Maneviyat Yolculuğu ve Ruhani Terbiye kaydında Utku cihan'ı mı Efendimizin Hacı, Efadi, Elbili efendimizin yerine geçme hali olmuş. Etrafta böyle halife olan yerleri geziyormuş. İçmeyeceği var şu orada, canı verince bu yana. Orada içmeciye gelmiş pedarıma mektup yazmış buradayım. Sultan gelir misin Nuh diye. Mektubümüze bir yer olmamış. Verme, vermediklerini de bilmiş. Şimdi gelir…
Maneviyat Yolculuğu ve Ruhani Terbiye ne anlatıyor?
Maneviyat Yolculuğu ve Ruhani Terbiye kaydında Utku cihan'ı mı Efendimizin Hacı, Efadi, Elbili efendimizin yerine geçme hali olmuş. Etrafta böyle halife olan yerleri geziyormuş. İçmeyeceği var şu orada, canı verince bu yana. Orada içmeciye gelmiş pedarıma mektup yazmış buradayım. Sultan gelir misin Nuh diye. Mektubümüze bir yer olmamış. Verme, vermediklerini de bilmiş. Şimdi gelir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Utku cihan'ı mı Efendimizin Hacı, Efadi, Elbili efendimizin yerine geçme hali olmuş. Etrafta böyle halife olan yerleri geziyormuş. İçmeyeceği var şu orada, canı verince bu yana. Orada içmeciye gelmiş pedarıma mektup yazmış buradayım. Sultan gelir misin Nuh diye. Mektubümüze bir yer olmamış. Verme, vermediklerini de bilmiş. Şimdi gelir demiş. Bir şey aramaya başlamış efendim bir. Kidesiyle beni bir götüren olur mu? Danyal'ya gideceğim diyoruz. Bir kibar efendi Uzan'ın Eşkiler köyünde eşkiyane diller ve adam. Demiş ki ben götüreyim hoca efendi seni. Giresini verir misin? Bir atın var bir de merkevim var. İsmin ne? Pekala. Pekala. Peki Ali amca çıkalım. Ne zaman çıkalım? Yarın öğlene kadar içeceğim ben içmeye, öğleden sonra gidelim Yahya'ya yetiştirdim seni inşallah. Peki, Alem amca. Ama ben ata bineceğim, sen de Mekke'ye bineceksin demiş efendim. Peki nasıl dersen öyle olsun demiş.
Geldik diyor köprünün başına diyor, Alemcıdan alıyor ben ifadeyi şimdi. Efendimiz haber vermez bunları. Geldik diyor atı çarptım diyor. Üzengisini tuttum buyur. Nereye Aleksan dedi, merkebe mi nececekdik ya? Yo. Seni merkebe bindirip de ben şeye binmeye haya ederim. Sen herhalde bir ulemadan kimsesin. Bilmiyorumdur. İsminiz ne? Sami. Kanallı Sami Efendi misiniz? Evet. O, diyor. Yani az biliyor adamcağız. Şehrinin zinatı neye az biliyor lakin biraz kafa çalışan adam hepimizi ata bindiriyor. Devam ediyorlar şimdi. Yola devam. Amcanın aleyküm. Bizim beyim baktım. Hadi Mustafa Hoca. Bu karşıdaki caminin birinde imam. On beş. Geliyor diyor. Şimdi at. Ben de geriden. Toz biraz bastırıyor bana. Hoca bende, buyur hala diyor. Arkadaş diyorum, diyor. Yolculukta usul atlı geriden gelir merkepli ileriden girer. Çünkü merkebin tozu yukarıya kalkmaz hayvanın bacağının arasından geçer.
Ama atın saldırdığı toz merkeplinin üzerini bastırır. Ali efendim bunları bilmem böyle fazla yolculuk yapmadım. Ben birden geleyim, sen de ileriden git buyur devir. Yok. Kasit hiç konuşmuyorsun da bir konuşsun diye böyle sükuti görüyorsun da senin attığın ayağından gelen tozlar benim için şeref demiş. Yine ben çok ısrar etti. Ne etti diyor şöyle yan yana geliyor. Haydi gelmişler Kalbimden geçti diyor. Kabir haline bunun gibi zatlar vakıf olurmuş. Ben duyduğuma nazaran diyelim diyor. Halil efendi kabir haline en küçük bir veli bile vakıf olur Biri diyor. Öyleyse bu çok büyük biri diyor. Bu sonra diyor nereye hoca ben bir misafir olacaksın dün. Yahya Ali'ye hiç gelmedim ya misafir olacak yeri gösteririm sana. Ben diyor Hamza Ali neyi biliyorum hep diyor. Şu Ali neyi hep bilirim diyor. Böyle bir yeri indireyim diyordum diyor. Kendi yok ben istediğimi yere ederim. Sen gel evime.
Haşim kıvırcık karanlığı oldu diyor namaz baktı, hızlıca camiden çıkacak gibi. Şu eve tevazulu bir ev bitecik kat bir ev, O da bahçe evi şu eve inelim diyor. Eskiden gelmemişsin o evi bir alır yağmaz küçük bir yer kalben itiraz geliyor ya diyemedim diyor. Ev sahibi misafir gelince çıkıverdi Ev sahibi diyor. Sami Efendimiz misin? Diyor. Hiç büyük vermemiş daha. Hiç görmedim. Ben sanayım ben. Allah. Yani Eba ibibül Ansariye Peygamberimizin indiği neşeli olduysa öyle bir pervane kullanmış babamın en salih bir dervişlerinden Hacı Mustafa'nın Mahtun'un Kayınpeberi İncede Hafız Abdullah Efendi. Hemen kıl çuluğu varmış, seldi başka bir şey yok namaz lazım sermiş altına. Oturtturmuş. Olmadı gitmiş bir buçuk minder bulmuş gelmiş Efendim şunu kal şunun üstüne otur. Oturdum hakikaten talaş etmeyin dedi. O da içine silmemiş gibi oturttuktan sonra yatağını kaldırmış gelmiş. Yattı.
Efendim ellerin ayaklarınıyım. Hadi fırla dışarı kardeşim. Yapmayın ben bunu. Ama rahat edemiyor. Her parçalanacak çünkü pek muhabbetimiz var bizim. Sami sen de hazırladılar demiyor satayım satayım millet. Ben de evvel görmüştüm babam daha hiç görmemişti. Alnı niye yıktım görüştünüzü. Bir daha orada yapmışlar. Sabahleyin bir müjdeci yapmış. Hacı Abdullah'ya söylemiş demiş ki Sabredendimiz gelmiş, Üderiz Havıska. Abi der müjdemi nedir? Şimdi kime attın? Abdullah ben dedim. Dünya için müjdemi verdim. Seni ev verdilerdi, sen de bilmem padişahın kızına aldılar bir sene vermem filan. Şu kadar milyon lira vermişler bir sene vermem. O zaman daha çok çeyrek, şehir, başka bir dönüm. Hama limanında olduk, günahkar olduk, elimizden kalkamaz olduk. Dedim ahiret için bir müjdem varsa başüstüne Sami Efendimiz gelmiş dedi. Nereye dememişsin ben?
Sana dere kıymetini mi yemin ediyorum şu dağa doğru hoşmuşsun bir. Genç çıktı ikimiz de geriye bir daha geldim yanına. Ne oldu Osman Efendi dediler. Demek hastaymış dedim. Mansur şaşırttı kafam böyle de siyasetli yani samim Efendi'nin ismini. Anlamaz ha. Dedim Ferhat sen ne diyorsun yahu desen de yenileyim bana. Müder Sabızın evinde efendimiz gelmiş diyorum dedim. Anladım yahu dedim ben oraya gidiyorum. Sen de babam gene git. Dereköyünde bulmam orada. Hükümetin korkusundan şu röfarıgul yakın diye Dereköy'de Allah rızası için imamı geliyor diye ne yok uzak düşsün biraz diye Onun çok da mahsulu var şimdi dedi seksen kadar bir şeyi var bir izninle ihvanları var. Ağzıldı çoğaldı bir sonra vaaz bir yerde. Ali Ramazan oraya gitti vaaz bir yerde. Senesene çok kıymetli yer yani. Gelenler orayı bir ziyaret ettiler, girerler. Uzatma çölde deyip gittiler geldi. Eyvallah.
İnşallah bir gelmediler Allah'ın izniyle. Bir daha efendim sen gal lan hemen ben Yahya diye indim. Bağırdım evi bir yok lan'ım. Ha, kıyığın de yok. Kopuştum bayilerine. Birader de kolye kopuşmuş. Baba! Sami Efendimiz geldi deyince Kula olsa beni ayağa kalkmışlar. Anlıyorum ne? Asile haberi abim getirecek. O gitti. Ben müjdeye geldim. Peki mideye alırım. Aman aklından diyor kucaklayım be. Hiç kucaklamazdı bizi, dünya evladı diye. Efendimiz de görürsün ne yapıyorsun bacakları bir el dakika. Allah olsun. Çok füh itlek geliyorum ve kopuyorum. Benim Sa'd'ına Abdullah benim, yanımızda kızlar hep yıkmam değil. Dışarıdan Mustafa Efendi'nin mahtim hasıl Efendi geliyor. Peki heyecanlı geliyor, dışarıya çık da heyecanını al şöyle ağır hale gitsin. Pencereni yok, ben bu taraftan gevş de şu taraftan. Göründüğü ne yok? Efendimizin gözleri delip görüyor oraya hep İzmir'le.
Yeni verdim baktım ki köşede batırıyorum. O dedim bunu. Dizimin dibinden bakmıyorum Nazlı, Ali Ramazan gibi bütçüyüm. Beni affıver. Hoş geldiniz. Safa geldiniz, Safa getirdiniz. Hoş buldum. Safa, çıktım ben, açık meşdeledim bir an. Nasılsınız, iyi misiniz? Elimdeki ney deyince diyor ve niye çok konuştum diyor böyle. Allah Allah çok konuşayım diye hoşlanıyorum diye. Didem dibinden kalkmıyor böyle dizimi dizimle dayayalım. Efendim burada tavacık mahallemiz var. Teler, Derek Köyü'nde. Derek Köyü'nde de evimiz var. Buraya mı teslim edeceksiniz? Aşağı geldik. Buraya, Dereköy'e mi? Dereköy'e geleceğim. Ben oraya müjde ileteyim bir vasait mi bulacaksın? Alaamca dedi ki ben direk Kuran'a götüreceğim diyor. Eskalah, direk Kuran'a götüreceğim Şam Usta Efendi'yle göreceğim ben. Bu sehim benim elime açtırır. Adam işlenmiş. Tek ey dedim.
Oradan efendim babam ile müjde geliyor onlar bir çakacaksın dedim. Sen git babama. O yok haşa giderken iniş aşağıya giriyor gibi geliyor. Kopuştuğumdan böyle iniş aşağıya gitmiş gibi. Yani bana o kadar pederi oradan minmetinin altına aldım. Üstad da buradan iki motorunu trene döndüm. Yol da çekiyor, gerisi de yüklüyor. Biri de yiğiden daha hızlı özellikle. Yine Eren de peder çekiyor. Şuradan geçtin mi Mustafa amca oranın yokuşu böyle ağzına beraber yokuş. Bir atlı ibişağa geliyor arkamdan Hasan Efendi kimse kıyamaz bana. Annemin bir oğluyum. Nazikim. Efanın dersine bakarım. Nazlıyım daha doğrusu. Bin artık binersem ölürüm. Binersem hiç gitmiyorum zannederim. At böyle geliyor diyor işte bin yahu. Yok ben komşum. O yokuş böyle çok yani yarım saatlıktan tandır belki. Koşa koşa koşa koşa, dükkanın başına çıktın.
Babam bil Hacı Abdullah işte böyle kalalar olsak bir kitle halinde o yerin başına o yokuşun zirvesine bakıyorlarmış. O yanda da iniş böyle. Uslu'l Yüsra. Ya tamam diyor, tepenin başı. Hazar Efendi çıktı demiş, o çıkan parladı demiş. Baba he Hasan demiş. Ben Yusuf Kuyu'ya binip kopuştum. Kazaneye basmaya lüzum yok benzinini kestim kendi kendine ayak geliyor. Bir dakika. Klausamız şöyle bir bir dakikaya bakıyormuş şöyle o tepeden çıkışla o yarım saatlik bir tam iki dakikada varmış. Allah Allah efendim iki dakika kadar geldi. Babam Hasan, oğlum efendimizi gördün mü? Dedim yutacam bari. Uzatlaştı böyle. Ne? Efendimiz geliyor. Okul otuz beşte, otuz dörtte otuz beşte o sıralar işte. Beş yüz otuz beş. He, ta o, 0 bu ne Efendimizin şeyi yani bu? Vay. Şimdi yahu dedi, telaşa lüzum yok dedi. Camiyi oattıralım, süpürtürelim, oraları sulattıralım, Eyüp güzel dedim.
Gittiler onları yaptık, karşı gidelim. Karşı gidenler hükumet çok tehlikeli. Bir Yusuf Çavuş'un evine iyice oradan pencereden bakıyor. Nallı deliğinden bakıyor gibi yahu çok zor. Şu günümüze yüz bin milyar çeker şükür. Yani çok zordur çok. Efendi Hazretleri o halamın aklının üstünde göründü. Görünce babam derken dayanamadım dedi. Yine hapse girersen geleyim dedi. Geliyor. Arkasına düştük, gittik. Sen kavuştuğumu nasıl onu hazırla. Ondan sonra Efendimiz babamı şöyle bir görünce, şu vakıf görünce hemen attan aşağıya sıyrıldı birden. Birbirine geldiler geldiler geldiler geldiler Bir kucaklaştılar. O yandan, o yandan Efendimiz de uyarmadı. Babam hasretliyse daha cismenle hiç görüşmüş değerler. Efendim babam gittiğinde o adaya evlenmeye gitmiş Efendimiz onun için teknede yokmuşmuş Lakin orada ismine aşık olmuşmuş. Serhali'de Hacı Sami Efendi Hazretleri deniyormuş. Çok, eyvallah.
Ellerinden birbirine zıttı eve geldik. Büyük bir ayran gezelim. Tabii büyük tasıla Şu akış atlasıyla verdim Efendimiz işte Evladısın dedi. Niyeyse dedi. Bağırtığını gitsinler diye bir yer dedi. Kavuştu birbirine şems ile kamer Mevlayı zikretti hep büsbütün damar Şehrimize kuruldu bir azim fener teveccüh isterim Sami Sultan'ım. Nur oldu girince memleket çarşı hürmetle gidildi üstaza karşı. Gözleri seyreder baktıkça arşı, teveccüh isterim Sami Sultanım. Bir iznillah durgun kalbi işletti. Letaip dersine hemen başlattı. Zahiri işleri bütün başlattı, teveccüh isterim Sami Sultanım. Cem oldu ulema buyurdu sohbet, ilmi amaline ettiler hayret, herkese halince geldi bir gayret, teveccüh isterim Sami Sultanım. Vaktını söylemekte kasırdır dilim, ancak sen gösterin hazratım yolum. Birdaba düşüyorum, tutuverelim, teveccüh isterim Sami Sultanım.
Pederim, kılavuz, bütün dervişan, mestu hayran oldu sizle görüşen, huzuruna geldi, aciz perişan, teveccüh isterim Sami Sultanım. Kalem der köleniz, diliyor dilek. Ziyarete geldi cin ile melek. Bırakman bizleri, kapında ölek. Teveccüh isterim Sami Sultan'ım. Kesiyordum şöyle oturdum. Bir yazıldıktan sonra boynuma koydum bunu. Kendisi görmüş de. Kaderim geldi dedi ki Efendimiz hakkında yazdığı şeyi verdi. Ne yazmışsın ya? İnan hiç haber yok kimsenin. Ne dedi oğlum sen yalan söyleme dedi. Ver hele dedi. Senin nazın geçer Kılavuz da yazar biz de yazarak ya dedi. Hayır işte yazar da senin nazın geçer efendiye dedi. Teveccüh istemek Sami Efendi'yim demiyim dedi teveccühe belki Mazhar olur. Gel oğlum dedi. Dedim. Beğendim bir ev yazdığımda, kılavuz abimiz için çığırırdı, sülüs yazıya çevirtildi. Ben kaçtım, hiç gucunuyorum tabii, haya ediyorum. Efendim bizim için baktım Hasan işte şeyi yazmış.
Kafadı, akıllı akıllı. Para cüzdanini çıkardı içine koydu. Para cüzdanini içine koydu burada da savunmuyor bunu. Serkumsel midede halife vardı, Siirtli. Ona çıkarmış okumuş. Bak demiş. Babası, salon sarsınası filan fazla çok var ya demiş. En küçük bir mahkumleri bu demiş. Onu yazmış bize. Evet. Demiş. Bir daha babamı emretmiş. Oğluma hırsını geldim. Gelin efendim üç köşeye oturmuş. Şöyle çevirdim vahim başıma. O mehtib alınca, demin küçük böleceğim iş, vardım oturdum böyle. O zaman bunlar şahitli yazılı yani ecinniden Cüdhtü Efendi babamla ikimizin arasına oturdu. Ben de bilirdim. Babam da bilirdim. Annem açık görürdü. Kız kardeşim tabii tüm açık görürdü. Biz de onun gelişinden o tarafa ağardı vücudumuz yani bir teveccüh olunca belli olur ya şöyle.
O yanına Fatıma babama baktı, babam Fatıma'ya baktı Efendimize diyor ki: Efendim tevet cümlemumuza mazhar olmanı için ciddi efendime teşvik ettiler, buradalar. Efendimiz'e çıktı. Bir müddet dolduktan sonra bir hafızma halinde olduk kalktık. Doktor Dursun Bey, böyle gene demiş orada, gene diyor. O, tahıl hadis efendimiz haber verildi mi, gene diyor. Efendim, bir Hacı Hasan ağabeyin Vadisi ile görüştüğümüzden başka görüşmen yok mu demiş. Süpo dedikleri. Her zaman görüşüyormuş yerli demiyormuş, ta orada o görüştüğümüzü dermiş, o her zaman görüşüyormuş. Ondan sonra, ağzımızı Dere Köyü'nde çok büyük iltifatlar, ihvanlar, tecelmunlar. Validem üstağzımız için gelirdi ve ahiret irtihal etti. Efendimizi bir kabrinin başına getiremezsem ben evlat değilmişsin demek ki. Diyorum. Dedim ki Efendimiz'i annemin kabrine mi süreceğim? Hasan ben diyemem oğlum dedi. Klaus ben diyemem dedim ikisi de.
Her kulağına bakacağım. Böyle uzun bir ev ayakkabıda içeriye çıkar eski uzun. İkindiden sonra hatrımda mübarek ayakkabılarını çevirdim. Hiç seslenmeden. Hemen her tamini çevirdim. Yalnız oturuyor o evde. Efendim istirahat etsin değil, babam bir fenalık bir yalımız bırakıyor. Anneniz haline mi gireceğiz? Diyor. Efendim. Diyor. Efendim. Diyor. Efendim. İrem'im gelirse gireceğiz. Ama ben emrivadi'nin karşısına koydum Efendimizin ayakkabısını çeviriliyor, istersen gir, istersen gitmeye. Diyemiyorum tabii sen bilirsin, peki buyur dedim. İkimiz bir yedik. Kimse yok. Ben de beni aldı. O yanlış yanalak caddesi sokaklardan Efendimiz bunu da geliyor, biliyor. Eskiden oralara gelmiş. Kulübe düştü, ben de gerisinden geliyorum Eyüp biliyorum. Eğer oğlum işte ölüm benim misafirliğim gibi. Bir gün yarın durun, bir gün vallahi giderim. Biz, bu dünyada bir gün yarın durduk, buyurun geçer.
Hepimiz gideriz o yüzden. Değil mi? Evet. Ölüm ölüm aynı şuna benzer. Ta o günleri biliyor. Bir insan suya girer. Kafası gözü hep bastırılır. Ne kadar durabilir? Burnundan, kulağından, ağzından su gitmesin diye hemen çıkıver. Bu dünya zindandır suyun içidir. Hemen çıkıverdiğimizde ahiret olacak. İşte o suyun içinde kaldığımız kadar kalacağız bu dünyada. Kaldığımız o kadar belli olacak anca. Gönül, gözün ağıyla karası kadar yakın. Validemizin gittiği gibi hepimiz gideceğiz. Böyle bu iyiliklerle beraber Validenin kabri buna mı diyor? Babam kabri, mezarın duvarın çöktürdü, duvarın içine gömdürdü. Mektep ne oluyor öte yanlarına belki sökülürse duvarın içinde olsun kalsın da çınlanmasın kemikleri diye. O düşünceyle kimse bilemez, kabinliği doldu saklı. Valide çok riya etti beni, hicret et metlettir, ben hayatta hiç görünmemiş, çağrı görünürse ağlardı, üstüne çun giyerdi.
Yani bambaşka bir hanımdır yani gideceksin şu Hasan kapıyı örtlamak illa ki unutmuşuz bir oğlan girdim bu çocuk kadar yok. Son dokuz-on yaşında hüngür hüngür ağaları sonra o akıl baliğ olunca benim simamı düşünürse ne yapayım Ya Rabbi ben? Diye. Çok kıymetli bir sultanıdır. Bir fıkraya geçeyim Baş bana dille Kadri halifesi babama mektup yazıyor, diyor ki: Hocam, sonuçta efendim. Anca hanım isminde bir ailen var mıydı? İki ay evvel vefat etti mi? Ne olduğunu bilemedi babam. Aynı deli gibi oldu. Babam Allah rızası için bu sırrı ifşa edin. Ailem vefat etti, iki ay evveli ahirete istihhal etti ismi de Aişe ile. Ne demek istiyorum? Oradan yeniden mektup yazıyor. Fahri Kainat Muhammed aleyhissalatu vesselamı rüyamda gördüm. Yanında bir hanım var bir hanım da mütemadiyen hizmetine dönüyor. Hizmet ediliyor Peygamberimize. Bu kim ya Resulullah Fatıma ta Zuhra dili. Şu kim Ya Rasulallah dedim.
Yahyalı Şeyh Mustafa Efendi'nin hanımla, Anşah Hanım iki aydır benim hizmetime verildi. O hizmetimi idiler dedi. Böyle böyle görüyor Vali'de. Allah. Babam kimin kalbi çalışmazsa letaife haşa, haşa, haşa, annemin huzuruna giden, o hook böyle murakabı halinde duruyor, çalışır. Çokları adaladan gelir, orada nefahifi çalışır giderdi. Aferin filmler de bak. Gerek köyünde. Uzak değil mi? Gerek Köyü'nde. O bir geldiğimizde inşallah. Mesela kiraz olacak. Kiraz olacak inşallah orada çok çok oturmalaralarımız var orada. Onlar da inşallah oraya gireceğiz Allah izin verirse. Efendimiz sağ tarafından maattı. O okulda dedi ki on bir İhlas-ı şerif okuyalım dedi. Bir Fatiha dedi. Hidayetler Kürsü on bir İhlas-ı şerif. Velilerin kabine öyle okunurmuş. Onu okuttuk. Okumamız tamam oldu, Fatih'e çevirdi. Geldi ki Cüdhtu Efendi, şu Cüdhtu Efendi, parfüm yerde demiş ki annenin selamı var.
Hasan'dan Allah razı olsun. O bu cihanı benim başıma getirdi. Ben kalben bir daralma geçirirdim bazı. Şimdi o kutbu cihan kabrime geleliden beri hiçbir şeyim kalmanız, sıkıntın Hasan'dan Allah razı olsun diye anam dua ediyor gibi. Ben de selamını aldım. Efendimiz, babamız dedi ki, Şahmustaffe Hazretleri, Yahyalının içinden girip, gerek köye çıkana kadar ne kadar kabirde olanlar varsa Azeb-ı Kalk. Efendi Hazretleri o kabirlere okuyup gidip onların geçtiği yerden karşı daha iyi vermiş Allah'ın bu sözü. O okuyor, oraya gönderiyor ruhlarla. Böyle de peder müjdeledi. Ondan sonra buraya ilmi ilirdi. Tavacığı da koydum dedi. Elimizi ineği bir oturtacağım, gösterteceğim dedi. Efendim Hacı Kamil Hoceler müsebken büyük hocalardan kurtar o zaman Hacı Kamil Hoca. Hacı Hafız Hoca. Habuf Ali Hoca. Salim Hoca. Ali Hoca. İrem Hacı Mehmet Hoca. Bir çok pararlar hocam. Bir iki pararlar.
Bir seksen kadar olmuşlar ulema. Hafız. Olarım için böyle doğal. Biz dize otur diyor böyle. Bu, Saadet'in cenazatları gelmiş deyince, bu Yahya'nın yerinden böyle oynadı. Hükumeti neyi tanımayacak bir belediye reisimiz var. Babamın akrabası Hamza. Mesela Babam der ki, babama diyor ki Memleketten dedi, büyük adamlarla, Felaket Reis'le geldi. Babamın Kuran'ı demiş. Babam dışarı çıktı. Efendi Hazretleri senin geldiğini görüyordu, dedi. Beni o karşı çıkartır ve diyor. O şiir o kadarın bahçesinin çıktı. Böyle doğru. Hacikemül Ceyhile Mu'mal ahit yaptılar. Tek kelime söylemezsen, efendimin yanında çok adi o. Hiç durmadan kitap karıştırır ne? Takır takır takır takır takır takır takır karışır. Bir kelime söylemezsen evime misafir verdin. Tek kelime söylersem, misafirimiz doldurur, götürürüm. Peki şahsen de, aman daha misafir olsun da, vallahi konuşmam gardaşım. Ne diyor o Haccavt Ece'de?
Sultan atıldı, bir araya geldiler, oturdular. Ben de oturdum ama her şeyi anlat durumdayım. Hiç, dış oturuyorum. Bu bu cami. Yeniden tasavvufun verdi. Mana gibi bir mana verdi. Kendi Ali bu sucuğu olsun da Tarikat-ı Aliyyeyi bilip de girmesin ahirette yüzü ama Allah İki tane irazirenlerin kalbi dar olur, kabri dar olur. Yüzünde o anlayıştan manken: Yünlü kıyamette, yüzleri eamaa olur. Hem o kadar kitap ne okuyor alim de Hem o tarikat alamamış öyle mi dedi. Öyle mi? Onların yarın Yirm-ı Kıyamette yüzleri eama olacak. Rabbi Ya Rabbi Benimle hep hırkad ettin. Fakat kıltü basıyorlar. Aldılar sizi ben dünyada görürdüm. Göremezdim. Allah. Görmüyordu dostum. Bir namaza geliyordu, sen görmüyordun, hürmetden geliyordu. Bir tarikata giriyordu, sen girmedin, himmet liseden geliyordun. Bilirdin, anlardın. Her şeyi anlardın ama yapmadın, derkene derkene iki buçuk saat bu ayete mana verilmiş.
Müjde vereyimleri, Yahyalı'da dedi büyük bir beis var. Her yerde geçmişliğiyle görüşürdüm. Burada seksene yakın insan, bana beş kişi kadar zorluk vermiyor. Kalbine hiç şüphelenmiyor. Yani buramda bir istirahat var dedi. O da memleketin müjdesi dedi yani. Içinde fesat çıkaracak mı hiç yakıs yok. Yani burayı dinleyip de dışarıya çıkmayın derken hocalar ellerini yutmeye başlarını, ellerini yutmeye başladı. Estağfurullah filan diyor ellerini bükdağ sakal kara. Efendimiz sakal daha gitti beyaz tığı var o zaman. Ondan sonra büyük büyük üşekkak yani ah sakallı Hoca ellerini öpüyor. Mustafa Hoca vardı bir gün orada. Babamız yetmiş pısır pısır dolaşıyor. Ne olur mu lan? Ders alayım dedi efendim. Beni ise ya o güç bir şeysin, hoca hocasın. Vallahi Şahan Efendi kafasına yular takılmamış merkek gibi görüyorum kendimi onun yanına. Ben öyle oldum ki diyor.
Ben hiç hayatta ne okumuşum ne yazmışım Ne o ayeti okumuşsun ne tefsir etmişsin ben anlamadım. Ben bir heyule hayvan gibi indirdi. Beni teslim et. Babam böyle haber verdi bu insanlar. Onun teslim et. Ondan sonra, üstadım. Ben gizlim, kıldım, yine dizlim, güldüm. Bir, fotoğrafım ısırdı. Vereyim dedi. Vereyim diye. Geleyim ısırdı. Hey diyor, beni efendimiz diyor, gıla diyor. E dersen. Çok daha. Yani kısaltıyorum. Ondan sonra o cevizin yanına vardı ya da bana da geliyor, onu kontrol edeyim dedim. Başıma aktif olduğu için dedim, benim atacağım şimdi. Sonra inşallah nasip olur geldim. Peki. Osman Ağa götürdü. Hiç vasa ait diyor, kahır vasaid. En iyi İslam'a. Ertelto olabilir mi? Ehilli kahır. Postallı Osman'ı da yanına düşürdük. Babam ondan yanına seyis verirdi. Evliyallah. Allah Osman'a iyi gidiyor. Nasıl yani? Giderken he.
Yorulmuş Osman şu, gölgede ince otursak da Efendimiz'den öyle geçse Osman şu gölgede ince oturur diyor oğlum diyor. Sıyrıldı diyor. Kalbime geleni diyor. Kalbime geleni diyor. Vallahi Arap ya Rabbi diyor. Selametle. Bu Kütduh Efendi Efendimiz İşte burayla böyle hikayeden konuşur. Bilmem zamanında bulunduğu mu böyle konuşurken efendimiz konuşur. Efendim sizden ne şimdi peki efendim? Efendimizden. Şeyh Tahal Harine'nin kıldırdı. Hali Kemal'de dört sene kadar bir şabla meşgul olduklarından ayrı ihtiyari olarak Nietzsche tesavvuf-ıfat, keramet zuhur etmiştir ki eğer cem olmak lazım gelse büyük bir kitap telkin edeceği tevatüren nakledilmiştir. Dört Velilerin geleceği kemali, issad ettikleri keramet nispetinde olmayacağı erbabı tarikatça malum ve müsellem ise de İlmin asıllı birkaç kerameti yazmakla iktifa edeceğim. Yani bir göğün büyük bir kerametle bir dinmez. Onun sünnete temessüküyle.
Onun takvasıyla. Onun haliyle. Üç şeyiyle, tamam kopunca han olduğu belli olur. Birisi huzuruna gelince büyük küçük elini öpmeye mecbur kalır. İkincisi Mübarek meclisinden ayrılman istemezsin oturduğunda. Üçüncüsü Konuştuğundan kalbime Aşkullah, Şevkullah, Muhabbetullah İlte olur. Bunlar mevcut oldun mu, başkasından sonra büyük bir güç bul mu diye. Üstadımız buyursunlar ki Şıhtahul Hariri, Hazretlerinin mevzunu müezzini öğle namazı kılınacak zaman hevada bulut varmış. Müezzin ezanı okuyunca öyle olmadı demişler. Müezzin de Bağdat'ta yani on iki günlük mesafede ezan okundu da onun için ben de okudum demiş. Müezzinlerin nehiydevulekar rahmet değilmiş. Şaftahın Haride hasadlarında hevaya eliyle iki tarafa işaretle bulutlar açılıp güneş bölünmüş olduğu ve bunun döndüğü anlaşılmış yine o müezzin sabahleyin erken ezan okurmuş. Mullalar erken okuyor diye itiraz etmişler.
Müezzin de ben arşı azamdan ezen sesini işitmedikçe ezan okumam diye cevap vermiş. Allah Allah. Arş-ı azamdan iner bana. Bu Tahal Halil'i efendimizin müezzimleri değil böyle. Üstadımızın pederi Şirk Muhammed Said hazretlerinin mahiyetinde otuz sene kadar hizmette bulunan miraza ihtiyar olmakla istirahatle emrolunmuş Yine maişini de alırmış Bir gün bir dere kenarında gece şık, taha, huthis, sizi rahatsızlarını görmüş Halinden meme ayişetinden sual ederek ihtiyacın var mı demiş. Aldığı maaş kendisi için kafi ise de ailesi için ihtiyacı olduğunu söylemiş. Onun üzerine Şift Taha Hazretleri her gün kesende o miktar para bulursun, Fatih kimseye söyleme iyi mi demiş. Bu suratla üç sene bir miktarı her gün kesesinde o miktar para bulurmuş. Sonra ailesi gelen paranın nasıl olduğuna ısrarla sormuş, o da söyleyince bir daha bulamamış.
Bunu diyorlar ki şık daha hazretlerinin gelmişlerinden birisinin tarlasından sabanı çalınmış. Bilmem işte, fikirler edilir, saban, o para saban. Sende olur mu? Keyhiyyet-i Şık hazretlarını arz edilince efendim bizim sabahını ta'dan almışlar. Buyurmuş ki Akhurda olan merkebe bin. Biz kerametimizi köpeklerimize merkeplerimize müezzimize dağıttık yani istemem böyle şey demişti. Nereye giderse Musa eşyayı meşrukanısı oradan alın buyurmuş. Nerede sirkat olunan saban merkep Mini'ye malur durursa orada demiş. O kimse de merkep'e binerek yularını serbest bırakıp yiyorlar, ravan olmuş. Devam etmiş. Merkep bir peğin içinden hiç durmadan geçmiş. Ve yine ikindi köyden durmadan geçmiş. Üçüncü bir peye varmış. Tırlana tırılana duran bir evin kapısının önünde durmuş. Sahibi hane, misafir geldi zannıyla kapıyı açarak Buyurun efendim, buyurun. Arkadaş demiş. Misafir mi geldim demiş.
Mesela bizim çift edavatır buradaymış. Bizim çift kayıtları buradaymış, almaya geldim deyince, Yavuz abla ha vereyim diye getirip getirmiş, çaldığı şeyi sahibine teslim etmiş. Derken budur. Efendimiz bunları çok fazla haber verir. Yine buyurdular ki Sofu ve sütlardan birisi, gezbe halinde geceleyin. Hırlarda gezerken ırk atlı kimseler cümlesi bir sıra haline gelip yanından geçmişler. Başlarında kıza bu metsubat selam vermiş. Selamı alınca: Beni tanıdın mı? Demiş. Tanımalım demiş. Ben sana ağabeyim olurum. Demiş. Bir zaman sonra meczup, dergaha gelip keyfiyeti şık tahal Hariri hazretlerine arz edince efendim durum bir hal oldu Mecsub-u Hadı geziyordu, ırk adlı geldiler. Bana selam mi yediler? Başla azap beni tanıyanlar, hayırdır, mavi mi oldun dedi geçti. Bilemedim kim olduklarını. Teala Ali hazretlarını arz edince onlar ırklardır.
Ben üç sene kendilerine deist beni üç sene kendilerine deist tayin ettiler tayin ettiler. Selam bir ev benim. Bizim cismaniyetimiz sizinle oturursa da ruhaniyetimiz gezer bu yapmışlar. Ruhaniyetimiz gezer. Şıdanlıklarının bir halifesi. Bu kitapta günaydın. Kayserili kardeşimizin birisi Etzachi. Hanımağanın karnı şişmiş, rahatsız. İstanbul'da tedavi olabilir. Şifa yutuna getir. Peki. Görmüş Efendimiz'den ziyaret etmişler. Allah hayırlı infak atmışsın filan dua etmişler. Yetmiş kadın ameliyata ihtiyacı var demişler. Olur. Ben on beş günlüğüne izinliyim. Hastamıza insanlar şifa bulursa kaç günden gelmem diye döneceğim ben, günüm bitiyor. Beş günde inşallah iyi olur demiş, doldur. Kırk beş güne kadar tedavileriz inşallah demiş. Peki efendim demiş. Oradan ayrılmış. Onu da yazıyor efendim. Ezzacı yetmiş, hanım bacımız çok daralmış. Buna sıkılmıyor. Yanınız garip. Demiş bunaldım gece yaz.
Üst azim, efendim. Bir dakika diyor, kapı açıldı diyor. Kapı açıldı. Açılın diyor, kafa. Bir hanım Çağırdı bir hanım. Esselamü aleyküm. Geçmiş olsun. Beni Şah Efendimiz gönderdi diyor. Kapıcıdan iyisin filan hiçbir şey yok. Nereden geldiği belli de. Arkaların bir daha geldi diyor. Esselamü aleyküm. Nasılsın hacım iyi misin? Beni şu an beni özür dilerim. Elhamdülillah. Sizi görünce şeyim geçti. Birden bir daha geldi, üç oldular diyor. Etrafını çevirdiler. Sabaha kadar sohbet ettiler. Onların lezzetli sohbetlerinden mest oldum ben. Nest oldum. Naim şafak atıyor biz Risale-i Nur'a. Ben selametle çıkmış gitmişler. Gittikten sonra et sağcı biri gelince gelmiş çıkmış tek diye varmışlardı veyahut da Erenköy'de Zıyye Paşa Köşkü'ne. Hadiseyi olduğu gibi kocası Efendimize anlatmış. Efendim Allah razı olsun, ilahayı kesmemişsiniz. Gece çok bunaldığında üç kadın göndermişsiniz.
Kadınlar ziyarete gelmişler, sabaha rahat etmişler. Onun lezzetiyle daha yatırmış, hiç garipsizlik çekmemiş. Çok memnun oldum efendim evlatlarınız. Allah Allah. Bütün ihvanla doluymuş. Kanaatiniz olsun, benim hiç haberim yok demiş. Rabbim namıma yapıyor. Rabbim namıma yapıyor. Üstaddığınız mı? Haccasadi efendim. Rabbim namıma yapıyor. Onun zamanındaymış Tanrı. Ondan sonra bu daha çeşitlüsünü yapıyor. Çok duydum ama ne olayım diyesem oraya duyulur, tövbe veya alıyorlar. Niye ısırımı ifşa ettim diye. Daha çeşitlüsünü yapıyor. Dahi hocamıza devir mi güldürdün? Ashab-ı Suf'ta da Efendilerimiz ölürken yetişecek mi? Efendilerimiz kabile yetişecek mi? Kitaplarını görüyorum dedim. Görüyorum ya dedim. Nasıl cevap vereceğim dedim. Zahir ulema olursa onlara de ki: Efendiyi Allah çok sevdiği için biri şartta, biri harpta iki evladı ölecek olursa ikisinin başına da o suratta melek gönderiyor Allah.
O zaman işte o melek gönderdiği için onu bilemiyorlarmış. Bağısına geldiği yetişiyor bazısına da Allah namına sevdiği için Sani kulumun evladı vefat ediyor. Hemen imanla ülsün bir iki melek gönderiyormuş. Allah O melekler diyor ona teldini diyorlar. Şahadet getirttiriyorlar. Habiide de, öğüde oynuyor. Ama buna, sahire uymayan bu cevap İhvanınıza ve bize ben açıktan geldiğine inanırım. Kendinin geldiğine inanıyorum diyor Tahir Hoca. Tahir bize de kendinin geleceğine inanıyorum diyor. Ben de ben de sana inanıyorum diyor. Onun için burada kazı köyü var biliyor kazı köyü orada Ramazan isminde birisi var işte Ramazan diyorlar babam oluyor iplerinden Vefat ediyor diyor çok arkadaştan sordum. Gözünün şulası geçti diyor. Bizi görmemeye başlayınca dolaşıp tabii böyle bir şey çabalıyor falan. Allah imamdan aynmasın cümlemizi. Çekilin Bilal'im. Çekilin çekilin. Efendimiz geliyor.
Çekilin ne yapıyorsun. Buyur efendim dedim diyor ismiyle. İkinci efendim ismiyle. Buyur efendim demiyor. Diyiyorum efendim, diyeyim. Gözümüzün önünde böyle deyip geldi. Bir koku yanıyor. Böyle az kıymine sığındı. Arkadaşlar bu, Allah'ımız bizi bunlardan ayırmasın. Amin. Şimdi Hasan-ı Şazeli hazırlıkları Bak kısacası o Aziz. Bu sohbet ederken şöyle yıkarlarlarla acaba demiş Efendimiz bizden şimdi haberdar mi ola? Arkadaş tabi Biiznillahi Teala Onların yolunda dünya bu kadar. Ne haberdir olmasın bir kalbin içinden? Yok yanında olursa bilir ha, uzakta olursa kalbimize vakıf olmaz değil mi demiş birisi. Değil mi öyle? Hata gitti falan demiş. Şüphelenmiş o. Sabah da diyor canının bir can sıkıntı saldı diyor. Şazani kitabını yazdı. Ben diyor bir ırmak kenarına gittim. Orada diyor Canım rahatsızdı. Fırkayı üstüme aldım diyor murakabı haline geçtim oturuyordum beni bir iten oldu.
Haktı diyor bu makamlar. Arkadaşlarımdan bir de latife ediyor zannettim aldırmadım diyor. Sonra diyor fazla daha. Senin dedim baktım diyor ciddi bir şey diyor açtı mıdır terbiyesiz bir kadın. Gizli bir yerden beni bulmuş diyor. İyi de anam sen dedim diyor. Kalk iş başta türlü kalk gel diyor. Der diyor. Tömer ben şu sakalımla saçımla, dervişliğimle. Böyle bir şeyi intikam etmeyeceğimi bilmiyor musun da? Yaşar, çarşaf yahu diyor. Kalktı, diyor beni kucaklarım, diyor. Himletsiz olunca, diyor elinde serçe gibi kaldım, diyor. Yani zayıflaştım, diyor. Sevçer. Sıklatımda ancak kaldım, bana gücün yetiyor, diyor. Bende bir uyanıklık bulamayınca uryan oldu diyor. Adım uryan olunca, Delibi Şehavatı-N Efsaneye, uyanmaya başladı diyor. Efendim hata ettim ben. Biiznillah yetiş ben geliyorum. Yani ben geliyorum, fenalığa gidiyorum. Yetiştim. Bir gel baktım diyor geldi yine burağ ben tuttu diyor.
Kalbimi zift diye yine evimden dedi. Hızırma ağzıma ben şaştım diyor. Böyle oturuyordum diyor. Eski açık zaman yürüyüşlerinin karşısına. Gelin Ahmet Mehmet kimse içmeyin. Şeyin de gelin böyle sohbet edilecek. Gittiler diyor varmışlar diyor. Efendim rahatsızlarmış. Bizi atmeni affetsin diyor diyor. Şu Hasan'ın Şazani Hazretleri müziklerine demiş ki kezzaptır o. Yalancıdır. Girin getirin. Bağlamışlar. Kolundan sürüyerek hadi tekke vardık ki diyor, İhvan bütün dolu. Gülüşak oldular elini öptüm diyor, öptüm de çekti elini diyor. Birden tam kırgın diyor. Demek Mürşidimiz Malik'te, Meşrıt'ta, Şah'ta, Gart'ta, Cenip'te şimalde yetişemez öyle mi? Derim. Demek size mürşediniz ölürken sekeratta yetişmeyecek öyle mi? Derim. Demek size mürşediniz kabirde sualınıza yardıma yetişmeyecek öyle midir diyor.
Böyle de ne zahmet çeken biri oğlum yetişmeyecek de niye bunun ağzına düştüğümüzde, Mürütliyorlar, derviş diyorlar, bunlar fena diyorlar hakkında şey yapıyorlar. Niye bunlara katlanıyorsunuz öyle Yani yetişmeyecek de niye böyle diyorsunuz? Anı da diyor böyle akşam efendimiz bizden haber eder, delil gelin değil mi? Haber eder miyim işte? Haber dermiş. Nasıl kadının tasallütününe uğrayınca kurtulabiliyor muydum? Kurtulamadım bu da adam. Kimini Burak'la tutup da evladım. İyi Bismillah sizsiniz. Bütün ihvane göz atmış ha beni kurtar. Bütün bir efendim. Ha, affet ne olsun. Reddedilecek iş çarptıya ne yapayım? Yani bizi taklit etti bir tık gördü bizi. Efendim ne haber olacak? Şahta, kalpte ne haber olacak? Biri anlat. Ne diyeyim? Bir daha böyle müstahlılık yapmamak üzere att ettim seni, dem diyor. Bir daha böyle edepsizlik yapma bir yerden. Efendime iyi ihtimal ettim diyor.
Adanalılar hüngür hüngür ağlarlar geçen Hasan Milletmen. Bizim Gırmık'ta bilmem Nedale isminde fehvanımız vardı. Cihanın Kırmık'ta. Bizimle görüşüyor o adamın hangi ifadesini konuşuyorum? Efendimiz'i ziyaret ettim dedi. Elini öptüm. Hem ziyaret ettim geldim. İstesem de trene bindim tren böyle açık şey yavrumuza oturdum adam daha oturdu bir kadın geldi diyor Baldırı bacağı açık terbiyesiz biri diyor utango geldi o da yanıma oturdu. Dizleri benim dizime temas etti. Şöyle çıksın çekebilirdim. Nefsin çektirmedi. Allah şeytana uydurmasın, ayağımızı kaydırmasın, cehenneme doldurmasın. Onun ısı sıcaklığından şehvetim kefleniyor namussuz. Nefis diyor, kefleniyor diyor. Adana'dan cihana kadar sırf Allah biliyor diyor, karın da bilmiyor diyor. Bil, ben biliyorum diyor. Şöyle dizin dizinde bir sıcaklık vuruyor diyor içimden şehvetin kefleniyor namusın diyor kefleniyor diyor.
Ama bu sırdan hiç kimse magıf değil diyor. Kendim gittim diyor. Orada Hırvatta bir de berber ihvanımız vardı. O letaiflerinin nurunu hep görürdü. Şu edep risalesinden neden aldı ya nuru şu şekil şu şekil beyaz sarı turuncu yeşil filan. Şimdi Efendimize sorduk niye görünmüyor? Şüpheli taam yedirdi, yedirdiğinde. Sen kardeşim hiç şüpheli taam yemiyor mu dedim oğlum. Mustafa dedim. Hiç hayatta cevata gitmedim ben diyor. Şüpheli çünkü diyor. Şimdi pangaleyle karış. Gel mi yemeğini yiyelim. Onlara görünüyormuşum. O kardeşimiz da varınca Efendim demişti ki ben ne kadar gelsin demiş yani. Peki efendim. Geldim diyor. Memo Ali, sen Efendimiz istiyor gelsin yarın sallallahu aleyhi ve sellem diyor. Ben dün sabahleyin görüştüm, ben de öğleden sonra görüştüm mutlaka gelsin dedi. Biri hinbaşı düştü çelme diyor. Kilerde bindiğim kadın ile Hale üstadım vakıf oldu Enes.
Yerim diyor, cab müteessir vaziyette. Sabahı ağlaya alay etmiş sahabe. Sabahleyin otobüs geliyor, Hırvattan cihana. O toposa binmedim diyor. Ne diyor binmedim diyor. Şunu ağlayacağımı diyor daima. Elime tespih hanım diyor. Tırmlıktan bir ana kadar estağfurullah daha azıyım. Tövbeyi nasıl olsa ona tövbe olsun bir daha yaparsan. Estağfurullahı azim estağfurullah. Cihana dört saat mi var bilmem ne kadar vartla yayan yolu orayı tüm yürüdüm getir diyor. Tren varmış gene bindim trenle. Vardım Adana'ya. İkindi yakınımı nasıl olsa. Efendimi orada çöktüm diyor Sinan'ı. Zaten korkak korkak çöpe. Var oraya var. Böyle. Diyorsun diyor kapı açıldı. Efendimizin mübarek sesi yukarıdan gelirdi. Memna Ali siz misiniz? Memna Ali dedi. Benim efendim. Haydi Tırmıyla Cihan arasındaki istiğfarınız kurtardı bir daha evine yapma. Bir daha öyle hata etmeyi iyi mi dedim diyor.
Efendim, her hallerimize Hacı Hasan Efendi, Allah'ın Allah Hacı Hasan Efendi çok kıymetli bir halifeydi. Allah kalbi pür nur olsun, hem kardeşimle da kucaklaşır. Sevgili bir dost. Bir gün Efendimiz dedi ki diyor, Peygamberlara söyle Hasan Efendi. Gecenin zift karanlıklarında günahları banır görünüyor. Zift karanlıkta. Açıklamaya Mustafa şunu yaptın, Bekle şunu yaptın, Abdullah Şın Hasan şunu yaptın diyemiyorum. Ben hayalıyım. Anca kitabı açıyorum, onların hallerini okuyorum bundan. Alınan alınıyor, alınmayan alınmıyor. Beni yine bilemiyor zannediyor. Ama ben bilmeyi istemiyorum ama Allah gösteriyor. Ben ne diyeyim? Zif karanlıkta deniliyor. Kardeşim işte bunlarla biz intivaha gelelim. Allah bizi ikaz, irşad etsin.