Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Ne güzel ifade buyrulmuş. Hüsnul hulum böyle etrafıyla çok güzel geçiniyor. Şimdi dinimizin emirlerini öğrenmeye gayret ediyoruz. Bunları da yaparken Allah korkusunu, Allah korkusunu gönlümüze yerleştirerek yapıyoruz. Allah'ımızın emrine, Rasulünün tavsiyelerine uyuyoruz. Uyurken de Onun esrarına da giriyoruz. Öyle ki etrafımızda güzel muamele, güler yüz, tatlı dil bunlarla devam ediyoruz. Ulema-i Kiramımızın tarihleri üzere. Bir kere şehevi duyguları, şehevi duyguların üç şekli var. Biri, bu şehvet demek çok güçlü bir istek demektir. Birincisi kadına olan ilgi. Mesela kadınla elleşmek, dilleşmek, halvette kalmak. Bir de baş olma arzuları var. Mesela bir kardeşimiz yanına bir hizmetçi dediğimiz zaman ona sevinecek. Elhamdülillah, hüküm hafifliyor diyecek.
Bir masayı tek başımıza kaldırmak belki zor olacak ama ikinci bir sana yardımcı verir diye elhamdülillah diyorsun. İşim kolaylaştı, yine başta otur sen ama sevk ve idareyi yaparsın. Güzelce devam edelim. Yoksa elimizden alınıyor. Biz elimizden alınıyor, belirliyor diye vazife yapmıyoruz ki. Biz Allah'ın kullarına faydalı olalım. Kötülüklerden alıkonulsun diye gayret, bir çaba. Üçüncüsü nedir? Dünyevi arzu ve istektir, şehvette. Eğer baş olma arzusuna düşersek, dünya arzuları içerisinde olursa, başkalarının namusuna meyil gibi bir durum olursa, kalbimizde hiçbir hal ve hayır kalmaz. Hele şu zamanda, bu dönemde az bir yalpa yapmak çok büyük yaralar açar bize. Çok büyük yaralar açar. Essalis El-ihtirazü anişşübuha, şüpheli olan bütün işlerden uzaklaşıyoruz. Yol gösteriyorlar. Şöyle bir yol, öyle bir yol gösteriliyor.
Böyle bir yol gösteriliyor derken, kenarından kıyından kesile kesile kesile, oradan buradan gire gire Nasvettin Hoca'nın işine dönüyor. Leyle'yi, ya senin bacağın pek uzun oradan kesiyor. Senin kavan çok uzun oradan kesiyor. Şimdi bir kuşa benzedin diyor. İşi bir kuşa benzetmeyeceğiz. Dikkat edeceğiz. Ve ye işaretul meşgup fihe veya kulhueş şek varray. Şimdi şüpheye, ondan sonra yarım yamalak hareket etmelere, bilmem planlara, şüpheli işlere, katiyen girmeyeceğiz. Kendimizi muhafaza edeceğiz. Burada bize gereken nedir? Şüphelerden kurtulmak, Salihlerin hayatı gibi bir hayat. Bu şüphelerden korunmaktır. Bir Hadis-i Şerif ile içine şüphe veren bir şeyden uzak olmak, uzak olmak. Yalnız bu müftüler ne kadar fetva verse de kalbine danış demenin bir esası var. O kalp acaba mutmainne bir kalp mi? Huzurlu bir kalp mi? Değil mi? Bunu da göçmemiz gerekir. Bir kere gaydilerden uzak.
Bir başkasının arzusu, isteği, onlarla hemhal olmak, bunlardan biraz kendimizi kurtararak, ve ve terfu mülah havatil ahyar, işte bir başkası bize nedir, ne yapar, işte onların beğenisi için ne Yapmamaktır. Katiyye. Bundan uzaklaşacağız ve kalp huzuruyla, haşetle, istiğfarla, tövbe ile, yalvarma ve yakarma ile ona döneceğiz. Allah'ımıza yalvarma. Yalnız bu tazarru hali, gönül ehli olmamıza bakar. O adeta Rabbımızda dilleşir gibi olur. Yalvarır, yakarır, tevbe, istiğfar. Böyle her an müteyakktır, uyanık bir hali var. Aynen mürşidimizin huzurunda, nasıl ki bir teneşir üzerinde ölü, elini kaldırıyoruz, ayağını kaldırıyoruz, başını kaldır, nasıl seslenmiyorsa, Allah'ımızın emirlerini bize verdiğinde, ona o şekilde saygı duyup, yıkayici elinde ölü gibi olmak, o bizi kabul etse de etmese de, o bizi sevse de, sevmese de, o bize iltifat etse de etmese de. O bizi kucaklasa da kucaklamasa da.
O bizi havul etse hanesine veya etmese, kovsa bizi def-i sevbilhe. Bunların hiçbirisine itibar etmemek ve tehalli lehabil kabulü ve taati pikulli şey. İster kabul etsin, ister etmesin, katiyen böyle bir düşünceye dalmıyor, ondan tamamen kurtulmuş. Ya ben teslim ediyorum, Allah için. Çünkü Sıddıyıkı Azam'dan bu zamana kadar gelen yol. Evet insan hatalı olabilir olmaz diyemezsiniz. Yani hata etmemek insan için bir üstünlük değil. Mümin olan hatasını bilip dönmektir. İşte hata etmiyor, değil. Hata ettiğinde dönüyor. Mesela anlatılır ya, iblis bir tanesini hemen namaza kaldırmış. Çünkü bir kalkamamış, bir hata olmuş ama öyle bir ağlamış, öyle bir ağlamış ki Rabbimiz katında makbul olmuş. Mesela Medine'de bir kadın zina etmiş. Bunu taşa gömmüşler. Efendimiz buyurmuş ki, sallallahu aleyhi ve sellem öyle bir tövbe, öyle bir istiğfar etti ki, Medine'ye onun tevbesi dağılacak olsa yeter buyurmuş.
Mümin olan dönme Mevla'yı Zülcelal'a ve özürlü olduğumuzu, hatalı olduğumuzu bilmektir. Biz bir kere büyüklerimizin nasihatini, canı gönülden kabul edeceğiz ve hizmette bulunacağız. Muhabbet içinde olacağız ve onları memnun edeceğiz. Ne demek? Onları memnun etmek ne demek? Çünkü o kalp Allah'ın rızasını bulmuş bir kalptir. Mevla'ya yakın bir kalptir. Mevla ile olan bir gönüldür. Onu memnun ettiğin zaman Allah memnun oluyor zaten. Çünkü o gönül öyle bir gönül. Onun memnuniyeti senden mesrur olması bizden, mesrur olursa Allah'ımızın rızası demek bu. Diyelim ki insanlara güzel tavsiyeler yapacağız. Rıfkla, böyle kızmadan, darılmadan, kendimizi bir sükunet halini, temin ederek kendimizde o sükunet halini, çok tatlı bir şekilde, sanki ameliyat masasında bir hasta gibi veya yoğun bakma gelen, sıkıntıda olan bir hasta gibi ne yapacağız? Şefkatle, saygıyla, sevgiyle ona tavsiyede bulunacağız.
Çok şefkatli, çok merhametli hareket etmeye gayret edeceğiz. İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri buyuruyorlar ki, sanki ben diyor, muarızıma karşı konuşurken, bir insanın omuzunda böyle bir kuşlar var. O kuş uçup da kaçmasın diye, nasıl itina gösteriyorsa o şekilde diyor. İtina gösterdim ki, o alınacak bir duruma gelmesin. Alınır da, yahu bunları işitmeye mi geldik, adamın sadece bizi dövmediği kaldı dedirttirmeyeceksin. Yahu bir daha gitsek de bu kardeşimiz hakikaten güzel, bizim ev hayatımızdan anlattı, evimizde güzel gezimden, çocuklarımızın nerede gezip dolaştığından haberdar olmamızı, huzurlu bir hayat yaşamamızı, bunları öğütlüyor diyerek sevgi ve muhabbetle koşmaları. Bir kere onların vazı nasihatinden, uzaklaşmayacağız. Yahu bize çok aşırı bir hakaret gibi oluyor. Hayır. Onlar bizim ıslahımız için. Adamın apandist neredeyse patlayacak. Aman dokunmayalım yazık.
Böyle bir ilaçlarını neler de geçirelim. Geçmez. O ameliyat edilecek. Onu bıçağın altına yatırmak kadar şefkat ve merhamet yoktur. Ona siz şefkat gösteriyorsanız, ameliyat edeceksiniz. Bizim kalbimizde öyle bir hasetlik meydana gelmiş ki, o ameliyat istiyor. Öyle bir şehevi duygu ki, ameliyat istiyor. Öyle bir çılgınlık ki, haram kazançlara niye dönme hali meydana gelmişse, bu çok büyük bir operasyon ister. Çünkü bir ameliyat ister. Hem de birkaç doktor hep birden girecek. Otuz beş, otuz altı piranizamla gidilecek ve tedaviyi edelim bunu dinleyecek bir iznillahi Teala. Onda da azim olacak, gayret olacak, çaba olacak, kurtulacak bir iznillah. Sorun diyor üstadlarımız efendim, bizim kalbimiz rabıtalarda, zikirlerde, yanar gibi, batar gibi iğnenin dokunması gibi oluyor. Onda kötü ahlaklar kesiliyor buyuruyor. Böyle bir ameliyat olacağız. El-Haş, el-Haşr onuncu olarak.
Allah'ımızın razı olmadığı, habibinin rencide olacağı bütün hareketlerde, Rabbimizin dışındaki bütün duygu ve düşüncelerden kurtulacağız. Çünkü kurtulmayacak olursak, bu Allah'ımız ile kendi aramızda büyük bir engeldir. Velhamdülillahi rabbil alemin iki başlık altında işleyeceğimiz, bunlar madde var. Birisi hakikat, bir diğeri de marifettir. Kısaca maddeler Allah'ımız lütfederse yapılır. Et-zalîd-i babul hakika ve makama tuha aşaratın Hakikat hakkında bir bölüm konu. Onun on tane makamı var. Konuştuğumuz, görüştüğümüz kimselere çok yumuşak bir hareket ve şefkat kanatlarımızı indirmek. Böyle kibir değil, benlik değil, çok mütevazi, mütevazi. Bir kere yetmiş iki milleti bir göreceğiz. Allah'ımız yaratmıştır diyeceğiz. Biz şu şöyle bu böyle diyemeyiz. Allah'ımız yaratmıştır. Halik sıfatı vardır.
Eğer yoldan çıkmışlar ise, onların haliyle hallenmemek için, şimdi bakış açımız sadece Halid yaratma sıfatından dolayı. İtirazımız nedir? Allah'ımızın razı olmadığı amellerin yapılmasından, habibinin razı olmadığı hareket ve tarza girişlerinden dolayı olacak. Aksi halde yok şahıslarına. Böyle bir bakış açımız yok. Halid sıfatıyla bir bakıyoruz ve bu iyi yetmiş iki millet dediğimiz zaman, Allah için sevgi, Allah için buğuz neye göre koyuyoruz? Hareket ve yaşantısına göre. Bakıyoruz ki zalim, mazlumu tamamen yok etmek istiyor. Mazlum kimse suçu yok, günahı yok. Öyle insanları bir aileden yedi kişiyi öldürüyor. Ne suçu var diye öldürüyor. Bunların bu fiillerine buğz ederiz. Allah için dost olduğumuz kardeşlerle sevgi ve muhabbet içerisinde olur. Az, çok. Ne rızık varsa, önümüze gelen ne varsa razı olmak, işte şu şöyle olacaktı, bu böyle olacaktı, şöyle pişirmen gerekirdi.
Ben sana gemi kitabı da aldım. Şöyle yapacaksın. Bak komşuda öyle yapıyorlar ki bir yere gittin. Börekleri, çörekleri bildiğin gibi değil deyip de rencide gitmeyin. Bir ara evimizde hiçbir şey bulunmamış. Misafirler gelmiş su, içinde şeker, bazlamayla üstad ağzımız oturmuş, etrafı da varmışlar, üstadımızın üstad ağzınınının yakınını anlatmışlar bunu. Hasan Efendi bize bir ziyafet çekti. Huzu mu kesti? Koç mu kesti? Ballar, yüretler mi döktü? Ne oldu? Efendim bir su, biraz da şeker, o kadar da tatlı değildi bulamamışlar. Ekmekle bunu duyan üstadımızın üstazı, derviş böyle olacak buyuruyor. Mevlana'mızın eve gelip de hanım yemek var mı? Yok. Kuru ekmek de mi? Yok. O da yok. Dövüşme yok, hiçbir şey yok hazırlamadın diye. Bir seninle evimiz Resulullah'ın evine dönmüş.
Hak yolda devamlı koşmak hizmet için, insanlara eza etmemek, bel yahmilu'l-evri yetamin, onların zahmetlerine partlanmak, şikayet etmemek. Mevla'nın yolunda hem nefsimizi, İslam hem de başkalarının hayır yolda olması için gayret etmiyor. El-Hamis İçinde bir intikam hissi var. Bu bana bir tarif böyle etti. Ben bundan üçümü alacağım demeyin, terk edin bunu. Unutun gitsin. Bir zata anlatılmış, bu da kıymetli bir kimseye. Demiş ki oğlum sen akşam ne kadar yemek yedin ziyafette? Ben sayamam demiş. Yirmi çeşit yemek. Yirmi kaba hazmettin demiş, şu sözü mü hazmedemedin? Belki kötülüğe iyilikle muamelede bulunun. Zulmüdeni bağışlayın, alakasını kesenle bir alaka kurun. Ya düğünüdür, ya bir sünnet merasimdir, ya bir haccıdır, ya umresidir, ya düğündür, ya bir cenazedir vesair meselelerle bir seferden dönmüştür. Bir sebep olun, konuşmuyoruz Esleriz.
Aman ha dervişlere, fakirlere, yoksullara öyle kibirli hareket etmeyin. Ben onunla oturamam demeyin. Bir gün içerisinde en zenginiyken memleketin fakir olan var. Burada pazarında ekmek kuyruğuna giren fırında bir zat öyle diyor. Dün buranın en zenginiydin. Şimdi bakın ekmek kuyruğuna girdim. Yedinci olarak Aman ha, kendimizi beğenme, üstünlük taslamak bunun için değil, sırf Allah için girin bu yola buyuruyor. Sırf Allah için girin. Bağlandı, bendim, gayriye deyin. Bağlandı, bendim, gidemem, gayriye. Bizim sağlam tutmamız etrafımızla sağlamlaştırmak ile. Bir kişinin hidayeti, sağlam tutması, binleri arkasından sürükleyecektir. Bir peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, görüyorsunuz, bütün dünyaya saçı diyor. Bütün dünyaya emri İlahiyi duyuruyor. Kötülüklerden kaçındırıyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam her yeri de seviliyor. Bir kişi.
Onun davet ettiği, açmış olduğu çığır, insanların kurtuluşuna vesile oluyor. Bir kişi. Medine'ye gelen iki kişi, Medine'de iman etmediği gibi bırakmıyor. Antakya'ye gelen havarilerden iki kişi İsa Aleyhisselam'ın irşad ve ıslah ile yakıp yanılıyorlar. Böyle diyor azim. Böyle bir gayret, böyle bir cemaat. Bu bizim güçlü olmamızla, bizim öncümüze katiyen leke getirmeden bugün de konuşabilirsin deyip sevgiyle kucaklayıp muhafaza etmek, bu yolu korumakla muhafaza etmek. Çünkü insanlığın kurtuluşu ikinci çalışıyor. Aman ha kötülüğe gidilmesin, isyana gidilmesin, ne kadar güzel, evimizde güzel geçiniyorsun, etrafımız da güzel geçmiş olsun. Ticaretimizde bir haksızlık olmaz, bu. Şimdi kendi sırrımızı da koruyacağız. Başkasının sırrını da. Bize diyelim bir şey söyleyeyim mi muhafaza edeceğiz. Sonra sırrı faş etmeyeceğiz. Oraya buraya saçmayacağız. Bir iyilik gördüğümüz zaman onu yayacağız.
Hadiaten bundan istifade ediliyor. Hayırlı bir kimse diyeceğiz. Bir kötülük varsa onu da örteceğiz. Aman ha duydun mu şunu şöyle etmiş. Bak bunlar bizi mahretti. Bunlar bizim kalp hayatımızı, ruh hayatımızı öldürdü. Bunlardan korunacağız. Ne lazım bize? Bunların ne gereği var? Yeniden bize ne lazım? Lazım? Gıybet etmeyin gözün. Ağarsın iki yüzün. Siyah yüzü sevmesin. Allah Allah yolunda davette dünyevi hiçbir şey ibadetimizde, taatimizde, zikrimizde, fikrimizle, murakabimizle, gönlümüzün huzurunda dünyevi hiçbir şey bize mani olmayacak. Nasıl olacak? Ne bir ticaret ne bir alışveriş Allah'ın zikrinden alıkoymayacak. El karı da gönül yarda. El karı da gönül yarda. Çalışacağız, gayret göstereceğiz ama yar olan meblağdan hiç uzak olmayacağız. Çalışırken diyeceğiz ki rızkı meali olsun. İşte gönlün yargımız bu demektir.
Devamlı münacat içerisinde, yalvarış ve yakarış içerisinde ona karşı haciyetimizi itiraf edeceğiz. Onuncu olarak. Kime baksa ibretle bakacağız. Diyelim ki çok güzel, endamı güzel, yakışıklı bir genç. Allah'ım ne güzel göz, ne güzel kaş, ne güzel bir şekil lütfetmişsin diyeceğiz. Baktığımız her eşyada. Dağında da öyle, taşında da öyle, her şeyde öyle. Baharımda da öyle, yazında da öyle. Bir ağaca ağaca baktığımızda bu meyve vermiş. Ben niye veremiyorum? Benim hala çocuklarım yanlış yollara gidiyor. Hiç etrafımda kimseye bir faydam olup da onları da ne olur, hayır bir yola sevk edebilseydim düşünceleri hasıl olacak. Faydalı ilim öğrenmek için çalışır. Allah Allah. Bir kere biz nefsimizi olgunlaştırmaya, mertebelerini geçmeye çalışacağız. İlim nedir? İlim bizi kendinden gayrı düşüncelerden kurtarır. Genel bir mana veriyorum. Yani dünyaya muhabbet ettirmez diye ifade ediliyor.
Ve edebü'l Mürid hayru lehum min zühdi. Müridin edebi, erkanı zühdündenden üstündür. İlahi bir edeptir o. Marifetinde on tane madde halinde esası vardır, şartları vardır. Bu yolun edeplerine dikkat ederiz. Behçetü's-Seniyye, adap Risalesi vesaire. Dolu eserler var. Bir kere kendimize hedef koyarız. İşte bu yaz müsaabeleri bitirelim. Mesela bu yaz, İslam Tarihini Asım Köksal Hocamızdan bitirelim. Mesela, bu yaz Fethu Rabbani'yi okuyalım. İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubatını okuyalım. Bu yaz, Ömer Nasuh Bilmen Hocamızın da olur vesair de olur. Misal olarak diyorum, İlmihal Kitabını bitirelim. Bu yaz Sahih-i Buhari'yi bitirelim. Mesela. Müsned'i bitirelim. Tirmidiyi bitirelim. Bunun gibi. Böyle bir esas koyacağız. Yazı dışında diyelim, vakit uzundur. Hep böyle bir hedef tayin edersek çok maluma sahip oluruz. Hani illa bir başkasına bakmayalım.
Bu oturumlarımızda, oturmalarımızda son on dakikasını şey yapıyoruz ya, alışveriş yapıyoruz. Fikri alışveriş yapıyoruz. Gönül alışverişi de yaparsınız. Bir araya geldiğimizde, ne yapalım bu kışta da nasıl geçirirlerdim, nasıl iğrendim? İşte içimizde Kuran bilmeyenler var onlara onu öğretiriz. Ne diyerek? Bir hedef daim ederiz Allah'ın izniyle. Demek ki bu yolun edeplerini öğreniyoruz. Edepli oluyoruz. Elimizden dikkat geldiği kadar dikkatli oluyoruz. Dinimizin edeplerine dikkat ediyoruz. Farzlara, vaciplere, sünnetlere. Ehlullah'ın bize tarif etmiş olduğu hususlara çok dayanıklı ve çabalı oluyoruz. Elimizden geldiği kadar. İnsanlardan gelen eza ve cefaya tahammül ediyoruz. Bizi eza ettikleri zaman intikam hırsına girmiyoruz. Onları affediyor. Bağışlayıp gerçek gidiyoruz. Üstüne bir soğuk su içip bitiriyoruz. Ne yapıyoruz?
Üçüncü olarak, bir kere zararlı, nefsinin esiri, fikri bozuk, kalbi bozuk, edebi, aynasıdır olmayanlardan Devamlı uzaklaşıyoruz. Çünkü mahvelerimizi mikrop ürkecek çünkü. O mikrobu ürkütmemeye, kötülük mikrobunu ona çalışıyoruz. Hayırlı insanlarla oluyoruz. Günümüzü karıştıran, kafamızı karıştıran, hayatımızı bozan, kardeşlerimiz arasında sevgimize mani olan, bizi ölü pörçük haline getirmek isteyen zahiri ve batıni bütün fitnelerden de uzak oluyoruz. Aman ha diyoruz. Sıkı yapışalım, dikkat edelim Allah'ımızın emrine. El rabi, Hıtmetul meşayihe bissıt ve velihlas, çok samimi bir şekilde hizmet içerisinde olacağız. Gönül olarak ve zahiren de muhabbet içerisinde, hizmet içerisinde, onların nasihatlerini dinleyeceğiz. İbadet ve taatten hiçbir gaflete düşmemek suretiyle, biz, gizli deve açıkta hep Rabbımızın bizi gördüğünü, bildiğini düşünerek taahhütlerimiz yapacağız. Altıncı olarak.
Gücümüz yettiği nispette cömert oluyoruz. Bir başkasına kendimizi tercih etmiyoruz. Bir başkasını kendimize tercih ediyoruz. Eshabı yedinci olarak, gazaba geldiğimiz zaman çok yumuşak bir tabiatlı olmaya çalışıyoruz. Hemen göstermiyoruz. Derhal yerimizi değişiyoruz. Gazapta isek, eğer ayakta isek oturuyoruz, oturuyorsak yanımız üzere yaşlanıyoruz. Geçmiyorsa abdest alıyoruz. Zikir rekat namaz kılınır. Allah'a yalvarıyoruz. İşlerimizle acele etmiyoruz. Bir şey mi değildi? Hemen acele, bu böyle mi yaptı? Şöyle girmiyoruz. Bir öğrenelim, bir bakalım. O üstadımız hakkında da olmuş, üstad ağzına. Buyurmuşlar ki bir gelsin, bir görüşelim. Geldiğinde aynen kapı açar gibi kalbini açmışlar, kalp letaifini. Mübarek ayaklarının sesini bile duymuşlar. Bütün letaiflerini gezmiş. Sonra da Elhamdülillah, kınayanın kınamazından çekinmeyin, çalışın Allah yolunda buyurmuşlar. Böyle acele etmeyin.
Nasıl ki bir demir dahi paslanırsa, onun paslandığı gibi kalpler de paslanır. Zikrullah ile o pası atın. Allah'ım sabah ve akşam her an zikirli olmak suretiyle, sadakat ve samimiyetle kalbinizi nur edin. Tezsir. Dokuzuncu olarak. Ibadetin güç şişleri. Sadece oruç değil, nafile olanlar da var. Pazartesi, peşembede var. Eyyam-ı bi'z de var. Her Arabi aydan on üçüncü, on beşte var. Hazreti Davud'un orucu bir gün yiyor, bir gün iptal ediyor. Namaz kılınca işrap da var, kuşlukta var, evvabin de var. Gece namazı dediğimiz yaştan sonra kılınan. Bir de teheccüd namazı var. Böyle salatul havuf var. Salat-ı küsuf var. Bunun gibi. Husp var, küsuf var. Bunlara dikkat edilir. Bütün insanlardan kendisini engin görüyor. Bütün insanlar. İnsanları kendisinden üstün. Kendisini bir başkasından hayırlı görmüyor. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Cuma sohbetini dinlediniz.