. Dinde bir israf var mı? Aleyhissalatü Vesselam efendimizin zikrullah ve insanları irşad ve ıslahın dışındaki sözlerin doğru olmadığını ifade buyuruyor. Onun dışında mümin bir ifade bulunmaz. Rabbimiz Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Acaba nasıl? Bunu biz nasıl idrak edeceğiz? Derin derin düşüneceğiz.
Tefekkür edeceğiz. Çünkü büyüğümüz tefekkür etmiş bunu. Eğer zaman o zaman değilse Allah'ımız Kuran azimüşşanında Sizi yaratan Rabbınıza ibadette bulunun. O zaman bu emri ilahiyeye nasıl uyar bu söz? O zaman Kuran-ı Kerim'de sadıklar, sabredenler, ibadet ve taatte daim olanlar, seherde istiğfar edenler, yolunda infak edenler, her şeyiyle kendisine dönen müniv kullar, takva sahibi kullar, mukarreb kullar, ebrar kullar, kötülüklerden tamamen kaçınan kullar ifadesini nereye koyacağız? Devir bunların devri değilse bu tarifleri Kuran geçen bu tarifleri nereye oturtacaksınız? Nereye oturtacağız? Ne diyeceğiz? O zaman sağa bakıp hizaya geleceğiz. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.