İnsaf ellerinden bir eleğe, insaflı insan olun. Veley, bu tabiri yenilmez, ağza atılmaz, belki iğrenç olur insana bunu da demiş gözyaşıyla yoğurun şapala kalk böyle boynumuzu Mevla'ya bükün gözlerinizden dökün demiş Allah, estağfurullah, Estağfurullah Ağlan böyle demiş Ağlan gözleriniz de ağlasın yoğrusun demiş. Bu hamur yenilmez tabi demiş. Va'dahu aşk ateşıyla da bit, pişirin Allah'a aşık olur demiş zikreden gelen Allah aşık pişirin Marifet balından katarak kanaat taşşuyla gece gündüz etle ehemmiyetleyelim. Kanaat taşıyla yiyin. Benim gibi daha çok yiyip de böyle tımarhaneye de düşman. Efendimiz ne var? Onun dürtüsü kadar yiyin ve deli ve olmam benim gibi demiş. Bayez şöyle göğsüne bakmışlar. Ehli irfanın diye kimseyi tan etmesen, defteri divane sığmaz, söz gelir divan eden. Divanilerden söz gelir ya, yani sen ehli irfanın deyip kimseyi tayin etme görüyor musun?
Dülgeliverdi, senin cevabını bayılsın diyor. Çok iyi geliyor. Kardeşim, gardaşım, ancak böyle Mevla'yı zikrlede yere inan işte kardeşlerim okumuşlar, haisi demiyor da nafile ile Allah'a takarup edin. Nafile ibadetle Allah'a takarup edin, Allah'ın rızasını bulun. Satıp farz-ı alem-i ervahta kabullandınız. Adamın şu tarlasının etkinlik biçmeyi kabala alırsanız o kadar hakkınız olur. Ama şu bir iki bilip de biçerseniz bunu niye biçtin burayı tabela vermeyi? Seni severim de burayı da öyle biçtim dedim ve ağaç boşa gelir. Yani çok zengin olan ağ el bir cümle attım ne vereceğini Allah bilir. Bu kadar samimisin sen öyle mi? Hem farzı yapıyorsun hem nafileyi yapıyorsun. Allahu Teala zatları Cebren münezzah, Hazine-i ilahiyyesine daldırdı mı ne vereceğini kendi bilir. Onun için nafile bize Efendimiz teşbih ediyor.
Aman diyor, zikir edin diyor, kaza namazı kılın, böyle çalışın Allah izin verirse diyor. Ondan sonra devam edelim şeyimize, artık Mabud-u Kerim'in mukaddes rızasına mazhar olacak bir insanın uyacağı manevi zevki düşünmeli efendim. Şimdi bu zevkin yanında doğru söylem bütün dünya, ukba hiç mesabesinde kalmaz mı? Haslı Müslümanlar vazifelerini maksa rızayı ilahi için yaparlar. Mücerbet Cenabıhakk'a arz-ı muhabbet ve ubudiyet için ibadet ve taatte bulunur. Bunun için sır Allah'a ibadetle rızasını kazanmayı o niyetle yaparlar. Niyet olmayınca oruç da olmaz. Niyesana gülle gül lazım gel. Oruca eğer ben niyet etmezsen giysene. Niyet ettiğin için altmış biri hemen boşla boylayayım. Niyetsiz ameller çürük ağaç gibi. Anca onu ola. Miliyetle şey bulur. Namazı olsun, oruç olsun, hacsuzsun, zekat olsun cemi ibadetten milliyet mühimdir. Miliyetin Milletin miniyeti amelinden hayrını.
Amelinden hayrını. Çok böyle şeyler gördük. Buramıza sığmaz bizim konuşmayla. Müşahirden Hayyanip-i Hilal arkadaşlarıyla bir mecliste otururken büyük bir ulema, haczüft efendi gibi bir ulema. Allah rahmet etsin geçmişlerimize. Salihattan bir kadın gelerek bir mesele sormak istemiyorum. İçinizde soracak kimse var mıdır? Demişler demiş. Meclis'te bunlar hay hayyani göstermişler efendim. O en büyük alim bu zat. Züccen bu zat. Bundan sonra soracağın demiş. Kadını tek kese bağırmamışlar. Bağırmamışlar. Kadın büyük, bazı kadınlar çok büyük, bazı kadınlar çok büyük, yani Fahreddin Razi, kudtisasirramul'l-aciz bir memlekete varınca Hicaz'a girerken, o memleketin büyük güçlüğünü hep ziyaret etmeye geldiler. Hoş geldin, sonra gittiler. Hoş böyle bir baktı, tefsir sahibi bize. Öz bahtı. Bizim içeri eve gelmeyen kaldın memlekette. Sonra bir kadın gelmedi, hep geldiler. Minensite mi?
Yok bir Öyle sırf soruya gelelim dedi. Toplandılar, gittiler kadının yanına bakınca, Halid'ın Zülcelali doksan dokuz gelin ile ispat eden şerh ettiğini niçin hoş geldinle gelmez diye dedi. Vay efendim bu kadar zevkten hiçbir fikrim. Ben Allah'ı Zülcelal ve tekaddes hazretlarını bir diğeriyle ispat ederim. İspat ederim. Senin şüphen varmış da doksan dokuz yedi aramışsın. Allah'tan şüphelendim dedi. Arkadaşlarına bakmış, ben dedim, arkadaşlar ben yıkıldım dedim, beni yettim. İlzam oldum yani. Affet rica ederim dedi. Bir daha böyle yapmaz, riayet edin. Yazdımsa yavrum. Oldu. Şimdi Mekke-i kerimeye çıktılar. Varşı vardılar efendim, getirdiler şöyle bir baklanıyordu. Efendim mübarek yüzüm ile münevver yüzüm ile mahsus olduk. Bir de kelami kibarına dedi bizi memnun et. Kürsiye çıktı diyor. Halk senin sesini versinler, öyle aşıklar hayata, Kürt Fıkrulu verdi. Kürsiye çıktı. Baktı kalmış.
Ben Efendimizin yanında dili lal olanı gördüm böyle lal olduk kaldık kılavuz havuzla beraber konuşuyordu. Halbuki Emir Buhari Hazretleri on sekiz Tasavvuf var. İnan Salah bin Geylani Bey işte asker hocamız, ancak bunlar biz o cihanda o vaaz verdi. Biz hutbe oturup asker hoca namaz kıldırdı yanılmıyorsam, biraderde kanaat etti. Yere iç takana Allah Şimdi, tutmadı mı koyup Garip geliyor koy. Ben Hutbe okuyacak bir şey bulamadım. Ölümünü hatırına getirmemen için tuttu muydu? Yemin ediyor üç beş tarafa geldim, ölümden de bahsedeyim diye. Bir anda bütün vaazımızı verdi alan bir vaazda, emir boğazım verdi hatırımda şimdiki gibi. Ondan sonra ölümü çıkıp da kutlaya başlayınca Allah Allah, hiç beş defa hatırıma geldi.
Ben dün ölümü söyleyeyim diyorum hatırımdan anıyor, demek kendi hutbe okuyacağım işte Gördüğünüz gelişinde yedilerde neden zannetmiş, o birden bire, oraya geri cipinin önünde taksiye. Evet bazife yaptık, geçtik ettik daha birbirimizi bilmiyorlardı o zaman ve Onun için tutulur bazı tutma olup tasavvuf gelir onun ismine. Tasavvuf altına alırlar, yıpratmazlar. Şimdi on beş dakika kadar alınca yorgun olduğumdan konuşmak tabii ki, hissetmiyordum. Bir sana böyle Allah aşkına kim yaptı, şu derviş kim yaptı? Muhyiddin'l Arabi Kuddise sirrahul Hadislisi. Olay biz nasıl keder basmış, biz niye gitmişiz diye. Bir boşluk kendine öyle ağlar. Ahiret günü farzı boşalmış, hiçbir eylemi yok, elpani yok. Şöyle bana kalmış ortada. Ne edeyim Ya Rabbi, ne edeyim Ya Rabbi derken günün birinde o genişlerden bulmuş beni oraya kutluyor. Kapının onun da merçesi var. Fahrettin geldi diye dönüşeceğim diyor.
Rica ediyor. Recanın en nabız olan bir tane, istemiyoruz biz, öylelerini istemiyoruz. Tefsir yazdığına maruz olur, kürsüye çıktığına maruz olur, çıktığına maruz olur. İstemiyor biz onları diyor, diyor. Duyuyor mu oğlum? Çıkmış düşer, böyle diyor efendim, istemiyor sizi. Bak oğlum demiş, gidip girip sen çıkıyorum ancak vazifeli sensin demiş. Allah'a yemin ediyorum ki bu kafam bu eşikte parçalanacak. Ya bölüşeceğim ya öleceğim bu kapıda demiş. Ben böyle teslim olmaya geldim. Sen ne diyorsun be böyle her alanı kovduğumuz gibi kovar filan, ben bu kapıda ölecek, fütuhatınız, nehyiddin kıble hastalıklarında demiş bağda da geleceksiniz. Yoğurt basmaya, geleceksiniz Uğur da sizin şeyiniz, ben de selam söyle demiş. O kadar eziyetle, ileyi ileyi oraya riyaza çektirmiş, göndermiş. Ama kitapları da develerlerle gidermiş, geldiğiyle. Öyle büyük kutuphane geldiğinde taşınıyor.
Efendim, Hazreti din raci demiş, gel gelse geliyor, gel demiş, yakıyla kirazı. Efendim sen de mahddin Arabi ettin deme. Allah rızası için beni kabul etti. Boşa yetmedi size gönderdi. Başka gidecek de kapım yoksa demiş. Sen dedim. Nerede biz zalime takdir varsa bana anlatır derim. Daha İbrahim hep dövüşe benziyor içinde. Kurabocu var sende. İstisler böyle bak. Şimdi yılan mı, akrep mı, büyücü mü, dilkim mi ne kim bilir ne! Efendimizin hikayesini dinlesen, İstanbul'da meşhurlaştı. Kayseri ve Nevevi gibi. Nevevi, Kayseri'de gelinin birisi, gelinin, orada efendi'nin yanına gelmiş, hocanın, efendim diyor ki, hayvanların içinde uslü edilir mi, uryan olarak edilir diye, Edeba muhalif demiş. Hayvan bir şey anlamaz, yalnız idaba muhalif olur. E öyle bir fetva, öyle fetva değil mi eline almış, bir elin sonra olsun diye. Dışarıya çıkınca ana da Nuriye olmuş, geliyor.
Bazı bir saklanıyor böyle, yine geliyor. Günde bir insandan sakınıyormuş. Takip etmeyin. Oğlum ne bu yahu? Niye açtın? Bu kadar de uğrayan gezilir mi? Enişte sen de bana hayvanlardan değilim ya demiş. O demiş, an şu bettun geriye demiş. Bir de grip aynası varmış. Şu grip aynayı da al demiş. Benim sırrım zahir olacak, ben öleceğim demiş. Ölecek misin? Efendimiz haber veriyor. Cami iki bir minaresi çıkmış şapağala. Ben Allah'a kavuşuyorum, ben Allah'a kavuşuyorum salasını indirdiğimiz, yetmişler düşmüş orada öğlen kalmış, indirmişler kadının yanında yer efendim komiserim zat Allah'a kavuşuyorum diyerekten Bu ne demiş bu horoz demiş. Ha ben ailemi elden saklamıyorum, öyle sokak sokak geziyor da onu. Aile geldi mi bakmış mıymış ailesi Ay'ı su suratında? Sen de kendine esirgememe gezdin mi? Öyle demiş.
Oğlum sen gel demiş, şöyle gelmiş bakmış bir maymun var, fitneciydi oğlum, şehirde binde bir kişide adam suratı görünüyormuş, binde bir kişide adam suratı görünüyormuş. O adam da o zaman açtığı o adamdanmış. Bizim içimizde her ahlakın sıfatı bir hayvan suratın kardeş. Onun için diyor ki sen zalimle gaddarsin. Ver getir bakayım diyor şu, ne kadar kitabın varsa getir, ırmağı at diyor. Irmağı at, elini ben at diyorum diyor. Atıyor, kıyamıyor tabii kitapları, değişiklerle. Çok yazılmış tefsirlerini çok çok çok. Mitecik okuduğu defter varmış, onu saklarıyormuş, onu şöyle almış koltuğunda, onu göstermiyormuş demiş. Şu koltuğunu takın, efendim sen benim ne olursun, Allah rızası olsun, laneti deyince böyle mi diyor muymuş? Elini sokmuş ırmağa, Şahefennadın, attığı kitapları çıkarıp çıkarıp, demiş. Elim gözümüzü kör etmiş, kalbine atıyordum ben okuduklarını, ledün ne olsun diyordum demiş.
İnsan mürşivinin deriye tutunmaz mı kardeşim? Peri başlamadı, melekler Rabbimi nasıl bilindi? Debelenmeye başladı, söz bulamadı, kızardı, özeldi. Kulağına dedik ki Resulullah'ın birliği gibi bilirim girdim de öyledir Efendimiz o melek sukratına girerdi ülenin başında bulundu diyorum ben. İhvanımıza kendi bulunduğunu giyiyorum ve ben kendimin bulunacağına inanıyorum. Çünkü Abdulkadir Geylani efendimiz biri mağlupte biri Eşrefte iki müridim ölecek olsa ikisinin de sekeratımda olmazsam beni müşir kabul etmesin. Bütün şöyle şey diyor diyor. Şovlaslı bizi görmez oldu diyor. Çekilin oradan çekilin diyor. Çekilin şöyle diyor. Efendimiz geliyor diyor. Açtı. Efendi hazretleri buyur. Buyur. Buna farzımı açtım mı hiç tükenmeyecek kadar meraklımız var. Ben barışamadım. Burada yeri değil.
Sen diyor yetişemeyeceğini bildin de bu devrin mazalin devrin yasak devrin zamanında elli senedir yasak beş kişi oturtturmazlar diyor oraya. Hiç imkanı yok. Sen ne Senede soluk aldık oraya beş altı dindar insan verdik de, onun yüzünden biz min lai talet ve selamet de kaldınız böylesiniz. Bu kadar getirmenin var mı? Beş kişiyi getiremiyor. Kafamdan zahmetli tarikat çektik biz. Allah zayi etmesin, normal olduğum Allah. İşte Mehmet Ağa hepsini o bilir artık. Onun eziyeti, insanların yemesi, bunların Allah şerrinden yükselsin yemesi. Neden bir neleri? Hiç zahmetin ketdu daha şimdi zahmet etmemi istiyor. Çenesiyle zahmet etmek istiyor, çenesi çenesi inşallah. Böyle bize eziyetle, böyle eziyeti niye çektin senin sekeratında da yetişmeyeceğim, kalbim deve yetişmeyecek de diyor. Gel bakayım hikayesini inceleyelim canım, anlaşılmayacak.
Şih Hasan-ı Şazali Kitabında, İtan müdürü Hacca ullah Efendi, Mergati Nur olsun, pederimle, fazla havuzla Klaus Havza bir kitap göndermiş. Hediyyendir okusun Fazlı İbrahim Mustafa'm. İşte ne değil, üç epyatla epyat ezberimde yok, o kitapta gördüm. Şöyle ihvanlar oturmuşmuş, Efendim, bizden haberi var mı ola demiş şimdi. Sami Sultan şuradan haber oluyor mu ola? Tadil demiş. Onlar güneşti daha izin demiş biz. Şuradan boğduğumuzun ziyası yer yeri tutar. Onlara kaldır kadar dünya gelir. Ben şahidim, ben şahidim, gidiyorum öyle oldu onu. Lakin orada birisi demiş ki, yanımda olursak bilir ama uzakta olunca haber olmaz tabii demiş. Gitme kardeşim filan. O yetişkindir be arkadaş demiş Allah şeyi işte içerisinde niye yapınca? Zayıfmış. Beni bir can sıkıntı saldı, gittim diyor. Irmak kenarında diyor. Ben askıldım, oturdum. Şu hükümede götürdüm kafamı murakabı haline geçtim.
Oturuyordum, böyle dalından bir kafan oldu. Bir daha kalktım. Kafamı açtım baktım dedi bir fena kalktım, musallat olmuş. Gizli yere olduğunda, takille benim muradını vereceksin diyor kadın. Gitme anam bak ben gelmiş insanım sakalıma, saçım var, Yeter ki beşerde şaşar mutlaka. Benimle biri olacaksın dedi. Bu musibetin neden geldiğini anlayamadım. Yalvardım yanına duyulmaya kalktı beni kucaklardı. Elhamdülillah diyor, uyanıklık ol diyor bende. Çünkü Allah'tan çok korkuyorum. Kalkın bu anınızdan uğrayan oldu diyor. Benim yiyordum sarınca diyor, uyanıklık zuhur etmeye başlayınca, Arşhankı arkadaşlarla görüşüp de inanmadığım şeye tövbe ediyorum efendim beni, hanım kurtardı diyor. Aramızda onun bir yirmi günlük mesafe olduğu halde şuramdan bir yer el tuttu diyor. Baktım diyor ve Efendimizin yeri bin çırptı yine diyor. O kadın düştü, benim düğün yok.
Ben o zaman böyle ağzım üstü yattım utandığından arkadaşlar derhal. Haydi efendim sen istiyordun. Ben hastayım gelemem dedim. Çünkü bu sır zuhur ederse haya edeceğim. Edepsizliğinden utanacağım. Senin teslimiyetin bu kadar mı diyecek bana. Ben iyisini kırayım dedim diyor böyle hastayım dedim gönderdim. Yalan kezzap o dedim. Getirin tekliğe, yere giderim. Yerek giderim diyor, ye gelsin koşturdık. Ne oldu efendim sana yetişebilir miymiş, yetişemem miymiş diyorum diyor. Bir de oğlum niye çok yerine zahmet çıktınız siz tarikata girdiniz de. Demek sıkıştığımız diyor, daraldığın dediğin zaman yetişmezsek, çürürür de yetişmezsek iki elleriniz yakamızda kalsın diyor. Eğer siz daralığı da bize iltica etmezseniz bizim elleriniz sizin yakağınızda kalsın, ben bunu değdirme ettim. Beş tane. Allah'ımız kurban olduğum Allah ayırma bizi ya Rabbi. İşte hava aklımıza ne aldatma bizi. Bütün yıkılan kalktı.
El lüptü. Efendim ne oldu dedi. Annem yok manzaraya. Böyle böyle dedi. Bir kadın musallat oldu. Oradan yakasından kurtardım. Evine getirdim. Bana inanmazmış. Niye eziyet yapmaz. Efendimiz'in de itikadı kuvvetli olsun. Bu yüzden Allah şahlasın. Onun gibi yüzlerce misal giderdiniz. Hacı Esad efendimizin de üst ağzımızın Adana'dan gittiği de bu yüzden oldu. Bir defa böyle duruyoruz. Bir de direyle meşgulsa kendi kendine açıldı. Mü'ma vakur, bakire çıkmışlar, otuz üç pil vakur'u tutmuşlar böyle. Hep denizden diyor ellerini görüyordu iki ihvan geldi dedi. Eline kapan diyor. Aynı ne gitsem efendim vakfı bozuldu. Bütün Pirani İslam'da yetiştirir eyizillah. Sakarya gibi şimdi hep dile doladıkları mitingçilerinlerin o.
Lakin yemin ediyor babam Sakarya'da diyor Irmağı diyor Hacı Esad efendimiz bir arabanın üstünden geliyordu, inmedi diyor, hemen dizlerini sığardık, o bir delirmenin ardına suyu geçti elhamdülillah kurtulduk diye diyor. Gitmesini anlıyor madem efendim ayağını çıkaracak soyunacaktır su değil. O zaman Sakarya'da askerin geçeceği yukarı yeri gösteriyormuş. Bir Hoca efendi diyor, orada geçiyordu. İşte, Hicazlı bir kardeşimiz diyor ki, yemin ediyorum pilot benden başka kimse yok diyor. Yine diyor şey atacakları, geriye bir sakallı oturmuş diyor. Böyle Tayyarale geliyor Kıbrıs'a. Efendim niye, bunu nereden bildin, kimsin sen? İsa Karani'nin UAH diye diyeyim ben de. Onlar olmasa da önemli. Dünya ahirette perişan. Allah'ımızı onlardan ayırmasın bizi inşallah. Şimdi daha okuyayım size. Şu Hayyan isminde büyük bir ulemanın şeyi var. Bir mesele sormak istiyorum, içinizde soracak kimse var mı? Demiş.
Meclis'te bunlar Hayyanı göstermişler. Onun üzerine bir muhavere cereyan etmiş. Şöyle bir muhavere cereyan etmiş. Sizin emrinizde Vuç efendi, sekeret nedir? Hanımannem. İÖTA'dan, vezirden, ihtardan ibarettir. Bu üç şey. Ne demones'ten önce? İÖTA etmek, gelmek, bez etmek daha çok. Ondan sonra, isar etmek, kendine lazım bir tane ilave etmek. O an derler diyor. Bu dünyaca sahanı, ince sahane de o çekmenin. Karına bak, ince sahavet nedir bir onu anlat bana. O çekelli dedi ki Cenabı Hakk'a hiçbir ağırlık hissetsizin sahayikal bile ibadet etmektir. Hiç ağırlık çekmeden kaza veriyorsun yorulmuyor. Kuran okuyorsun yorulmuyor. Bin Tevhid okuyorsun yorulmuyor. Ben lafza-i Cellenin hiç ağırlık hissetmeksizin Allah'a ibadet etmeye mukadbilinde bir mükafat ister misiniz? Efendimiz dedi. Yani bir mükafat bekler misiniz dedi. Bu ibadetin karşılığı tabi isteriz. Bir defa tabi isteriz dedi.
Çünkü Allahu Teala bir haseneye on misli sevap ve gayb buyurmuştur. Buyuruyor Allah dedi. Bir an veririm diyor. Isteriz dedi. Fesuphanallah, Allah'a noksan sıfatlardan tenzih ederim ki,