Manevi Yakınlık ve Ruhun Gıdası kaydında Bir Muharrem'den on Muharrem'e kadar sabah namazından sonra üç kere okuyacağımız dua Bismillahirrahmanirrahim. Üç kere sabah namazından sonra okuyacağız. İnsan hata ile ve unutmakla malul olduğu için unutmamaya gayret edeceğiz. Çünkü çok önemli. Bir daha muharrem Ayini getirecek değildir. Geliyor. Ramazan-ı Şerif geldi. Nihayet gitti.…
Manevi Yakınlık ve Ruhun Gıdası kaydında Bir Muharrem'den on Muharrem'e kadar sabah namazından sonra üç kere okuyacağımız dua Bismillahirrahmanirrahim. Üç kere sabah namazından sonra okuyacağız. İnsan hata ile ve unutmakla malul olduğu için unutmamaya gayret edeceğiz. Çünkü çok önemli. Bir daha muharrem Ayini getirecek değildir. Geliyor. Ramazan-ı Şerif geldi. Nihayet gitti.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir Muharrem'den on Muharrem'e kadar sabah namazından sonra üç kere okuyacağımız dua Bismillahirrahmanirrahim. Üç kere sabah namazından sonra okuyacağız. İnsan hata ile ve unutmakla malul olduğu için unutmamaya gayret edeceğiz. Çünkü çok önemli. Bir daha muharrem Ayini getirecek değildir. Geliyor. Ramazan-ı Şerif geldi. Nihayet gitti. Şevval ayı geldi. Altı gün orucumuzdu. O da bitti. Bundan sonra işte günler var, Cuma geceleri var, vesair geceler var. Her an kıymetli olmakla birlikte bir de o günde olan hadiselerle o günün değeri haklılaşmış oluyor. Eğer bunu sabah namazından sonra üç kere okursak, o kimseyi ta gelecek senenin muharrem ayına kadar cemi belalardan emin ve muhafaza buyuracağı rivayet olunmaktadır. Anlamını bilirsek çok faydalı olur. Böyle ilaç kullanırız da ilacın terkibini insan bilmez.
İşte bu hangi maddelerden oldu, ne kadar katıldı bunu bilmeyebiliriz ama biz onu kullanırız. Bilirsek daha iyi olur. Bunun gibi manası okuduğumuz duanın ama çok güzel. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Allah'ım, Sen Ebediysin, Kadimsin. Bu Hadid Suresi'nde ashab-ül Evvel onun bir başlangıcı yok, işte şu tarih diyemeyiz. Ahir sonu yok. İşte şu vakit bitecek diyemeyiz. Zahir, onun olmadığı yer yok zaten, her şey onun kün, emri ilahisi ile olmuştur. Sonra batın zuhurunun şiddetinden dolayı görünmüyor. Ali Efendimiz'e sormuşlar radiyallahu anh, Cenabı Hakk'ı göster diye, o da olmadığı yeri gösterin, demiş. Verilecek cevap bu. İmam-ı Ali'ye göre radiyallahu anh verilecek cevap budur. Hadimsin, dilisin, kerimsin, Hannansın, Mennansın, nimet, ikram, ihsanda bulunansın. Bu yeni sene içinde beni ilahi rahmetten, kovulmuş şeytandan korumanı istiyorum. Bak yeni bir yıla girdik şimdi.
Bahçe yeni bin bir yıla girdik biz bu zamana kadar. Bu idrakle alakalı, anlayışla alakalı. Şu daima kötülüğü emreden nefse karşı yardımını istiyorum. Yine sana yaklaştıracak bu dua içerisinde hepsi önemli olmakla birlikte bize çok faydalı olan yön, sana yaklaştıracak şeylerle meşgul olabilmem için yardımını istiyorum. Ey celal ve ikram sahibi olan Allah'ım, rahmetinle lütfet, rahmetlilerin en merhametlisisin buyuruyor. Demek yapmış olduğumuz amellerle Cenab-ı Hakk'a garip yakın olabilmek. Bunu, Fahreddin Razi Hazretleri'nin tefsirinde geçer. Neveytü enusalliye tekarruben illallahu Böyle diyorlarmış. Neveytü enusalliye tekarruben ilallahi Teala. Ya Rabbi, kılacağım namazı, bu namaz sayesinde sana yakınlık lütfet, ihsan eyle. O yakınlık Kitabı Kerim'imizde geçer. Biz bunun izahını yaptığımız zaman bir yanlışa düşer gibi oluyoruz. En güzeli Kuran-ı Azimüşşen ne buyuruyor?
Ehads-i Muhammediye ne buyuruyor? O. En güzeli. Çünkü üzerinde bir yorum yapabilmek, ondan sonra onu izah etmek, geliştirmek herkese ait olamaz. Çünkü nüzul sebeplerini bileceğiz. Acaba o Ayet-i Cellenin inis sebebi nedir ki kelimelerin Kuran-ı Azimüşşan'a göre anlamı nedir? Çünkü bir kelimenin manası var Arapçada. Orada kullanılışında neyi ifade buyuruyor Cenabı Hakk. Daha sonra diğer ayet-i celilelerle örtüşebilmesi, ona nas diyoruz nassa uygun. Bunun yanında sahih hadis-i şeriflerle ne yapılıyor? Güçlendiriliyor. Bunun yanında şer'i esaslara dayanıyor. Fesahatı var, belavatı var, beyanı var, bedihi var. Öyle Kuran-ı Azimüşşan'ı açıp da hemen mana vermek değildir iş. Bunları bilmeden olmaz. Bu sebeple takip edeceğimiz mahaller, takip edeceğimiz tefsir çok önemli.
Diyelim mahallerde bunu kıymetli hocalarımıza ehli sünnet ve cemaat görüşü üzere olan hocalarımıza sorarsınız, onlar değil size. Böyle kitabı Kerim'e, Sünnet-i Muhammediye'ye ve Ashab-ı Kiram'ın, Ulema-i İzamın görüşlerine muaf, muvafık düşen ilim mehirlerine sorarız. Deriz hocam, biz tefsir olarak neyi takip edelim dolu tefsirler var. Mal olarak neyi takip edelim? Öyle yaparsak istifade etmiş oluruz. Bir lügat çıkarıldı. İnanın hatalarını saymakla bitiremeyiz. Müncidutullah diye. Çok neler, ne böyle yersiz düşünceler, itikada muhalif olan görüşler. Bu sebeple ayrımını da biz yapamadığımız için, çünkü o dirayetimiz yok, o gücümüz yok. Buyuruyor Cenabı Hak, eslam ve fesellü ehlezikrin küntüm la te'alamu. Bilmediğiniz bir hususta bilene sorun diye buyruluyor. Ebu boşuna değil ayet-i celil'de. Enbiya Suresi'nde geçer. Bilmediğiniz bir hususta bilene sorun.
Bu bilene sorun manasını ele alırken diyorlar ki ilimde rüsuh sahibi, ilimde derinleşen İmamı Gazali, Rahmetullah Ali Hazretleri bunu ifade ederken keşfi de ele alır. İç gözleri açık olan kimseleri de ifade eder ve bunun da tabii yolları vardır. Velhasıl bizim yapacağımız uzun boylu konuşmaya gerek yok. Ehli sünnet vel cemaat görüşü üzere olan ulema-i kiramla çok sıkı bir münasebetimiz olacak. Onlardan soracağız, meselelerimizi halledeceğiz, bu. Rabbimiz Celle Celalühü, yapmış olduğumuz ibadette bir istifade yönü olmalı. Biz oruç taatini dedik, işte geçirdik Ramazan-ı Şerif'te. Bizim oruç taatinden nasibimiz ne olmalı, bunu düşüneceğiz. Sonra işte bugün, şu an Cuma gecesi. Cuma gecesinden biz nasıl istifade edeceğiz? Nasıl faydalanacağız? Çünkü divan heyetinin toplandığı bir gün. Bunlar mahfuz kalır ama beyinlerimizi başka işlerle meşgul edersek bunlar iki yüzünden geçer.
Biz derine dalmamız lazım. Verilen evrak ve ezkar da var zaten. Geçelim bu husus sizi rencide de itmesin fakat çok uyanık olalım. Gerçek ulema-yı kirama böyle ilimde derinleşen mutmainnedir. Bu ilimde derinleşen kimselerin sıfatlarından birisi mutmainle huzura ermiş olan nefis. Onlarla kurulacak alakadır. Rabbimiz ashab Kullarım sana beni sorarlarsa, gitsinler ki ben onlara yakınım. Bana dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da benim çağırıma uysunlar. Ve bana gerçek anlamda iman etsinler, la allemüm yersudul, bu sayede doğru yola kavuşmuş olurlar. Cenab-ı Hakk'ın yakınlığı bu Yunus Emre de söyler, Rahmetullah aleyh. Sensin bize bizden yakın. Görünmezsin hicab nedir? Bize bizden yakınsın. Abdül Velid Damarı, buyrulur. Şimdi ilim de İmamı Gazali Hazretleri'nin buyurduğu gibi iç gözlerinin açılması, buna keşif denir. Çok önemli bir konu bu.
Önemli bir konu, o Habibü'l-Velid damarını daha ziyade omuz kısımlarında gösterirler. Musaam Efendi Hazretleri, ﷺ buyuruyor ki kalbin en yakınından geçen damardır buyuruyor. Hatta bir izahları var. Üç kişi kendilerini ziyaret ediyorlar. Allah'ın izniyle daha gelmeden önce benim buyuruyor, misafirlerim gelecek, onlar için bir engel koymayın buyursunlar diye. Bakın misafire, bir tanesine bir buçuk saate yakın mübarek kalbinden Allah'ımızın lütfettiği nimeti aktarır. Ne demek bu? Ziyaretimiz böyle olmalı. Bu kimselerle konuşurken bu damarı haber veriyor, Hablu'l-Verid damarını, Cenab-ı Hak'la alaka kuran damar diyen. Günümüzde artık bunu ifade etmek çok kolay. Bizim iletişim bazı ustaları işte amcanı arıyorsun, dayını arıyorsun, arkadaşını arıyorsun fakat ulaşamıyorsun. Başka bilgileri orada elde etmek istiyoruz, bir türlü muvaffak olamıyoruz. Sebebi ne? Sebebi dağlar mani oluyor.
Diyoruz ki dağlar var, herhalde onlar o çekimi zorlaştırıyor. Bizim Rabbimizle olan münasebetimizi Habib-i Kibriya ile sallallahu teala aleyhi ve sellem olan münasebetimizi, Ehlullah ile olan görüşmemizi engelleyen nedir? Nefsimizin dağlarıdır, başka ne olacak? Hem çok kolay hem de çok zor. Efendim bu yakınlık nasıl hasıl olur? Ahmet Gümüş Hanefi Hazretleri, Hadisullahü Sırrı, burada dört esas sayıyor. Yalnız dört esas derken üçünü vermiş, dördüncüsünü göremiyoruz, baktığımızda da görünmüyor. Bunlardan bir tanesi tövbedir. Tevbe malum, Rabbi Zülcelal'imize yönelmek. Artık yolu tutmuş. Yolu tutmuş, yol da belli zaten, yürümek düşüyor bize. İstikamet malum, dediğimiz gibi Allah'ımızın Kitabı, Resulünün Sünneti, o esaslar doğrultusunda yürümek, teheccüb dediği de hepimizin derdi olan bir husustur. Bu gönlümüzün arınıp durulması. Bak burada takrib, Allah'ımıza yakınlık ifade ediliyor.
Yunus Emre de ölünmezsin hicab nedir diyor Rahmetullahi aleyh. Ayna ne yapar? Baktığımız zaman suretleri gösterir. Bak kirli, paslı olduğunda da tabii gösteremeyecektir. Kalbimizi arıtmak, temizlemek mühim olan o. Hasan-ı Basri Rahmetullah Ali Hazretlerinin elinde Habib-i Acemi tövbe etmiş. Hadisullahü Sırrı. Bakın burada Habib-i Acemi direkt geçmiş suyun üzerinden. Demiş, nedir bu hal? Söylediği söz önemli, biz buna dikkat edeceğiz. Diyor ki ya Hasan rahmetullahi aleyh, ben gönül ağartmakla meşgulüm diyor. Aldım mevradımı Ezkarımı, istiğfarım da var, tevidim de var, salatü selamım da var, ölüm tefekkürüm de var, rabıtam da var, Bu öyle alındığı gibi kalınmaz. Bu hususlara girmeyelim biz. Bu kişinin kendisi ile alakalı. Bunlara iyi bir dikkati, rivayeti sebebiyle, sebebiyle çünkü o mübarek yolun en kısa zamanda Cenabı Hakk'a ulaştırdığını ifade ederler.
Ben diyor, bu vazifelerle gönlümü ağartmakla meşgulüm. Efendim siz de diyor, satırları kararıyorsunuz diyor ama bu Hasan-ı Basri. Burada bir gerçeği vurgulamak için. Yoksa biz bunun Habib-i Acemi şu makamda, Hasan-ı Basri Hazretleri şu makamda demek bize düşmez. Burada bir gerçek ifade edilir ve bu araya da girilmez. Ne bileceğiz? Diyelim biz bazen insanlar hakkında konuşuruz. Konuşmamamız gerekir. Hayır konuşmamız gerekir. Haydi o olumsuz tavırları ortaya koyuyoruz diyelim faraza. Öyle bir an oldu ki o kimse seherde kalktı. Cenabı Hak'ta da şöyle canı gönülden yöneldi. Allah'ımıza da canı gönülden yönelmişse, ne bileceğiz, o anda Rabbimize kavuşmuş olabilir. Çünkü aleyhissalatu vesselam Efendimiz cennete bir adım kala ateşe buyuruyor. Ateşe bir adım kala cennete dahil olur. Ashab-ı Kiram Hazeratı içerisinde bile var. İhtida dilenler var, dinden dönenler var.
Bunun yanında altmış yıl hatanın içerisinde, Ne hatası? Şirk. Hatanın en büyüğü şirk. Fakat iman nasip olmuş. Cenab-ı Hak hidayet etmiş. O da buna talip olmuş. Altmış senelik o şirk tamamen silinmiş. Önüne beyaz bir perde, büyük bir saha, Cenabıhakk'a ulaştıracak yol ortaya çıkmış. İ'yetü'l Kelbi. Eli altında yedi yüz kişi var. Aleyhissalatü Vesselam, benimiz onun iman etmesini çok istiyor. Çünkü o iman ederse yedi yüz kişi gelecek. Nasıl dinimiz için, İslam için gayret gösteriyor. Fakat Ashab-ı Güzin arasında onun da bazen arada soğuk olan kimseler de var. Teşrif ettiğinde, Aleyhisselatu vesselam Efendimiz'in burada güzelliğine bakalım. Örnek alalım, nasıl muamele ediyor? Karşısındaki insana nasıl muamele ediyor? Mübarek cübbelerini çıkartmış da altına sermiş. Kelime-i şehadeti getiriyor, Müslüman oluyor. O esnada gözyaşlarını tutamıyor.
Efendimiz de bir endişe içinde acaba iman ettiğinden dolayı bir üzüntü mü hasıl oldu diye, hayır Ya Resulallah diyor. Ben işte altmış tane kız çocuğunu kendi elimle toprağa gömdüm. Acaba Allah beni affeder mi? Efendimiz de sükut buyurmuş sallallahu teala sellem Cebrail Aleyhisselam iniyor ve affa mazhar olduğunu müjdeliyor. Efendimiz bu arada küfür içerisindeyken bir kelime-i şehadetle böyle nura mazhar olur, müjdeye mazhar olur, affa, mağfirete nail olur da imanlı olarak bir kimse okuduğu Kelime-i Tevhid'de bu acaba nasıl bir mükafata iner, bu daha çok ikrama layık olmaz mı diye seviniyorlar. Şartlarını haiz olarak okursa. Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım bekleriz. Maksadımız gayemiz sensin, Evrad ve Ezkar da var bu. Ehlullah'ın tarif ettiği Hızır aleyhisselam'dan Abdülhalıkı Vojdevani Hazretleri'nin almış olduğu talim ettiği nef-i ispat vazifesinde var.
İki nefes arasında ilahi ente maksudi ve rıldake matlubi. Ya Rabbi, maksadım gayem, arzum, isteğim sensin diyor, rızanı isterim diyor. Sonra hükmü Allah'a vermek. Böyle güzel hayatımızı geçirirken insanın oğlu da var, kızı da var, bir düğündür. Bu düğünlerde de hükmü Allah'a vereceğiz. Elbette geçineceğiz, yiyeceğiz, içeceğiz, yedireceğiz, içireceğiz. Ticari hayatımız da var. O ticari hayatımızda da hükmü Allah'a vereceğiz. Her hususta. Yatağa girerken de hükmü Allah'a vereceğiz. Daha girerken hükmü Allah'a vermek, istirahatimizi, ruhun istirahati olarak yapabilmek, İstirahatimizi Ashab-ı Müziğinin birbirlerine sorduğu aleyhissalatü vesselam Efendimiz'in keyfe asbah de nasıl sabahladın ya Zeyd deyince, ondan almış olduğu cevap, böyle rahat uyudun mu, nasıl dalın belin bir sıkıntı gördün mü, bu değil. Geceleri hangi tecellilere mazhar oldun?
Allah'ımızın Esma-i İlahiyesindeki tecelli mi yoksa sıfatlarının tecellisi mi? Zatının tecellisi mi hangisine ayırdın? Bunu bir mümin yaşamaz mı? Elbette yaşar. İşte hükmü Allah'a vermek bu demektir. Yatıyoruz, ondan sonra kalkıyoruz. Kalktığımızda da hükmü Allah'a vereceğiz. Çünkü efendimizin yatarken de duası var. Bismillahirrahmanirrahim. Bu duası üzerinde o kadar durur ki ulema-i kiramımız çok geniş yer tutar. Uyandıklarında da Allah'ımızın vahdaniyetini ifade eden duaları yapıyor. Hükmü Allah'a veriyor. Hanelerinden dışarı çıkacaklar, yine dualar ediyor. Allah'ımıza güveniyor, Allah'ımıza dayanıyor. Efendimizin hayatını iyi okuyabilirsek, okuyalım iyi okuyabilirsek değil, o bizim örnek bize. Başka kimimiz var bizim? Kimimiz var iki cihan güneşinden başka? Kime dayanabiliriz? Onun emirlerine sımsıkı tutunup baş tacı edeceğiz. Bu bizim dünyada da rahatımız, ahirette de rahatımızdır.
Dünyada da rahat ederiz. Koymuş olduğu esaslar hep aynı zamanda dinimizdeki esasları biz emri ilahi olarak yaparız. Allah'ımız emretmiştir diye. Hatırımıza gelirse, diyelim biz namaz kılacağız. Farz taatimizi yaparken bunu emreden Allah'tır düşüncesiyle yaparsak bizim taatimizdeki zevkimiz değişir. Sünneti Muhammedi'yi yerine getirirken bu Resulullah'ın adet-i seniyyesidir dersek, daha bir başka olur. Ötesi var mı? Ötesine erişmeye Allah muvaffak etsin. Yunus Emre'mizin dediği gibi Rahmetullahi görünmez senin acep hicab nedir? Bu perde nedir? Bak bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur buyuruyor Cenabı Hak Hac suresinde. Kırk altıncı ayetinde bu perde nedir? Bunu düşünelim. Bak güzel. Nerede ne yiyeceğiz? Helal yiyelim, güzel. Yedirelim, güzel. Nerede işte şu tatilimizi nerede geçireceğiz? Güzel ama ibret alarak gezmeyin buyurmuyor Cenab-ı Hakk.
Gezin, dolaşın ama ibret alın diye buyruluyor. Bu insanın haline göre değişir. Bazı seyr ü seferler olur ki melekut aleminde yapar. İç alemine döner, ceberut aleminde yapar, yahut aleminde de yapar. Bu bizim Antalya'ya gitmemize benzemez. Orada İzmir'de ne de Çeşmelere'ye gitmemize benzemez bu. İstersek dünya seferi yapalım, gemileri de buna benzemez. Bunun yanında onların yapmış olduğu seferde bir damla dahi değildir. İşte bizi hep yönlendirmeye çalıştıkları bu. Aman diyorlar bize perişan olmayayım, o gözlerimizi yumar yummaz bu hakikatler ortaya çıkacak. Ölmeden evvel, aleyhisselatu vesselam Efendimiz ne güzel buyuruyor, ümmetine o kadar düşkün ki Gelenlerimizden dua talep ediyoruz. Geçmişte hata işledik diyelim, hatamız çok. Sıddik-i Azam'ın çok güzel bir hasidesi var. Ondan birisi ne? Misle ramlin la yüadde. Benim hatalarım sayılamaz. Sıddik-ı Azam bu radiyallahu anh.
Kumlar gibi buyuruyor. O Sıddik-ı Azam biz kimiz? Allah bizleri ıslah etsin. Sevenleriz diyeceğiz, kişi sevdiğinin yolunu tutar. Allah onun rızasını istiyor, Celle Celalühü. Sıddık Benden razı mı buyuruyor. Sıddık Benden razı mı? Öyle bir iman ki sabaha haşre kadar gelen insanların imanı arazinin bir kefesinde, bir diğerinde kendisi Sıddık-ı Azam'ın imanı ağır başlıyor. Ümmet-i Muhammed'in işi için kendini unutuyor, Bazen öyle olurmuş ki hanelerine çok geç gelirler, ümmet-i Muhammed'in hep sıkıntılarını gidermek için uğraşıyor. Buna daha çok önem veriyor. Biz buraya nereden geldik? Ne diyoruz biz? İşte yollarını izleyeceğiz, ondan ayrılmayacağız. Bize en güzel örnek onlar. Ne güzel. Şimdi bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur. Demek ki perde vardır. Bunu açacak olan biziz. Sakın ha şöyle bir fikre sahip olmayalım. İşte bizim sevdiğimiz, bizim saygı duyduğumuz bir kimse var.
O bize bunu açar dinleyelim Allah'ımız. Ey Habibim buyuruyor, biz hidayet etmedikçe sen edemezsin. Biz talip olacağız, gayret göstereceğiz. Hidayet Rabbi Zülcelal'imize aittir. Onları sadece karanlık bir gece diyelim şimdi sokak lambaları var da o lambaların olmadığı zamanı düşünelim, böyle ışık çakmak gibi. Bu el lambası da olur mu, geçti mi? Nerede? Yine ne diyeceğiz, tarih olur mu der? Velhasıl aydınlatacak bir ışık var. Bizi aydınlatır. İşte çukur varsa, bir çalı varsa, çırpı varsa, engel varsa aman ha ona düşmesinler diye. Onlar bize Kuran-ı Kerim'den bir ışık çakıyor. La taprabuz zina ilahirla yesallah. Sakın ha zinaya yakın bile olmayın. Düğüne ki bir haram yasaklanırken harama giden yollar engelleniyor. Allah'ımız burada bize yakın bile olmayın. Gözünüzle harama bakarak yakın olmayın. Kulağınızla sözlerini dinleyerek yakın olmayın. Dilleşmek suretiyle yakın olmayın.
Hep oğulları kapatıyor Cenabı Hak. Bakın şu dilimizde bile hataya düşmemek için Cenabı Hak öyle kapıları lütfetmiş ki hırsız girmesin diye ne yapıyoruz? Kapıları üst üstüne kilitliyoruz. Hatta bir kilitledik. Üstten de kilitliyoruz. Daha da onun yolları vardır. Allah'ımız Celle Celalü, bakın şu dişimizle bir birinin üstüne getirerek kilitliyoruz. Sonra dilimizi tutuyoruz kilitliyoruz. Dudağımızla kilitliyoruz. Allah'ımız yollarını göstermiş. Hataya gitmesin kullarım diye ne kadar Erhamürrahimin duada geçti. Bu bize ait. Bu bizim gayretimize ait. Şöyle düşünelim. Öne yeni doğan bir yavru bu beslenecek. Ana sütü gibi onun gelişimini temin edecek bir nimet yoktur. O aldığımız işte bir aylık, iki aylık, üç aylık, beş aylık, altı aylık o yiyeceklere benzemez. Annenin o yavrusunu bağrına basması var ya, o öyle bir nimet ki çocukmemişsin diyeceksiniz. Çocuğun ruhuna işler o. 0.
Onu bir anı, o hazır şu tozları mı ne insanlar işte. Demek istemiyorum. Bilmiyor değilim, biliyorum Allah'ın izniyle. Mamalardır vesairelerdir, Onun yanında bağrına basmasındaki Onun ruhunda meydana getirdiği güzellikler bambaşka. Sonra diyeceksiniz, çocuk doğmuş kulağına ezan okuyoruz, sol kulağına kamet getiriyoruz. Anlıyor mu çocuk bunu? Onun ruhuna tecil ediyor. Onun zaten fıtratında var o güzellik. Fıtratında tevhid var onun yaratılışında. Hep bize burada inşallah yersiz konuşmayız. Şu zamana kadar konuştuğumuz o fıtratı daha bir geliştirerek Rabbimizin istediği bir hale getirebilmek. Tevhitimizi tahkike getirebilmek. Tasdik haline getirebilmek. Hep gaye bu. Takrib Cenabıhakk'a yakınlık. Biraz okuyalım o zaman biz. Burada tövbe, tövbe Cenabıhakk'a yönelmek demektir. Diyelim dağı çıktık biz. O dağı çıktıktan sonra düz bir yol önümüze geliyor. Bu düz yola erişmek demek işte.
O istiğfarla estağfurullahel azim, el azim, estağfurullah el azim diye diye böyle gönlümüze nedamet duygusu gelinceye kadar gayret ediyoruz. Ondan sonra da tevbe, yüz yola çıkıp artık kilometre olarak kaç gidersek seksenden aşağı olmaz. Yüz olur şeyin durumuna göre değişir ama yolun durumuna göre değişir. Yüz on'dir. Otobanda işte yüz yirmi'dir. Ala bir gittiğimizde gitmemiz olmaz. Ölçülerle gideceğiz. Öyle dirileceğiz. Demek istediğim burada gülme değil, hakikat söylenir. Yolu bulabilmek ve o yoldan da yürüyebilmektir ve ışık çakıyor büyüklerimiz. Ne diyor? Ne buyuruyor? Ve la tekrabu zina zinaya yakın olmayın. Sonra, buyuruyor işte faizle iş yapmayın, haksız kazanca gitmeyin. Burada altı bin altı yüz altmış altı ayet, böyle trafikte kurallar var, trafikte kurallar var. O levhalar neler gösterir? Kızımız ne olacak? İşte bir viraj mı geliyor? Okul mu var?
Ne bileyim iş arabaları mı çıkacak? Ne olacak? Hepsini gösteriyor. Allah'ımız bize altı bin altı yüz altmış altı Ayahdı İlahiyat'de, Allah'ımıza kavuşmada bu yolda esasları ortaya koymuş. Habib-i Kibriya koymuş. Ariysun aleykum bil müminin raufur rahim. Allah'ımızın Erhamürrahimin oluşu her hususta esas ver. İlimde de var, bende de var, teknolojide de var. Var. Savunma sanayiinde var, ilaç sanayiinde var, her hususta var. Hangi konuyu ele alırsak alalım. Allah'ımız Erhamürrahimin, merhamet edenlerin en merhametlisi. Habib-i Kibriya ümmetine çok düşkün sallallahu aleyhi ve sellem. Onun için bir milyonun üzerinde Ahadîsi Muhammediyesi var. Bir milyonun üzerinde. Her şeyi ilahi esas, Efendimizin. Onun yanında onun varisi durumunda olan Ulema-i Kiram'mız esasları koymuş. Ne kadar güzel nasihatlerde bulunmuşlar Vesair Halid'e diye bir eser var.
Burada başta Cenab-ı Hakk'ın bize Kuran-ı Kerim'deki tavsiyeleri, sonra peygamberlerin tavsiyeleri ulema-i Kiram'ı çok güzel haber verir. Onun için diyorlar ki aman ha Allah'ın dostlarının eserlerinden sekiz on sahife olsun okuyun, kalbinizin böyle ararmasından, kalbinizin ne bileyim taş gibi olmasından kurtulursunuz diye. Evet, o da tövbedir, istikamettir, mühim olan o. İstikamet dindiği zaman dağ gibi buyuruyor büyüklerimiz. O da dağı yel alıp götürmüyor. Sil alıp götürmüyor. Onun gibi diyor aman müstakim olun, nefsin seli, şeytanın yeli, sizi alıp götürmesin. Ve tehlib, bu da gönülümüzün arınması, temizlenmesi, durulması. Evet, bunu nasıl temin edeceğiz? Başta temin edebilmek için bizim halvet, kendimize bir zaman ayıracağız. İşte daraldım, bunaldım. İşte birkaç kimsenin yanına varalım, oturalım, güzel. Oturduğumuz kimseler bize Kur'an-ı Kerim'den güzel ayetler okuyor.
Niye oturmayalım? Otururuz, dinleriz. Diyor ki bize Taha Suresi'nde işte, essen ve men aurala an zikri ipe inne lehu maişten danka. Ben diyor hayran kaldım diyor. Onu açıklıyor biz, otururuz yanında. Sonra yine açıklıyor, Taha Suresi'nin son sahifelerinde evladü iyalimize dikkat etmemizi, onlara namazla emretmemizi otururuz. Sonra hadis-i şeriflerden bugün diyor Riyaduz Salihin okudum, benim günlük diyor çalışmam var. Oradan da not almıştım. Var mı böyle bir kimse bunu sıralıyorum da öyle olanların yanına otururuz? Şu dilimiz mes'ul. Cenab-ı Hak, Elemneciallehu ayneyn velisene ve şepeteyn ve hadeneunnecri. Bize dil iki dudak, kulak, göz, azalarımızı vermiş mesulüz. Halvet kendimize bir zaman ayıracağız, bir tefekkür edeceğiz. Düşüneceğiz, bu çok önemli. Bunun için gidip de beş saat, üç saat değil ki. Camiye diyelim ki yirmi dakika önce geldik.
Bir yere çekilip, böyle bir diğerinin kulağına eğilip söz söylemek değil de mescitte zaten konuşmak da doğru değil. Huzur içerisinde oturulur. Eğer görüşeceksek caminin dış kısımları da var. Ona münasip yerleri de var. Burası bizim kendimize döneceğimiz yerler. Öyle gürültülerin her tarafı alacağı bir yer değil ki. Onu gidersin, uygun yer dersin, ne dersin? Dini emirlere uymak suretiyle konuşulur, görüşülür. Bak buralar için, hata etmemiz için şu mekan diyemeyiz, mesuliyetten kurtulamayız o zaman. Sormaz mı Cenabı Hak, sen nasıl oluyor da konuşacaksanız şuradan, buradan, şurada konuşun diye arz Allah'ındır. Görüyor, biliyor, duyuyor. Evet efendim, kendimiz için bir zaman ayırmak. Ve yüdevi müdrikr, zikrullah'a devam etmek ve terk etmemek diyor. Öyle ki, öyle ki, hatta yes hatta yesiraz zikir lehu bir mesabeti nefes. Her nefes zikrullah içerisinde olacak, diyor.
Zaten kalbini ve iç alemini zikrettirmişse şuna çok dikkat edelim, zikredip yaptığımızı hamdeelim de yeniden başlayalım. Tekrar işte biz nefy-i ispattaysak kalpten başlayacağız demiyoruz. Ahdimizi, cehdimizi, gayretimizi yenileyelim. Sıkı sarılarak yapalım inşallah. Burada onun yollarını gösteriyor. Hatta insanın ruhunun gıdası olarak ele almış, Allahü Zülcelal'e gurbiyette ubudiyet, kulluk vazifemizi yapıp bunun yanında o kulluğu yaparken, iheru'l-iftikar, Ya Rabbi yaptığım ne ki diyebilmek. Biz ne yapıyoruz ki diyebilmek. Evet yapabiliriz de acaba kabul katına ulaşıyor mu, kabul oluyor mu, bunu tefekkür edeceğiz. Sonra, eğer biz kulluğumuza dikkat edersek bu bize daha çok gayretimizi ortaya koy. Bu gayretimizin neticesi de Allah'ımıza karşı yokluk içerisinde oluruz. Eğer yarak, yaptığım bir şey yok. Bunu nasıl düşünebiliriz?
Bunu düşünmemiz onun nimetini, ikramını, ihsanını tefekkürlü olacaktır. Adamın diyor bu şeyde geçiyor, İbni Receb-i Hanbeli diye bir eserini. Boğazına çökülse diyor, nefes alabilmek için nedir? Yahu malım neyim hep senin olsun, yeter ki bir nefes alabileyim. Susuzluktan ölecek, her şeyim feda olsun ama bir yudumsuz dir diyor ki. Ama şu aldığımız, verdiğimiz nefes sonsuz nimet. Tabii bunlara karşı, Allah'ımıza karşı Celle Celalühü yokluğumuzu bilebilmek. Böyle olursa, yokluğumuzu ifade edebilirsek o zaman iltica meydana gelir Cenabı Hakk'a. Bu da gönüllü olur. Bayezid-i İslami Hazretleri Ra'itü'l-beri celle Ben diyor Rabbimizi gördüm. Biz sana nasıl yakin olabiliriz Ya Rabbi diye sordum. O zaman buyurmuş ki, bende olmayan iki sıfatla, birincisi tevazu ile buyurmuş Cenabı Hak. İkincisi de kalbi yoklukla gelişebilirsiniz buyuruyor. Nedir? Allah'ımıza yakınlık o bir taattir.
Sırr-ı Sakati Hazretleri buyuruyor. Sonra Allah'ımıza yakınlık iç aleminin yakınlığıdır. Bunu izah edecek şimdi. El Gavsü lalam, Abdülkadir Geylani efendimiz buyuruyor. Bu yakınlık mahal olarak değil, mekan olarak değil, mesafe olarak değil, gönül olarak. Bu muratebe anlatılırken tarifini yapmışlar. Gur bir Rab ne buyuruyor? İlmü'l kalbi dihur bir Rab. Rabbimiz'ın yakınlığını kalbin hissedebilmesi. Burada bitirelim biz çünkü halimiz belli. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.