Mevlana Halid, Riyaddin El Bağdadi Kuddise Sirve'ul Aziz Kadri, Suhani, Suhani Embiya Efendimiz, Medine-i Tahireye deva etti, güzel yapın diye. Yetmişti. Medine-i Tahireye geldiler. Bitlis abdest alıyor. Abdest alıyor baktılar. Abdest alırken. İlki kollarını yiyorsa buna yüzünü yiyorsa abdest alanı. Diyor ki kulağına verir sonra başına verir. Ayağını yürüyorsun sonra ta ağzına verir. Hani abdestte tersine alıyor, karışık alıyor birisi. Vakzavalılar diyor. Çünkü Kuran'da hafız, hadiste alim, cessirda alim, hücümda alim, misahlar her taraftan tamamlanmış. Tarikatın üçünden Fahri, tecrübe olunmadığını neden gülüyorsun da bana naklediyorum dedi. Yani, abdest caiz değil mi böyle, tertibim bozuluyor. Namaz kılınır mı diyor böyle? Kılınız diyor, şeker ağızdan yıkanıyor. Yalnız tertibim bozuluyor! Tertibi de, biz ricalı Gayibız, seni tecrüben için Allah bizi koydu!
Mevlana Halid görür gözlümü, görmez gözlümü, tecrübe ederim şunu, dedim, seni tecrübe ediyor, dedi. Niye birden naklettin kalben, dedi. Biraz kendi kusurumu düşünür, rica ederim, bunu. Ellerine kapanıyor, o beğenmediği yüzlerine yüzünü sürüyor, o beni affet ve irşad et, ya üstad diyor. Hayır, biz inşaat, bu inşaat değildik. Onlar ayrı bir imtihan memurluyor. Yani ricalik ahidini, böyle dolanıyoruz, sözleri imtihan ediyoruz. Bir daha böyle şöyle Mekke'ye varınca yapma, hadi! Peki, bunu Mekke'yi peremeye gelmişler. Sabahleyin, bir cevap urban'ı kesme sevabına nail oluyorum, diye. Koryalmış oturmuş, Delaide-i Hayret okuyor, Beytullah'ı nazar ederek, böyle sevaba nail oluyor, diye. Bir avam kıyafetlik insan Mevlana Halid'e gönül görmüş. O halde böyle kafasını sallayın şöyle.
Yani, anneden yavrunun nimetlerinden süt istediği gibi Mevlana Halid'den bir şey istiyor gibi yalvarıyor gibi diyor Şu adamın terbiyesizliğine bak! Heytullah'a arkasını görür! Bana gürünü görürmüş! Utanmaz adam dedi kalben Kalktı yakasına sarıldı Dedi ki Medine-i Tahiledeki Tembih'i ne tez unuttu mu? Orada dinmediler mi ki Mekke'de böyle şeye karışma demediler mi? Dediler. Hem senden soruyorum İndullah, Beytullah'tan senin kalbin daha efdal mı, efdal değil mi? Bir Mührü-i kamilin ve kabinin kalbini, Ekber es, bir gönül yap ki, o gönül yapmaklığın sevabı, Hacc-ı Ekber sevabı olsun. Bin defa yer uçurmuş Kabe'yi bina eden Hacer'in oğlu İbrahim Aleyhisselam değil mi? Dil nazar, cahil celili, I Ekberet. Ekber olan Halid'e zülceler, kalbi yapan Allah değil mi? Neden sen böyle yaptın, dedi. Ayaklarına kapan bir ağlayık, diyor. Allah rızası için benim şu içimdeki vesveseyi alın.
Beni irşad edin, diyor artık. Ben bu nefsimden öldüm yahu, diyor. Biz irşad memuru değiliz. Allah'a yemin veriyorum, imkanım varsa beni irşad edin. Bende imkanın yok da irşad olacağım yeri göstereyim, ayağımın üstüne bas da diyor. Ayağımın üstüne bastım diyor, gözünün perdesi alındı. Hindistan'da cihan abat dehne şehri gözünün numune böyle ellerinde. Nereyi görüyorsun ya Mevlana Halid'i? Bilemiyorum bir şehir görüyorum. Hindistan'da cihan abab, Dehre şehri, Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri var. Nahçi tarikının putbul ahtablarından o zatı bulmayınca bu kalbin ne söz ettiniz güzel demez. Ben illa muham mehd bahsini geleceksin. Buradan hemen kaçma yapayım devam edeyim devamlı yok. Siz onlara onlara da siz lazımsınız. Sizi gelirler bulurlar götürürler ben gitmem deme. Yani git onlarla beraber diyor. Belki diyor. Evlerimize geldik diyor, Hindistanlı göğe çekerek geldiler.
Yani kitapların dediği hatrına gelmezdi bilmiyorum. Allahu alem on ay kadar devam edenler, bilenler böyle mütemadiyen gidiyorlar. Bir tane yolda mübahaseyi ilimler olur. Şu anlar cevaplar olur, ikisinin üzerine baip olan Mevlana hariç daima yüz çıkar, şu an cevap verir. Kitapta çok uzun kısaltayım. Üç yerde üç karar veriyorlar. Mevlana Halid'in ilmi hızlı yağan yağmur gibi diyorlar. Bir yerde diyorlar, bakıyorlar ilmine çok o zirveli mezheplerini, kadrini-i sünni etmiş etmiş sohbetinden yani habutla bulmuş hepsinde. Onlar diyor ki Mevlana Halid'in ilmi hızlı akan, huşu takva derecesinde hızlı akan bir ırmak zannediyor dediler ilmini. Daha mı yerde diyorlar ki: Mevlana Halid'in ilmi, sahili bulunmayan bir denize benziyor. Allah Şafaaten ayetleri Kırk gün kalmış diyor. Yani Cihan-ı Abat-i Şehre şehri kırk gün kalmış, şehrin kokusu gelmeye başladılar bana diye.
Kırk günlük yerden kokusunu alıyorum mest oluyorum. Arap'ı ve partisi Şiilerle Şirini Nete devam ediyor, Mekkeediyor. Niterishaneler var hakkında geliyor efendim böyle. Gık gün daha gittikten sonra varıyorlar. Cebeci çekiyor, geliyor. Kendini şurda mı Tıbbareler burada mı? Abdullahi Dehlevi hazretleri bütün müridiyle denmeyi de karşılayacak diye bekliyor. Sinat dahi kıpırdaması kimsenin yerinden kıpırdamaz. Efendim tekkenin havısına kadar giriyorlar oraya dineliyor. Kimse iltifat etmiyor. Haber gönderdi dedi ki Mevlana Halid geldi kabul buyururlar mı halvete? Arırlar mı? Ne bizden halvet olacağı müşteri? Şahfen aldıkları. Ha halveti neden böleceğimi iş dedi. Efendim hizmet istiyorum. Yani hazvetli olsa bir hizmet buyurun. Affedersin. İhvan'ın binlerce müridin çıktığı abdesthanelere sünnet olsun diye üç, beş, yedi taşlarla silinti yakılır, Ondan sonra suyla baharat edilirmiş.
Savunun menin çok sık bulunmadığı zaman, hele bir şey demesin diye, o pis taşları yıkamaya devam etsin Mevlana Malik diyor. Otuz dokuz gün aynı o taşları, o sivilce taşları yıkama ile meşgul oluyor. Otuz dokuz gün olunca nefis dayanıyor, diyor ki: Güç tarikattan meclis, Kur'an-ı Kerim'e hafızsın, tesfire vakıfsın, muhaddissün, hadisleri tefsir etmeye kadüsün, ruhul duyan tefsirleri, ruhul maaniler, Kur'an-ı kerimler, hadisten seni inşaat etmediğinde bir cahilin kapısında yüz numara taşlarını yıkan yazlık olsun, hadsiz alan diyor kendine. Ah, taşları vur, çek buradan diyor. Ey nefis, seni buraya sokana alır ne çektin, imkanı mı var? Senin buradan çıkar Yetme yahu, yetme. Son, çünkü kesilecek kurban elini ayağını bağladın mı, bıçağı bölünce nasıl geberir? Böyle gebermeye başlıyor Nebi. Hiç debelenme, seni keseceğim, hiç kıpırdama.
O zaman suyla yitiyordum, şimdi parmağımıla o pislikleri kazıyacağım, diyorum. Böyle kazmaya başlıyor. Üstadın evi tek beden sunarak elini tutuyor. Dur ya Mevlana halim, vur yeter artık diyor. Çık oradan, çıkıyorlar, yine halvetli olmuyor. Mutlaka su taşı nefsinde bir bakiyye kaldıysa, o da mahvolsun da ondan sonra gelin diyor, daha kabul edemem diyor, huzuruna daha kabul etmiyor. Sen diyorsun ki, efendi bize hürmet etmiyor. Ders okuyorum, ben kazanamıyorum. Küçücük nefsinin, nefsine, cesedine innenin ucu derse göklere hoplayan bir adama beyin gelir mi? Hıplağına kadar nefis olmuş da feyiz gelir mi? Her tarafın benlik olmuş da feyiz gelir mi? Dolu nehye, sedre kadar su girer mi? Ne olsun? Olmaz derler kardeşim. Allah, içimizi boşalttın inşallah, bize tevazu olamıyorsun, o yolda hizmetler nasip etsin inşallah. Der ki, yedi sekiz ay kadar oldu, su taşıyor, bir gün huzuruna istediler.
Bir teveccüh etme de Gavsile alsam oldu. Gavsile alsam oldu. On ay kadar kaldıktan sonra, Halid yürüttü. Yani, Halid bizim çöp yükümüzü aldı üstüne ve müsaade ettiler o teşyi ettiler. Mevlana Halid'i kılavuzladılar. Ya Mevlana Halid, haydi yüklendin geliyorsun, çok düşmanların olacak, daima muvaffak olacak bu konuda. Dünyevi ile bir şey ister misin? Soruyorum. Efendim, müritleri irşad için dünya da lazım. Dünya da olsun, dünyayı da veririm.