Müminin Ahlakı ve Ticarette Dürüstlük kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Musahabe beşten devam ediyordu. Bazı değişiklikler yaptı. Ettabakat-ı Sufiyen diye bir eser. Fakat Mustafa Ali Beşten biraz devam edeyim. Bir Müslümanı gerek herhangi bir surette aldatan, gerek ona zarar veren yahut ona hilekarlı giden bizden değildir. Yani Kamil…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Musahabe beşten devam ediyordu. Bazı değişiklikler yaptı. Ettabakat-ı Sufiyen diye bir eser. Fakat Mustafa Ali Beşten biraz devam edeyim. Bir Müslümanı gerek herhangi bir surette aldatan, gerek ona zarar veren yahut ona hilekarlı giden bizden değildir. Yani Kamil mümin değildir. Bir Müslümanı gerek herhangi bir suretle aldatan, gerek ona zarar veren yahutunu, hilekarlık, ona hilekarlık eden bizden değildir. Yani kamil mümin değildir. Yalnız burada dikkat edilecek bir husus latife de olsa yapılmaz. İşte latife ettim, bir şakaydı dinmez. Şaka yaptım diyerek aldatmak, onu üzmek bu da caiz değildir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben latife yaparım ama haktır buyuruyor. Benim yaptığım latife de haktır, bir gerçeği ifade eder.
Çapulculuk veya soygunculuk eden, yahut soygunculuğu emir ve işaret eyleyen bizden değildir. Yani hakiki mümin değildir. Alışveriş ettiğin zaman de ki İslam'da aldatma yoktur. Bu hadis-i şerif alışverişte daima aldatıldığını söyleyen bir sahabiye karşı idrak buyrulmuştur. Haklı haksız yemin yedi vermek, iyyakum ve kesretel, filfi fil beyih, finehu yenfagu, sümme yemagu. Alışverişte çok yemin etmekten sakının. Zira bu muvakkaten nafaka sağlarsa da sonunda bereketi silip götürür. Alışveriş günü sayılır memleketimizin cuma. Bu alışverişte diyor çok yemin etmekten sakının. Yemin ettiğinizde belki o anda kazanırsınız ama bereket olmaz. Havuz tadıyla da yiyemezsiniz. Cenabı Hak size huzur vermez. Borç ödemede kolaylığı ve nazikliği sever bu ürünü. Alırken de verirken de karşısındakini rencide etmemek. Üzmemek, çok sühuletle, rahat bir şekilde yapmak.
Ayakkabı satın alacağın zaman iyisini al, elbise satın satın alacağın zaman da iyisini al buyurmuş Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Her meseleye işaret duyulur. İki cihan güneşi, ayakkabı satın alacağın zaman I vechterayite nale, festecithe ve I vechterayite sevven festecithu, Ayakkabı satın alacağın zaman iyisini al, elbise satın alacağın zaman da iyisini al buyurmuşsün, sallallahu aleyhi ve sellem. Bir de memleketimizde daha çok yüremizle alakalı, ittehiv I ganamen penne fi ha beraka. Evmühani, koyun ve keçiydin. Çünkü onda bereket vardır buyurmuş. Hakikaten bununla meşgul olan insanlar derler. Tüyünden istifade eder, derisinden istifade eder, etinden istifade eder, kemiğinden istifade eder, tersinden bile istifade eder. Çok temiz bir hayvandır. Koyun çok temiz bir hayvandır ve bir de ağaç yetiştirmenin önemi ve fazileti. Dinimizin ele almadığı hiçbir konu yok ki, ne kadar güzel.
Hah, dikkat edilseydi ne güzel olacaktı. Sadaka arası şimdi oldu. Manasını düşünmeye çalışırım da. Kim ağaç ve fidan dikerse, onun meyvesinden gerek bir insan ve gerek Allah'ın yaratığından bir mahluk gittikçe, o kendisi için daima bir sadaka olur. Bunu büyüklerimiz derler ki bize, yoldan tarafı ağacın daha miğveli olur, daha çok biter ki gelip geçenin yemesinden dolayı derler. Ziraate teşvik hususunda, ekiniz, içiniz, ziraatle meşgul olunuz. Şimdi tam onun zamanı bu münasebetle yerinde. Şüphesiz söz, iki cihan, güneşinin muhbiri sadık, zamanına göre demek istiyorum. Ekiniz, biçiniz, ziraatle meşgul olunuz. Çünkü ziraat mübarektir. Mümünlü, bereketlidir, bir de orada ettiğiniz yerde bostan korkuluklarını çokça yapınız buyurmuş Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Demek ki onu da boşuna yapmazlarmış. Bosna'nın korkuluklarını da çokça yapın buyuruyor bize iki cihan güneşi.
Müminin Ahlakı ve Ticarette Dürüstlük ne anlatıyor?
Müminin Ahlakı ve Ticarette Dürüstlük kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Musahabe beşten devam ediyordu. Bazı değişiklikler yaptı. Ettabakat-ı Sufiyen diye bir eser. Fakat Mustafa Ali Beşten biraz devam edeyim. Bir Müslümanı gerek herhangi bir surette aldatan, gerek ona zarar veren yahut ona hilekarlı giden bizden değildir. Yani Kamil…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Talebul halali cihadin, ne kadar güzel. Bu Musahabe beşi, Ali Efendi, Bilecik, İstanbul'da da yani geliyorlar arkadaşlar. Bunlar ticaretle de meşgul kişiler. O ticaretin, alışverişin sıkıntısını, meşakkatini, eğer dünyaya bir muhabbet varsa, bir zevk uyanıyorsa onun zevklerini atmak için toplanıp, müsabebebebetişten de takip ediyorlar elhamdülillah. Böyle sizin gibi, lokmanın faydalanılıyor, istifade ediliyor. Sami Ramazan oğlu Adtisallahu Sırra Üstadımız yazmışlar. Evet bitmiyor, ne kadar mühimmiş. Dedik ki, müsahabe beşi bir ele alalım. Çünkü Efendimiz bunu hazırlarken, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gündüz hazırlık yapar, geceleri yazarlardı. Devamlı meşgul olurlardı. Biz okuyalım olsun diyoruz. Devam edelim. Sizden biriniz akarını yani ev, bostan, bahçe gibi sabit mülkünü satmak isterse onu evvela komşusuna arz etsin.
Çünkü ona komşusu ya talip olur yahut iyi bir komşuluk gelecek, hayırlı bir müşteri bulur. Cenabı peygamber sallallahu aleyhi ve sellem komşu hakkına o kadar büyük ehemmiyet verirdi ki, ashabı kiram adeta komşuya mirası olacak sanırdı. O kadar ehemmiyet vermiştir. Kefareti olmayan beş günah üzerinde duruluyor. Şu beş günah kefareti yoktur. Yani bunlar keffaretle de ödenmez. Allah'a iş koşmak. Haksız ve hükümsüz cana kıymak, mümine iftira etmek, muharebe günü kaçmak, bir malı haksız olarak kesecek ve hakkı iptal ve hapsedecek yemin ile an gitmek. Hadis-i Şerif'in metninde geçen sağ biratın, gukatta hapsetmek demektir. Yediğiniz şeylerin en temizi kendi kazancınızdan hasıl olandır. Kendi bizimle çalışmanızla şüphe yok, çocuklarınız da sizin kazancınızdandır. Size gelir getiririm dedik. Öldüğümüz zaman eğer hayırlı kimse bırakmayacaksak, amel derslerimizi kapatmayacaktır tabii.
Hiçbir kimse kendi elinin işinden, kazancından yediği kadar hayırlı bir yiyecek asla yememiştir. Hakikat Allah'ın peygamberi Davud aleyhisselam bile kendi elinin işinden, kazancından yetti. El emeği ile geçinmek, etyabul kespi amelul racul fi yedi ve küllü beyen mebruin. Kazancın en temiz ve güzeli, kişinin kendi eliyle yaptığı iş ve hileden, hainlikten azada meşru alışveriştir. Biraz uzun süre, burada kestiğim Kabataşsu Sufiyye'den size az da olsa bir yer getirdiğim için okuyun kitap bu şekilde gitmez. El Hudayl ibni Ayyad, Allah'ımızın veli kullarından, Gaddesallahu ve Esrarumul Aliyye, sözlerinden mübarek Veli'nin Mengelese ma sahibi bid'atin, lem yu utelli hikmetin. Şimdi sünnet çok önemli. Efendimizin bir sünneti hüda var, bir de zevaid sünnetler var. Sünneti müekkede var, gayrı müekkede var. Sünneti müekkede efendimizin hiç terk etmediği Sallallahu aleyhi ve sellem.
Belki şu zaruri olduğu zaman nadiren terk ettiğidir. Eğer namazda terk edilecek olursa özürsüz, sünneti müekkede, özürsüz terk edilecek olursa, günaha yakın günah, bunun sıkıntısı var. Tahrimen mekruhtur. Mesela öğle namazının sünnetleri, sabah namazının sünnetleri çok mühim, özürsüz terk edilmez. Bunun gibi, o gayri müekkede dediğimiz, yine zaruret olmadıkça terk etmek edevelere uygun düşmez. Çünkü iki cihan güneşine Sallallahu Aleyhi ve Sellem saygılı olur, saygısızlık olur. Sünneti zeva ait dediğimizde bu noktada çok dururlar ve bunun da çok yanlış mütalaası yapılıyor. Çok yanlış yapılıyor. Size bunun şedi yönünü ifade edeyim. Mesela efendimizin oturduğu, kalktığı, yattığı, ondan sonra konuşması, görüşmesi, kendine mahsus halleri, giymiş olduğu entari, ayakkabı, narin-i şerifleri, seçmiş olduğu renkler neler?
Şimdi sahabeden birine, ensardan biri dedi ki, sen Resulullah'ın her sözünü kaydediyorsun. Onun kendine mahsus halleri vardır. O kendine aittir. Bunları kaydetme dedi. O sahabe de bir müddet kaydetmekten uzak durdu. Efendimizin bütün sözlerini kaydederdi. Sahabeyi Kiram Oğuz da çok hassastı. Mesela Hazreti Ömer radiyallahu anh benim bir emsalim vardı buyuruyor. Bir gün işte o çalışırdı. Onun çalıştığı gün ben Rasulullah'tan ayrılmazdım. Nedir, ne yapar olduğu gibi kaydederdim. Akşam olduğu zaman arkadaşıma dedim ki o işten gelirdi. İşte bugün ben sabahtan akşama kadar Resulullah'ın huzurunda bulundum. Şöyle buyurdu, şöyle yaptı, şöyle itti. Tek bir anlatır. İkinci gün Hazreti Ömer radıyallahu anh işlerine gittiği zaman, o kardeşi ne görmüşse Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam olduğu gibi nakl verirdi. Sahabe analarımız çocuklarını çok sıkıştırırdı.
Siz Resulullah'ı bugün gördünüz mü görmediniz mi? Gördük derlerse memnun olurlar. Görmedik derlerse niçin görmediniz, niçin ziyaret etmediniz diye Evet. Teklif ederlerdi analarımız. Şimdi bu sahabe Ensardan olan kişinin sözüne uyarak bir müddet kaydetmedi. Kaydetmediği zaman da iki çok sıkıldı, daraldı, bunaldı. Bunu Efendimize anlattı. Dedi ki ya Resulallah, ben sizin sözünüzü kaydetmiyordum, kendinize mahsus halleriniz vardır diye. İki Cihan güneşi bakın hiç olumsuz cevap vermedi. Buyurdular ki benim benim hareketlerim, benim mübarek dillerinden çıkan sözlerim haktır buyurdu. Benden yanlış hiçbir tavır olmaz. Ondan dolayı Efendimiz ne yapmışsa mübarek elini nasıl koymuş, nasıl kaldırmışsın? Bunlara çok dikkat edilir Sahabe-i Kiram'dan, mübarek ağızlarına bakıp, dudaklarının hareketine kadar tacip ederlerdi. Mesela, ya Ali buyuruyor tuzla başla yeme, tuzla bitir. Bu zevalcını.
Biraz ileri giderseniz sakallı ne hiç tanımazsınız, yanlış tavizlara düşürürse, bunun hususi araştırmasını yaptım. Elimde bir notum var, hususi yaptım, çalıştım ve hoca kardeşlerinizle çalıştırıyorum, sadece bu konuda değil. Diğer konularda da bunu, cici yarılarına kadar mütalaa ediyorum. Sadece sünnet değil, diğer mevzularda da. Uğraşıyoruz, takip ediyoruz kardeşlerimize. Kimi su akıtalım, böyle olur olmaz sözlere kapılmasınlar diye. Diyor ki Resulullah'ın diyor, nerede sünnet olacak tuz? Hep aklımızı başımıza alalım, Arkadaşlarımıza da bildirelim, bir utanma bozdu da bize zamanın kutbul aktabı Sami Ramazanoğlu Kuddisallahu Sır'a tuzla başlayın buyurduklarında bu Veysel kardeşimizin babası Hacı Hafız o soba işleriyle meşguldü. Böyle tenekeler bir dolap yapmış, oraya tuz koydu. Yemeğe başlanacağı zaman derhal tuz ikram edilir, tuzla başlanır, tuzla fikirdir. Cevahir sünnet ne diye?
Terk etmek doğru olmaz, yaptığımız zaman ecir olur, müdafaa olur. Yapmazsan bir şey olmaz diyemem. Çünkü Resulullah'tı Zallahu Anhallahu Anhü. O kendi hevasından konuşmaz, kendi arzusuyla da bir iş yapmaz. Onun her yaptığı iş halktır. Eğer kendi kendine hüküm meseleyle senin can damarını keserdik buyruluyor ya, Hakka Suresi'nde. Bu kadar mühim. Efendimizin sözleri, hareketleri ona çok dikkat ederiz. Sağ ayaklarıyla mescide girmişler, sol ayaklarıyla çıkmışlar, okursunuz. Kitabım var ya çok uzun sürer size efendimizin adetleri hususunda pek çok, onu da getirdim ama zaman yok buna. Gideceğimiz şu, efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem bütün hareketini, yaşantısını tatbik edersek ecir ve mükafat olur. Çünkü Rabbimiz bize onu Ahzab suresi yirmi birinci ayeti celleye model olarak gösteriyor esrarı. O size en güzel örnek. Allah'ımız onu kendi nurundan hazzetmiş.
Ne güzel, onu örnek almak ne kadar ucuz. Şu oturmamız onu örnek alma işte bizim. Şu oturucumuzda değil. Efendimiz aleyhissalatü vesselamın sünnet seniyyesi bu. Sünnetin kitap ve sünnet olarak ifadesi var. Sünnetin daha değişik ifadeleri var, yol ve çığır manasına gelir, bu ayrı bir konu. Girdiğim zaman çıkamam. Ama yol ve çığır anlamını şu şekilde açabiliriz. Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem, bir insan hayırda çığır açarsa, hayırdır bir iş, mesela kitap okutmaya başlatmış. İnşallah ellerimize geçecek üç kitabın şimdi tercümesiyle meşgulüz. Bunlar profesör gibi insanlar bu çalışmayı yapanlar. Birisi İ'la üstüne. Bunun son bölümünde tasavvufla alakalı, ahlakı Muhammediye ile alakalı bunlar. İkincisi, el ulemau sufiyetü hakikiun diye bir eser. Bir üçüncüsü, İbni Abidin'in risalelerinden bazı bölümler.
Eğer böyle bir hayırda çığır açacak olursa, kıyamete kadar takip eden olursa, o yol gösteren ecir ve mükafat veriliyor. Siz bir kimseye delil olmuş, koluna girmişsiniz veya bir mesaj çekmiş, haber vermişsiniz, haydi şurada güzel bir görüşme var, ağzımızın tadıyla yakalım, dinleyelim de derseniz, o getirdiğinizin yapmış olduğu ibadet ve taatten bir misli hiç eksilmeden size de verildi. Allah'ımız bize de mi? Lut etsin, ihsan etsin. Eğer kötü yolda çığır açacak olursa, onun da tam tersi günaha girmiş olur. Mesela İslam'da ilk ok atan Hazreti Sa'd radiyallahu anh kıyamete kadar Allah yolunda muharebe edenlerin geçirir ve mükafatından bir misli, Hazreti Sa'd'a gelir, radiyallahu anh. Bid'at, bid'at, bunlar dinde aslı olmayan hareketler. Mesela burada, sünnete kıldaki iki rekat yattıktan sonra üç kılayım desen, olmaz iki rekat kılacaksın, bunun gibi işte.
Eğer bidate ehli dinde aslı olmayan hareketleri din gibi göstermeye başlarsa, onlarla oturan kimseden hikmet olmaz. Gönlünden nur diye bir ali kalmaz onu. Efendimiz nasıl hareket etmiş, öyle edeceğiz Sallallahü için. Nasıl yaşamış, nasıl etmiş? Ahir zamanda buyuruyor Efendimiz aleyhissalatü vesselam, öyle kimseler meydana gelecek ki yüz çek, yüz çek, salak kürk dost olacak. Fakat arkadan vuracak buyuruyor son zamanlarda. Yine de arkadan vuranı kucaklayacaksınız. Hiç çaremiz. Onun, o zehrini siz dökeceksiniz. O diyecek ki ya ben bu adama hile yapmak istiyorum. Nerde bunun eksiğini bulup da ben onu kaydırırım diye düşünürsen o bana hürmet ediyor. İkram ediyor, dirilttirmek suretiyle kurtaracaksınız, başka çare yok. Şimdi, fitnenin küp olduğu zaman iki cihan güneşi buyuruyor sen esen. Akif zamanda mudaas, artarak devam edecek buyuruyor. Artarak devam edecek.
Bir kere Allah'ımızın rızasına, onun hoşnutluğuna gelecek olan kimseler kimmiş onu tanıyan kimseler. Bu aldığımız evrak ve ezkarın içerisinde var bunlar. Dikkat edersek, yaptıkça, kendimize çeki düzen verdikçe, duyduğumuzla amel etmeye başladıkça düzen de siz verir. Şimdi, eğer bir Kuran-ı Kerim'e riayet gider, elimizden geldiği kadar okur, ondan sonra da onunla amel etmeye çalışırsak, bu kimsenin insanlara ihtiyacı olmaz. Allahü Zülcelal onun bütün işlerini rast getirir. Ummadığı yerden rızkını verir onun. Buyurulur ya Kuran Azimüşşan'da, men yatta billah kim Allah'tan korkarsa, yecca alleu mahraca, Allah ona çıkış yolu lütfuyla, ummadığı yerden lütfeler Allah'ımız. İhsan eder nimetlere nail olur o. Eğer eğer kişi, insanlar için, kendisini ezeyip, büzeyip, bezeyip, süslemezse, bu hareket rızkını helalinden temin etmek ve doğrulukta üstündür diyor. Böyle ifade etmiş. Bu mübarek zat.
O kadar mühim olduğunu söylüyor. Asrı zühdi erruda anillahi teala. Zühd dünyaya muhabbet etmemekti mi? Bunun diyor temeli, Allahu Zülcelal'den gelen her şeye razı olmaktır. Şimdi dostuna, dost olmazdı da, men hal hara lia fi, böyle kardeşine dostluk, sevgi gösterisi içerisinde, hem şekil olarak da sevgi gösteriyor hem de dil olarak, Böyle çok sevdiğini ifade ediyor. Fakat içinden kinini, buzunu saklıyor. Dışta yalama. Lanahullah, Allah ona lanet etsin. Onun bir kere kalp gözleri pür olmuş, kulağı da sağır olmuş. Cenabı Hak cümlemizi muhafaza etsin. Ben sizi üzerinize getirmiyorum, bazı böyle bir cemaatle ben hiç olacağını hissetmiyorum, benzet. Salikü Eszadin, taksi, kalp. Şu üç hal kalbimizi karartır. Üç şey, kalbinizi toksin kalp kalbinizi siyahlaştırır, ketretü'l ekin. Çok fazla yemek. Şimdi memleketimizde çalıştığı için yiyeceksiniz, nereden çalışır, onu siz. Eritiyorsunuz zaten.
Ve kefretü'n nev'ü, ama ölçülü bir şekilde, uykuyu çoğaltmak, çok yemek ve çok uyumak ve ketratül kelah, çok konuşmak, çok konuşmak. Bunlar kalpleri karardır. Burada yalanı, değbeti, iftirası, dediği ne yok bu çünkü. Lüzümlü olan sözü bile uzatmayı, bu mübarek yolda büyüklerimiz doğru görünmez. Aynen sıddık-ı Azam gibi radiyallahu anh, mübarek ağzına Sıdrik Azam, radiyallahu anh taş korur. Efendim, burada görüşmemi istiyorlar bizim. Mehmet Efendi görüşmemizi mi istiyorsun? Hah, şimdi bu dedim ya sizle kardeşleriniz toplandı bir yerde, böyle işe olan girebiliriz, hiç çekinmeyin olur mu? Ben sizi yormayın. Bunlara üç veya beş dakika olsun, bir görüşmem gerekiyor, onlar da duysun. A'da meki muhabetillahi teala, Allahu Zülcelal'e sevginin işareti nedir?
Yani yolda da çağırırsanız, beldede de çağırırsanız bir kimseye, Allah'ı seviyor musunuz deseniz, elbette ne dedi, seviyorum, sevmez olur muyum der. Ama bunun bir işareti var, örtüsü var, tartısı var. Alamatü muhabbetillahi teala itaru taatihi ve müteabati teala itaru taatihi ve müteabati nebiyyihi sallallahu aleyhi ve sellem. Şimdi ibadet ve taati öncelikli hale getiriyor. İbadet ve taati ona önem veriyor. Siz duyduğunuzu zannediyorum büyüklerimizle. Bir kimse, şimdi cuma ezanı okunmuş. Hatırlayabildiğim kadarıyla söyleyebilirsem, anlatacağım. Bunun bahçesine sulanması da gerekiyor. Değirmende işi var, o da görülecek. Af buyurun, merkebi de kaybolmuş, onu da bulması icap ediyor. Şimdinin Mercedes'i Merkep. O zaman bunu bulacak. Demiş ki başta Rabbi Zülcelal'imizin emrini yerine getireyim de ne olursa bir şey. Gelmiş cuma namazına kılmış.
Bakmış ki ah buyurun mekteb kafasını, akırın kapısına vuruyor. Oh demiş, bu bulundu. İkincisi, değirmene hoşmuş. Değirmen'de, tabii çuvallar dizili. Değirmenci Baba demiş ki, şu çuvalı getir. Aslında sıra onun değilmiş. Şu çuvalı getir deyince, buradan gösterdiğinde diğer adam baktığında, şu tarafam veriyor. O camiye gelenin çuvalını almış, taacip ona daha sıra gelmemiş ama gözü yamılmış, yammıyor onu da elhamdülillah öğütmüş, o da hallolmuş. Bakmış ki çuvalın rengi var, ağzının böyle bir çapını var, kendisine ait olduğunun işareti mevcut, o da hallolmuş. Bahçeye gireyim demiş. Böyle bahçesi sulanırken, böyle dolana dolana sulanırmış. Bazı bahçelerde olur bu. Dolana dolana, kıvrana, kıvrana öteki adam nasıl olduysa uyuyalımmış. Uyuyunca, o esnada onun bahçesinden taşan sular kendisininkini de sulamış.
Eğer Rabbi Zülcelal olan görevimizi yerine getirirsek, Cenabı Hak bizim her işimizi halleder. Daha onların sırtı kire gelmiş değil, hayırlı insanları gelir. Bütün işlerinde geldi Cenabı ifaru taatih ve müteabaku nebiyyiyi sallallahu aleyhi ve sellem. İki cihan güneşinin mübarek adetlerine uymaktır. Size revaid sünnetleri dedim ya, ne olursa olsun dikkat edeceğiz. Usulü tevhid I tellatetü eşya, tevhidin esası üç, üç hususa bakar, tevhidin. Tevhid bizim itikadımızdır. Çok mühim bir esastır. Şimdi Allah muhafaza etsin, işte depremlerde neden ne yapıyorlar? Set zemin arıyorlar. Aman ha şu semtin diyorlar, mekan olarak çok sert bir zemindir, oralara millet vuuv akıyor. Neden? Burada diyor, o sıkıntı ne olsa diğer yerlere nispeten azdır diyor. Bunun gibi, bir kere tevhidin esası üçtür. Marifetullahi Teala bir rububiya, Allahü Zülcelal'in bizi halk edişi, bize gün verişi, yedirmesi, içilmesi.
Bizi olduğu gibi yerin altındaki mahlukata yedirip içilmesi. Şimdi tabiat uyanıyor, o küçük hayvancıklar bak bir bir çıkmaya başladı. Hep onları Cenabı hak nasıl yetiştiriyor, nasıl orada saklıyor, hayat devam ediyor, çıkıyor şimdi yollara, türse çıkarlar. Mevla onların rızkını lütf ediyor. Denizin altındaki mahlukatın rızkını veriyor. Dağdaki huklara lütfediyor, ihsan ediyor, herkesin. Bir kere bunu tanımak ve bilmek. Biz, namazda başlarken Elhamdülillahi rabbil alemin, bütün alemi tedbir eden, düzenleyen, ayarlayan asıl ayarlıyor. O kış gününde mesela sıfırın altında yirmi derece, otuz derece bakıyorsunuz hayvanlar içeride dolaşıyor. Niye? Derisini Cenabı hak öyle lütfetmiş ki, onu ihsan etmiş ki, üşümüyor. Bu buzullarda bulunan o kutup ayıları neleri, onların on santim mi nedir yağı, katı, on on santimdir, beş santim de derisidir. Buzlara kafasını sokar.
Orada insanların yaşaması mümkün de pek zor. Fakat Rabbi Zülcelal'imiz öyle terbiye ediyor ki ona da o deriyi bu şekilde giydirmiş üşütmüyor Cenabı Hak. Bunu bilebilmek Rabbi Zülcelal'imize sevgimizi de artırır. İnancımızla çok kuvvetli gösterir misin? Ya Rab deriz, biz iki kişiyi besleyemiyoruz. Bak sıkıntı çekiyor. Diyor ki ne yapacağım, bu çocukları nasıl idare edeceğim, yiyeceklerini bir temin edebilseydim diyor, edemeyince de intihara kalkanlar var. Kendisine bunu biliyorsunuz siz, benzin döküp vücudunu yapmaya çağıracaklar var. Neler neler, bilir bunlar siz. Ama Rabbi Zülcelal'imiz biz beş kişide zorlanırken milyarlarca mahlukat o semavattaki kuş, yerin altında dediğimiz gibi mahlukat, o denizdeki balıklar nasıl rızkını lütfediyor, ana karnında o çocuğun rızkını nasıl lütfediyor, nasıl ihsan ediyor Mevla Zülcelal. Ana karnında yavruya nasıl lütfediyor?
Yavru dünyaya geldiğinde o ekmek yiyebilir mi? O et yiyebilir mi? Ana sütüyle nasıl besliyor Mevla-yı Zülcelal? O yumuşak sütlerle ve bağrına basmasının, basmasının birçok hikmetleri vardır, faydaları vardır. Çocuğun karakterinde çok önemlidir o. Böyle terbiye eden Rabbi Zülcelal'imiz. Onun her hususta birliğini birliğini kabul etmek, ifade etmek, bunu bizzat kalbimizde ve ruhumuzda yaşamak, onun bir oluşunu ne dişi var ne benzeri var, mümkün değil. Ve nefhül endade anhüculeten bir kere onun hiçbir benzeri dengi, işi yoktur. Mevda I Zülcelal'in o tevhidin temellerindendir hiç şüphesiz. Fasihul muamela ki, hulliha bir şeyhini bu muamelemiz, yaptığımız hareketlerimiz, tavrımız, bunların hepsinin düzgün bir şekilde olması neye bağlıdır? İki esasa bağlıdır. Yaptığımız bütün vazifelerde ne yaparsak yapalım, birisi essaf ve ihlas birisi sabır, ikincisi de ihlas. Yaptığımız hak rızasını yapmak.
Es-sabu alihi ve lihlasu fiha. Şimdi sabır öyle bir güzel sıfat ki, bu hem ibadette taatte olur, mesela şimdi yorulduğunu biliyorum kardeşlerimizin, çalışmaya başladılar. Ama ne olursa olsun deyip, soğuk suyla bir abdest alıp, camiye yetişeyim, vaktinden evvel gelmeyeyim. Hılıyım namazımı, iki rekat olsun, bir tahiyyetü'l mescid konuşmadan kılınır zaten. Hemen mescide girince, sünneti seniyyeyi şimdi evde kıldığını düşün, çok bir tembellik gelir, bir üşenirsin böyle. Dersin ki farzından kılıversem de yatsan, camiye geldiğinde cemaatle bir araya gelmenin öyle faydaları var ki. Ne olur? O ibadetle taat çok kolaylaşır o cemaat sayesinde. Şimdi diğer ibadetlerimiz, taatlerimiz sabırla alakalı, günah işlememen sabırla alakalı. Şu dilime bir vız diyeceğim diyorsun. Dur diyorsun, seslenmiyorsun. Öğle olan meclislerle zaten alaka vurmazsınız. Böyle leş kokan geride durabilir misiniz? Günün.
Bazen derelere atıyorlar, yol kenarından geçerken burnumuzu duruyor sonra böyle. Kim atmış bunu diyorsunuz, kim atmış? Bu bir hayvan leşi. Günahınızın leşleri ne olacak? Bir yalan söylense, bir iftira gibi söz olsa, ondan dolayı büyüklerin yanında fazla durmazlar. Öyle bir hali olan kimse de zaten yapacağımız, mümkün değil. Haddini çok yaklaşacağız ki tedavi olalım diye yaklaşacağız. Sabır, Allah'tan gelene sabır, başımıza gelen sıkıntılarda bilhassa ibadet ve taat yapmaya günah işlememeye sabır. Bu çok önemli. Bir tut öldürmek, ağzımızı bir tut öldürmek. Midemizi tutacağız mesela. Kafamızı tutacağız. Kafayı tutacağız, mideyi tutacağız. Elli ayağı tutacağız. Kafan ne sınıduracak ablanın? Kafamızı tutmak demek gözümüzün harama bakmaması, kulağımızın kötü sözler dinlememesi, ağzımıza giren lokmanın helal olması demek. İyi mideye nasıl tutacaksın?
Ticari ahlaksızlığa gitmeyeceğiz, namusumuzu da koruyacağız. Bak, daha evvel mühimmiş bu. Allah'tan hakkıyla haya ediniz, hadis-i şerifi gelir o zaman hatırımıza. Vel'ihlas. Her yaptığımızı Mevla için yapmak, yoksa çok belli olur. Bizzat büyüklerimizin yanında çok belli olur. Mesela siz karanlıkta böyle kiri, pası göremezsiniz, göremeyiz ama ışık her tarafa aldığı zaman bir projektör olacağısa, bir karıncayı dahi görürsünüz. Niye? Işık çok fazla. Evliyaullah'ın kalbinin nuru çok fazla olduğu için öyle kir ne mümkün değil olduğu gibi görünür onu. Bizzat bir söz söylemiş, bak o söz biraz gösteriş şeklinde olunca, üstadınız onun kalbine riya diye seslenmiş, riya. Biz de bazı tesadüf veriyoruz. Efendim diyor, bahar geldi, sizin de bulunmanız ayrı bir bahar. Eğer ihlaslı olmazsa sırt arı verirsin. Ders belli olur. Buna samimi olacağız. Şimdi şunu da gidin bak.
Kalbimizin söylemediğini dilimiz söylemesin. Bak bunu unutma. Bu sizin öyle ufkunuzu açacak ki, kalbimizin doğrulamadığını, kalbimizin söylemediğini dilimiz söylemezse ihlasa o zaman eğerirsin. Lazım. Bak bu unutma bu çok önemlidir. Kalbimizin tasdik etmediğini, dilimiz söylemezse kurtuluruz. Şimdi ben size bu kadar uzatmazdım, yalnız bu telefonu uzattırdı. Mazur göreceksiniz, bir ye daha okuyacağım. Çünkü bunlar çok uzaktı. Allah'ımıza yaklaştırdı, çözdü. Ali Efendi'nin bulunduğu yerde toplantılar bizi dinlemek istiyorlar. Çok güzel. Çok güzel bir söz. Ebu Yakub'un Nehru Curi Hazretleri'nin, et dünya bahru. Bu dünya nedir? Bir denizdir. Hakikaten çok güzel. Eddünya, eddünya bahru. Dünya denizdir. Vel ahiretü sehilim. Ahirette bu denizden çıkıp kurtulduğumuz bir mekandır. Vel Merkebu bizim bu denizdeki vasıtamız nedir? Et-tekva, Allah korusun. Allah'ımızdan korktuk mu sahile geliriz.
Allah korusun tersi olacak olursun, hımmm gitmeyiz inşallah, siz gitmezsiniz. Bizi de Cenabı Hak götürmesin sizi. Yuvalarınıza götürmesin. Ven nasuh sefer ol. Hepimiz şimdi seferdeyiz ama bildiğimiz yok, bir denizdeyiz. O baktığımızı nereden bileceğiz derseniz kalbinize bir karanlık gelir böyle, ne huzursuzum. Ne evinizde geçiminiz, ne aileyle geçiminiz, ne çoluğuyla, ne çocuğuyla, ne arkadaşınızla yahu ne bu kadar delirecektir sizi. Ne bu? Az şeyden deliriyor böyle, feryat ediliyor. Patlıyor böyle. Bunlar hep Allah'ımızın emirlerini yaşayamamamızdan gider gelir. Yaşayanlarda olmaz bu. Huzur dolu o kimse. Hiç düşünmez bile o Mevla ile hep beraber hayatını geçiriyor. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin, Aleyhissalatü Vesselam annemizin ruh tayibelerine, ehli ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zan, bütün geçmişlerimizin ruhlarına fel Fatiha.
İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.