Meşşai kiramın evsafı hakkında Çok güzel bir derleme yapılmış. Bütün masiyetleri terk. Masiyetleri değil, günahları terk. Farzlara, vaciplere, olayına geldiği kadar sünnetlere uyma, mümkün olduğu kadar zikrullah'a ve Salavatı Şerife'ye devam gibi vasıflardan başka şeyler şart değildir. Zaten bu maddeler devam ediyor. En son maddesi, en son maddede sanki hepsini dilleri ve toparladı. Masiyetleri terk. O da Şems suresinde Başta Allah'ın günahları terk etmemizi sonra takvayı insana ilham buyuruyor. Günahlardan arındığı zaman, terk ettiği zaman yolun engellerini kaldırmak gibi, yolun engelleri kaldırılınca elbette ki devam da çok kolay olacaktır. Başta bizim Allah'ımıza bu katta nefsin koymuş olduğu engelleri, şeytanın aldatmaları, dünyanın geçi süslenir ve insan şeytanların aldatmalarından kurtulma. Bundan kurtulunca, yol elbette ki kolayca elde edilmiş oluyor.
Hatta buna işaret edilen buyuruluyor ki ibadet ve taatleri yapmak elbette güzeldir ama günahları terk etmek ondan çok üstündür. İnsan taatleri olan yapar, taatlerini kolayca yapar ama isyandan kaçması çok güçtür. Günahtan kaçması, çünkü buna nefsinin arzularını, ilah edileni görmedin mi, buyruluyor. Bu kadar azgın. Nefsin heva ve istekleri demiş. Bundan dolayı masiyetleri terk demiş. Zaten onları terk etmek kurtuluşun işaretidir. İnsanın dert derdine deva bulmak gibi, Hastalıklarının giderilmesi. Farzlara, vaciplere, kolayına geldiği kadar sünnetlere uyma. Farzlar, mal, vacipler ve sünneti seniyyeye uyma, bunlar ne yapıyor? Bunlar şimdi bir tavra girdiler, bir devre, dediler ki biz cemaatle beraber tesbihat yapmayacağız. Herkes ayrı ayrı tesbihatını yapsın dediler. Şimdi, o tesbihatı terk edin diyor sünneti de terk etmeler başlar. Sünneti terk edince bu farzlara doğru gitti.
Farzları da terk etmeye başladılar. O zaman ne yapacağız? Eğer toplu yapamazsak tesbihatı, mutlak yapmak şartıyla diyelim bir müezzinin süphanallah diye tekrar etmesini istemiyorsak diye de kendi kendimize ama mutlaka yapma. Gönül zenginliğine sahip ancak Allah rızasına muhalif işlerde kızan güzel ahlak sahibi bir zatı kamil olmalıdır. Gönül zenginliğine sahip. Ancak Allah rızasına muhalif olan işlerde kızıyor. İnsanlarda, hepimizde bir gazap hali var ya, bu gazap hali, nefsani değil de dinimize uymayan konularda vuruyor. Onun da usulüne uygun bir şekilde, dibenin de, bir şeyin yasal olduğunu ifade etmenin de bir usulleri var. Gelişigüzel değil. Gönül zenginliğine sahip, öyle olunca, gönül zenginliğine sahip olunca insanları af ciheti galime, af etme, kuşku bilme, yerinde bir müdahale ile bu sıkıntıları kaldırmıyorlar. Yerinde müdahale ediyor. Yersiz bir şekilde değil.
Çünkü gönül zenginliğine sahip olmazsa yaptığı bir hareket iyi yaptığını zanneder ama çok gönüller yıkar. Çok kalpleri rencide eder. Bunu da o karşıdaki unutamaz. Size bir üstadımızın yaptığı hareketten misal vereyim güzel ahlaka dair. Çok yakını uzakta değil, oldu durumunda ona sakal koy diyemiyorum. Sakal koymasını istiyorum. Bir yere gittiğinde, o yakınına benzeyen bir kimse görür, sakaldır, diyor ki siz diyor resminizi bize verin. O resmini veriyor. Yakını olanı o resmi bir zarf içerisinde veya neyse örtülü bir şekilde eline sıkıştıriyor. Huzurunda bakamıyor ama ayrıldıktan sonra bakmıyor ki sakallı bilkimize. Şu gece ben şu ahlaka bak. Allah Allah diyor. Efendim bana diyemez miydi sakalı koy diye? Bu şekilde diyor beni nasıl yola getiriyorum? Ve kardeşimiz anlatıyor. Yani bu evsafa halis olmayınca soğuyor insan. O kimseden de böyle Çin'de bir nefret meydana geliyor.
Aslında kötü bir harekette bulunmuyor ama tavır ve hareketi insana batıyor. Ne yapsa sıkıntı veriyor. Ben diyor, üç taze halimizi ayaklarını ovalıyorum diyor. Böyle istirahate geçtiler, böyle battaniye yürüteceği nasıl olduysa diyor, avizeye dokunmuş. Avizeler diyor, yine döküldü. Çok üzüldüm, mahcup oldum. Üstazi alimi rencide ettim diye. Baktım ki uykuya devam ediyor. Bir hayli zaman geçtikten sonra buyuruyorlar ki oğlum, bizi duymadı zannetme, iyice duydum. Yalnız seni rencide de etmemek için seslenmedi. Güzel ahlak budur işte. Gönül zenginliğine sahip olmak. Allah'ın rızasına muhalif işlerde kızmıyor. Onu da usulüne uygun bir tarlada Hasan ve Hüseyin efendilerimizi biliyorsunuz. Çokça anlatıyoruz biz bunu. İşte abdest alan bir kimsenin abdestteki kusurunu görünce yanlış yaptın demiyor.
Amca diyorlar efendimizin torunları save aleyhi vessellem Mürşid-i kamil ehli keşiftense gönül gözleri açık. Bir iznim-i ilahi teala görüyorum. Kalplerin kemalatını ve adadını, nefsani hastalıkları ve afetlerini bilmesi gerekir. Müridindeki şerhi Şerife muhalif diyor halleri bilecek. Şayet böyle bir keşif değeri değilse, müride ağız olan hallerden veya görünüşlerinden bunu bilmelidir. Şöyle bakınca hayret eder zaten. Bazendir, eğer ondan alınmayacaksa onu bir baba kabul etmiş, ikazını kendisine bir nimet olarak bilirse onu söylerim. Diyor ki bak, görüntü mü iyi değil. Senin şu duruşundan benim gönlüme bir varlık geliyor, bir sıkıntı geliyor değil. Eğer buna itiraz edecekse hiç seslenmez, sıkıntı denir ve bu da iyi değil zaten. Sami efendimizin kelime-i muhteremeleri bunu çok söylermiş. İkaz olunmamaktan Allah'a sığınırım diye.
Ikaz olunmamaktan, yani mutlak ikaz olunmalıyım diye, Süfyani Sevri hazretlerinin halinde olduğu gibi mescide girişte veya bir başkasının arazisine girdiğinde diye söylenmesin. Bunun diyor söylenmemesinden Allah'a sığınırım, yani düzelmek istiyoruz. Biz şimdi bağ ve bahçe ile meşgul olanlar bilir, zamanı geçti şu anda. Üzümden ne yapılıyor? Dalından kesiliyor. Sonra teknelere konuyor, çiğneniyor. Çiğnenirken ona mahsus bir toprak vardır. Onunla eziliyor, süzülüyor, kaynatılıyor ve pekmez oluyor. Biz bunu incitmeyelim, kesmeyelim, daha sonra çiğnemeyelim, toprak artık bu sıkıntıyı yapmayalım, kaynatmayalım dersek pekmez olmaz zaten. Çok büyük de bir nimettir. Allah'ımızın bir ihsanıdır. Bu şekerli yiyecekler vücuda on dört saatte karışırken bu dört dakikada karışıyor ve şifa bir izillahi teala. O zaman hiçbir nimet elde edemeyiz. Şimdi, esansların hakiki olanı var, gül esansı.
Bunu biz gülü incitmeyelim, gezmeyelim, süzmeyelim desek, o esans hasıl olmaz. Elbette ki de darbeden geçeceğiz. Çünkü cennetin etrafı sevilmeyenlerle, cehennemin etrafı da sevilenlerle çevrilmiş. Allah korusun nefsani bütün arzularla onu yapalım derse biz cehenneme odun olmuş oluruz Allah'ımız korusun. Yok eğer ıslah olalım, irşad olalım, bu bizim için bir nimettir. İstediğimiz gibi yeme, istediğimiz gibi giymen, istediğimiz gibi hareket etme olmasın. İşte bize Mürşid-i Kamil'imizin bu ikazları Allah'ımızın yolunda halis bir kul olmak için derse ezilir süzülür halis bir kul olmuş oluruz. Eğer kişi ehlinden ise bunu açıkça söyler. Yalnız insanların içinde değil tarihi. Yok eğer kişi de elinden değilse görünüşünden hisseder diyor. Görünüşünden bilir bunu durumunu onlar. Müminlerin ayıplarında muttali olduklarını seyreder, insanlar içerisinde değil de ona gizlice nasihatte bulunur.
Gerekli olduğu kadar fıkıh ve tevhid akidesini iyi bilmesi gerekir. Bu büyük bir bela, şimdi başımıza çok büyük bir sıkıntı. Ahlaki noktalarda yanlışlıklar vardı. Bu artık ibadet ve saate taalluk etmeye başladı. Ondan da geçildi. Ne oldu? Mesela namaz hususunda deniyordu bu etiketi olan bu insanlar söylüyor bunu. İşte sala dua manasına da gelir, Kişi eline kalıp, elini Allah'ımızın arşına kaldırıp yalvarsa namazı kılmış olur. Bunu diyorlar. Hatta namazları üç vakte indirecek kadar kurbanlarda büyükler, bunları çok da konuşturarak hatırlarsınız. Bunu da geçti, itikadi noktaların iman noktasında, iman esaslarına doğru yürü değişir. Bundan dolayı sahih bir itikat, düzgün bir itikat en çok verilecek olan bilgi budur. Zaten bu iman esasları üzerinde durulduğu zaman ibadet ve taat de içine girer, güzel ahlakta girer, hepsi işlenmiş olur.
Sebebi malum, kader mevzuuyla, ilim konusuyla vesaire, miraç noktası, mesela miraç hadisesi. Bunlar neler tamamen inkara doğru yürüyor. Bundan dolayı sağlıklı bir bilgi almamız gerekir. Nereden alacağız biz bu bilgileri derseniz, itikada dair kitapların adedi veririz. Çok saymakla bitiremeyiz. Böyle fıkhi bilgileri ve tevnin akidelerini bilmesi icap eder. Ne diyelim? Ruyyetullah, Cenabı hakk'ın görülmesi. Sonra itikat kitaplarında geçer. Veti, ye konuları geçer. İşte Allah'ımıza bir aza isnat etmek gibi bunu ulemai kiramımız, mezhep imamlarımız beyan buyururlar. Buna inanılması farzdır derler. Keyfiyeti nasıllığı ve niceliği bunun meçhuldür. Bu hakka dair soru sormak ise bidattir dediler. İşte Allah'ın haşa eli var. Arşın üzerinde oturuyor gibi kelimeler. Küçüklerine merhamet, büyüklerine sahibi göstermesi icapidir. Bütün mahlukata şefkat ve merhamet nazarıyla bakması gerekir.
Zaten dinimiz Allah'a tazim mahlukatı da şefkattir. Bütün mahlukata bu gözle bakıyor ve sonra insanlar arasında bir ayrım yapmıyor. Çünkü İslam kadar üstün bir nimet olamaz. Onu esas kabul ederek diğerleri hususunda artık meşrebine göre kabiliyetine göre ayrımlarda bulunmuşlar fakat asıl esas İslam'dır. Onda bir araya gelmek, onda toplanmamız icap eder. İslam'ın çatısı altında bir araya geleceğiz. Yoksa doğru tarikatler var. Bunları tevhid etmek, bir araya getirmek değil, kabiliyetlerine göre hepsinin ayrı ayrı bir tabiatı var, bir çalışma şekli var. Şer'i esasa dayanmak suretiyle hepsinin ayrı bir sırrı var. Bunları bir araya getirelim dediğimiz zaman Sultan Ahmet'in bu kubbeyi tutar sütunları gibi, sütunlar bir araya gelse kubbe çöker. Ama her bir sütun kendi yerinde görevini icra eder ama o kubbeyi tutar.
İslam kubbesini tutmak için nakşi görevini yapar, faili görevini yapar, artık halveti celveti vazifelerini şerhi esasa uygun bir şekilde icra ederler görevlerini yerine getirebilirler. Bu bu da böyle bahane bulunacak bir husus değildir. Fakat esasını Kuran ve sünnet olarak tespit etmemiz gerekir. Esasını Kuran ve sünnet olarak tespit etmemiz icap eder. Takva ve istikamet yolunu göstermesi, ta ki bu çok güzel bu takva ve istikamet yolunu gösterir. Zaten istikamet dindiği zaman diğer huylar da var. O huylar, o huylar hepsi istikamete muhtaçtır ama istikamet hiçbir şeye muhtaç değildir. Müstahim olabilmek. Hem dilimizde hem sözümüzde hem de gönlümüzde. Mümkün mertebe bütün insanlara nasihat etmesi gerekir. Mümkün mertebe insanlara nasihatte bulunur. İnsanları şeriata tabi olmaya ve Allahu Teala'yı huzur ile zikretmeye teşvik eder.
Zikrediyoruz ama kimi zikrettiğimizi bilerek yapmak, şeriat-ı mutahharanın mucibi ile istikamet üzere amil olmaktır. Hepsini delledi ve toparladığı bitti sayılır. Şeriat-ı mutahharanın mucibi ile istikamet üzere amil olması gerekir. Bir de şu şekilde özetlemiş Müellif Es'adi Elbili Kaddesallahu anh hazretleri buyuruyor ki istikamet nasihat şefkat merhamet gibi ahlak-ı hamideye sahip ahlak-ı zemimeteden sakınır olmaktır. Kötü ahlaktan da sakınır olmaktır. Burada bir soru tercih edilmiş. Buna da cevap veriyorlar. O da şu. Keramet göstermesi şart mıdır diyorlar. Buna cevap olarak şart değildir buyurmuş, keramet göstermesi. Sahabei kiramın büyüklerinden bile az keramet zuhur etmiştir diyorlar. Bununla ilgili Şahına Tibet hazretlerinin merkübesinde şu anlatılır. Böyle yeni intisab edilecek birisi, yeni evrak ve ezkar alacak, efendi hazretlerine bir daha armut getirmiş.
Yalnız armutlardan birisinin kulpunu işaretlemiş. Eğer demiş bunu gösterirse büyük bir velidir. Efendi hazretleri karıştırmış, yalnız mübarek kaşları çatılmış, mahzun olmuş. Demiş, eğer ilk gelen olmasaydı kabul etmezdi. Fakat dilimiz sen bu yolu bilmiyorsun, ilk geliyorsun, ondan dolayı acıyoruz. Oğlum senin folumun işaretlediğin halin odur. Bunların hepsi cehaletten ileri gelir. Cahil olur. Ne yapacağız biz? Ne kadar güzel gözetmemişler. İtikadımız düzgün olacak. Efendimize, ashabına ve ehli hak ulemanın görünüşüne uygun. Bu yeter bize. İkinci olarak arz, vaki, sünnet, müstahap. Bunlar üretmeyecek. Şimdi öyle konuşmalar görüşmeler oluyor ki mesela bir cemaat hakkında konuşuyor, bir grup hakkında konuşuyor, bir fikir hakkında böyle uzun uzun münatışalar yapılıyor. Diyoruz ki bir temiz su akıtsa, İslam'ı saf, öz fark bir şekilde anlasan işte yol budur.
Buna uyanlar hakka tabi olmuştur dese en güzeli yok. Gerek yok. Çoğu kocalarımızı tanıyorum, kürsülerini de per yağdı filan koparıyoruz. Evet. Onları anlatmaya gerek yok. Uygulamayı gördüm. Bu da şu, bir bardak içerisinde bulanık bir su ve hissede gördüğünüz, çok bulanık bir su. Bu bulanık suyun üzerine temiz su, arı ve kuru su akıtıyor. O suyu döktükçe, döktükçe, döktükçe o kirli olan su tertemiz olur. Şimdi biz Kitabı Kerim'den, Ehadisi Muhammediye'den, Allah'ın dostlarından temiz sular akıttıkça akıttıkça mutlulacaktır Ve buna da gerek yok. Bu bize hiçbir fayda da sağlamaz. Efendimizin uygulamalarında sallallahu aleyhi ve sellem Şu kavme ne oluyor ki, şöyle veya böyle yapıyor. Yani Ebu Cehil bunu yaptı. Ebu Leheb bana bunu yaptı demiyor. Ama yerine göre bakıyorsunuz Mekke-i Mükerreme Fethon'un diyor. On tane kişinin ismini veriyor.
Bunları kafenin örtüsüne sarılmış bir vaziyette bulsanız dahi öldürün diyor. Bunlar ayrı. Mesela bir hutbesinde aleyhissalatu vesselamlerimiz münafıkları olduğu gibi beyan buluyor. Şari mübindir o. Bir giderdir. Hepiniz için, bütün kainatı şey, yolun selameti için o kimselerin bizzat gelir. İşte bunlar, bunlar, bunlar münafıktır diye Ahber Miril aleyhissalatü vesselam. Bu ayrı. Çünkü işe çomak sokuyor, bozuyor. Dedik konuya gitmeden biz mürşid-i kamilin ahlak ve devsafı üzerinde durduk. Bir diğer konuya geçecek olursak o da kısaca beyan gördü. Şu. İki cihan güneşi buyurdular. Bize dört tane faydalı esas haber veriyor Nebiye Ekrem efendimiz. Bunlar aynı zamanda devanın başı, edevin başı, ibadetin de esası durumundadır ve insanın selametini temin eder. Devanın başı nedir? Devanın başı helal taam. Helal taamdan da tıka basa yememek. Bu devanın başıdır. Edebin başında.
Kimsiz söz şöyle dursun. Hayırlı olan sözle dahi ölçülü olmak. İbadetin temeli nedir? Günahı, hısyanı terk etmek. Ne güzel buyuruyor Aleyhissalatü Vesselam. İnsanın selameti nedir? Sabırdır. Biz çok işlerimizde ne yapıyoruz? Nedamet ediyoruz. Diyorsun yol acele etmeseydik, acele etmemiz bizi ne sıkıntılara soktu, yerine göre katil olsun, yerine göre başka haller dinleyecek durumlar meydana geliyor. Al bir diyor nefsime dur deseydim bu hareketi yapmazdım, kurtulurdum. Diyor sabır çok üzüldüm. Aleyhissalatü vesselam efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabına peygamberan-ı zan ve piran-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhları için