Manevi Yolculukta Mürşidin Rolü ve Ruhani Kılavuzluk
Manevi Yolculukta Mürşidin Rolü ve Ruhani Kılavuzluk kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin…
Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Sevgili dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızda bugün yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü'l-Azizesi'nin Musahabe isimli eserine devam ediyoruz. İnşallah altıncı ciltte mürşidin lüzumuna dair sohbeti sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Manevi yolda mürşidin muavenetine, yardımına lüzum olmadığına kail olan bazı kimseler vardır ki kişinin kendi başına sa'y ü gayret göstermesiyle vuslatın mümkün olacağı fikrindedirler. Halbuki vasıtasız, istianisiz, yardımsız vuslat mümkün olamaz. Herhalde mürşidin muavenetine, yardımına kati lüzum vardır.
Kesinlikle ihtiyaç vardır. Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak mealen İskender-i Zülkarneyn Hazretlerine kavminden bir kuvvetle yardım istemeyi emir buyurmuştur. Bu duruma göre bizim gibi günahkar kullar muavenetten hiçbir suretle müstağni olamazlar. Nitekim Cenabı Hak ehli şeriat ve ehli takvanın ibadetini ve duasını kabul eder buyurulmuştur. Nefs-i emmareye hizmet eden kimse huzur-u baride bulunurken Cenabı Hak'tan mükafat talep edemez. Çünkü Cenabı Hakk'ı unutarak nefsi emmareye hizmet etmiştir. Bir insan altını sevdiği kadar Cenabı Hakk'ı sevse kafidir. Kezalik altına hizmet ettiğinin yarısı kadar Cenabı Hakk'a hizmet etse yine kafidir. Hasta bir insan güzel yemeklerin lezzetini anlayamaz. Herhalde ağzının tadının gelmemesi sıhhatinin iadesine bağlıdır. Şu halde nefsi emmareye mağlup olan kimse hastadır. İbadetten bir lezzet alamaz. Hasta olan kalbin temizlenmesi lazımdır.
Bir çocuk anne rahmine düştüğü zaman ne kadar nefes alacaksa yazılır. Mukadder olan nefes son bulunca vefat eder. Hasta bir adam nefesi çabuk çabuk alır, nefesleri çabuk biter ve vefat eder. Sıhhat-ı bedeni yerinde olan bir kimse nefesi daha muntazam ve daha ağır alır. Nefes daha çok devam eder ve vefatı daha geç olur. Rasulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz Ebu Bekir es-Sıddık radiyallahu anh'a ne düşünüyorsun buyurmuş. Ebu Bekir es-Sıddık radiyallahu anh da cevaben vücudum genişlese de cehennemi kaplasa ve bu suretle ümmet-i Muhammed'i Cenab-ı Hak yakmasa demiş. Bunun üzerine Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu tefekkür yetmiş sene ibadetten hayırlıdır buyurmuştur. İbn Abbas radiyallahu anha ne düşünüyorsun diye sual buyurmuşlar yevm-i kıyamette haşri düşünüyorum demiş. Bu tefekkür yedi sene ibadetten efdaldir buyurmuşlar.
Manevi Yolculukta Mürşidin Rolü ve Ruhani Kılavuzluk ne anlatıyor?
Manevi Yolculukta Mürşidin Rolü ve Ruhani Kılavuzluk kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Muaz radiyallahu anh da bu kainatı, masnuatı yani yaratılanları düşünüyorum demiş. Bunun hakkında da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu tefekkür bir sene ibadetten eftaldir buyurmuşlar. Ulema-i zahirden bazıları vazederken filan duayı şu kadar kıraat ederseniz şu murat hasıl olur derler. Kalp temiz olmadıktan sonra kesret-i kıraat yani çok okumak fayda temin etmez. Mesela küre-i arzda mevcut bu kadar sular var membağı bir lakin kimisi gayet güzel, gayet tatlı, kimisi de bataklıkta olup içilmez, faydası olmaz. Herhalde membağının temiz olması lazımdır. Membağı ne derece temiz olursa suyunun kıymeti de o nispette artar. İşte membağı batıni olan kalp de temiz olmak lazımdır. Bir ölüyken kendisini dirilttiğimiz, ona insanların arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse içinden çıkamayacak bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç?
Meyyet gibi olan insanların kalbine Cenab-ı Hak bir nur ihsan edip ihya ediyor. Artık o kalbin sahibi doğru yoldan ayrılmaz. Elif, lam, Mim. Bu kitaptır ki kendisinde Allah katından gönderilmiş olduğundan hiç şüphe yoktur. O takva sahipleri için doğru yolun ta kendisidir. Kuran ehli takva için hidayettir. Ehl-i takva görmediği şeylere iman eder. Faraiz-i ilahiyeyi de Allah Teala'nın farz kıldıklarını da ifa ederler ve Cenabı Hakk'ın ihsan ettiği erzaktan bir kısmını fukaraya verirler. İşte ehli takva bunlardır. Hidayet ehli bunlardır. Dünya bu gibi insanlar için ışıktır. Karanlığa gitmezler ve ahiret gününe de yakin hasıl ederler. Müminin manevi yola girmesi Ey kullarım, sizin her birinize iki şey vacip ettim. Evvela şeriat saniyen ikinci olarak da tarikat ayet-i celilesiyle vacip olmuştur. Burada minhac, münevver bir yol demektir.
Hak Teala Hazretleri yevm-i ahirette kullarına sual buyuracak. Diyecek ki ey kulum benim böyle bir emrim vardı, sen aradın mı? Aradım ama bulamadım derse ve mürşid de o zaman bulunmamış ise Allah Zülcelal Hazretlerinin cevaptan mürzem olması lazım gelir. Halbuki Allahutaala hazretleri mürzem olur mu? Her zaman da irşadı halk için bir kulunu alime ibraz buyurmuştur. Çünkü öyle olsa kulun vüsatı dışında bir teklif olmuş olacaktır. Eğer o kimse derse ki buldum amma kalbim sevmedi, teslim olmadım. Cenabı Hak Azze ve Celle Hazretleri buyurur ki o kuluma başka kullarım tabi olmamış mıydı? Tevatüren onun mürşit olduğu malum değil miydi? Mademki hakkında tevatür var idi senin de şer'an kabulün lazım gelirdi diyecek ve o kul azaptan kurtulamayacaktır. Turuk-ı aliyyenin yani yüce tarikatın esas itibariyle hepsi birdir, Muhammediyedir.
Ey iman edenler, Allah'ı çok çok zikrediniz ve buna mümasin bir hayli ayat-ı celileyle Cenabı Hak Hazretleri evvelen ve bizzat sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimize ikinci olarak ve bittebada ümmeti muhteremesine zikri emrru ferman buyurmuştur. Bazı kimseler ayat-ı celile ve ehadîsi şerifenin maani vesiyasına kesbi vukuf edemediklerinden, yani o geniş manalarını kavrayamadıklarından müçtehidini kiram ve aktab-ı izamın mezhep ve mesleklerine hakkıyla aşina olamadıklarından itiraz etmişlerdir. Hak Teala Hazretleri zikri kesir emri celiliğini Hazreti Muhammed Aleyhisselam'a tebliğ buyurunca, lisanen ve kalben zikri şerife devam buyurmuşlar, zikri kalbi Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anha talim ve bilcümle ashabı kirama da tefhim ve talim için tevkin buyurmuşlardır, vekil kılmışlardır.
Zikri lisaniyi de Hazreti Ali Radıyallahu Anh'a talim vesair ashabı güzide tefim ve talim hususunda tevkil buyurmuşlardır. Yani anlama ve öğretme hususunda görevlendirmişlerdir. Bu itibarla zikir ikiye ayrılmıştır. Birincisine Sıddıki, ikincisine Haydari veya Alevi. Burada mezhep aleviliği ile karıştırılmamalıdır. Tarikat lügatte yol demektir. Istılahta Cenabı Hakk'a takarrüp yaklaşma maksadıyla süluk olunacak, girilecek ibadet yoludur. Kişiyi Allah'a ulaştıracak yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır denilmiştir. Allahutaala, Ey Muhammed söyle, eğer muhabbetullahı arzu ediyorsanız bana tabi olunuz. Benim süluk ettiğim yolları takip ediniz buyurmuştur ve keza buna mümasil bir hayli ayat-ı celile ve ehadîsi şerife de vardır. Şeriat demir yolu gibidir. O yol takip edilirse selamet vardır. O yoldan çıkılırsa felaket muhakkaktır. Şahı Nakşibend şöyle buyuruyor. Tarikat şeriatın hadimidir.
Abdest, temizlik, taharet, namaza hazırlık olduğu gibi tarikat da kalbi temizleyip huzura hazırlar. Tarik ikidir. Tariki ibadet ve tarik-ı terakkidir. Tarik-i ibadet şeriattır ki ibadet ve taat zikir ve fikirdir. Tarik-i terakki tarikattır. Şeriat ile takarrup ve muhabbet hasıl olur. Yakınlaşma hasıl olur. Tarikat ile de fenafiş şeyh, fenafirresul ve fenafillah hasıl olur. Mesela Ashab-ı Kiram hazeratının en küçüğü bütün evliyaullahtan büyüktür. Her ne kadar riyazat ve ibadatta Ashab-ı Kiram'a tefevvuk eden ondan daha üste çıkan birçok ricali evliyaullah varsa da Ashab-ı Kiram'a yetişmek mümkün olmamıştır. Sebebi ise Ashab-ı Kiram Radıyallahu Anhüm'un yüksek mertebeye nail olmaları Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin Nuri nübüvvetinden iktibas etmeleridir. Bu yüzden o dereceye irtika etmişlerdir. Şu halde yalnız ibadat ve taatle maksada vusul mümkün olmayacağı anlaşılmıştır.
Netice itibariyle tarik-ı terakki'de tefeyüz için herhalde yedi sahih ile yani sağlam bir el ile Aleyhissalatü Vesselam Efendimize müntehi olan, ona yaslanan, ona dayanan bir mürşid-i kamile ihtiyaç vardır. İşte Ashab-ı Kiram Hazeratı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin sohbeti saadetleri ile müşerref ve münevver olmuşlardır. Naibi Resulullah olan bir zatı bulmak elzemdir ve belki farzdır. Saliki mübtedi sülukunun başlangıcında, yani bu yola ilk giren kişi girişinin başlangıcında insanlardan uzlet edip uzaklaşıp hak ile ünsiyete mani olmasın. Halvet-i zahire halvet-i batınayı tahsil içindir. Yoksa halvet-i zahire şeriatta ve sünnette makbul değildir, belki bid'attır. Zira Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz sadrı nübüvvette halktan asla uzlet buyurmadılar. Daima zahirde halka talim-i şeriat ve batında Cenabıhakk'a münacat ederlerdi.
İhtilatta şart halk ile ihtilatın hak ile ünsiyete mani olmamasıdır. O halde öğüt fayda verirse durma öğüt ver buyruluyor Ala suresi dokuzuncu ayeti kerimede. Şeytan aleyhillah ne, herkesi yolundan alıkoyarım, yalnız muhlas olanlara bir şey yapmaya iktidarım yoktur diyor Hicr suresi kırkta Vessad suresi yetmişüncü ayeti kerimelerde. Bu muhlastan murat Kibar-i Ehlullah'tır. Bunlar için hatarı azim büyük hata yoktur. Evliyaullah'tan bir zat Halet-i Nezihade iken kendisine bir celal gelmiş, yani ruhunu teslim etme esnasında iken kendisini kıblenin aksi cihetine çevirmelerini söylemiş. Bu halinden müteessir olmuşlar ve derhal yüzünü kıbleden aksi ticarete çevirmişler. İki dakika sonra yine kıbleye çevirmelerini emir buyurmuş. Sebebini sual etmişler. Cevaben Azrail aleyhisselam geldiği zaman ruhunu ver, cennete götüreyim dedi.
Ben de cennet için ibadet yapmadım, artık bundan sonra ibadet etmeyeceğim dedim. Sonra Cenabı hak cemalini gösterdi. Azrail aleyhisselama darılmıştım, bizi barıştırdı. Şeriatta birtakım müçtehidler gelip eserler telif ettikleri gibi tarikatta da böyle müçtehidler gelmiştir. Mesela İmam-ı Azam, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Hanbeli gibi müçtehidler gelmiştir ve dördü de haktır. Tarikatta da Nakşibendi, Kadiri, Bedevi Hazeratı gibi müçtehidler gelerek zikir icra etmişlerdir ve tarikatları da kendi isimlerine izafe edilmiştir. Hepsi haktır, hedef birdir. Daha sonraki meşayih onların yolunda gitmektedir. Şeriatın haricine çıkmamak lazımdır. Vaka onlar da devran yapmışlardır fakat bu devran sırf cezbe halinde olmuştur. İnsanların gıdası cismani ve ruhani olmak üzere iki kısımdır. Gıda-yı cismani yemek içmek suretiyle beslenmektir.
Gıda-yı ruhani de maneviyat ile tegaddi etmektir, gıdalanmaktır. Mesela cismin gıdası olan yiyeceklerden ekmeği tasavvur edelim. Toprağa ekilir, yağmur yağar, neşvü nema bulur. Buğday vücuda gelir, ondan da ekmek olur. Eğer buğday ekilip de uzun müddet veyahut hiç yağmur yağmazsa tohum neşvü nema bulmaz, buğday mahsulü de olamaz. Demek ki buğdayı kemale getirecek yağmurdur. Yağmur olmazsa buğdayın kemali usulü de mümkün değildir. Binaenaleyh cismani gıdanın kemale ve usulü için rahmeti ilahiyeye fevkalade ihtiyaç vardır. Aksi takdirde helak olması muhakkaktır. Gıdayı maneviyede füyuzatı ilahiyeye muhtaçtır. Yani manevi rahmeti ilahiyeye muhtaçtır. Manevi rahmeti ilahiyede insanların kalbine ifaza olunur, akıtılır. En ziyade manevi rahmeti ilahiye yani füyuzatı Rabbaniye kibar-ı evliyaullahın kalbine ihsan olunur. Diğer müminler de onlardan biiznillahi teala feyz alırlar.
Evliyaullah da yağmur gibidir. Maddi yağmur olmayınca hayatı beşeriyenin bekası mümkün olamayacağı gibi manevi yağmur da olmayınca mükevvenatın bekası mümkün olamaz. Ümmetimin kummeliğini yağmur gibidir. Evvelinden mi, ahirinden mi, hangisinden halkın daha ziyade müstefid olacağı malum değildir. Bununla beraber her yağmurun zamanına göre faydası olduğu gibi evliyaullahın da asra zamana göre faydaları vardır. Hende ilahide her birerlerinin mevkii vardır. Zamanı sabıkta eski dönemlerde geçen Evliyaullah ile sonradan gelenleri mukayeseye kalkmamalıdır. Mesela birkaç asır evvel irtihal buyuran Evliyaullahı bu zamanda ekseri insanlar tasdik ederler, bunun sebebi vardır. Zira irtihalden sonra irşad vazifesinden azade kalırlar. Şeytan da onları tasdik etmekten men etmez.
Asıl hayatta bulunan irşada memur kamil velilere takarrup ettirmemek, yakınlaştırmamak için inkar ettirir, takarrubundan men'e çalışır. Çünkü müminlerin selametini arzu etmez. Kalp temiz olursa yani kalpte iman olursa daima ibadet ve taata sevk eder. İnsanlar ekseriyetle müminiz derler. Halbuki Müslümandırlar, yani teslim olmuşlardır. Mümin olmak için herhalde imanın kalbe luhulü lazımdır. Mümini kamil olanlar Cenabı hakk'ın doksan dokuz sıfatına iman ederler. Hiç şüpheleri olmaz. Fakat bazı insanlar Cenabı hak Gaffar'dır diyerek ümitlenerek dar-ı ahiret için çalışmazlar. Fakat Rezzak haklarına imanları olmadığı için dünyada çalışmayınca aç kalırız diye korkarlar. İşte bu Müslüman ve müminin işi değildir. Keza dünyada zengin olan kimseler maişet cihetinden korku çekmezler çünkü idaresine kafi nakde maliktir fakat fakir olanlar aç kalma tehlikesinden azade kalamazlar, daima korkarlar.
İşte darı ahiret için zengin olan evliyaullah ile darı ahiret için fakir olanlar da buna büyük bir misaldir. Şu halde bir kimse saadet-i uhreviyeyi temin ederse zevk içindedir. Saadeti uhreviyeden mahrum ise fakirdir, daima korku içindedir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Hazretleri buyurmuşlar ki dünyada cenazenin yürüdüğünü görmek isterseniz Ebu Bekir Sıddık Hazretleri'ne bakınız. Masivadan tamamen geçerek meyyit gibi olmuştur. Ölmeden evvel ölünüz sırrı da budur. Kuranı Kerim'de zikri geçen müminden maksat mümin-i kamildir, evliyaullah hezeratıdır. Müminlerin kalbi Arşur Rahman'dır. Cenabı Hak ben yere ve göğe sığmam müminin kalbine sığarım buyurmuştur ki Cenabı hakk'ın buyurduğu mümin kalbi Arşurrahman olan evliyaullah kalbidir. Arşurrahman da bütün semavatı içine alır. Zahiren görünen azaların her biri bir vazife ile muvazzaftır. Göz, görmek, kulak işitmek, ayak yürümek içindir.
Bütün azaların bir vazifesi vardır. Kalbin vazifesi de muhabbettir. Muhabbeti ise Cenabı Allah'a mahsustur. İnsan el, ayak ve göz ile vezaifil lazımesini gerekli vazifelerini görevlerini ifa ettiği gibi kalp de vazifesini icra eder. Kalbin Cenab-ı Hakk'a muhabbet etmesi sair ticaret ve meşguliyetlere mani teşkil etmez. Arşurrahman olan evliyaullahın kalbinde muhabbetullahtan başka muhabbet yer almaz. Değerli dinleyiclerimiz bugünkü İhsan Mektebi programımızda sizlere Mahmud Sami Ramazanoğlu Kuddisallahu Sirrahü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinden mürşidin lüzumuna dair bir sohbeti aktarmaya, paylaşmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda zikrin lüzumuna dair sohbeti paylaşmaya çalışacağım inşallah. Görüşmek umut ve arzusuyla.
Sultanü'l arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mikttibi. Seslendiren Aladdin Biçici.
Kaynak: Genel
Manevi Yolculukta Mürşidin Rolü ve Ruhani… | Mihmandar