Marifetullah ve Kulluk Yolunda İlahi Esma kaydında Bismillahirrahmanirrahim. İbadet ne demektir? Hayatımızın sonuna kadar yapmakla sorumlu olduğumuz bir vazifedir. Çünkü bizim ilahi genimizde var bu. İlahi genimizde yapımızda var. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz insanları ve cinleri zatıma kulluk gitsin diye yarattım buyuruyor. Yalnız burada İbni Abbas Radıyallahu Anhuma Hazretleri bu mübarek…
Marifetullah ve Kulluk Yolunda İlahi Esma ne anlatıyor?
Marifetullah ve Kulluk Yolunda İlahi Esma kaydında Bismillahirrahmanirrahim. İbadet ne demektir? Hayatımızın sonuna kadar yapmakla sorumlu olduğumuz bir vazifedir. Çünkü bizim ilahi genimizde var bu. İlahi genimizde yapımızda var. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz insanları ve cinleri zatıma kulluk gitsin diye yarattım buyuruyor. Yalnız burada İbni Abbas Radıyallahu Anhuma Hazretleri bu mübarek…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bismillahirrahmanirrahim. İbadet ne demektir? Hayatımızın sonuna kadar yapmakla sorumlu olduğumuz bir vazifedir. Çünkü bizim ilahi genimizde var bu. İlahi genimizde yapımızda var. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz insanları ve cinleri zatıma kulluk gitsin diye yarattım buyuruyor. Yalnız burada İbni Abbas Radıyallahu Anhuma Hazretleri bu mübarek yolun da önemine işaret eden bir ifadede bulunuyor. Ancak kulluk için. Buyuruyor ki Cenabı hak'ı tanımak için. Sıddiki Azam'la Ali Kerimallah ve şef Efendimizden gelen bu yolun arifleri, bu yolun öncüleri hep şu tarifte bulunuyorlar. Ey marifetullah'a talip olan kişi diyorlar. Marifetullah Rabbi Zülcelal'imizi tanımak. Bulsam burada esaslarından göstermeyi daha çok arzu ederim. Çünkü gerçekten ilimde çok yüksek payeye ulaşmış kimselerdir bunlar. Bize marifetullah'ı çok güzel tarif ediyorlar. Çünkü marifetullah Allah'ımızın zatı hakkında mümkün değil.
Onun zatını tanımlamak ancak zatına mahsus. Çünkü Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sen kendini nasıl vasf ediyorsan öylesin demiştir. Yani tarif yapı yapılamıyor. Mesela diyelim ki çok güzel gördüğümüz bir bina sanatsal. Çok müstesna dünya çapında mühim bir eser. Bunun biz yüksekliğini o yapının mimarını neden anlarız? Yapısından anlarız. Bunun için derler ki Nakşibedih nakkaş'a gider. Eğer siz bir halıdır diyelim buna benzer başka eserlerdir dokumadır. Eğer bunu vasf ediyorsanız vasıf dokuyana gider. Bir kere bu alemi dokuyan Cenabı Hak'tır. O eserde o eserde o eserin güzelliği kapısıdır, yapısıdır, süslemesidir ne olursa olsun ne olursa olsun o mimari güzellik o mimara nispet edilir. O mimardandır. Bakıyoruz Cenabı Hak'kın doksan dokuz Esmai ilahiyesi var. Bunlar bizim yaşamamız için öyle birden errahman, er rahim, el rapor, el settar diye saymak değil bu. Evet saymak da güzel.
Onu tekrar etmek de güzel ama güzelliği burada onun manasına bilebilmek. Mesela el musavvir sizi bir sıkıntıya sokmak değil de içimizden birisine sorsak desek ki el musavvir sıfatı ne demektir? Yerine göre durup kalıyor. El musavvir suret veren demek. Şimdi düşünelim. Her şey aynı surette olsa, mesela renkler olmasa sadece bir renk olsa, kişi aklını yitirir. Her şey aynı renkte olsa, Rengin olması, her şeyin kendine mahsus bir renginin oluşması onda başka bir güzellik meydana getirir. Mesela çiçek nedir? Çiçek özel bir isimdir. Bütün çiçeklerin ortak adı çiçektir. Ama bu çiçekler çok farklıdır. Her çiçeğin kendine mahsus bir sureti vardır. Gül mesela, genel bir isimdir. Ama bütün güllerde baktığımız zaman eğer iyi bakacak olursak birbirinden farklıdır. Bu Cenabı hakk'ın azametini göstermez mi? Biz mesela farklı bir eşya yapmaya çalışsak belki yüz tane yaparız. Haydi bin tane yaptık.
Ta Adem Aleyhisselam'dan kıyamete kadar, diyelim bu zamana kadar gelen insanların saçlarının bile, tüylerinin bile, o kinlerinin bile birbirine benzememesi elbette ki yüce kudrettir. Bunu bir kimsenin yapması mümkün değildir. İnşa eden yapan odur. Dediler müşrikler işte insanın böyle kemikleri öldükten sonra cismi dağılmış Kemikleri ellerine almışlar Demişler ki bu böyle olduktan sonra tekrar nasıl dirilecek Cenabı hak hemen misal veriyor. İlk yaratan nasıl halk etmişse onu sonda ihya edecek olan diriltecek olan da şüphesiz Hallakı Azimüşşan bunu yapacaktır. Sonsuz Kudret. Ama bu bize hayat verecektir. Bak okuyoruz, yavrularımız bile. O anaokullarında kreşlerde bir bir sayıyorlar. O saymak güzel. Bunun yanında asıl sayış, asıl sayış aklı yeten kimseler olarak manasını bilebilmek. Şimdi biz el Musavvir sıfatına girsek çıkmamız mümkün değil içinden.
Şekil olarak Cenabı Hak ayrı ayrı yaratıyor. El Musavir sıfatı seslerde bile bakıyorsunuz farklılıklar var. Mesela namaza durdum. Namaza durduğumuzda bizim bir saf gerimizde olanı görmüyoruz. Durmuşuz, baktığımızda yok. Fakat o arkadaki kimse şöyle bir sesi az bir duyurulacak şekle gelse derhal tanıyoruz. Diyoruz ki bu bizim okuldaki arkadaşımızdı veya iş ortağımızdı diyebiliyoruz. Allah'ım seslerde bile ne farklar meydana getirmiş. Sonra bir ses, bu aletlerden neden çıkartılıyor ses. Veriyor aletler ama bir bakıyorsunuz insandaki ses hiç buna benzemiyor. Mesela o sesten adamın neşesini kederini anlıyoruz. Diyoruz ki sesim bana pek iyi gelmedi, üzüntülü gördüm. Mesela çok neşeliydin diyebiliyoruz. Buna Mevlana'mız sesler renge dönüşür buyuruyor.
Yani öyle ses olur ki Allah'ımız Kitabı Kerim'in de amellerin Cenabı hak katına yükseleceği, essanuh ve yes adul kelim tayyib ve yerfau amelü, bu ayeti celile ile öyle halis insanlar olur ki muhlis ve muhlas olan rabbımızın seçtiği kullar olur, sesleri arşı alaya erişir. O bağırmakla olmaz o. 0 sesin tizine göre ne olmaz. Onun sesin yükseltilmesine göre de olmaz. O gönüldeki sestir asıl. Gönüllerinin nur olmasıyla ta kalplerin içine işler. Öyle bir söz söyledi ki der, adeta beni yaktı der. Mesela bir Esad Erbili Hazretleri söz söyler. Nedir? Ne darım var benim mesat ne de meyli diyarım var. Cemali bariden başka intizarım yok. Benimdir şurada burada hiçbir gayem maksadım yok. Sadece maksadım Allah'tır. O söz artık onun Cenabı Hak katındaki kıymet ve derecesine göre tesiri meydana gelir. Mesela dinlersin, çok kimseleri dinleriz Ama bir Hacasın efendiyi dinlemek çok farklı olur.
Der ki bağrımı yaktı der. Neden? Çünkü onun bağrı yanmış. Yanma şöyle dursun, kül olmuş o. Allah'ımız da artık zikri kül, zikri sultani, nefvi ispat, murakabat olduğu gibi bununla birlikte fenafillah ve beka billah olmuş. Bu. Bütün çözüm gelin der diyelim, toparlayalım marifet hususunda Cenabı hakk'ı tanıma hususunda zatı hakkında mümkün değil ama sıfatlarında. O sıfatlarında da Cenabı hak işsizdir. Ama ne yapmıştır? Zati sıfatları var Cenabı hakk'ın. Onda bir ortaklık yok. Ama sıfatı sübutiyesi var. Ne var? İrade var. Külli irade ona ait. Ama biz irademizle hareket ediyoruz, İrademizle. Fakat bu irademizi külli olan iradeye teslim etmedikçe halimiz şu duruma benzer. Diyelim ki Böyle bir deniz Denizde Sandallar var Kayıklar var Fakat deniz bazen fırtınalı oluyor Dalgalı oluyor. Yerine göre boradır vesairedir. Dalgalar, evler büyüklüğü dalgalar oluyor. İşte İskenderun'u görüyoruz.
Deniz kabarınca ne oldu? Biraz daha kabarsa memleket gider. Ne olur onlar o fırtınada? Birbirine karışır. O dalgalar da yok olur gider. Fakat onu sahile demirlenecek olsa, rıhtıma çekilecek olsa bu dalgalardan, o denizdeki fırtınadan, o met ve cesur olaylarından etkilenmez. Bizim bir kere irademiz Cenabı hakk'ın iradesine bağlanmazsa Allah korusun nefis bizi alır, cehennemin derelerine götürür. Her türlü kötülüğü Allah korusun bizim gözümüze hoş göster. Ondan dolayı irademiz Rabb'ımızın iradesine ram olacak. Ona teslim edeceğiz. Ne diyeceğiz? Mesela bir iş zuhur itti. Diyorlar ki ticari meselelerden de sen yillarca çalışıyorsun, emekte veriyorsun ama bir arpa boyu da yol alamıyorsun. Gel şu ticaretini şu şekilde yap diye nefsi arzulara göre yapmasını tavsiye ediyor. Kötü niyetli bir insan. Bak dur, şöyle yap. Yahu bu mal hemen piyasaya çıkarma. Şimdi biz de tarihlerini aldık.
Şu tarihte duyumlarımıza göre malın fiyatı çok değişecek. Belki iki katına da çıkacak. Daha fazla da çıkacak. Git sen bunu muhafaza et. Kuru. O zaman geldiği zaman piyasaya çıkar. Ne oldu? İhtikar. Dinimizde haramdır. Alır bizi irademizi, Rabbımızın iradesine teslim etmeyince Kuran'ın arzusuna, Kuran'ın emrine göre, e hadisi Muhammediye'ye göre yapmayınca ne olur? Alır bizi derelerin deresine, helakin helakine, esfeli-i safiline götürür bizi. Bu ne ile alakalı? Marifetle alakalı. Bir kere bileceğiz. Bak çok insanımız üzülecek durumdayız. Bu öyle zor bir şey değil. İmanın altı esasını bizsek gider. Çünkü onu sayıyoruz biz. Biz yola çıksak da şöyle bir Kuran kursu olur veya güzel eğitim veren bir mekan da olabilir. Allah'ımızın desek mesela imanın şartlarını say, altısını bir çırpıda sayabilir. Ama bu saymak değildir. Allah'ımız iman edin buyurulurken hemen amele yönlendirir Cenabı Hak.
Salih amel işleyin. İnanmakla değil. Kuran-ı Azimüşşan'da Allah'ımız ne güzel izah buyurmuş bize. Bu hususu sadece inandım demekle inandım demekle kendimizi ne yapıyoruz? Kurtaramıyoruz. Olmuyor. Esselamüla. Geçmiş ümmetlerin uğramış olduğu o sıkıntılar, o imtihanlar başlarınıza gelmeden siz iman ettik deyip de terk edileceğinizi mi zannediyorsunuz? İşte al. Rabbi Zülcelal'imizi tanımak. Sadece inandım demette olmuyor. Yine halıkımız Celle Celalü bize öyle yollar gösteriyor ki hayran kalmamak mümkün değildir. Mesela Onlar iman ettik diyorlar. Yalnız Müslüman olduk diyorlar. Böyle demelerine rağmen iman onların gönüllerine girmemiştir buyuruyor. Onlar inandık diyorlar. O zaman ne olacak? İmanın tarifinde şu vardır. Dil ile ikrar, kalp ile tasdik. Ne kadar sıddık-ı azamla Ali efendimizden gelen yol önemliymiş.
Ne kadar sadatı kiramın, ta sıddık-ı azamın bu zamana kadar gelen meşayi izamın bize gösterdiği yol ne kadar önemliymiş. Ne diyorlar? İmanınız taklitten tahkike erişsin. Vermiş oldukları evrak bu. Zikir bu. Yapıyoruz, yapmıyor değiliz ki. Böyle yapmayla da olmuyor. Mesela biz bir ticari işe girişecek olsak nasıl hesap ediyoruz onu? Altını üstünü. Onun sağını solunu. Önünü arkasını. Aman ha bu işten nasıl kar edebilirim? Onun hesabını çok iyi yapıyoruz yerine göre. Yapıyoruz. Çünkü zarar etmeyelim diyoruz. Aman ha zarar edenlerden de olmayalım kar edelim diyoruz. Ama işi ciddi tutmayacak olursa bir müddet sonra işte bozuluyor. Ama kararlı olursa iş işinde, eben diyor bir işe girdim, Bu olan bir hadiseyi isim vermeyerek söylüyorum. Ben diyor o firmaya girdim. Büyük bir firma ama dünya çapında bir firma. Ben diyor sadece ham aldım orada. Çok iyi çalıştım diyor.
İş sahibim beni gözetlermiş diyor. Bütün işçileri gözetlediği gibi. Çünkü diyor ben vakit hırsızlığı yapmadım. Zaman hırsızlığı yapmadım. İşte canım gücünü de görecek sekizde gideceksem onda giderim demedim. Olsun olmasın sekizde girdim. İşte onun bağ evleri var. Onun için tez ayrılır ikindiden sonra çıkıverir. Daha da müddet vardır, görmez deyip ayrılmadım. Dikkat ettim. Bu da hep kontrol altında çalışmamda görülmüş. Beni getirdi bir firmanın başına koydu. Ben diyor çuval taşıyordum sırtımda. Ondan sonra oradaki başarım da görüldü, işin sahip oldum şimdi diyor. Tabii birçok aşamalardan geçiyor. Bu bir misal bize. Biz Allah'ımıza kullukta eğer mübarek bir yola takva yolunu seçmiş isek bu yoldaki azmimize ve gayretimize göre Akşemsettin Veli neden bir anda yetişmiş?
Diyorlar ki efendim biz ömrümüzü verdik fakat bu Akşemseddin Veli gelir gelmez çok kısa bir zamanda kemale erdi, sebebi nedir? Ben buyuruyor size bir şey diyorum, dinine boyuna mütalaa ediyorsun, ediyorsunuz. Ya böyle söyledi ama bu, bugünün şartlarında olacak bir şey değil. Akla da aykırı geliyor bu. Dediniz, durdunuz. Ama o efendim bunu emretti, yapacağım dedi. Mesela Esad El birliği Hazretleri ilk intisap ettiğim senede ta'al Hariri Hazretleri beni diyor halife olarak tayin etti. Neden? Onda o kabiliyeti gördü. Onda o aşkı gördü. O muhabbeti gördü. Beş sene sonra da hazıratımın makamına geçtim diyor. Sami Efendi Hazretleri hulefa içerisinde, halifeler içerisinde en genç, yirmi beş yaşlarında. Hepsinin önünde. Hatta Essadi El birliği hazretleri hakkında bazı gönülden düşünceler geçmiş.
Böyle genç birisi olmasa da şöyle hoca, hacı biraz daha konuşmasında ne de ne bileyim kendisine göre bir şekil almış. Ondan sonra ilmi vakarı görünen kimse olsa olmaz mı deyince Esad-ı Resulullah emrediyor diyor. Bu iş öyle şekille şemaille biçimle şununla bununla olmuyor, gönülle oluyor ve sünnet dedem rahmetullah aleyh hiç uzak değil. Kırk beş günde icazet alıp geliyor kırk beş günde. Dille diyemiyorlar da kalben sıkıntılananlara şöyle cevap veriyor. Şeriat ocağını öyle güzel kurmuş ki bir ateşe ihtiyacı var. O kibriti de, o çakmağı da çakmayalım mı diyor. Allah'ımız bizden amel istiyor. Gayret istiyor. Çaba istiyor. İşte Ramazan-ı Şerif bitti sayalım. Öyle daha önümüzde epey iyi günler var. Daha ne oldu ki? İki gün, üç gün demeyelim Ramazan-ı Şerif'i bitti bilelim. Belki o bitmese bizim bitmeyeceğimiz ne malum. Ama biz oturuyoruz Ramazan-ı Şerif'te iftarda sofraya.
Sofraya oturduğumuzda diyelim ki bir hoşaf. İçtiğimizde bu erik hoşafı mı kayısı hoşafı mı? Ondan sonra diyelim ki vişne hoşafı mı, şeftali mi, elma mı? Bunu biz isterse adamın gözü görmesin. Kaşığını o kaseye daldırdığı zaman ağzına götürdüğünde ha ha bu şeftali hoşafıymış diyor. O zaman biz Ramazan-ı Şerif'teki orucun tat ve lezzetini gönülde duyuyor, duymuyor muyuz? Duyduk, duyup duymadığımızı mütalaa etmemiz gerekiyor. Oruç tatilinin bizim gönlümüzde zevki beliriyor mu? Bak, en basitinden bir hoşafın tadını anlıyoruz. Teravih namazı kılıyoruz ama kılarken hangi yer erken kıldırıyor diye oraya mı koşuyoruz? Yoksa müstakim bir şekilde, kıraati düzgün, ahlakı düzgün, bir kimsenin arkasında kılalım mı diye mütalaa edip o teravih namazının haz ve lezzetini ondaki esrarı gönlümüzde duyabiliyor muyuz?
Ramazan-ı Şerife girdiğimizde kilomuzun mu hesabını yapıyoruz yoksa imanımızın kilosunun mu? Ahlakımızın mı kilosu? Neyi ölçüp biçiyoruz? Yoksa gelip geçiyor mu? Artık biz şu veya bu demeden kendi önümüze bakmamız icap ediyor. Acaba bu taatlerden ne kadar nasip alabilmişiz? Marifet hususunda Bayezid-i Bistami Hazretleri Sen marifete ne ile erdin Ya Bayezid? Ariflerin sultanı. Vegal. Bir nefsin uğruyene. Ve batnin cain anil ek. Öyle yemelerin hesabını yapmadın. Aç bir karın ve çıplak bir bedenle buldum. Deli divane gibi ortada gömleksiz, elbisesiz gezme değil o. Giydiği kumaşın kalitesini araştırmıyor. Sadece tesettürü vücudunu örtmesi ve yemelerin de çeşidi de diyor ben meşgul olmadım. Nasıl bu hale ermişler? Muhammed bin Vasi, Rahmetullah Ali, ma raitu şey, şeyen ille ve raeytunlaha fi. Ben evimde otururken kapıdan dışarı çıktığımda kimi görsem kimi görsem mesela gözüme bir dağ çarptı.
O dağı gördüğüm zaman Allah'ımızın halk ettiği bir cebel dedim, dağ dedim. Eğer bir su göleti veya neyse akan bir suyun yanından geçmişsem bunu akıtan Allah'tır dedim. Bir kimseyi görmüşsem Allah'ımızın ayat-ı ilahiyesi dedim. Her bir yarattığında sır vardır dedim. Ayağımı toprağa bastıysam o bastığım toprakta şuurlu bir şekilde bu toprağı altımıza döşek olarak halk eden Mevla dedim. Ve cannel arda firaşa dedim. Bunu döşek olarak ayağımızın altına Cenabı hak vermiş dedim. Semaya baktığımda Hayvana baksan hayvandaki Allah'ın esrarını yaratma sıfatını gördüm. Semavata baktığım zaman daha birinci kaç semadan ışığı gelmeyen yıldızları tefekkür ettim, bunu bir insan yapamaz. Dedim gözyaşımı tutamadım diyor. Yüce kudreti gördüğümde.
Değil semavata, değil arza, Arifani ilahi Allah dostlarından biri, bir kedinin diyor ayağının hareketinin bundaki yüce kudreti Rabbim bana gösterince diyor hayran kaldım. Değil ki semavat var. Sami Efendi Hazretlerinin de kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem bulunduğu bir merasim. Fakat o merasim yapılan ev çok müstesna bir ev. Bir ciheti tamamen camekan. Öyle bildiğimiz tabak tabak değil. Şimdi onun ölçüleri çok geniştir. Sonra oradan deniz görünüyor. Deniz manzarası. Dağ görünüyor. Orman görünüyor. Evin o cemaatanlara böyle iplerle gerilmiş. Gülleri, çiçekleri orada bulunan cemaat bunu görünce o cazibeye kapılarak hayran kalırlar. Ne kudret, ne Cenabı hak hilkat, halık sıfatının eseri derken Sami Efendi Hazretleri mübarek başını önüne eğerek zerrede bile Allah kudretini gösteriyordur. Dokuz yüz cilt eser hazırlansa Allah'ımızın zerre kadar gördüğümüz kudretindeki esrarı çözemiyor.
O zaman yaşantımızı düşüneceğiz. Biz nasıl bir hayat yaşıyoruz? O zaman diyeceğiz ki, Hacasen Efendi Kaddafi mübarek elini boşuna sallamamış. Dünyayı da, Konya'yı da anlamadan çekip gidiyoruz diye boşuna dememiş. Öyle boy göstermemiş onlar. Onlar huy göstermiş. Onlar hedef göstermiş. Onlar ahlak göstermiş. Onlar bize neyi takip edeceğimizi, nelere uyacağımızı, irşatımızı göstermiştir. Ma rayıtu şeyen illa ve raitullah ha gablehu. Ben bir şeye baktığımda diyor o şeye bakmazdan önce, o eşyaya neyse artık ondan önce rabbımızın kudretini gördüm diyor. Ya şu bahar geliyor, geliyor. Öyle de bir güzelleşti ki ortalık. Geçmese bu bahar demedik diyor. Bu bahardaki güzelliği veren Rabbımızı gördük. Öyle vay şurada piknik yapalım. Şurada eğlenelim. Şöyle günümüzü gün ederek demedik. O günümüzü gün ederken Rabbımızın yüce kudretiyle yaptı bunu.
Nurun marifet öyle bir nimet ki kamil müminin kalbinde parlayan nurdur. Şimdi insanın daraldığı anlar oluyor, bunalıyor. Mesela bir gençti bize dedi ki bugün benim en kötü günüm. Niye? Bir zorlukla karşılaşmış. Mesela bir gün oluyor. Bugün diyor Neşem bildiğiniz gibi değil. Ama bu kimsenin gönlünde darlık var, sıkıntı var. Sıkıntı duyuyor. Neden duyuyoruz bu sıkıntıyı biz? Şundan duyuyoruz. Benim en kötü günüm derken karşılaşmış olduğu olumsuz halde hayrihi ve şerrihi minallahi Teala. Altı iman esası diyoruz da hayrı ve şerri yaratan Allah'tır, bunu dille söylüyoruz. Ama bunu kalbimiz anlayabiliyor mu? Eğer kalbimiz anlarsa ne deriz? O şer olan diyelim ki insan hayatında birçok olumsuzluklar var. Cenabı hak Adem Aleyhisselam'ı halk ettiğinde Otuz dokuz gün keder yağmuru, bir gün de sürur yağmuru yağıyor. Kederi insanın sürurundan çok. O kederli anda onlar ne yapıyor?
Hayrı ve şerri minallahu Teala. Hayrı ve şerri yaratan Allah'tır. Ben diyor şu anda bir imtihanın içerisindeyim diyor. Allah beni imtihan ediyor. Acaba sabredecek miyim, etmeyecek miyim diye ben büyük bir muhasebenin içerisine girmem gerekir diyor. Allah'ımın vermiş olduğu nimette şükür. Ama bir sıkıntı anında da, bir sıkıntı anında da sabretmesini bilmem icap eder diyor. Mesela bakıyor kitabı kerime, nimete erdiği zaman şunu söylüyor. Belkıs'ın tahtının getirilmesi öyle kolay bir hadise değil, saltanatı bitiyor. Şöyle bir düşünecek olursak illa bunu ta Süleyman Aleyhisselam devri demeyelim. Bugünle çünkü Kuran-ı Kerim hayattadır. İşte inmiş bundan bin beş yüz sene önce böyle bir şey yok. İndi ama indiği gibi tazeliği muhafaza edilmekte ve daha Kuran-ı Kerim çözülememiştir. Mümkün değil. Ancak kişi ne kadar çözer? Çünkü marifetullah kalbe verilen bir nurdur.
Marifetten daha büyük bir hazine olamaz. Öyle maaşların artması bilmem falan değil. İşte maaş şu duruma gelmiş. Biz bununla mı sevinmeliydik? Yoksa dinimiz nasıl Kemal bulacak diye bununla mı sevinmeliydik? Patatesin, soğanın fiyatının artması mı bizi hüzün, sevindirmeliydi veya üzmeliydi? Yoksa bu cemiyetin belirsiz bir hale nefsin ve şeytanın yoluna gidip evlatlarımızın camiye gelmeyişleri. O çocukken güzel ama şöyle yaşını başını aldıktan sonra nerelere gittiğinin mütalaasını mı yapmalıydık? Yoksa çok güzel et şu fiyata diye gösteriliyor ve görüyoruz. Et şu fiyata çıktı. Temizlik aletleri şu fiyatta. Bunun mu hesabını yapacaktık yoksa hayatımızın muhasebesini mi? Allah'ımıza yakınlığımız ne derecede? Ona olan ünsiyetimiz dostluğumuz hangi noktada bunun mu hesabını yapacaktık? Ramazan-ı Şerif işte budur. Yani bu ay bitince her şey bitmez. Ölünceye kadar Rabbimize kuluz biz.
Yuh yallahü Teala, Allah'ımız ancak kendisini tanımak suretiyle ne yapıyor? Kalbimizi hayata kavuşturuyor. Bu marifetin arz edeceğim inşallah. Bu yalnız bir konu anlatılırken bu işte asırlar öncesi demeyelim diye ifade etmeye çalışıyorum. Çünkü günümüz daha Kuran-ı Kerim'i çözememiştir. O NASA incelenecek olursa belki inanmayan zümredir ama Kuran-ı Azimüşşan'daki ayetlerle günümüzdeki hadiseleri tespit ediyor. Çok uzun. Mesela derdik ki biz okurduk biz demezdik de atomlar parçalanmaz diye. Kuran-ı Azimüşşan parçalanır buyuruyor. Nerede yazıyor bunu? Rabbimiz bunu İsra suresinde Alemde hiçbir varlık yoktur ki Allah'ı tespih etmesin. Bunu canım bir Alman profesör derse ha Alman profesör söylemiş. Ne demiş? Öyle deyince ikna olmaya çalışan bir kısım grup çıkıyor. Canım bunu bu düşünür söylemiş bu Almanya'da çok yüksek sınıfta etiketi olan bir kimse. Ne demiş?
Bir tas saniyede iki yüz defa hareket eder. Muhyiddin Arabi Hazretleri deyince daha çok heyecanlanmamız lazım. Onları Cenabı hak neces diye haber veriyor. Bir gübre diye haber veriyor müşrikleri. Ama Muhyiddin Arabi Hazretleri Şeyhül Ekber'dir. O da buyuruyor ki bir tas saniyede iki yüz defa Allah'tır. Marifetin kısımları anlatılırken burada Süleyman Aleyhisselam büyük bir devlete mazhar. Günümüzle ilişkilendirmeyi size bırakıyorum. Büyük bir servet bu yani. Bu tarif edilmez bir devlet çıkıyor. Sebe ülkesinde Belkıs validemizin saltanatı bitiyor. Süleyman Aleyhisselam onun devleti tarif edilecek gibi değil. Ölçülemez. Bütün cinler de onun hizmetine girmiş durumda. Ama bununla hayatını değiştirmiyor. Acaba şükür mü edeceğim? Yoksa küfranı nimetten mi bulacağım? Bunu ta o zamandan deniyor diyelim. Şimdi Kanuni Sultan Süleyman zaferden dönerken bir hafta sonra zafere İstanbul'a giriyor.
Veya bir hafta olmasa dahi geç giriyor. Ordu giriyor. Kendisi bakın nereye giriyor? Bir yeri kazdırmış oraya giriyor. Kanuni eğer bu zaferi kazanmışsan Allah'tan yardım geldi ve fethe mazhar oldun. Bununla gurur ve kibre dalma deyip bir kabrin içerisinde vakit geçiriyor. Kibre dalarım diye, benliğe düşerim diye ve ordu girdikten sonra çok gizli bir şekilde Kanuni Sultan Süleyman Edirne kapısından bu şehir İstanbul ki bir mitlubahadır biri sen gene yekpare acem mülki fedadır. Diyor ki şair bu İstanbul öyle bir şehir ki bir taşına İran ülkesi fedadır diyor, sadece bir taşına. Nasıl diyor? Oraya ancak böyle gururla ve kibirle girmeyeyim diye belki gurur ve kibir olur diye çok gizli bir şekilde geliyor. Hepsi böyle Allah'ın dostlarının. Bizim mürşid-i kamilimizin erdiği nimet vefatından sonra anlaşıldı. Kendi yerinde. Anlayanlar müstesna. Kimseyi rencide etme değil bizim işimiz.
Anlayanlar anlamıştır tabii. O ilahi nimete mazhar olunca hutbiyete söylediği söz layık değildik ama Allah lütfetti diyor. Üç kısımdadır. Marifetü'l am. Keşke bu olabilsek. Böyle genel, bizim gibi insandır. Vehiye el mari fetübi efalillah. Allah'ımızın efal I ilahiyesini tanıyan, kudretini işte geçirdiğimiz altı Şubat'taki hadise. Üç veya dört Hollanda büyüklüğünde mekan mahvoldu. Yani o ilk günlerdeki secdemizi çoğaltmamız, ibadet ve taatteki aşkımızı çoğaltmamız ölünceye kadar bitmemeli. Ne olacağımızı biliyor muyuz? Olsun olmasın. Rabbimize kuluz biz. Bunu tanıyamamanın sebebi nedir? Marifetullah'a ermemek. Cenabı hak'ı tanıyamamaktır. Ef'al-i ilahiyesi. İşte kudretini gördük. Bir Cenabı hak, dördü yirmi geçe diyelim o dolaylardan. Bir salladı Cenabı hak. Biz de hissettik. Ondan sonra bir de öğle namazını müteakip bir buçuğa yakın saatte salladı, out yüz rit. Bu yüce kudret.
Eğer o şiddeti artırsa kalır mıydı hiçbir şey? Allah'ımız kıyameti anlatırken İnfitar suresinde denizlerin birbirine karışacağını, aynen böyle bir zeytinyağı gibi semavatın eriyeceğini, Karia suresinde dağların amaç böyle pamuk gibi pamuk gibi uçuşacağını, uçacağına haber verir. Hallaç pamuğu gibi dağların uçuşacağını haber verir. İşte bu kıyamet önümüzde. Olsun olmasın. Efendimize geldi bir tanesi. Metessa. Kıyamet ne zaman kopacak? Buyurdu ki ne hazırladın? Kıyamet için ne hazırladın? İlla bacayı ateş sardığı zaman mı uyanacağız? Canım bu Göksün merkezli bir depremdi. Bu kasabada olmadı ki demeyeceğiz. Her zaman uyanık her zaman Cenabı Hakk'a bağlı olacak. Geçici bir şekilde deyin. Ve marifetul has özel, Allah'ımıza muhabbetle takva yolunu tutan kimselerin marifeti ve hilel marifetü bisfatillahi teala, Allah'ımızın sıfatları. Mesela duyma sıfatı, görme sıfatı vesaire.
Ve marifetül ahas, Daha seçkin insanların marifeti ise veiyel marifetü bidatillah. Onlar Allahu Zülcelal'in zatını tanır. Nasıl tanıyor? Hani diyordunuz ki zatı hakkında asla. Hazreti Cüneyd'e soruyorlar, KaddeSalallahu sırra. Ma araftallah. Allah'ı nasıl tanıdın? Arafü billah. Allah'ın Celle Celaluhu zatını bana tanıttığı kadar tanıdım diyor. Yani Allah'ı nasıl tanıdın deyince, Hel areftallah, nasıl tanıdın Allah'ı? Areftü billah diyor. Onun zatını bana tanıttığı kadar. Demek ki bir kimse eğer çok itaatkar olacak olursa gerek anne ve babası olsun, gerekse bir kurumda olsun ama çok muti. Hiç o işveren de anne baba da onu düşündürmez. Yavrumuz evlenecek. Oğlum kimi istiyorsun bunu bile sormaz. Evet sorar ama ondan evvel yavruyu düşünür. Bunu nasıl biz baş göz edeceğiz? Ev bark kuracağız. İşini de ona düşündürmez. Bunu şöyle işler bulmak içindir. Bir kısım yerlerle görüşmeye başlar. Niye?
Çok razı onun için. Allah'ımız celle celaluhu hiç bu misale uyar mı? Zaten temsile. Kulunu sevdiği zaman hadis kuside de bildiriliyor. Ey dünya, senin arzun içerisinde olan senden başka hiçbir şeyi düşünmeyeni kendine köle olarak kullan buyuruyor. Fakat dünyayı ayağının altına almış. Bana kulluğu gören, gözeten bir kimse için desen ona köle ol buyuruyor. Nasıl Cenabı Hak kainatı ona hizmete veriyor? Hizmetçi olarak veriyor. Ya Abdullah. Cenabı Hak'ın emrini gözet ki Allah da seni gözetsin buyuruyor. Min emaratil maarifeti billah. Allah'u zülcelal'i tanimanın işareti nedir? Bir kere Cenabı hakk'ın azameti ilahiyesi onun gönlünde beliriyor. Demek ki Rabbimiz sevdiği kullarına zatını da tanıtıyor. Bazı Serraflar oluyor Ama çok kıymetli serraflar var. Çok kıymetli eşyayı koruyan, muhafaza eden, kendisinde barındıran dünyada eşi benzeri olmayan böyle akik taşı gibi buna benzer daha bir üstün.
Bunları koruyan zümrüt taşı gibi yakut taşı gibi sarraflar oluyor. Fakat bunu öyle teşhir etmiyor. Herkesin göreceği yerlerde onu ifade etmiyor. Onu şifreli sandıklarda muhafaza ediyor. Göstermiyorum. Ama onu alacak şekilde bir kimseyi tanıyorsa ama sadık dürüst. Gerçekten varlığı da yerinde onun kulağına eğiliyor. Diyor ki bende şöyle çok kıymetli mallar var. Çok kıymetli eşya var. Onu gece gel. Ben sana göstereyim, sen alırsın diyor. Cenabı Hak bizi ve minel leyli fescüdlehu ve sebbihu leylen tavıyla, bizi Cenabı Hak Cenabı Hak bizi gece ibadet ve taate çağırıyor Cenabı Hak bizi. Çünkü seher vaktinde in'amını ve ikramını bildiriyor. Dua eden yok mu duasını kabul edeceğim. Bir isteği olan yok mu isteğini vereceğim. İstiğfariden yok mu bağışlayacağım diye. Böyle hazinesini açmışken Cenabı hak bizi de uyandırsın Mevlamızı. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Marifetullah ve Kulluk Yolunda İlahi Esma | Mihmandar