Mümin Kamilin Nitelikleri ve Ruh Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Mümin Kamilin Nitelikleri ve Ruh Arınması
Mümin Kamilin Nitelikleri ve Ruh Arınması kaydında Mümin-i kamilin firasetinden hazer ediniz. Zira kalbindeki nur-u ilahi ile esrarınızı keşfedeceği alem ihtimaldir. Şimdi bu Essadiy erbili Hazretleri bizim izahta zorlanacağımız hususu beyan etti. Böyle herkesin, bizim gibi bakışından çekinilecek bir hal olmaz. Ancak buyuruyor, kalbindeki nuru ilahi ile sizin gönüllerinizdeki esrarı…
Mümin-i kamilin firasetinden hazer ediniz. Zira kalbindeki nur-u ilahi ile esrarınızı keşfedeceği alem ihtimaldir. Şimdi bu Essadiy erbili Hazretleri bizim izahta zorlanacağımız hususu beyan etti. Böyle herkesin, bizim gibi bakışından çekinilecek bir hal olmaz. Ancak buyuruyor, kalbindeki nuru ilahi ile sizin gönüllerinizdeki esrarı müşahede eder buyuruyor. Zaten o gönülden nur olmasa, onun gözüne Cenabı Hak bu kabiliyeti ihsan buyurmaz. Tabii onunla, o gönüldeki nur ile gözleri de aydınlanmış oluyor hiç şüphesiz. Ümmetin mübareke. Ümmetim mübarek bir ümmettir. Mübarek bereketli, kıymetli, ikramlı, ihsanlı, müjdeli birçok bahşişlerin yapıldığı bir ümmettir. Neden derseniz, bu ümmet üzerine altmış madde halinde üstünlüğü haber veriliyor. Başta aleyhissalatu vesselam Efendimizin üstünlüğü, sonra da ümmetinin fazileti hakkında çok uzun beyanlarda bulunulmuş.
Ashab-ı Kiram, tabiin ve tebei tabiin müstesna olduğu halde, ricali ümmetin, esnaf ve ahlakından hangisi hayırlı olduğu bilinemez? Burada tabii bir ilim ehli, Esadiyebilya Hazretleri, dürcenahiyimdir. Hem zahiren talim etmiş, okumuş medreselerde talim görmüşler. Hem de bahtinen okumuş. Ondan dolayı koyduğu esaslar hep bizim dinimizin ültüleri içerisinde esasları çok güzel oturtarak devam ediyor. Zaten ilim ehli öyle olur. Gelişigüzel konuşmaz. Böyle esaslarına dayandırarak konuşur ve o da tabii ki insanın gönlüne bir teminat verir. Yani insanda bir inandırıcılık vasfı meydana gelir. İnanırsın, gerçekten böyleymiş dedirttirir. Öyle afaki kendi kafasından konuşmaz. Kuran-ı Azimüşşan'a dayanır. Ve Hadis-i Muhammediyye'ye dayanır. Zaten gönlüne inen nur Allah'tan olduğu için hep ayetlerin ve hadislerin meal şeklinde olur konuşursun. Mesela belki ayetleri bilmez.
Hadis-i şerifleri de bilmez ama onur buna o yolları açar. Konuşur Kuran-ı Azimüşşan'daki esasları ortaya koy. Lanetli Ahmet babamız dil defasında üstadımızı ziyarete varmışlar. Rahatsızsın. Artık onların rahatsızlığı değişik olur. Öyle bizim başımızın ağrıması, midemizin sızlaması, ona benzemez. O birçok görev ve vazifelerin içerisinde, onun ağırlığı ile, canı çıkacakmış gibi de olabilir. Hani onlar çekiyor. Çünkü, Eşhedü'l Bela el Enbiya. Belanın en şiddetlisi nebilere, ondan sonra imanın ölçüsüne göre dağılmış oluyor. İmanda sadakate ermiş. İmanda hakikate ermiş, hakikati imaniye ona ermiş, diğer halleri de müstesna olduğu için belanın müzülü ilk peygamberlerden sonra zamanın kutuplarına iner. Ondan sonra halka yayılır. Ondan dolayı bir rahatsızlık da geçirebilirler. O karışılmaz. Böyle bir halin içerisinde, üstadımız mübarek gözlerini yumarlar. Kendine gelir. Lut kavmini anlatır.
Mümin Kamilin Nitelikleri ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Mümin Kamilin Nitelikleri ve Ruh Arınması kaydında Mümin-i kamilin firasetinden hazer ediniz. Zira kalbindeki nur-u ilahi ile esrarınızı keşfedeceği alem ihtimaldir. Şimdi bu Essadiy erbili Hazretleri bizim izahta zorlanacağımız hususu beyan etti. Böyle herkesin, bizim gibi bakışından çekinilecek bir hal olmaz. Ancak buyuruyor, kalbindeki nuru ilahi ile sizin gönüllerinizdeki esrarı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kendisinin ilkokulu, ortaokul, lisesi, üniversitesi, medresesi hiçbir şey yok. Oradaki ceylan dağı. Oraya gider gelir. Bu, temelde müştülük yapmış bir ara. Yeşilhisarlı, Ahmet Efendi. O vaaz-u nasihatte bulunmuş Vel'asfi'ye mana vermiş bir ay devam etmiş böyle çok hafif konuşurdu Müderris Ahmet efendiler. Devamını da gelecek Ramazan-ı Şerif'te yaparız demiş. Zaten bir ay devamlı vel-asrı'ya mana veriyor Onu tanıyanlardan birisi, böyle hemhal olanlardan, hocam demiş, bu ilmi nereden aldın? Vel-asri'ye, bir saati bile dolduramaz insan, manasını verir geçer. Erciyes'te hayvanları otlatırken demiş. Hayvanları otlatırken ne? İlim alacaksın. Demek ki Hızır Aleyhisselam mı kim olduğunu bilemeyiz. Lut Aleyhisselam'ın kavminin halini olduğu gibi kitabı kerimimize mutabık bir şekilde anlatıyor. Ara arada soruyorum. Hoca bendiye sorun diyor. Sonra efendimiz beyan ettiler.
Aynen Kuran-ı Kerim'de nasıl geçiyorsa onu ifade ettiler diye. Gönlüne Allah'ımızın nur vermesi ile hasıl olmuştur. O nura erişmiş. Bize olmaz mı? Hepimize olur. Bir gün Efendimiz çok üzüldü. Zaten üzüntüyle gitti efendimiz. O kederle gitti. Diyor ki şiirlerinde gayretli bir salih bulamaz oldum diye. Dedi ki babamın dedi evlatlarını hep Recaiulullah'tan olmasını beklerim dedi. Oldular veya olmadılar. Bunu dedi ama. Hep dedi Recaiulullah'tan olmalarını istedim dedi. Bak gayesine bak. Emeğine bak. Burada ümmetim mübarek bir ümmettir. Ashabı Kiram, Tabiin ve Tebe I Tabiin müstesna olduğu halde onların istisnai halleri nereden geliyor denirse Efendimizi görüyor sallallahu aleyhi ve sellem Tabii, ashabı, müziğini görüyor. Tebei tabii, tabileri görüyor. Tabiini görüyor. Bunun bile çok büyük onlarda etkisi hasıl oluyor. Eğer okursak Tembiu'l-muhterrinde hep şu sözü görürsünüz.
Der ki, mesela Ürdün hazretlerinin, Mısıri hazretlerini anlatır. Devrinde bulunan işte şu meşayiyi, şu zatı, bu zatı görmüştürdür. Onu boşuna demez. Onların hepsinden bir ışık almış, bir nur almış. Diyoruz ya yanımızdan iki tane ırmak geçti de bir tas doldurup içemedik. En sonra efendimize biraz yoğunlaşmalar başladı. O da Mustafa. Allah'ım rıza etmesin ona da şükür. Bir kimse var bu Konya'da Ömer amcaydı. Çok İhlas-ı şerif okurdu. Dedi ki Evliyayı sevemedim dedi. Amma muhalifte olmadım dedi. Bir hoşumuza gitti sözü Ben dedi evliyayı sevemedim dedi. Amma muhalif de olmadım dedi. Muhalif olsa ne olur? Men adalli velin fakat gadantu vu bil harp olur. Allah'a harp Allah ona harp açar. Ne olacak? Ama efendim hiçbir şey olmuyor. Ebu Cehne bir şey oldu mu? En son zamanda ayağını öyle taktı ki, Efendimiz aleyhissalatu vesselam, o Bedir muharebesinde yetmiş kişiydi. Bunlar helak oldular.
Başlarına geçti. Buyurdular ki, hakikat hale vakıf oldunuz mu? Dediler, Ya Resulallah duyuyorlar mı? Sizden de daha iyi duyuyorlar. Vehum yestarihune fiha. Ayet cellere geçer. Rabbi zülcelalimiz buyuruyor. Öyle feryad ü fian koparıyorlar ki, Efendimiz buyuruyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Feryad ü fian koparıyorlar. Eyvah. Ya Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem seni tanıyamamışız diye feryadı diyorlar. Diyorlarmış ki, keşke biz dünyaya çıksak da, şöyle yapmadığımız o güzel taatleri yapsak da bir kurtulsak buyurlarmış. Ama Ehad kurtuluş yok hesabı. Orada feryadı figanı koparıyorlar. Yapmadığımız salih amelleri, öyle ibadet, ve taat, yahu diyor, bana haber bile verme diyor. Mesela diyor ki, hayırlı bir yere sizi istiyoruz. Bunu bile istemeyince Allah'ımız al nimetinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Fakat nankör olanlarımız için aynı hal devam eder. Aynı hal.
Biz ne yapacağız? Nankör demeyeceğiz Ya Rabbi hidayetler lütfet diyeceğiz Ya Rabbi hidayetler lütfet diyeceğiz Çünkü mümine düşen bu mümin Efendimizin mübarek dilleriyle ümmetim mübarek bir ümmettir deyince bereket gönlünde olduğu gibi etrafında da olacak. Helakini istemeyecek. Bakın size bir dergahtan misal vereceğim. Bir tane böyle saçlı sakallı da başımda da sarar var. Dergahı soruyor. En sonra şeyin çok kıymetli eşyaları varmış. Onu soymaya geliyor. Fakat o arada şeyhülislam geliyor. Veya kadı geliyor. Kadı diyor ki efendim diyor memleketimizde büyük bir hırsız ver. Dergahın da bayağı eşyasını çalmış. Onu cezalandıracağız. Şeyh efendi çok olgun hareket ediyor. Yapma diyor. Yapma. Yok diyor, buna dersini vereceğiz. Hem de diyor, hiç çıkartmayacağız onun cezaevinde. Şeyh efendi diyor ki yapmayın, onu bize terk edin. Yapmayın. Halbuki onun o hareketini biliyor. Hırsızlığını biliyor.
O attan düşüyor, ayağı yaralanıyor. Şeyh efendi ayağını sarıyor. Hırsızlığa gidiyor, bir ekip halindeler zaten. O başlarındaki kimse diyor ki hırsızlık ekibinin başında olan bak diyor şu eşyaları getireceksin. Getirdin getirdin. Getirmedim, belanı buldurdun sen. Şimdi, güya yine giriyor soymak için hatırına geliyor. Şeyh efendi diyor, ben düştüm, ayağımı sardı. Ben ne yapayım, nasıl edeyim? Bak yine de vazgeçmiyor. Alışırsa çok kötü. Allah'ımız korusun. O esnada, tabii kadı ile şeyh efendi bu konuları konuşurken bir kere gizlenmiş, hırsız çıkıyor. Eteğine şeyh efendinin sarılıyor. O katı hiddetleniyor. Hayır kat efendi, bunu bana teslim et diyor. Ben bir daha yapmayacağım, hata ettim diyor. Onu biiznillahi teala kurtulmasına vesile oluyor. Ümmetün Ümmeti ümmetün mübareke demek bu işte.
Onlar bu hali kesbetmiş, elde etmiş Bizim yandığımız bir şey kendi nefsimle konuşun da kimseye söz dokunmasın. Allah'ımızın bize verdiği nimet kadar bir nimet kimseye verilmedi. Ama dediğim gibi zamanın kutbul aktabı Sami Efendimiz Irmaklar gibi aktı. Üstadımız zamanın kutbu ama bir yudum su içememişsek ne yapalım? Onlar söylerlerdi çeşmelerde bardağın doldurmadan kor isen kendi olası değil. Zaten akıyor Allah'ın nuru, feyzi. Kim içti? Efendimizi Mekke tanımadı ama ta Habeşistan'daki siyah bir köle içti. Rum diyarından sahibi Rum'u içti. Ateşe tapan putperestin çocuğu İran'da deftanın evladı olan Hazreti Selman içti. Öyle içti ki, Hazreti Selman'a doyasıya ilim verildi buyurdu. Neden bu böyle oldu derseniz, tabii istisnaları var. Böyle olmasının sebebi şu. Dedikodu. Şu şunu etti. Bu mu ne etti? Şimdi bu virüsten dolayı ders alırız diye düşünüyoruz tabii.
Başta nefsimize Cenabı Hak ıslah, lütuf eylesin ama gördüğümüz kadarıyla aynen. Kahverengelere girmek yasak ama sokaklar kahvehane gibi olmuş. Oturup öyle sözler, öyle sözler hiç yerinde olmayan kelamlar. Onun için diyorum ki ancak Cenabı hakk'ın gönlüne nur verdiği insanlarda olur. Diğerlerine de biz gayret göstereceğiz. Fert, fert. Fert, fert. Elimizden geldiği kadar Bu ayet-i celle demek istediğim şu ve ahsin men esaili Kötülük edene iyilik edin bir de bunu onlar yapmış Biz de tatbik edelim dersek kırar dökeriz yapamayız. Çünkü onlarda öyle bir kabiliyet var ki o anda ne iş yapacağını çok iyi biliyor. Allah'ımız onun yolunu kolaylaştırmış Allah onu. Dünyasını da kolaylaştırmış, ukrasını da. Biz trilyonlarca çalışsak, eğer bu nura ermemişsek mümkün değil. Kafamızı ancak erziyes Dağı ile vurur dururuz. Ama biz öyle değiliz elhamdülillah. Acziyetimizi ifade ediyoruz. Kusurluyuz diyoruz.
E bizi kurtaracak olan da bu acziyetimizi bilmek olsa gerek. Üstatlerimizden birisinin dergahının yanında içki dükkanı var. Müridan iyi ağmalamış. Efendi Hazretleri ne yaptınız demiş. Siz adamı helak ettiniz. Sonra çağırmış. Artık ne güzel beyanlarda bulunmuşsa, o da efendi hazretlerine teslimiyetini muhabbetini yanlış yaptığını beyan etmiş. Yani onlar yapınca biz bozmayalım diyor. Onlar uğraşırken Efendimizden çok şey duydum anlatamam ne kadar yapsan bile yıkıyor evlatlarım diyor Karşılık verilmeyi. Karşılık verilmeyi. Bir gün aleyhissalatü vesselam Efendimiz, Sıdddıyı Azam'la oturuyorlar. Bir tanesi geldi. Hiç münasebetsiz söz söylüyor. Hiç cevap vermedi. İkinci defa yine. Üçüncüsünde malını ve mülkünü, hatta canını Resulullah'ın yolunda feda eden Sıddık deyince, Aleyhisselatu vesselam Efendimiz ayrıldılar. Neden ya Resulullah?
Siz cevap bilmedikçe melekler cevap veriyordu, kahrına yeterdi. Siz cevaba kalkınca, araya şeytan girdi. Onun bulunduğu mecliste bulunamam. Bu da bütün ölçüler içerisinde. Bizim yapacağımız rabıtayı güzel yapacağız. Dersimizi güzel yapacağız. O zaman olur bu iş. Yoksa bu şuradan duyma, buradan duymayla pek olmaz. Canı gönülden bir teslimiyetle ruhani bir gayretle, ruhi taatlere verdiğimiz ağırlıkla bunlar olabilir. Ona ağırlık vereceğiz. Mesela namaz kılacağız Namazdaki ağırlık nedir? Haşyettir. Cenabı Hakk'a duyulan bir saygı o gönülde belirir. O olduğu zaman zaten insan kendinden geçer. Biz ne yapalım? Biz şunu yapalım. Biz nefsimiz bizi ne kadar okşasa bile ben Allah'ımın en aciz bir kuluyum. Resulullah bile sallallahu teala aleyhi ve sellem El fakru fahri dedikten sonra bunu da bilmemiz lazım. El fakru fahri. Ben ne demem gerekir deyip sızlanacağız. Allah'ımıza yalvaracağız.
El-amanu, El-aman diyeceğiz. Bak siz daha iyi bilirsiniz. Efendimizin bu dualarında bu kelimeyi çok döversiniz. Elamanu elaman diyor. Rabbi zülcelalimiz esanı. O kabirde artık ne olduğunu bilemeyiz. Ferihadu filan koparıyorlar. Diyorlar ki, ey Rabbim bizi çıkar da yapmadığımız salih amelleri işleyelim. Allah'ımız da Bakın size peygamberler geldi. Zalimler için artık bir yardımcı yok. Bağırmanız, çağırmanız bey'ude buyuruluyor. Ümmetim mübarek bir ümmettir. Ashabı Kiram, Tabiin ve Tebe I Tabiin müstesna olduğu halde ricali ümmetin esnaf ve ahlakından hangisi hayırlı olduğu bilinemez. Yani günümüzde de diyor, kimin hayırlı olduğunu biz bilemeyiz. Mesela bir kimse çok kötü görürüz. Öyle bir dönüş yapar. Emin olun velilerden olur. Şimdi bir hocamızdan duymuştum. Mürşid-i kamillerimizden birisi ev yaptırır, ev yıktırırmış. Bunu bir müderris hocamız anlattı.
Sebebi de onlar işinde çalışırken, işinde çalışırken seyri sülukünde tamamlarmış. Boşuna değilmiş o. 0. Şimdi bizim efendimizin hanelerinde birisi çalışıyor. Yanlış şekli, Şemayla hiçbir ihvana niye benzeyecek birisi değil. Çok değişik. Kendi kendime diyorum. Ya Rabbi bu nereden gelmiş diyorum. Nereden gelmiş? O nereden gelmiş dediğimiz öyle bir hale sahip oldu ki, Emin olun yıllar öncesi elli yıl altmış yıl önce intisap edenleri çok fersah fersah yani kilometrelerce öteki için. Hatta bazı uygunsuz halleri görür, böyle boynunu bükerdi. Yani neden böyle yapıyorlar demezdi. Boynunu büker, sükut eder. Böyle tatlı kimse de, huzurlu kimse de. Bu bir çoban bile değil yaşama gönlündeki onur onu öyle bir hale getirdi ki teslimiyeti. Çok öyle. Mesela Muhammed Bahaüddin Hazretlerinin bir yere halife tayin edişi var. Tahin gitmişler.
Var tayin ettiği kimse diyorlarmış, efendim bir sohbet buyursanız da cemaatle istifade etse bilmiyormuş zaten. Estağfurullah, diyor. Etrafındakiler diyor, diyor ki ne kadar mütevazi. Bak, ağzını bile açmıyor. Demek ki sükutundan istifade etmemiz lazım, diyorlar. Sonra, işte bir Kuran-ı Kerim okunması gerekiyor. Efendim bir Haçlı-ı Şerif bilmiyor zaten. Buyurun diyor. Yine diyorlar Allah Allah bir yokluğun içinde, vahliyet içinde diyorlar. Etrafındakiler de çok iyi. Ondan sonra Efendim siz bir namazı kıldırırsanız yine geçmiyor. Hepsine hep güzel niyetlerle karşılık veriyorlar gönüllerinden. Sonra gece kalkıyor bu zat. Ya Rabbi. İnsanlar benden bir şeyler bekliyor. Bende ise hiçbir şey yok. Allah'ım, ben acizlerin, aciziyim diyor ama nasıl bir yalvarıyor? Öyle bir tutmuş ki Cenabı hakk'ın kapısına öyle bir sarılmış, kapıyı çalmak da çok önemli.
Ama iyi çalmış kapıyı, Allah'ımız hepsini lütfetmiş. O öyle istemekle, neyle olmaz, üçmeyle, biçmeyle, mümkün değil. Çünkü yirmi beş sene biiznillahi teala, Allah'ımıza hamd sadedinde söylüyorum, Sami efendimizi capcanlı biliyorum. Üstteazımızda biliyorum. Çok insanlar biliyorum. Şimdi profesörler olur da yanında da asistan, arkasından koşar diyor. Koşar, o da öğrenir, ameliyatı da öğrenir. Hastalığa da nasıl bir deva sunulacağını biiznillah herhalde biraz gördük hiçbir şey olamasak dahi gördüm efendimizin tavırlarını biliyorum Mesela çok ibadetli taatli insanlar olurdu. Görürdüm, bilirdim demezdi. Sevmiyorum demezdi. Bak bilirdim. Onun biiznna iteala ona muhabbetinin olmadığını fakat bakarsın adam ne bileyim değişik olsun yüzü belirsiz gibi insan nasıl bir hürmet eder nasıl bir saygı duyar bu Akşehir'de gördüm Adam içkiden neden yenik oturmuş. Belki de çiyordu herhalde.
Ona öyle bir sohbet etti. Öyle bir sohbet etti. Şu gömleği sırtı sırımsıkla böyle Yaş oldu tamamen Efendimizin koluna girdi Böyle götürüyor İşte görüyor musunuz Kalbin güzelliği insanı nerelere götürüyor Varlıklar bizi mahveden. Bilirsiniz, bunu bazen görsel cihazlarda da duyuyorum. Orada da gösteriyor. Şöyle biraz değişik gibi bir kimse ama çok güzel konuştu. Kendimi vererek bir izni dinledim. Çünkü işte ağzımızdan duyuyordum bunu ama çok güzel beyan etti. O tasavvuf üzerine, çatışma yapmış. Kapıya birisi gelmiş. Kapıyı çalmış. Kimsin demiş Efendi Hazretleri. Ben, haydi buyurmuş. Kabul etmemiş. Bir sene sonra yine gelmiş. Kapıyı çalmış. Kimsin? Senin demiş. Senin. Buyur demiş. Bende benlik kalmadı efendim ben sende yok oldum demiş. Kimsin diyor. Birincide ben demiştim bunu da sen diyor. Buyurdu. Bu Tombaklıcı Babayı çok anlatıyoruz. Diyelim ki bir yerde çok güzel bir su var.
Hep onu anlatırlar. Şu da güzel bir su. Adamın gönlünden zatın ilahi pınarlar akmış olmalı ki hep o geliyor hatırimize. Bir tanesi için konuşuyor. Diyor ki bak, topraklara böyle yerlere de ellerini sürerek şu kadar bile olmayacağız diyor. Bir tane kadar dahi olmayacağız diyor. Yerlilere sürüyor elini. Sonra dedim ki bu niye böyle yapıyor. Çoğu kere duyuyorum bu sözleri. Meğer bir tanesini üstadımız omuzuna almış. Yere atıyormuş. Böyle nohut kadar oluyormuş. Hayır olmadı. Daha da biz yok olacağız. Daha da bir yok olacağız diye. Yoklukla bulmuştur zaten. Çok güzel bir sözdü. Müstekbir olan serkeş-i nirana çekerler diye. Böyle kibredeni ateşe çekerler Bir kayıt gördüm. Tasavvufi eserlerden biriydi Allah'ımız korusun ibadet riası kadar ağır bir şey yok. Yine bak mürşidimizden bir şey diyeyim, adam örtü zaten. Bu anlatacağım kimse vefat etti. Adamın dersleri çok yüksek. Çok yüksek.
Fakat üstadımızın halinden anlıyorum biiznna. Anlıyorum. Ona belli. İçimin ısınmadığı çok belli. Diyorum Allah'ım bu nedendir diyorum. Böyle düşünüyorum. Bir yerde oturuyorum. Otururken arkamdan geldi. Efendimizin gönlünün ısınmadığı kişi. Otuz senedir ben murakabedeyim dedi. Devam dedi. Efendimiz boş yerine bir harekette bulunmazlar. O ibadet ve taatli olan kimseye niye öyle duruyor, bak demiyor efendimiz. Fakat anlıyorum bir izni. Bir gün dayanamadım dedim ki, adam dedim sabahlara kadar ibadet ediyor, niye dedim pek öyle. Belli dedim tavlınızdan, onunla biraz soğuk durma duruyorsun. Oğlum dedi, işte sabaha kadar ibadet ettiği için dedi, Resulullah'ın adetine uyacak dedi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. İstirahat edecek gecenin üçte ikisi geçtikten sonra. Sonra uyumayanı var mı?
Uyumayan da var Onlar manevi görevlilerdir Dinde görevli olanlardır O dinde görevli olanlar size belletmez nasıl uyuduğunu anlatayım isterseniz O şöyle otururken az kendinden geçer gibi olur. Geçer, uykusunu alır o. Bunlar bizim iki ırmak geçti de doldurup içemedik dediklerimiz işte. Efendimiz Ricedullah mı yetiştiremezdi? Efendimiz neler yetiştirirdi? Yetiştirdiler elhamdülillah. Fakat kimseye demedi. Anlatmadı. Halini belli etmedi. Mesela o kimse vefat etti, hala dildi. Vefat etti. Birsen herkes bahane bulunur. Çoğu insan bahane Bakın ne anlattı bize. Efendim diyor, bazı manevi görevler verdi bana diyor. Anlattı bize. O bazı sıkıntılar vardı. Onu söyledi. Hiç dedi aldırış etme. Ben onları gördüm. Ne olduklarını gördüm. Hiç Kafama takmam onlara dedi. Neyse artık konuşsun. Efendimiz buna manevi bazı vazifeler, tevdi buyurmuşlar. Fakat hissedenlerden bir kısmı tahammül edememiş.
Bu başımıza şeyh mi olacak, demişler. Efendimiz de bunu bilmiş. Demiş ki, oğlum seni, sana muhalif olanların içinde kötüleyeceğim. Aman aldırış etme demiş. Çünkü demiş bunların bu halini yok etmemiz lazım yoksa zarar açarlar sana demiş. Şu adam var ya ismiyle demiş biliyorlar tabii. Bu demiş bizim başımıza şehir mi olacak? İpeyi saymış. O biliyor tabi. Sessiz, şükür. Onlar da ooh diyorlarmış. Ooh diyorlarmış. Şimdi efendim. Haddimizi çok iyi bileceğiz. Bu Sami efendimizin görevlilerinden birisiydi. Böyle biz bulunuyoruz. Ömer Öztürk var beyefendi kıymetli bir insan. Eğer bu sözden alınırsa Ömer Öztürk efendi diyorum. Saygı duyuyorum hepsine. Atasayan amca dedi ki sohbeti biriniz yaptırsın dedi. Ömer efendi dedi ki efendim İslam'ın şartı beştir. Altısı da haddini bilmek. Biz haddimizi biliriz dedi. Hadi insan haddini bilecek. Haddimizi bileceğiz.
Bak efendimize manevi görevler verildiği halde gidip iade ediyor efendim şunlar var diye. Onlara ver diye. Olur muydu onunla? Eshabüle iç tebahu ve hedehu ila sıratü mustakim. Allah onu seçmiş zaten. O taşlar arasında yakut gibi seçilmiş onu. Allah seçmiş onu. Ben öğretmenlerimizden bilirdim. Bir öğretmenimiz böyle koltuğuna, çantayı aldı, çıktı geldi. Biz evlerde kalıyoruz o zaman, istemelisin de. Evlerde kalıyor. Birisine dedi ki, sizde kabiliyet görüyorum, dedi. Gel şu yabancı dilini kuvvetleştirelim. Tasavvufi gönder de derinleştirelim. Okulumuzun da tasavvuf hocası yok. Yani bir öğretmen dahi biliyor. Bir sporcu biliyor. Buradan misal vermek istemem ama, bir sporcu bilir. Bir antrenör kabiliyetli olanı çok iyi bilir. Hatta öyle paralar bastırıyorlar ki, onu elde edebilmek için, mesela diğer bir yabancı ülkede. Bunu elde edelim. İşte ben o ismi söylemek istemiyorum.
Oradaki spordaki bazı ifadeler var. Hiç gerek yok. Siz anlarsınız. Onlar da görüyor mesela. Ayak oyununu görüyor Ve tarif ediyor zaten. Şunun diyor, tavırları şudur, ona göre hareket et. Biliyor. Yani Cenabı Hak hiç bilmez mi demek istiyoruz. Yaratan yarattığını bilir. Allah'ımız ezel aleminde onların ileride kabiliyetlerini bildiği için, Enbiya olarak, nebiler içerisinde bir onların en üstünü olarak, ulü'l azim peygamber olarak, velileri, Kutupları, Vavisleri, Evtadı hepsini Cenabı Hak, ezelde biliyor. Ve tayin buyruluyor. Bu söze takılıp kalmamızın sebebi şu. Ve galen nebihi sallallahu teala aleyhi ve sellem, ümmeti ümmetun mübareke, le yüdura evvaluha hayrun ev ahirva. Böyle bizim gibi bilmeyenler söyleyebilir. Ya, geçti o zaman. Geçti o zaman. O başkaydı. Bunu demeyin buyuruyor. Evveli mi hayırlı, sonu mu hayırlı olduğunu bilemezsiniz. Yani o gün de buyruluyor.
Yağan yağmur, o günün toprağına hayat veriyor. Bugün yağan yağmur da, bugünün toprağına hayat veriyor. Burada yazılan manasına bakalım. Ümmetim mübarek bir ümmettir. Ashab-ı Kiram, tabiin ve tebei tabiin müstesna olduğu halde ricali ümmetin esnaf ve ahlakından hangisi hayırlı olduğu bilinemez. Yani, velayet ve ulüvvi derecatı, sadrı evvelde bulunan Evliya-i kirama hasrı caiz olamaz. İşte onlardı. Onlar büyük insanlardır deyip geçmeyin diyor. Çünkü Cenabı Hak hiçbir zaman da füyuzatını, kulları üzerinden eksik eylemez. Her zaman Cenabı Hak'ın nefhası, manevi nefhası yayılır. Onlar kapmış bunu. Bunu şöyle anlayalım biz. Şimdi Semanın kapları nedir? Kap ananızın yeridir. Allah'ımızın kapları kimdir? Evliyaullah'ın gönülleridir.
O gönüllü öyle bir haldeki Allah'ımızın nurunu tutuyor böyle Mesela baraj diyoruz neden suyu tuttuğu için diyoruz baraj sonra göl oluyor Göl bakıyorsun göl olmuyor da onun daha yükseği olan göldür. Gölle bakıyorsunuz deniz oluyor. Denizi görüyoruz. Ondan daha büyük okyanusu görüyoruz. Bunlar manevi alemde bir okyanus hepsi. Ne yapılıyor? Onlardan biz elektrik üretiyoruz. Rabbimizin gözümüzün görmediği kimseleri yetiştiren kişiler onlar. Yani görmediği halde evladını yetiştirebilecek kuvveti veriyor. Onda da o kabiliyet var ama. Şimdi vericileri görüyoruz biz, bir memleketin en yüksek kısmına yerleştiriyorlar. Alıcı eğer onu alabilecek durumda frekansı ona uyuyorsa alıyor, yoksa olmaz. Frekansı uyuyor.
İtikat frekansı uyuyor inancı tam Ondan sonra ibadet frekansı tutuyor acziyetini bilerek Cenabı hakk'ın azametini idraka gayret ediyor Sonra ihlasla yapmaya gayret ediyor Bir Hasan-ı Basri'nin Habibi Acemi'nin arkasında namaz kılma işi Bunu diyeyim de onu inşallah anlatırız söz yarım kalır belki Biiznillahi teala. Şimdi ahlak frekansı da tutuyor. O zaman karşılıklı bir anlaşma başlıyor. Alaka başlıyor. Görsün veya görmesin. Bunu da anlatmaya kalkarsak saati iyice geçiriyoruz biz. O zaman alıcı ile verici arasında bir münasebet olacak. Mesela biz Rabbi Zülcelal'imizin aşk ve muhabbetinden istifade edeceksek ne olacak? Kalbimiz Şemseddin-i Sivasi Hazretlerinin buyurduğu gibi, sür çıkar ağyarı dilden, ta tecelli-i idahakk, padişah konmaz saraya hane mamur olmadan, Allah'ımızın muhabbetinin girmesi için ne olacak? O kalp hanesi mor olacak. Ancak o zaman odur.
Bak şu baktığımız aynalardan belli olur. Çok duyduğumuz müze. Kirlenmişse göstermiyor. Ama temizlenmişse hemen gösteriyor. İnşallah biliyorum. Seçkin kimseler de vardır. Onlardan da biz dualar bekleriz. İbadetiyle, taatiyle, Cenabı Hakk'a olan yanık gönülleriyle kalplerini nur ederler. Ve o kalbe de Cenabı hakk'ın muhabbeti dolar hiç şüphesiz. Habibi Acemi bu faizle meşgul. Riba hor der kitaplarda. Yani faizi yendi mi? Farsça bir tabir olur. Horden fiilinden. Sonra tövbe eder. Uzundur tabii hadise. Hasan-ı Basri Hazretlerinin huzurunda Rabbi Zülcelal'mize döner. Böyle bir gün camiye gelinmiş. Böyle hiç kıldıracak bir kimse yok. Demişler ki, müminin, ümmiye, imameti caizdir. Hasan-ı Basri Hazretleri'nin elinde içeren umbarik zaten Habibisiz geçin demişler. Geçmiş. Daha yeni zaten tövbe etmiş. Allahu alem açıktan okunan bir namaz olmalı ki Hasan-ı Basri Hazretleri razı olmuyor.
Okurken elhamdülillah demiş. Halbuki burada kelimenin değişmesi manayı belki bozabilir. Belki de bozar. Elhamdülillah hayenne he demiş. Hemen direğin arkasına çekilivermiş. Onu da mahcup etmek istemiyor tabi. Ayriyeten kılmış. Çünkü olmaz demiş. Mana değişiyor. Cenabı hak kalbine nazar buyurmuş. Ey Hasan, sen dil doğruluğuna bakıyorsun. Kalp doğruluğuna bakmıyorsun. Eğer habibin arkasında kılsaydın, o üç rekat namazı bütün taatlerin kabul olunacaktı diye. Gönlünün mor oluşu. Temiz oluşu. Yevmi kıyamette, Sırat Köprüsü'nden geçerken, nar-ı cahim, geç ya mümin. Zira senin nurun benim ateşimi söndürüyor dedik de mümini kamile hitap eder. Bir hocamız yillarca bazı nasihatte bulunmuş. Sohbet etmiş. Müdavim olan, sohbetini kaçırmayan birisine sormuş. Demiş ki, bak yillardır görüyorum, yillarca sohbetimizde bulunuyorsun. Ne öğrendin demiş. Niye sorduysa artık sormuş. Hocam demiş. Cüz, ya mümin.
Yani Sırat Köprüsü'nde, kul, mümin geldiğinde, Cehennem diyor ki, tezgah ya mümin. Zira senin nurun benim narımı söndürecek. Tabii hoca da neşelenmek istiyor. Ara ara sorarmış. Ne öğrendin? Cüz ya mümin. Hocam bunu öğrendim demiş. Bu da iyi. Bu da iyi. Onun zaten öğrenmesi sadece kafasına dolduracağı ilim değil. Derler ya, kavun ve karpuz olur da, nasıl olduğunu bilemez. Onu ruhen nasıl yetişmiş onu ifade edemeyiz biz. Onun öyle bir gözyaşı olur. Öyle bir Allah korkusu olur. Öyle bir hakka, hukuka riayet olur. Tarif edemeyiz. Üç olsun diyorum ama, üç olmuş. Dörtte hulegayi raşidini ifade eder. Ve galen Nebi'yü sallallahu teala aleyhi ve sellem, meselül Ümmeti meselül matar. La yudra evvelhu hayrun em ahiru. Ümmetimin kamilliğini, kümmeliğini aslında. Kümmeliğini yani büyüklerin yağmur gibidir. Evvelinde mi, afirinde mi, naz hangisinden ziyade müstefid olacağı malum değildir?
Velhamdülillahi Rabbil alemin, aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ruh taifelerine, ehlin ashabına, peygamberanı zan ve piranizan ve bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.