Maneviyat ve Marifet: Ruhun Islahı ve Hakkı… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Maneviyat ve Marifet: Ruhun Islahı ve Hakkı Tanıma
Maneviyat ve Marifet: Ruhun Islahı ve Hakkı Tanıma kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Eserlerin tanıtımı çok mühim. Çünkü müellifi önemli. Bu eserin tespitine, yazın kimseler çok mühim. Bu hatırok halinde size gösterdiğim Bu yazının alınlığı eser Ahmed Ebüfai, Gatta Sallallahü Sırri hazretlerinin eseri. Fıkize bir eser, azlamışlar. Eser daha ziyade…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Eserlerin tanıtımı çok mühim. Çünkü müellifi önemli. Bu eserin tespitine, yazın kimseler çok mühim. Bu hatırok halinde size gösterdiğim Bu yazının alınlığı eser Ahmed Ebüfai, Gatta Sallallahü Sırri hazretlerinin eseri. Fıkize bir eser, azlamışlar. Eser daha ziyade ahadisi Muhammediye'yi alıyor. Efendimizin hadisi şeriflerini alıyor, sanıyorlar. Ondan sonra marifet, bu konuları işliyor. Marifet, kısaset, Rabb-i zül celalinde tanımak. Onu şimdi, en hubbül halit diye, Muhammedü'l Hacca diye bir zat yazmış bu eseri. Marifetin en güzel tarifini burada görür, ondan sonra fırsat olursak bu nota döner. Şimdi tasavvuf kitap yardımıyla ruhumuzun bir şartla ıslahı, kendimize şekil vermemin yoluyla eserlerde, ey marifetullah'a talip olan kişidir. Biraz anlaşılmazıştırıldı.
Çünkü, mesela dediler ki, namazlar kılınmıyor, bir mümin olarak haccımızı da yapıyoruz, zekatımızı da veriyoruz. Elimizden geldiği kadar yavrularımızla da meşgulüz. Etrafımızın bir şapka ısrarı ne gerekiyorsa, hem aile içi, hem insanlar arası, hem ticari bütün alanlarda hizmet elimizden geldiği kadar vermeye çalışıyoruz, ne olacak diyebiliriz. Fakat burada, burada en önemli olan hepsini içerisine alan, bu çalışmamızda bizi başarıya ulaştıracak olan bir husus. Bu da marifettir. Marifet hakıtmamaktır. Hakkı Mevla'yül Cellabiyi tanıyarak isimlerini, sıfatlarını, pigilerini yapacağımız hizmet çok başvuru. Verimi, artık siz bunu tarif edemezsiniz. Kuran-ı Kerim'de Mevla-yı Zül Celalimiz, o verimi Agaret suresinde iki yüz altmış beş, Dihah Tez gür, bire yüz, bire yedi yüz, ez'at-ı müdaaat, bir de, Hishadsız zikrediyor, ihsani. Böyle bir nimet.
Bu ayet-i celîne, iki yüz altmış bir fakara su meslidir. Şimdi biz çalışmalarımızı verimli hale getireceğiz, Mesela iman konusu değil. İman hususunda imanın yakin derecesinde olması. Yatın ne demektir? Tereddütsüz bir inanç, tereddütsüz bir inanç. Şimdi siz Kuran-ı Azimüşşan'da Hucurat suresinde son ayetlere baktığımız zaman Hucurat suresinin, bakın bunların tavrına, bunlar Müslüman kimseler, Müslüman kimseler, bakın neler söylüyorlar, neler diyorlar. Efendimizin huzuruna geliyorlar. Rabbimiz bunları şu şekilde tarif ediyor insanı. Şimdi bir kısım insanlar, bedeviler, diyorlar ki, inandık dediler. Evet biz iman dedik dediler. Sıkıntımız burada bizim. İşte bunu açacağız biz. Bunu açacağız ve ben de Müslümanım bilmem filan. Bu değil. Müslüman'ı da var. Bizim Müslüman olmamız, imanımızın kemal hali, halledeceğiz. Rabbimiz buyuruyor ki, peki siz iman etmediniz.
İnandırtmıyorlar ama, ama İslam olduk değil. Şimdi Allah'ınızın emirlerini yerine getirirlerse bize tartışılan vazifeleri yaparız. Şimdi orucu kim tutmazsınız? Sizin, hatırınızda, cehil bunlar, her sınıf insan orucu sert. Ta tutmayan da bulmakla birlikte, hiç ummadığınız insan orucu sert. Bu değil. İslam'ın öyle vazifelerini yaparken, imanın kalpte yırtılmaz. Onu diyerek yapabilmek. Öyle bir inanç ki, öyle bir inanç ki, Ashab-ı Kehf'in imanı gibi bir iman. Birazını söyleyeceğim size. Mesela ölümü göze almış bunlar. Ashab-ı Kehf dediğimiz gibi, Allah'ın yiğit verdikleri ölümü gözlerini almış bunlar. Şimdi tevhid inancından vazgeçmesini söylüyorlar, iman üzerinde duruyoruz. Onlar diyor ki, Kasiyen biz Allah'ın dışındakileri ilah kılıp etmeyiz diyorlar. Bak hayatına mal olsa bile, halbuki bizim şeriatimize nedir? Nahl suresinde görürsünüzdür.
Maneviyat ve Marifet: Ruhun Islahı ve Hakkı Tanıma ne anlatıyor?
Maneviyat ve Marifet: Ruhun Islahı ve Hakkı Tanıma kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Eserlerin tanıtımı çok mühim. Çünkü müellifi önemli. Bu eserin tespitine, yazın kimseler çok mühim. Bu hatırok halinde size gösterdiğim Bu yazının alınlığı eser Ahmed Ebüfai, Gatta Sallallahü Sırri hazretlerinin eseri. Fıkize bir eser, azlamışlar. Eser daha ziyade…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbinde imanını muhafaza, hikmet suretiyle kalbinde imanını muhafaza ediyor. Bir azanın kesilmesi, hayatın telef olmasından korkulursa, kafirin dediğinidir. Bazen iman ne bir güçlü mü, ne bir kuvvetli ki, katiyyen biz diyor, Allah'ın dışında çeşitli bir varlığa tapmayız. Bunun imanı ihkandır iş. İkad kesin bir inanç. Bizzat görüyor, bizzat biliyor. Bu görüp bilmeleri nasıl oluyor derseniz Hac suresinde kırk altıncı ayet cümlede, bu gözler kör olmaz mı? Hac gözleri kör olur mu? İman nereye yazılır? İman, kalbe yakın, kalb-i din ruh et parçasından yazılmaz olur. O. 0 buhhandır, melekidir, lehmıyız. Osman-ı Emri'den et parçası demiyoruz biz. Böyle bir imana sahip olarak yaptığımız vazifenin verimini anlatmakla bitiremezsiniz. Şu meyvelerden düşünün, meyvelerden düşünün. Bunun döküntü olanı da var, daha hala görülüyor. Yollarda mevsimde bile görülüyor. Döküntü, bunlar Meysiye gitti.
Sıkıp suları çıkarın. Ondan sonra bunun de kestirap olanı var, çok üstün olanları var. Gittikçe füze kazanın. Tabi bu bakımına göre değişiyor. Hele bu bodur elmaları dediğiniz zaman çok kıymetli oluyor. Onu büyük mağazalara satıyorlar. Büyük marketlere veriyorlar. A sınıfı olanlara değil, çok kıymetli çünkü ötekini, akünün bir kısmında hayvanın önüne döküyorlar. Bu değil. Biz şimdi değerimizi öyle bulacağız ki bütün saatler de, bütün saatler dediğimizi anladınız. Bir hastayı ziyaretimizde dahil, bir cenaze-i teşhide dahil. Hepsinde imanımızın güç ve kuvvet bulması ve bu sayede ibadet ve taat biriminin artmaz. Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor. Onların tutmuş oldukları borçlar, ancak yanlarına kalan açtıklarıdır, susuzluklarıdır, buyuruyor. Neden? İmanı kuş bulmamış kul Vehbi. Olur. İşte arifanı ilahi de bize bunun yollarını açmış.
O ölüm tefekkürüyle, bundan önce yaptığımız evrat-ı ezkarla, rabıtalarla, murakabelerle, imanımızın güçlü ve kudreti olması dinini etmiş. Şimdi o kimsenin ibadet ve taatiyle bizimki bir olmaz. Bazen ihres mallar oluyor. İhres malları kabul etmiyor. Yok diyor ben almam diyor. Çünkü bu elmada benek var diyor. Ondan sonra bu elma diyor, utanmıştır. Ondan sonra bizim istediğimiz şekilde değil diyor. Bizim dövüşçülerimiz tutmuyor diyor. Bu dövüşçüleri tutturacağız biz. Mesela ibadetle taatimizde deneyin, kovdu bilmem filan, ona göre milyenin de hastalıkları vardır. İbadetle taatimizin riyakiri, ondan sonra benlik, mikrobu, ondan sonra bir başkasına taatlerimizi gösterme duygusu sümmah, bunlardan uzak olacak. Bu da aldığımız ihlasın eskiyalayla temin edeceğiz. Ve biz şekil alacağız biz, mutlaka şekilde alacağız. Inmeyeceğim ibil fi ardı I tagife şeklini alacağız. Ne şeklini alacağız.
Şeklinde alacaksın. Allah'ın emanetleri, farzları, vacipleri, sünnetleri, bütün görevleri dağ, taşa, semavat ve arza, onun artık büyüklüğünü düşünerek, esas ailenin yüklediği halde hiçbirisi bu emaneti yüklenmedi, diye yüklendi. Bunu en güzel şekilde götürmenin yolu işte bulup, çalışmaları bu gayret. Kadar. İmanımızı hiç bulması. İrfan tanımak. Efendimiz ne güzel buyuruyor serseri. Allah'ım çok tanıyıyorsunuz beni. Ondan en çok korkanınız da beni tanımakla alakalı. Tanıtıyor Mevla'yı. O murakebelerinde tanıtıyor. Bir ihlasın, mana azmi şurada diyelim ki su. Bu suyu biz dıştan görüyor musunuz? Bizim ihlası, şeridini okumamız bu şekilde. Ama tatmamız nasıl olacaktır? Tatmamız, içmek söyletti. Biz ihlası okuduk manasında biliriz esabila. Ul, dil, huve, ok. O dediğin için, Allah'u Allah, tüh sıfatları ile. Onun ilk katını anladım bahis, bir sıfat.
Şu güneşin az bir hararetinin çoğalması, hayatının yok olmasıdır. Derecesinin az bir düşmesi, ortalığın soğuktan yok olması, hayatın canlı namına hiçbir şeyi ortadan kalmaması demektir. Öyle bir kudret sahibi bu. Bak çokça bunu düşünüyor. Küresel ısınma, küresel ısınma. Huzurların erimesini fidletsin. Uzun tabakasının delinmesin, para deliklerin açılmasıdır. Az bir. Kız biz yörüngesinden çıksın da bakın, yer yerinden oluyor, yüce hesabı, bitiremezsiniz. Bunu eğer bu arada bir muharebesinde, şimdi biz ihlasın manasını diyoruz, Allahu Teala. Hiçbir kimseye muhtaç değil Cenabı Hak ama biz ona hep muhtacız. Doğurmadı, doğurulmadı. Burada öyle güzel cevaplar var ki. Yahudilere, Hristiyanlara bütün cevaplar var burada. Huzeyir Allah'ın oğlu, İsa Allah'ın oğlu diyenlere, farkındala şimdi değişti. Çok değişik şekiller aldı, şekiller aldı. Neyse oralar uzun bir konu, bitmeyen bir konu.
İçki dengeli yoktur, biz bunu böyle deriz. Bu ancak karşıdan bardağın içerisinde bir suyu görmemiz gibidir. Ama bütün vücudunu gül yaprağının her noktasında gül olduğu gibi, cisillah gözetmiş ama hedefini gözetmiş. Hedefimizi gözetmezsek yapacağımız hiçbir şey yok. Hedefi takip edeceğiz. Bir kere gönlümüze yerleşeceğiz, geleceğiz. Diyeceğiz ki, ben yavrum yetmiş yaşına geldim ama bu hayatı nasıl geçeyim, bundan sonrasında nasıl getireceğim, bu bakımdan yenilecek. Benden ne istemiyor, ne yapmam gerekir? Kuran-ı Azimüşşan gelmiş konuşuyor, her an konuşuyor. Ne söylüyor Kuran-ı Kerim'de deyip tefekküre dalacağız. Hadis suresi hatırıma geldi de oradan, on dört veya on altıncı ayeti cellede, onların kalpleri hala yumuşamadığını gelince, Sıddîk azam öyle ağlıyor, öyle ağlıyor ki. Böyle bir heder tayin veriyorlar, heder. Ben Resulullah'ın ümmetiyim. Ona ümmet olmam bana ne icat eder.
Ben bunun ruhi yönünün varislerinin evladıyım. Ona evlat olmak neyi gerektirir, neleri yapmam icaz eder bu iş. Bunları bileceğiz. Rabbimiz bizi tertemiz göndermiş, ona da emaneti tertemiz olarak teslim etmek. Öyle bir yazı yazmış ki mübarek zat, şu yazıların hat şeklinin iyi şükür usulleri var, okuyamıyorum yazıyı. Vanes seyyi güne Ebu Bekir Sıddıyallahühu vereyim, isterseniz bakın, şu yazı yaptım, verin. Çok usta, yaygın, yalnız şekliyim. Kim, Allahü Zülcelal'in muhabbetinden bir koku değil, bir yudum, bir nebze, çok az bir nesne, ondan elde edecek bulsa, e buna nasıl olacağız? Evrakı ezkarımız. Bir tanesi Esadı Elbili hazretlerine gelir der ki ben, sadrımızdan yukarısını girmiş bir nur olarak gördüm. O da cevap veriyor, buyuruyor ki, tabii bu ancak size anlatılacak hususlar. Hani siz belli bir seviyeye gelmiş, Elhamdülillah.
Küfürden, nifaktan, çişten, büyük günahtan, küçük günahtan, Allah'tan gayrı ne düşünce varsa onu ölümden atmış mısınız, dersiniz. O nura dönen kimseler. Bunların takip ettiği usul, takip ettiği usul ve gelinecek nokta bu. Bak hedefi tayin etme dediğimiz bu. Hedef bu olacak, edep. Menzaza min hamis-i muhabbetillahi teala, Allah'ın muhabbetinden bir yudum içecek bulsa, artık onun şuurla gurur verici almaz. Ve hakikati ederseniz, harika-ı ilahi şu dünyada kılıç sebeplerini niye dayarlar? Üç, üç sebebe dayandırlar. Bir, değişik şekilde bulunur. Birisi, cemaate namaz kılmak diyorlar. İkincisi, geceyi ihya ettiler. İkincisi de, bizim gibi asilerin isyanı, isyanların, isyan içerisinde olanların ifşağıdı var. Bakın onları dünyaya bağlayan sebeplere bakın.
Cemaate namaz kılmak, geceyi ihya etmek, bir de bizleri irşat ve ıslah ile meşgul olup, hadisle, saadet ve muhlis kullarla beraber bulunmaktır. Ve sonra dünyanın hiçbir köşesine, püsüne, o değerlere meyletmez, en düzeninde yaşar. Dünyayı, dinimizin öyküsü içerisinde en güzel şekilde yaşar, Allah'ın nimetini üzerinde gösterir ama kalbinde muhabbet. Hiç unutmayınız, müfşir-i kamilimiz hasadı sohbete ötürüdur. Çünkü ki Resulullah'ın devrimdeler sallallahu aleyhi ve sellem fakirler oturdu, şimdiden fakirler oturdu. O zaman fakir dediği insanların çoğu orada, fabrikadır kimseler. Yani bunu biz duydum mübarek kelamını yetmiş ütü duydum. Yine hakikatler oturuyor. Bakıyordum zengin bunlar, çok zengin. Sonra düşündüm, tüyüğümüz, üç iki amcamız buyuruyor ki kalbi tahsili olandır. Kalbi tahsili. Kalbi yokluğun bir şey yoktur olan kimse. Şuraları tez bitirmeye çalışayım çok uzun zulüm.
Ancak bu kadar bir şey. Sureye, sureye, hakikatini girmeye çalışacağız. Rabbimizi hakikatini tanımaya. Zaten şahsımızı bir tanısak, Yani bir meyvenin dahi, çok hoşumuza gelen meyveler oluyor, çok hoşumuza oluyor. Dallarında için çok lezzetli ve düzel görünümünün olduğu bir zaman. Çok güzel. Onu siz oradan kopardığınız zaman, bir müddet geçtikten sonra, o çok güzel olan et değişmeye başlar. Sonu çünki yerlere atıyorsunuz, çöplüklerini atıyorsunuz. İşte güya bu. Bir güldür, bir çiçektir, çok hoşumuza geliyor. Aman artık mavi, mal sonra koyun diyorsunuz. Bırakmıyorsunuz oraya, birkaç gün sonra çek köpek. Bir insana bayıldıyorsunuz, güzeldir diyorsunuz. Bir müddet geçtikten sonra, öyle bulacaktır diyorsun yahlanırsın. Bunlar hep, ona geçiciliğini bilirsek, ebedi olan Rabbi Zülcelalimizin, Evvel, ahir, zahir ve batıl oluşunu bile gidecek olursak, onun bir başlangıcı yok ki, sonu da yok.
Rabb'i Zülcelal'imiz için şu tarih, bu tarih diyemezsin, başlangıcı yok, sonu da yok. Ama bizim hepimizin dünya rolunun içerisinde olan varlıkların parçalar, sonu da. Belli bir süre, onun sonu bitiyor. Ve bu bir kişinin de Cenabı hak bize gösteriyor. Kendi nefsimizde gösteriyor, hayatımızda gösteriyor. Bazen sizin resimlerinizin bulunduğu, bulunduğu çantalar açılıyor, aziz gibi, okul döneminde neymiş, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, gidişe gidişteki resmimiz, bir pasaport üzerindeki resmimiz, şimdi ne olur bu arada. İşte bu. Bunu tanıyabilirsek, kendimizi bilebilirsek, vakımızı da tanıyacağız, yoksa bile emekiz. Hani ibret nazarıyla bakacağız. İbret nazarıyla bakacağız. Diyeceksin mutlak geçecek ama rızkım helal olsun gelince Eğer dünyayı tanırsa, şimdi adamın öldüğü halde davası devam ediyor mahkemede. Bir dünya nimeti için daha mahkemeler.
Ve diyor, hayatını kırk elli seneyi alıyor, yine dava bitmiyor. Böyle tutkusu içerisinde bulunan dünyanın insanların bir kısım, insanlarımızın çok aşık olduğu, hırılını hitap ettiği, şu dünyanın geçici olduğunu bilir. Gösteriyor bak, dünyada hıyarlı yarattı. Nasıl histyalliyor? Histyalliyor. Bu konuşuluyor artık. Gelen kaynakların hikmet üzere olduğu konuşuluyor. Seviniliyor. İki bin on Aralık sular yeterdi dinliyor, seviniyorum. Bak bu kaynak, su biterse hayat biter. Takip ediyorum, yani sizin gibi bakıyorum, gördüğüm kadarıyla. Diyorlar ki su savaşları diyorlar. Okuduk, gördünüz, seyrettiğimiz, dinlediğimiz haberleri budur. Siz dinliyoruz. Biz bir dinle de siz din dinliyoruz bunları. Ne konuşuyorlar? Bitiriyor diyor da kaynaklar bitiyor diyor. Çekimlerin yavaşladığı konuşmuyor. Bak, dünya isteyen diyor.
Çekimler yavaşlıyor ve sonra, önce bir surat içerisinde gidiyor ki, onu kaydetmiştim, beş yüz, yüz milyon kilometre diyor. Böyle bir yerden yer bir yere nakil olunduğunu, emin ve tabirim olmak. Bir boşluğa doğru geliyor işte güya. Bu gidişin, bu gidişin yavaşladığını da söylemiyor. İlmen haber veriyor. Ben haber bilemem ki, sağ mı? Değil. Ama duyuyorum. Bak dünya yaşlanıyor, dünya dünya oluyor. O ihtiyar namaza bile senden ihtiyar diyor. Eğer onu inecek olursa kişi, zehile fiyaha, ona aşırı bir muhabbetle kendisini mahvetmez. Efendimiz'in bir Hadis-i Şerif'ini davet ettim. Bulursam söyleyeyim, görsek gidince söyler misin? Hadis-i Şerif şu, bir kediyi bulabilsen lütfuyla Cenabı Hak buyuruyor yazmış koymuş. Dünya buyuruyor, Aleyhissalatü vesselam vermiş için sizin deyip de ondan sonra alt kuyruğunu dışarıya çıkarttınız. İşte okusam da böyle demesem diyordu.
Kaynağıyla her şeyimi bile tesbih ettim. Dünya bu. Efendim bunu siz görüyorsunuz aslında. Ölen bir kimsenin, şükran gölgesinde gazlar toplanıyor. Öldükten birkaç gün sonra müşahede ediliyor. Karun atlıyor. Davulsaklar yayılıyor, kurtlar üstüne düşüyor. Düzler buharlıyor. Sonra bir zatın damadı, doktor, otopsi yapılması gerekmiş. Bir çocuk ölmüş, on altı gün sonra kabirden çıkarmışlar. Kayınpelerini mi, niye anlatmış baba demiş, öyle muhtar gördün gün. Ama bir şey yaptık nasıl bir hale geldiğini çökünce muhtar demiş muhtar demiş. Bundan sonra diyor, umbareksat üç gün diyor hiç kendime gidemedim diyor. Hayat bu. Bunu binebilirsek Rabbimizi tanımayız. Rabbi zü celalimiz, zenginimiz, muhtacimiz, muhtac. Her bir halimiz de muhtacız. Burada olan bir hadis. Bir kardeş kenti oldu, diyor ki nefesimi toplasam, oturdum onu diyor, nefret eder.
Şuradan küçük bir yara çıkmış, Türk küçük, sirkin, Türk küçük. Onu da ağzını çırpmamış, yara halletmış, ciğerini işlemiş. Furkan seni mutlu ediyor. Bu biz vakit, o zihnin muhtaçsa, sanat statını düşünebilmek, bu noktaya geçmekle alakalı. Yani şu şekil var ya, şu şekil var. Yoksa çok yanlış yaparlar. Yani bir talebenin kocasını dedirtilmesi gibi bir hal olur mu? Yetimizin mertebeleri bir geçtiyse, Nuh'un mertebesi geçtiyse. Çok dikkat edenin, bu İhsan mektebini öğrencisi olduğumuzu iyi bilen bak, çocuklarımız için. Hepsini bir devlet tutuyorsunuz üniversiteyi kazanacak mı kazanmayacak onu. Aileler deve tutuyorlar çocuklar. Çocuk ne olacak tabii. Bir de ahiret dersimiz ne olacak, bunları defekti. Bu defteri düşer miyiz? Mi? Acaba biz yürürken kazanabilecek miyiz? Eğer Allah sevgisinden bir buğday tanesi kadar nimete nail olursanız, bu halden tanesi değil mi?
Buğday tanesi, küçüklüğünü ibadet etmemize neden reddedilmektir? Huzursuz yapılan yetmiş senelik ibadetten üstün. Ondan çok birimleri bir cins gibi değil onların. Bir tevhid okumaları bizim okuduğumuz tevhitle bir ölçülemez. O Allah'ın huzuruna muhabbet eder. Bir de işte hub illallah demiş. Düşünün şimdi, seksenin üzerinde, doksan beş yaşında, isadi erbili Hazretleri, artık medreseleri bitirmiş, okumuş ya. On iki ilimdir de bunu almış, şehadet almış. Ondan sonra ta Ala Ali Ribi Hazretlerinin huzurunda da efendimizin Ashab-ı Kiram'ı yetiştirme tarzını da elhamdülillah atmış. Böyle olduğu halde bir put-u azam, kelime-i tevhidi okumaya anlaşıyorum. Onunki ne bizimki bir oğlu? O ya dediği zaman bir kez de kalbinde zerre kadar dünya muhabbetleri bilmem filan kalmıyor. Bütün. Ve daha ne? Şimdi sevgi uyandığı zaman da bundan başkasına dönmez, ilk bu Rabbimize dönün.
Ama o razı olsun, yine, şuna biraz acele okuyup girmek için. Eğer Allah'ımıza dönmenin de zevkini duymuşsak, kime döndü bir kere, döndüğümüz niye, dönüler gibi, Mevla-ı Zülcelal. Dünyaya arzusuyla bakmaz o, koku yavaş. Ben dinimizin artık emirlerine göre hareket ederler. Yoksa çıkıp gidecek değil ki, bunu da kazanmış onu. Bu muhabbete gelişmişse, bu muhabbetten uzaklaşmak, ona cehennem ateşinden daha şiddetli gelir. Rabbimize müracaat. Eğer ona vasıl olmuş, gelişebilmişse, kendi desen bilmekten çok üstün onu. Rabbim zülcelal'mizi bulmaz. Bundan sonra önce demiştim, bunu size sunacağım ben, isim olursa. Marifet ağacı, bunu da görmeden hemen söyleyeceğim. Marifet ağacı çok güzel tespih, buyrulmuş, Artık biz mi barip biletin. Şimdi bir ağacın yetişmesi için toprak çılgın önemli. Yani verimli bir toprağın bulması gerekiyor. Bu toprağın verimi nedir?
Yakin ve tasdik dediğimiz kesin inanç ve Sıfftii Azam gibi bunu söyleyen Resulullah'ın daha fazlasını kabul ederim diye bir gün diye gelişmek gerekiyor. Bu bizim budur bizim. Allah'ımıza biz bununla varacağız. Bu mübarek ağacın, keşeşeratün terkibe, bu ağacın gölgesi altında bulunacağız. Güneşin tepelerimize kadar yaklaştığın zaman, bizi o sıkıntıya koymayacak olan bu ağacın gölgesidir. Kökümüz yakin ve tasdik, mutlak inanç. Kesin bir inanç. Ve tasdik, Cebrail Aleyhisselam'ı, efendimiz aleyhissalatu vesselama Rabbamızdan getirmiş olduğu emirleri kesin inanç nasıl inatmamızı, emretmişse o şekilde. Bunun gövdesi iman ve tevhittir. Bak ne kadar dikkat ediyorlar, ne kadar dikkat ediyorlar. İtikati huluklar üzerinde duruyorlar, tevhidi bokunun şefini, Sabahattin üretmeye çalıştı, Hadis-i Şerif'ten. Tarih buyuruyorlar. Bu göldeninde altı tane dalı var, sadece bir tanesi diyeceğim hepsi.
Tefekkürdür. Tefekkür dalının iki tane sürgünü var. Bu dal deyince, bunun izahında diyor ki, La nihayet diyor. Hani biz böyle diyoruz ama diyor, bunun, bu dalın diyor böyle uzantısı böyle dört metre, beş metre gibi değil diyor, böyle sonsuz bir dal. Ondan sonra meyvesi ise diyor, birinin rengi diğerine benzemez, birinin tadı diğerine benzemez. Bu Allah'ın bir tilkidır diyor. Nutfu ihsanıdır diyor. Çok güzel ama ayarlamış, teşbih gitmiş. Şimdi bunun sürgünleri diyelim, bu dalın sürgünleri, havf I ilahi, Allah korkusuna kadar güzel bakarsın. O korku olmasa insanlar birbirlerini yer tükeli. Ne halt tanır ne okutulur. Tanımlarız hiçbir şey. Yediğimiz içtiğimiz helal mıdır haram mıdır, düşünmez hale geliveririz. O korku olmazsa ne kadar mühim. Bak herkese bir, bir kontrolcüüye gerek kalmaz. Bu korkunun olduğu zaman gönlünde artık bir manevi bekçidir o. Seni götürmez zaten yanlış.
Mesela Sıdhi Azam'ın hayatında büyüğüm. Mahkemeler boştur. Hapishaneler boş mahkemelerine, hakimler boş bekliyorlar diye. Üç yüz yıllık Osmanlı döneminde bir araştırma yapılmış, beş altı tane suç görülür. Halk-ı ilahi eğer gönlümüzde yer tutacak vurursan, bak suç oranları düşün. Rece, devamında korkutupturmaz. Allah'ımız rahatsız olmaz onu zaten. Bir ölçü içerisinde rahmetinden ümit var olmaktır. Öyle bir rahmeti ilahi ki Mevlana nerede okuduğumu şu anda, çıkaramıyorum, çıkaracağım göstereceğim size. Rahmeti ilahinin olluğu hususuyla, işte kelime-i tevhid okusa, buyuruyor hatırladığım bu, tevhid okusa cennete girecek. Zina ise, hırsızlık yapsalar, deve. Tövbe ederseniz, Allah'ımızın ilminde kavule şayan olursa, mahsül ediyor cenab, rahmeti çöp olun. Öyle bir gelişi var ki Rabbimizin, hep davet ediyoruz zaten. Fıkir ikrariç gelişimiz ona, bir zira. Bir zira gelişimiz, bir ulaş.
Yürüyerek varmamız, hani bir daha bu ayak olarak değil mi, sen ver diyor. Yürüyerek gelmemizi koşarak rahmeti ilahi gelir. Yani biz az bir tutacak olsak, sadece Kuran-ı Kerim okumaya niye başlasak, okursunuz da tekrar mı söylüyor? Kuran-ı Kerim okursak. Bunun yanında güzel eserler, hatta biz aylık yapacağımız görüşmeleri, internetten verdik, orada takip edersiniz, buyur aydın. Yani ne yapacağını diyeceğim, diyeceğiniz hiçbir hal yok, hepsi senin elinden üstün. Hepsi tespih olmuş, ölü söylüyorum. Zaten kitaplarımız halde, seriler yazar. Bu tembelliği alacağız. Ya bir türlü elim ayağım bakmıyor, bir tembellik geldi canım istemiyor dediniz mi, diğer ilaçları kullanmaya başlayacağız. Yalnız bu ilaçları diyorlar ki, verildiği zaman üç beş ilacı alıveriyor, iyi oluyor bu çocuk. Kıkınlen silmiyor. Eğer diyor, kıkınlen silecekseniz bikilin diyor şu bak, bikilin diyor.
Bir arıveriyor mesela, bir iğne yaptırılıyor. Diyelim ki beş gündür bir iğne verilmiş ama bunu kullan diyor. Bu bir olanı bir kez diyor, ondan sonra bir rahat diyor, tamam geçtik. Bu sonuna kadar kullanılacak. İlacımızın gibi sonuna kadar, kullanacağımız ilaçlardan birisi, şekli vazifelere çok ciddi olacak. Bakın bir tacir, hiram'ın ecavi ver. Arabanın tekerinin dönüşüne kadar isabet eder. Kaç kilometre gittindir? Bak fazla gitmişim ya, isabet eder. Yolunu isabet eder. Elektriliğini isabet eder, suyunu isabet eder, hiçbir insan. Gitmesen de bile biliyor musun? Alışın da, gidişiyle. Yani bir hedef tayin eder zaten. Haccamalarında, yani gelir gider tablosunda. Zaten kerptisadın her zaman ile kaldı. Biz de bunu her zaman yapacağız. Evcil ilahi ile uyutmadığımızın takva uctüsü içerisinde. Birincisi bu, en önemli olan bu. Ondan sonra dünyaya muhabbet etmemek.
Ölüm demek günü de zaten ilaç olarak sunulmuş. Üçüncüsü de gafillerinde bulunmamak mahvedersin. Diyoruz ya mesela bu güneyden bulunan arkadaşlar var, serahet. Serahet diyoruz. Rabla-i şerhi'ye serahet. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.