Maneviyatın Gücü ve İlahi Muhabbetin Önemi kaydında Elhamdülillah memleketimizde Hasan Hocamız rahmetullahi aleyh derlerdi ki bu memleketin taşı ve toprağı veli kokuyor, derdi. İnşallah öyle devam eder. Bu sebeple, bu sebeple velilerin yaşadığı hakikat ehillerinin bulunduğu bir mekanda ancak bu konu işlenebilir. Bu da kurt ve böğürt. Kur yakınlık, böğürt uzaklık. Acaba niye yakınlık? Şimdi…
Elhamdülillah memleketimizde Hasan Hocamız rahmetullahi aleyh derlerdi ki bu memleketin taşı ve toprağı veli kokuyor, derdi. İnşallah öyle devam eder. Bu sebeple, bu sebeple velilerin yaşadığı hakikat ehillerinin bulunduğu bir mekanda ancak bu konu işlenebilir. Bu da kurt ve böğürt. Kur yakınlık, böğürt uzaklık. Acaba niye yakınlık? Şimdi burada yakınlığın bedeni olanları var. Bedenliği yakınlık. Mesela evinize yakın olursunuz, akrabanıza yakın olursunuz, işinize yakın olursunuz vesaire. Bir de ruhun yakınlığı var, asıl gereken de bu. Çünkü ruh Allah'ımızdan Celle Celalühu bir nefha olduğu için, bir nefha olduğu için devamlı Rabbimize ait olanları ister. Mesela büyüklerimizden duyuyoruz ya, diyorlar sana en güzel kızı nikahı ederim deseler istemem. Sana en büyük araziyi versek, en büyük serveti bağışlasak istemem. Ne istiyorlar, Allah'ımızın rızasını istiyorlar.
O Adana'da çok varlıklı zenginlerden Nuri has, zaten evlatları var onların. Onlar da vefat etti, çok yaşlı, tarih eski. Bunlar Sami Efendimiz hazretlerine sevgi duyan kimseler. O zengin olan zat demiş ki, böyle bir yardımda bulunalım efendi hazretlerine hizmet ediyor dinimize. Oldukça yekun teşkil eden bir meblağ zarf içinde göndermişler. Zarfın içini de açmamış zarfın, ağzını da açmamış bir kalem almış eline teşekkür ederim, ihtiyacım yoktur. Demişler hiçbir yardım yapamıyoruz, biz elhamdülillah onların dualarıyla birçok nimetlere mazhar olduk. Duyduğumuza göre yakını böyle inşaatlarla alakalı, ona çok güzel bir iş yeri plan çizdirelim. O plan vesilesiyle çokça yardımda bulunalım. Demişler şöyle bir projemiz var, bunu yapabilir misiniz? O da efendi hazretlerine durumu arz eder. Allah'ımız mediyelere öyle bir gönül, böyle bir göz lütfetmiş ki, biiznillahi Teala ileriyi keşfederler.
Buyururlar ki, buyururlar ki o yaptıkları inşaatta bir bölümünü faiz yuvası yapacaklar. Katiyen Cenabı Hak sana cami planları nevus etsindir. Onların gözleri dünyada yok. Neden yok? Şimdi bizim burada bir havuz var. Sekize sekiz, ona on, o kadar da değil zaten. Beşe beş gibi, ne gibi? Şimdi bunu gören kimse ne diyor? Hiçbir yer görmemiş ama, Bunu görmüş, sadece gördüğü bu. Allah Allah, niye büyük bir mekan icra etmişler der. Çünkü görmemiş hiçbir görünmüş. Ama bu kimse denizi görse, okyanusu görse nedir, buraya seyre gelir mi? Fatih'e, bendir denizi okyanusu gördüm. Bunun için Yunus Emre diyor ki ballar balını buldum, kovanın yağma olsun. Böyle ricelden bir zat olsa gerek, olmasa da yedilerden mübarek velilere hizmet eden bir kimse idi. Böyle bizim hanemizden, evimizin hanesinden de alıştığımız için, o konuşulurdu. İşte amca böyle bir intisabınız var mı deyince şunu dedi.
Maneviyatın Gücü ve İlahi Muhabbetin Önemi ne anlatıyor?
Maneviyatın Gücü ve İlahi Muhabbetin Önemi kaydında Elhamdülillah memleketimizde Hasan Hocamız rahmetullahi aleyh derlerdi ki bu memleketin taşı ve toprağı veli kokuyor, derdi. İnşallah öyle devam eder. Bu sebeple, bu sebeple velilerin yaşadığı hakikat ehillerinin bulunduğu bir mekanda ancak bu konu işlenebilir. Bu da kurt ve böğürt. Kur yakınlık, böğürt uzaklık. Acaba niye yakınlık? Şimdi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ben dedi deryayı buldum, damla ile ne işim var. Hani onlar bizzat işin kaynağına erişmiş. Bizim için gerekli, mutlak gerekli Ama onlar aynen Yunus Emre'nin dediği gibi kovanım yağma olsun, aslı zıyandan geçtim diyor, dükkanım yağma olsun. Onlar erişeceği yere erimiş. Şunu demek istiyorum, gözümüzü her zaman böyle değersiz nesnelere dayamamamız gerek. Hep ulvi olan değerlere kıymet vermemiz icab eder. Kitabı Kerim bunu anlatır bize, Allah'ımızın kitabı. Niye derseniz, siz Müminler oldukça siz en üstünsünüz buyuruyor. Bak hiç aşağıya düşüşü ama şartla ifade ediliyor. Mesela ne? Miminler oldukça siz üstünsünüz. Buyuruyor. Hadis-i şeriflere bakıyoruz, Hadis-i şeriflerde de Ahit Celaller çok, o mesela Furkan suresinde, müttakilere imam, Cenab-ı Hak'tan korkan kimselere imam olarak tayin ediyor. Çok aheccelliler pazar. Bunun yanında hadis-i şeriflerde de, kullüküm raal hepiniz idarecisiniz.
Bu çobansınız dendi mi önüne koyunu kuzuyu katmış, onları otlatıyor değil. Bu da güzel. Enbiyadan çobanlık yapmayanı yok hemen hemen. Bu da güzel. Bu tevazuğa işarettir. Ayrı bir konu. İşte gönüllerimizin hep varlık sahibi olduğumuzu ifade etmemiz insanın yüzüne de baktırmaz. Ama mütevazi, ben neyim ki? Ki? Sami Efendi Hazretleri'ne o ilahi kutsal görev verilince, benim adım Sami ama başka Sami de olabilir diyor. Şu ifadeye bakın, bakalım. Bakın, Tanrı kardeşimiz de belki duymuştur. Efendimiz Hazretleri, Huddiselahühu, eğer benim hatamı bilseniz kapımın önünden geçmezsiniz diyorduk. Geriden baktım yeşil türbe, içine girdim. Estağfurullah tövbe, bu Rabb'ımızı bulmalarından ileri gelir. Azameti ilahiye gönüllerine düşmüş onların. Şeytan neden söylüyor, esarlı? Adem aleyhisselamı beğenmiyor. Neden çünkü hakikati görmüyor, kendini görüyor. Kendinde fazilet, üstünlük görüyor, bunda.
Şimdi biz burada demek ki vitesi geriye takmayacağız. Devamlı ileriye. Bu vitesi bize aleyhissalatü vesselam efendimiz zaten hadisi şerifinde beyan buyuruyor. İki gönül denk olan zarardadır. Ne demek bu? Daha bir ileriye, daha bir ileriye, Yani bir aldığımız nefes, ikinci aldığımız nefes ondan daha bir güçlü. Bu dediğimiz nefes nedir bizim? Bu nefes Aynı zamanda müncezip tabirini kullanırlar. Gönlü Cenabıhakk'a çekilmiş bir derviş bunu yaşar aslında. Şimdi rabıtada durduğumuz gibi onun dışında da böyle meclis olarak hayırlı meclislerde bulunsak haydi bulamadık. Şu dünya kadar bize hayırlı bir meclis yoktur. Çünkü yeryüzü Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz yeryüzü bana mescit kılındı. Tahir ve Temiz mescit kılındı. Bunu bilsek, bak hayatımızın her anı güzel geçecek. Bir nefese verilen mükafata bakalım. O nefes neydi bakalım. Şimdi maden çıkarılıyor, bakıyoruz kömür çıkaranlar da var.
Kömür madenler de var, kömür çıkarıyor. Ondan sonra bakıyorsunuz mesela altın çıkarıyor. Eğer mümkün olsa da yakutu ve zümrütü çıkarırsa. Bu nereden çıkıyor, geriden çıkıyor. Onların kalp mekanı Allah'ımızın nuruyla çünkü kurb hadisesi işleyebilirsek biiznillahi teala, öyle bir Cenab-ı Hakk'a yakınlık meydana getirmiş ki hatta yakınlık yok. Nasıl yok? Bir sütü ele aldığımız zaman siz sütün içinde yağ var, olmaz olur mu? Var. Fatih haydi bunu ayır desek yağla sütü birbirinden ayırmak mümkün değildir. O ona inkılap etmiş. İşte fenafillah makamı bu demek. Beka makamı onunla baki olmak demek. Artık gurb diye bir şey yok yani yakınlık. Neden yok? Dedem rahmetullahi ali hazretleri gerçekten büyük insanmış. Büyükler sözlerinden de anlaşılıyor, konuştuğu kelamdan anlaşılıyor. Diyor ki üstazı için, kurbiyetin buğdiyetin farkı yoktur seyyidim. Kalbimize eyle ilka feyzını sen mürşidi.
Yani senin için diyor bir uzaklık, yakınlık yok. Hatta sormuşlar Essadi Elbili Hazretleri'ne, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ki efendim biz rabıta yapıyoruz, yalnız sizi dizimizin dibine mi getirsek, nasıl etsek, biz sizin dizinizin dibine mi varsa, hayır hayır buyrulmuş. Biz şarktan doğan bir güneş gibiyiz. Siz Kalbinizi hazır bir hale getirirseniz derhal nur-u ilahi içine girer. Bu, bunlar için uzaklık, yakınlık diye bir şey yok ki. Aslında öğüt için efendim Kuran-ı Kerim'i açsak da oradan bir çünkü Cenabı Hak'kın birçok nasihatleri de var Kuran-ı Kerim'de. Zaten Kuran-ı Kerim'in ashabına ya yuhen nas diye başlar ya, ey insanlar Kuran size mevaizadır diye buyuruyor. İlla bunu biz Kuran-ı azimüşşan'ı açıp da orada ayetlere bakacağız, onunla değil. Her şey şu alemde Cenabı hakk'ın ayetidir. Ayet nedir? Allah'ımızın esrarıdır, yüce kudretidir Cenabı hakk'ın.
Zaten onun dışında bir şey yok. Hep onun halkıdır bu. Halk etmiştir. Semavat kadar bize büyük bir nasihat olamaz. Şu yeryüzü kadar nasihat olamaz. Yerden bu Kuran işte Kuran-ı Azimüşşan. Bir kitabı kerimimiz var, bir de kainat kitabı var. Bu kainat kitabını okursak anlayabilirler. Kuran-ı Kerim'i açıyoruz. Essair billah. Bunu nasıl okuyorsak, kainatı da öyle okuyacak. Kainat nedir? Su, hava, ateş, toprak. Şu bastığımız toprak kadar bir ayet yok demeyeyim de Cenabı hakk'ın büyük ayetlerinde, esam edin. Bak burada hayvandan başladı Cenabı Hak, iveden başladı. Ondan sonra semanın yükseltilmesi, daha sonra dağlar ve yer. Semanın yükseltilmesi nedir? İşte ayet bu bize. Yedi kaç sema kürsinin yanında ne kadardır? Kürsinin yanında şöyle bir tarla düşündüğümüz zaman o tarlanın ortasındaki şu yüzü düştü. Bu kadar, yürü kaçırır. Kürsi nedir? Kürsi ve arşı azamın yanında arşın ötesi var mı?
Onu Allah gönüllerimize on sekiz bin alem. Nerede on sekiz bin alem? İnsanın hükmü. Bunun için buyuruyor ki Bir kendimizi keşfetsek o zaman anlayacağız. İnsanda ne var? İnsanda olmayan yok. Şimdi bunlar mevzuyu dağıtır, insanda şu var, Risale-i Nur. Cenab-ı Hak isimlerin hepsini Ademoğluna öğretmiştir. Çözebilirsek, verilmiş bize, gösterilmiş bir kış gösterilmiş veya bir hazine gösterilmiş ama çok itmeyen nimetlerle dolu bir hazine gösterilmiş. Elimizde de anahtar verilmiş. Haydi aç bu hazineye gir. Oku kelime-i şehadeti iman hazinesine gir. Hakikaten okuyabilirsek bu dil ile okumakla olmayıp, İmanın tasdik olması gerek. İman tasdik olursa imandaki verilen imana verilen değerler ortaya çıkıyor. Bak hiç bunu bilmiyoruz. Bize eğer ehlullah söylemese hiçbir şey anlamayacağız yani onların sohbetlerini de dinlediğimizden, böyle bazı duyduklarımızdan nakil yok.
Canım anahtar elimizde niye açmıyor? Anahtarı tersine çevirecek olursam açılır mı? Anahtarı yerli gelince kullanacağız. İyake nabudu ve iyyake nestain. Evraklarında bile var. Defi ispat diye tarif ediyorlar. İlahi ente maksudi ırda tematrubi anahtarı dişlerin mi? Bir dişi daha var ki en önemli olan odur. İmr-i hokmu illa lillah. Her içimizde hükmü Cenab-ı Hakk'a vermek. Efendim bunlar verilmiş bize de biz o hazine de gösterilmiş. O hazine de gösterilmiş ama biz anahtarı kullanmayı bilmezsek o hazinenin bir suçu yok ki. Biz açmayı bilmiyoruz. Başta açmayı bileceğiz. Açmanın birinci yolu nedir? Tevbedir. İkinci yolu nedir? İbadettir. Üçüncü yolu nedir? Hamdü senadır. Dördüncü yolu nedir? Cihattır. Beşinci yolu nedir? Allah'ımızın emrettiğini hem şahsımızda hem de insanlara yaşatabilmek. Nehyettiğini de o şekilde. Bir de koymuş olduğu sınırları aşmayacağız, Allah'ımıza.
Şimdi Allah'ın sevdiği kullara, önemli bir tabir bu, sevdiği kullara işleri kolaylaştırır. Onların hem dünya işi kolaylaşır hem de uhrevi işleri kolaylaşır. Allah kolaylaştırıyor. Hiç ummadık yerden Allah ona ihsan ediyor. Bu hadis-i şeriflerde de geçiyor zaten. Mesela kişi, kişi buyuruyor, uhrevi halden dolayı, manevi güzelliklerden dolayı dünya işlerini haldedemmiyor. Böyle olan kimselere Cenab-ı Hak ey dünya, sana kul olanları kendine kul kölem, bana gerçekten kul olanlara da sen kul. Yani dünya onların avucunun içerisinde zerre kadar bir ihtiyacı yok mu? Anlatmıştık bir ara. Bu Kuddüs-ü Veli Hazretleri böyle bağ bahçe işlerinde bulunur. Demişler ki Efendimiz otursa dergahta güzelce, tatlı tatlı sohbetler etse ne bu bağ, bahçeyle, yolun, gel kürekleriyle, bilmem filanlarla olmuyor, demişler.
Öyle deyince artık nasıl tarif edersek, bel küreğini toprağa sapmış, arkaya doğru atmış, bütün altınlar dökülüyor. Evladım bizim buna ihtiyacımız yok. Yalnız siz hatta farzı kifayedir. İnsanın rızkını helalinden temin etmesi farzı kifayedir. Biz diyor size yol gösteriyoruz. Mesela çok zor duyduğumuz bir hususdur Abdurrahman bin Avv hazretleri. Medyen çok misaller var bu. Ensardan olan kardeşi dünyevi ikramda bulunmak istedi. Hatta teehlül hususunda bile. Dedi ki Cenab-ı Hak ehlini de, iyalimi de, malını da, mülkünü de mübarek eyle. Sen bana dedi, alışveriş yapacağın bir pazarı göster. Burada bak biz hatırlıyorum, ilmi Adana'da Hasan Efendimiz de anlar. Bunlar asaleten gelenler. Şimdi bazı duyuyorum tarikatlarda var, vekil diyorlar. Olur, tabi o bölgede bir bayi gibi, manevi bir bayi. Orada mübarek yolun halaka teşkilini yapıyor, evrak eseri güzel.
Öyle bir vekil var, bir de asaleten gelir. Var. Bizzat şahit olduğum iki kişidir. Birisi Adanalı Hasan Efendi, birisi de müstahazımızdır, bunu defalarca söyledi. Bizzat Cicazitleri aleyhsilat-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı sîlad-ı s Hey şu akillarımız bir çalışsaydı, akil var da ülül elbabtı. Ondan sıkıntı ondan da olur, akıl var ama ülül elbab bu akıl delillerle yürünüyor, ülül elbab gönülle yürünüyor. Onun mesela Esad Erbida Hazretleri hemen devreyi toparlayıp konuşmalarımı tekrar dinliyorum. Biri bir yerde kalıyor, biri bir yerde kalıyor kalmasın. Kendisi biliyorsunuz İstanbul'a gelmiş. İstanbul'da bir dergah açılması için meşihat makamına müracaat etmiş. Demişler ki burada bir kelam-ı dergahı var, münhal, boş. Yalnız bizim, sizin bir kadir icaz etnamenizin olması lazım.
Bağdat'ta Abdülkadir Geylani efendimiz bizzat türbedarını emrediyor. Ben bu hayatta bulunmadığım için ben yazacağına inanıyorum, o ayrı. O yazı nasıl olur, o yazı nurdan olur. Senin ve benim gördüğüm karalama değil o. Şimdi diyor ki ben hayatta değilim, sen diyor yaz, Esad-i El-Bili Hazretleri gelecek, tarif ediyor, ona diyor icazetnamesini verirsin ve verin. Efendimiz aleyhi ve sellem işaretten, görür zaten. Bu Adana'nın anasını Efendimiz değil mi diyelim? Şimdi şey hemen diyeyim Abdurrahman bin Avf Hazretleri radıyallahu anh, ben diyor dünyaya meyletmediğimden kanaatim sebebiyle kumları diyor avucumu alsam altın olurdu diyor. Yani bizim çalışmamız lazım, gayret göstermemiz lazım. Rızkımızı helal etmek için yorulmamız, öyle günahlar var ki ne hac ne umre ne gaza ile affolmaz ancak bu çalışmayla affoluyor diye hadis-i şerif. Ondan sonra o Hasan efendimiz ne oldu?
O Hasan efendimiz şimdi bunların hakkında bize konuşma düşmez, bizim gibi insanlar kalkıp da sizi ben nefsim. Biz ağzına alacak onları, Allah bizi ıslah etsin, irşad etsin müstesna. Kimseler onların devresine girenler şimdi diyeceğin nasıl olacak diyeceksiniz. Efendim ora bizim içimizden açsın, Cenab-ı Hak eşyayı onlara hadim kılar. Buyurulur ya, ey dünya sana münhemik olan, sana çok aşık olan kimseleri kendine köle edin. Bak işin gücün var diye taat de yap. İşi gücü bir bitireyim diyor, halbuki o dediği iş güç helal yoldan temin olsa hep ibadet zikri daim onu der. Demek ki ayrışımı çok iyi yapacağız. Gözlüğü özel takacağız, Gözlüğü, güzel takacağız. Şimdi Nasreddin Hoca rahmetullahi bakmış hayvanı samanı yemin ediyor. Hemen yeşil bir gözlük bulmuş, takmış, yedin. Onu ot zannetmiş, diyeyim ki öyle bir gözlük değil, bizimki ilahi bir gözlük olacak.
Allah'ımızın Lut etmiş olduğu idrak gözlükleriyle anladım. Hud ve bu ayet celileler var. İbni Ata'ya göre insanı Allah'a yakın olma kurbiyet mertebesine ulaştıran evliyanın edebidir. Şu sözü de tamamlayalım. Bir kitabı kerimimiz var, bir de kainat kitabı var. O kainat kitabını diyoruz, iyi okuyalım. O bize söylemedik söz bırakmaz. Eğer kulaklarımızdaki tıkacı çıkartabilirsek o zaman o konuşur. Bize anlatır tek tek. Mesela gel bize konuşur. Der ki sen benim üzerimde böyle şımarık şımarık dolaşıyorsun ama bir gün benim bağrıma gireceksin. Sen insanlarla halka kuruyorsun, oturuyorsun, kalkıyorsun. Benim bağrıma tek başına gireceksin. Konuşuyoruz onların bakışları ibret olduğu için ondan ders alıyorlar. Dedik ya bak Cenab-ı Hak bize kevni olan ayetlerle çok misal verir. Mesela Kuran-ı Kerim'de olmayan bir ilim yok. Semadan anlatıyor Cenab-ı Hak, bu astronomi. Semadan bahsediyor.
Daha çok hayvanlardan anlatıyor, bitkilerden anlatıyor. Bunlar hep bir ilim dalları. Mesela bir güneşin zikredilmesi tarifi mümkün olmayan bir ilimdir. Şimdi biliyorsunuz her şey hemen hemen enerjiye dayanıyor. Eskiden böyle demir, sanayi edindiği zaman demir, şimdi girin fabrikalara çok işçi de yok, çok az. Şu muharebeleri bile, bir odanın içerisinde yürütülür, muharebeyi bile, her şey şifre ile. Aslında Kuran-ı Kerim'e şöyle biraz daha yaklaşılabilse, gönül olarak yaklaşabilse, Fatiha'daki anlam her şeyi çözer. Günümüzdeki teknolojide en ileri olmayı Allah'ımızın kitabı bize bildiriyor. Mesela bir Belkıs hadisesi Neml suresinde geçen Belkıs'ın o köşkünün gelmesi. Enerji bu. Bak rabıta yapıyor. Rabıta büyük bir enerjidir. Nasıl enerji? Şimdi alıcı kuştan bahsedilir. Bu alıcı kuş semada gözüyle yerde dolaşan bir haşeratı uyuşturuyor. Gözüyle, hayvan bu.
Hayvan gözüyle yerdeki haşeratı uyuşturuyor, hareket edemiyor sağa sola ve onu alıyor. Evliya gözü bu mu? Şimdi işi iyi fark etmemiz gerekiyor. Mesela diyoruz ki şeytan, anı vahidde bir anda doğudan batıya geçiyor. Canım evliya da geç. Senin o veli dediğin kim bir kere? Şeyi çok iyi inceleyelim, misal. Ayet I celles çok önemli. Bu A'raf suresinde Allah'ım salihleri kendisine dost edinmiyor. Kendisinden nimet veriyor, kendisinden nimet veriyor. Yani bu baktığımız zaman semavat ve arz, Maide suresi diye hatırlıyorum, Şiiin diye geçer. Semavat ve arz onun arasındaki her şey bize bir der. Bak Enbiya suresinde geçiyor. Cenabı hak semavat ve arzı bir, iki şekilde geçer. Batıl kelimesiyle de geçer. Boş yere yaratmadı. La ibin olarak da geçer, oyuncak olarak yaratmadı. Mankalı al da eline pikniğe, böyle değil oğlum. Evet, yine git, yine gidelim, böyle değil.
İbret alarak, ders alarak, öğüt alarak. Bak, yerel kaynaklar tükeniyor ve alırım vermeye başladı. Bu konuşuluyor. Diyeceğiz ki bizim gönül kaynaklarımız koruduğu için bunlar oluyor. Ayet-i celile-i cemilesiyle Biz kendimizi değiştirmedik ki Allah bizi değiştirmez. Bak sular böyle değildi, sular çok azaldı. Neden? Önümüzdeki ilahi muhabbet azalırsa insanın hayatıyla şu kainat çok dengelidir. Biz dengemizi bozmasak, ondan sonra Allah'ımıza merbutiyetimiz böyle bağlılığımız habibine olan, velilerine olan sevgimiz çok güçlü olsa Cenabı hak biz demeden nutfedecek, ihsan için Bunu hiç kendimize bulmuyoruz. Halbuki ayet celleleri var. Bizim Diyanet teşkilatı hutbelerde okutuyor bunu. İslam'da, karada ve denizde meydana gelen fesat sizin elinizle yapmış olduğunuz hatalardan buyruluyor. Şu virüsten bir ders alabilsek, elbette alanlar var yok değil. Ders alsa mesela eve bizi hapset.
Yani insanın kendi içine de dönmesi gerekiyor. Ondan sonra ağızlarımız bağlandı. Ağızımızı bağlamadık. Değişik sözlerle, bilmem filanlar ile, başkasından duyduğumuz sözlere inanmakla, onun bunu altınuyla, gümüşüyle vesaire boş, hava, haram yiyorlar, bilmem şeyler. Bunları diye diye Allah ağzımızı nasıl kapattı? Allah'tu celle celaluhu, Allah'ımızın metaı ağırdır. Ondan biz rabbımızın nimetlerine koşacağız. Şunu sadece söyleyeyim, ibn-i Ata'ya göre insanı Allah'a yakın olma kurbiyet mertebesine ulaştıran evliyanın edebidir. Şimdi ibadetler bizi bu Ebu Ali Et-Tekka hazretleri var Gaddesülullahün Sırrı. İbadetler der insanı cennete, ibadette edebse Cemalullah'a götürür. Hani öyle bir hal oldu ki burada görmedim olur diye de korktum bayramda. Mesela namaz kılındıktan sonra hutbeye çıkılıyor, çıkıyorlar. Çünkü burada görmedim, böyle bir çıkışta görmedim, edeptir, dinlenir.
Şimdi saygıdır, ibadetler onun.
Kaynak: Genel
Maneviyatın Gücü ve İlahi Muhabbetin Önemi | Mihmandar