Muharrem Ayının Manevi Değerleri ve İbadet… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Muharrem Ayının Manevi Değerleri ve İbadet Sırları
Muharrem Ayının Manevi Değerleri ve İbadet Sırları kaydında Hicri yılbaşına girmiş bulunuyoruz. Bu artık yeni bir hayattır. Günler hakkında artık Vel Asir Suresi en kısa zaman birimini de bildirir, en uzun vakti de haber verir Es'albillah. Vel' Asr. And olsun zamana ki innel insan gerçekten uzayan içindedir. Birbirine hakkı tavsiye edenler iman edip salih ameller işleyenler ve tevasavbillah hakkı…
Hicri yılbaşına girmiş bulunuyoruz. Bu artık yeni bir hayattır. Günler hakkında artık Vel Asir Suresi en kısa zaman birimini de bildirir, en uzun vakti de haber verir Es'albillah. Vel' Asr. And olsun zamana ki innel insan gerçekten uzayan içindedir. Birbirine hakkı tavsiye edenler iman edip salih ameller işleyenler ve tevasavbillah hakkı ve tevasavbil sab, Birbirine hakkı tavsiye edenler, birbirine sabrı tavsiye edenler başka. Onlar ziyanda değillerdir. Efendimiz Aleyhissalatü vesselam zamanın kıymetini ve değerini şu hadisi şerifiyle bildiriyor. Resulullah, her yeni gün şöyle seslenir. Ey insanoğlu ben yeni bir anım. Yaptığın işler konusunda senin şahidinim. Öyleyse beni hayır işleyerek iyi değerlendir ki lehine şahitlik edeyim. Çünkü ben bir daha geri gelmeyeceğim. Gündüz böyle dile geldiği gibi gece de aynen böyle dile gelir. O da bunları söyler.
Şu oturduğumuz andan itibaren üç beş dakika geçti diyelim. Bunu geriye getiremediğimiz gibi günleri de hakeza. Muharrem hürmet edilen anlamındadır. Bu ay Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Allah'ın ayı diye ifade buyuruyor Cenabı Hak. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın ayı buyuruyor. Bu niteleme Muharrem ayının değerine, ilahi feyiz ve bereketinin bolluğuna işarettir. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Ramazan-ı Şerif'ten sonra en faziletli oruç Allah'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz da teheccüd namazıdır. Muharrem'in onuncu günü Aşura günüdür. Bugün o onuncu günü yalnız bu Hristiyanlara benzememek için Yahudilere benzememek için dokuz on. On on birinci günü oruç tutulur. E bize ibadette bile onlara benzemememiz haber veriliyor.
Değil giyim, kuşum, kuşam, yaşantı, yemeler, içmeler, ne diyeyim, evlilik hayatı, ticaret hayatı, beşeri münasebetlerimiz hangi hal ve tavır olursa olsun bunun bunun Yahudi ve Hristiyanlara benzememesi icap ettiği gibi ibadette bile benzememek gerek. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem aşura gününde oruç tutmuş ve bunu Müslümanlara tavsiye etmiştir. Nebi Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince Yahudilerin Aşura gününde oruç tuttuklarını görmüş ve bugün ne için oruç tutuyorsunuz diye sormuş. Onlar da bu hayırlı bir gündür, Cenabı Hak o gün de Beni İsrail'i düşmanlardan kurtardı deyince buyurmuşlar ki biz Musa Aleyhisselam'a sizden daha yakınız. Bugün de oruç tutunmasını teşvik eden Hadis-i Şerifler de vardır tabii. Çünkü Aşura günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını zannederim buyuruyor. Yalnız küçük günahların kul hakkı müstesna.
Başka bir hadiste aşura gününe işaret edilmiş. Ramazan-ı Şerif orucundan sonra en faziletli oruç Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur, buyrulmuştur. Şu da bilinmelidir ki Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Muharrem ayında oruca teşvik buyurmuş ve kendileri tutmuşlardır. Hicri yılbaşı hicri yılbaşı Hazreti Ömer devrinde radıyallahu anh şöyle bir hadise olur. Kendisine bir borç senedi getirilir. Yalnız bu senedin üzerinde Şaban Ayı yazısının bu yıla ait olduğunu söylerken borçlu gelerek yıla ait olduğunu iddia ediyordu. Bu ve bunun gibi karşılıklar üzerine Hazreti Ömer Radıyallahu Anh danışma kurulunu topladı. Çünkü o evrak üzerinde bir tarih icap ediyordu, tarih gerekiyordu ve diğer yazışmalarda da tarihlerin yazılması icap ediyordu. Bunun üzerine Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimiz kurulu topladı, topladılar.
Muharrem Ayının Manevi Değerleri ve İbadet Sırları ne anlatıyor?
Muharrem Ayının Manevi Değerleri ve İbadet Sırları kaydında Hicri yılbaşına girmiş bulunuyoruz. Bu artık yeni bir hayattır. Günler hakkında artık Vel Asir Suresi en kısa zaman birimini de bildirir, en uzun vakti de haber verir Es'albillah. Vel' Asr. And olsun zamana ki innel insan gerçekten uzayan içindedir. Birbirine hakkı tavsiye edenler iman edip salih ameller işleyenler ve tevasavbillah hakkı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bazıları diğer milletlerin tarih ve takvim başlangıçlarını teklif etti. Ashap arasında görüşüldü. Mesela Sa'd İbni Ebi Vakkas efendimizin vefatını dedi, tarih başlangıcı olarak alalım. Hazreti Talha Radıyallahu Anh peygamberlik vazifesinin Resul-i Ekrem Efendimize Sallallahu Aleyhi ve Sellem verilmesinin esas alınmasını ifade etti. Ali Radıyallahu Anh da Hicret'in tarih başlangıcı olarak tanınmasını istedi ve Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimizin görüşü kabul edildi. Aşura gününün Cenabı hak katında seçkin bir yerinin olduğu da esame Fecir suresinin ikinci ayeti olan on geceye yemin olsun ifadelerini tefsirlerden görmekteyiz. Muharrem'in Aşuresine kadar geçen gece olduğu da beyan edilmiştir. Cenabı hak bu gecelere yemin ederek onların önemini, kıymetini, değerini, bereketini, kutsiyetini ifade buyurmuşlardır. O günde Cenabı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunmuştur.
Mesela Eyyub Aleyhisselam hastalığından o günde şifa bulmuştur. Ayşe Sıdbike validemizi Radıyallahu Anha buyuruyorlar. Kabe'nin örtüsü daha önceleri Aşure gününde değiştirilirdi. Hazreti Yakup Aleyhisselam'ın oğlu Hazreti Yusuf'un malum hasretinden ama olan gözleri o gün görmeye başlamıştır. Hazreti İbrahim Aleyhisselam'ın oğlu İsmail Aleyhisselam o gün doğmuştur. Hazreti Davut'un Aleyhisselam tevbesi o gün kabul edilmiştir. Hazreti İsa aleyhisselam o gün dünyaya gelmiş ve o gün semaya da yükseltilmiştir. Hazreti Yusuf Aleyhisselam kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan o gün çıkarılmıştır. Hazreti Adem'in tevbesi Aşura günü kabul edilmiştir. Hazreti Yunus Aleyhisselam balığın karnından Aşura günü kurtulmuştur. Nuh Aleyhisselam gemisini Cudi Dağı'nın üzerine Aşura günü gelmiş, orada yerleşmiştir.
Hazreti Musa Aleyhisselam Aşura gününde Allah'ımız ona bir mucize ihsan buyurmak suretiyle hasasını vurup denizi yararak firavunu ile ordusunu Cenabı hak sulara överg etmiştir. Rübey Binti Muaviye rivayet ettiğine göre sevgili Peygamberimiz Sallallahu Teala aleyhi ve sellem Ensar'ın köylerine aşura günü kuşluk zamanı haber gönderdi. Her kim eğer eğer iftar ettiyse günün geri kalanını imsak etsin, bir şey yemesin. Yine buyruluyor Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Aşura gününün orucunu tutardık ve küçük küçük yavrularımıza da tuttururduk buyruluyor. Bazen çocuklar ağlar, onlara yünden oyuncaklar vererek avutmaya çalışılır, onlara bile ehemmiyet verilirdi oruç tutması hususunda. Yalnız burada Ulemai Kiram'mızın birçok görüşleri var. Eğer çocuk zaafa uğrayacaksa o zaman mazurdur.
Aşura günü oruç tuttuklarını gördü Medine'yi teşrif buyurdukları vakit Yahudilerin, bu ne orucudur diye sordu. Onlar da bugün iyi bir gündür dediler. İşte Musa Aleyhisselam'ın kurtulduğunu Firavun'un zulmünden biz ona daha yakınız diye Nebi-i Ekrem Efendimiz ifade buyurmuşlardır Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Diğer peygamberlerin başlarından geçen hadiseler şu kısa zamanda anlatmakla bitmez. Sadece değinilmiş oldu. Bir hadise anlatılıyor burada. O da Errav Zülfait kitabında anlatılır. Bir vakit Basra'da servet sahibi bir adam vardı. Böyle aşure gününde yiyecekler içecekler ikram ederdi ve o gün sabahlara kadar Kuran-ı Azimüşşan okunur, Zikrullah ile meşgul olunurdu. Kız çocuğu babasına sordu babacığım bugün nedir? Komşumuz herkesi evine davet ediyor, yemek veriyor, Kuran'lar okunuyor. Yavrucuğum bugün aşura günüdür, Allah katında çok büyük bir değeri vardır.
Yüzünü semaya çevirdi ve Allah'a niyaz ederek ey mevlam, bu gecenin senin indindeki hürmeti hakkı için senin rızanı kazanmak arzusu ile bu gece Kuran'ı okumak üzere uyumamış kulların hürmeti için kendisinde bir kötürüm hali vardı. Elleri ayakları tutmaz şekilde ne olur beni dedi, bugünün hürmetine ve bugün de okunan Kuran-ı Azimüşşan ve verilen ziyafetler hürmetine fakir ve yoksuna beni bu hastalıktan kurtar diye yalvarıyordu. Sonra sonra sözünü bitirmeden o anda afiyet buldu. Kızım bu nasıl oldu diye babası sordu. O da babacığım bugün Cenabı hak'ta tevessül ettim, o da anında bana sıhhatimi ihsan buyurdu dedi. Biz Sami Ramazanoğlu, Hatdesallahu Sırra üstadımızın Dualar ve Zikirler kitabında, senenin belli zamanlarında okunacak dualar bölümünde şunları görüyoruz. Bir Muharrem okunacak dua şudur, senenin birinci gününde üç defa okunacaktır bugün mesela.
Hemen başlarız Allah'ın izniyle okumaya. E kitap zaten ellerimizde. Mühim gün ve geceler için de bakıyoruz. Bismillahirrahmanirrahim. Bizim bugün üç defa okuyacağımız duayı bir defa olsun tekrar ediyorum. Bismillahirrahmanirrahim. Yine dualar kitabında on Muharrem'de okunacak dualar inşallah bunu oradan takip ederiz. Yalnız bizim her gün Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe kadar onuncu gününe kadar okuyacağımız dua var. Bu duayı yaparız. Şimdi bundan alacağımız dersler var. Yeni bir yıla girmiş oluyoruz biz hicri yılbaşı. İstanbul'da bulunuyordum. Orada mübarek bir zatın evindeydim. Çok kıymetli bir kimse. Onu Allah'ın sevgili kulları bilebilir. Ev tattan diyebileceğim mübarek bir insandı. Huzurunda bulunuyordum. Saat böyle on iki oldu. Dedi ki gün başlıyor, bir dua edelim. Dualar edildi. Zaten hayırlı sözler, hayırlı kelamlar hep onlar konuşuldu.
Dedi ki yeni bir güne giriyoruz aman ha Cenabıhakk'a yalvaralım diye. Bizler de dualar ettik. Şimdi kendimizi yenilememiz gerekiyor. Bakın Said'in Nurisi, haddesallahu sırra üstadımız için bir söz söylenir. Eski Said, yeni Said diye. Kendisi kırk beş yaşından sonra, kırk beş yaşından sonra kendisine yeni Said denir. Kendisi ifade ediyor zaten. Bunun sebebi de Eski Said denmesi böyle felsefe, pozitif ilimler bunlarla uğraşmış. Eski Said'in düşünce dünyasında bir derece yerleşen Avrupa'nın felsefe ve fen medeniyetine ait bilgileri Yeni Said döneminde değişmiştir. Evet bu ilimlerde var ama ledünni ilimlere dönmüştür. Artık ruhani ilimlere dönmüştür. Niye dönmüştür? Bilmel yakin iken aynel yakine dönmüş. Hakk'a yakine dönmüş, bundan dolayı kendisine yeni sahip denir. Bunun hakkında bilgiler pek çok. Kendisinin zaten yaşantısı ondan sonra değişmiştir.
Bunu anlatmamızın sebebi bizim hayatımızı, rabıtamızı en güzel şekilde yaparak, derslerimizi gözyaşlarıyla yerine getirerek, hele şu hastalık döneminde bundan ders çıkararak, Rabbımıza yalvararak böyle zorla değil, şu olmuyor derler ya dökme su ile değirmen dönmez, olmuyor. Bizim kendi içimizde olacak, ruhumuzda olacak. Aslında Cenabı Hak bize bu güzelliği lütfetmiş ama durumumuz şuna dönmüştür. Diyelim ki dağın altında madenler var. Nasıl çıkaracağız bu madeni? Üstündeki toprağa alacağız. Ondan sonra çıkaracağız madeni. Şimdi bizim gönlümüzdeki zaten vücudumuzdaki on letaif var. Bir de insanın yeryüzünde halife oluşu var. Emanetlerin yüklenişi var. Cenabı hakk'ın kayk gibi bir nimet ki tarif edilemez. Hablül veriyd damarları Cenabıhakk'la münasebet kuran bir damar. Gönül Cenabı Hak'ın muhabbetini alan bir mekan. Bunların üzerindeki toprak nedir? Nefsin arzu ve istekleridir.
Bunları tamamen atacağız. O zaman biz Eski Sait ve Yeni Sait denildiği gibi tam manasıyla mümin olmanın, Müslim olmanın, bir muhit olmanın yolunu tutacağız. O yeni Sait dendiği zamandan bir anekdotu nakletmek istiyorum. Van'ın müftüsü ve diğer ulema-i kiram Said I Nurisi Hazretlerinin de bulunmasını isterler toplantı toplantılarında. Böyle bir güzel mekana çıkardılar, yemyeşil bir yer. Manzarası çok güzel. Zaten Van güzeldir, çok güzel. Müstesna bir Allah'ımız güzellik lütfetmiş. Semaver'i kurarlar. Efendi Hazretleri için Said I Nursi artık asıl beklenen de o zaten. Said I Nursi Hazretleri asıl beklenen. Ona güzel bir yer hazırlarlar. Efendi Hazretleri teşrif eder. O mindere oturur, çok geçmeden minderden kalkar başka yere geçer. Efendim neden böyle yaptınız deyince oturduğum yerde yeşil yeşil otlar vardı. Allah'ımızı zikrediyordu.
Onların benim oturup da zikirden mahrum kalmalarını istemedi. Daha neler ve neler. Yine biz bakıyoruz birkaç misal vermek istiyorum. Necip Fazıl'da ve Rahmetullah Ali aynısını görürüz. Dokuz yüz otuz dörtte Beyoğlu'nda, Ağa Camii'nde Seyyid Abdülhakim Arvası Hazretleri'yle buluşur. Bak evvelki hayatı belli. Onu anlatmaya gerek duymuyorum. Fakat Abdülhakim Arvası Hazretleri'yle buluşunca söylediği bir söz var, yeni bir hayata giyiyor. Demek istiyorum ki bu hicri yılbaşı bir adet kabilinden olmasın. İşte biz her sene gelir, işte bu duaları yaparız, öyle olmasın da hayatımız değilsin. Hayatımız Rabbimizin razı olduğu bir hayata dönüşsün. Bakın Necip Fazıl ne diyor Rahmetullah aleyh. Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel. Bir akşamdı ki zaman donacak kadar güzel. Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız, ruhuma büyük temel çivisi çaktınız.
Efendisine teslim oldu ya, teslim olunca hayatı değişti zaten. Bakın ne diyor? Benim efendim, ben sana bendim, bir üfledin de yıkıldı bendim. Ne demek istiyor? Büyük bir ediptir kendisi. Bir üfledin de dediği o ruhani nefesinle, Rahmani nefesinle öyle bir üfledin ki benim nefsim arzu ve istekleri tamamen yok oldu, mahvoldu. Ben ki denizdim, dağbaşı bendim, şimdi sen oldun alem efendim, benim efendim demiştir. Yine iyi anlayalım diyen mesela mezheb imamlarımızdan İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri vefatından sonra rüyada görülür, Şu sözü söyler. İki sene olmasaydı, Numan helak'teydi. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh ömrünün son iki senesinde içtihadı bırakarak uzlet eyledi. Vefatından sonra rüyada görülüp son iki sene olmasaydı diyor, son iki sene. Nedir o son iki sene? Şimdi onun babalığıdır Caferi Sadık Rahmetullah Ali Hazretleri aynı zamanda üstasıdır.
Onunla buluştuğu andan sonra hayatının nasıl bir değiştiğini ifade ediyor. Son iki sene olmasaydı Numan helak olurdu dedi. Uzlekinin sebebini söyledi kendisinin. Bir yere kendisine hapis diyemeyiz buna, çekti, iç alemine döndü. Gönül alemine döndü. Bunun sebebi marifeti tamamlamak içindi. Artık ferhen anlayanlarımız anlar bize de himmet ederler. Biz bunu yine İmamı Gazali'de görüyoruz. Yalnız bunu icra etmemiz lazım. İlmel yakin diyor biliyordum, aynel yakin ve hakkal yakin bilişim o iki seneden o iki sene içinde oldu diyor. Mesela may-i müstamel deriz, abdest suları. Onların vücudumuzdan akarken çamur gibi böyle bir siyah şekilde dökülüşünü müşahede etmiştir. Onun ne ile? O işte iki sene olmasaydı imam helakte olurdu dedi. Helakte olurdu dedi azap, ceza, ikap değil. Daha bir nurun alanur, nur üstüne nur oluşum ondan sonra zuhur etmiştir der.
Biz bunu İmamı Gazali'de de görürüz Rahmetullah Ali. Hani misaller anlatmakla bitmez. Ha kendimize bir çeki düzen verelim diye söylüyorum. Şunu unutmayalım, adet kabilinden yaptığımız işler bizi aynen olduğumuz yerde bırakır. Ama Evliyaullah'ın hayatına şöyle bir nazar eder. Onların asıl tarif edeyim, o ruh olmazsa onu da anlayamayız. İnşallah anlarız. Mesela İmamı Gazali kendisi Tasavvufta rehberinin Abdülkerim ev Kuşeyrinin öğrencisi olan ve Nakşibendiiye tarikatı silsilesi içerisinde gösterilen Ebu Ali Farmedi olduğu ifade edilir. Kendisine Huccetü'l İslam tabirini de Ebu Ali Farmedi Hazretleri vermiştir. Mekke'ye girer, tabii çok ilimle meşgul, öğrencileri var. Hicri dört yüz seksen dokuzda Şam'a gelerek son derece sade ve zahidane bir hayatı tercih eder. Bir minarede Cami Emeviye'nin odasına çekilir, kaba elbiseler giyer, az yer, az içer, Tam bir uzek hayatı yaşar.
Bu demde İmamı Gazali meşhur İhya'yı Ulumiddin adlı eserini yazar ve kendisinde bambaşka güzellikler zuhur eder. Yani hayatı değişiyor. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Miraç hadisesinde Musa aleyhisselam'la görüşünce, Musa aleyhisselam der ki ya Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem siz bir söz söylüyorsunuz. Ulema ümmeti teembiyei beni İsrail. Ümmetimin alimleri Beni İsrail peygamberleri gibi, bu nasıl oluyor der. O zaman bir alim nasıl olur da peygamber gibi olur diyor. Efendimiz bir alim çağırır, Hazreti Musa Aleyhisselam gelen alime sorar. Senin adın ne? Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Gazali'dir. Hazreti Musa aleyhisselam sorar, ben sana adını dedim. Sen ta dedelerinin adını bile söyledin. Böyle söylemek uygun mu? Sadece sorulana cevap vermek gerekmez miydi? Efendim, Allahutaala size esabi. Elindeki ne diye sorduğunda siz asa demekle kalmadınız.
O benim asamdır, desen yeterdi. Ona dayanırım. Onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Ona başkaca ihtiyacım da var deyince, evet, öyle demiştim. Maksadınız Allahu Teala ile daha fazla konuşmak değil miydi? Evet. Ben de sizin gibi ülül azim bir peygamberi bulmuşken konuşmayı uzatmak için dedelerimin de adını söyledim. Hazreti Musa Aleyhisselam sevgili peygamberimize der ki şimdi anlaşıldı, gerçekten de senin ümmetinin alimleri Beni İsrail'in peygamberleri gibiymiş. İmamı Gazali deyince şunu da bahsetmek istiyorum. Hayatımızın muhasebesini yapalım diye söylüyorum. Yani bir başkalarıyla meşgul olup şu şöyle, bu böyle, bu bizi mahveder. Zaten böyle hayatı mahvettik. Bizim mezun olduğumuz kimseler de bir toplantımız oldu. Aynı yıl içerisinde sene, seksende toplandık. İşte bayağı yıl olmuş otuz yedi, otuz sekiz sene olmuş. Orada bir tanesi şiir okudu. Dedi ki hayatımızın kaldı azı dedi şiirde.
Hayatımızın kalmış azı, şununla bununla mı meşgul olacağız biz? Onunla beraber bir kabre gireceğiz, tek başımıza gireceğiz. Evet efendim, İmamı Gazali Hazretleri kendisini mezarın içine Şeyh Ebubekir ennessad koysun diye vasiyet eder. Bu zat İmamı Gazali'yi rahmetullahi el-Barî Hazretlerini kabre kor. Fakat kabirden çıktıktan sonra yüzü sapsarı geçmiş. Israrla sorarlar, derler kimsenin bu halin nedir, anlatmaz. Zorla. Derler ki bir daha anlat, nedir senin bu halin? Rengin sapsarı geçti, sen başka bir hale döndün. Çok mecbur koyunca şunu anlatır. İmamın naaşını mezara koyduğum zaman, kıble tarafından nurlu bir sağ elin çıktığını gördüm. Hafiften bir ses bana şöyle seslendi. Muhammed Gazali'nin elini Seyyidül Mürselin Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin eline koy. Ya bu kadar güzellikler varken, iç alemimize dönüp de kendimizin bir hayatımızın muhasebesini yapalım.
Şu beynimizin muhasebesini yapalım. Hep kalbin diyoruz tasfiyesi çünkü tezkiye nefiste olur. Kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi. Bir de beynimizin tezkiyesi ve tasfiyesine bakalım. Bir kendi alemimize dönelim. İmamı Gazali Rahmetullahi İl artık iç alemine dönünce söylediği sözlerdeki güzelliğe bakalım. Her şeyin bir direği vardır. Dinin direği de fıkıh ilimdir. Ey oğul, nasihat etmek kolaydır. Mühim olan onu tutup, gereğince amel etmektir. Bu ise çok zordur. Akıl sınırlıdır. Onunla erilmez. Her şey Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ruh feyzine tutunmaktan ibarettir. Ben ona yapıştım ve kurtuldum. Sana Allah'ı hatırlatacak bir arkadaş bulunca ona sımsıkı sarıl, ondan ayrılma, onu küçümseme, onu kendin için bir devlet bil kaybetme. Dünya ve ahiretin yaratılmasından maksat ilim ve ibadettir.
Bir kula her şartta onlarla meşgul olması, onlar için yorulması ve ancak onlara bakması gerekir. Ölü olsun, diri olsun sakın kimseyi küçük görme. Sonra helak olursun. Çünkü bilmezsin belki o senden daha hayırlı biridir. Belki bedenen helak görülmez ama ruhen ve kalben helak olur insan. Ehlullah'a da hele bir söz söylenecek olursa Allah'ın muharrep kullarına bilmeden, gitmeden, ölmeden, kalbin helaki her şeyden biterdir. Çünkü onunla Allah'ın huzuruna varacağız. Helal yemek lazımdır. İslam'a uygun kazanmak lazımdır. Çünkü din hakikat ancak helal yemekle meydana gelir. Say ki öldün, say ki öldün. Yalvardın, yakardın. Sonra bir gün daha verildi. O günü o gün bil, öyle yaşa. İnsanlara ve özellikle dünya ehline halinden şikayet etme. Sonra Allah celle celalü seni onlara bırakır, perişan olsun. Müminin kalbi ölmez. İlim ölüm anında silinip gitmez.
Kalbindeki berrak berraklık kesinlikle sönmez diye çok güzel sözler söylemiştir. Neden? Çünkü gönüllüleri nur olduğu için dillerinden dökülen sözler de hikmettir. Cenabı hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Hicretin sebebi İslam Devleti'nin kurulmasıdır. İlk başta biz kalbimizde İslam Devleti'ni Allah onların celle celaluhu kalplerine imanı yazdı Ayeti celilesi ile koruyarak, muhafaza ederek ne yapacağız? İslam'ı gönlümüzde hakim kılacağız. Daha sonra beynimizde semavat ve arz ve onun içinde olanları tefekkür edip Cenabıhakk'a yakınlaşmaya, onun nuruna erimeye, onun feyzine nail olmaya yüce kudretini görmek suretiyle imanımızın kemalini sağlamakla bu devleti kurmamız icabiler ve diğer azaları buna kıyas ederiz. Başta gönülde kurmadan zahirde kurmak mümkün değildir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Mekke'de Ashab-ı Gözü'nin ıslahını ve irşadını temin etti.
İtikaden Hanif dini üzere yetiştiler. Halben irşad ve ıslah oldular. Medine'de de cihat başladı ve İslam devleti de kurulmuş oldu. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.