Eğer diyor kendime gelirsem kılıç havale edeyim. O anda o anda kılıç havale ediyor diyor. Kılıçları vurdukları zaman hiç vücuduna tesir etmiyorum. Ama kendime geldiğimde diyor, bırakın. Dedem Rahmetullahi Hazretlerinin bir evladı var. Kılavuz hafız diye. Bu Allah diyor ve coşuyor. Şimdi vücudunda da bir şişme hali oluyor. İtiraz ediyorlar buna bir kısım insanlar. Bu ne demek ya Allah deyip milletin içerisinde riyalı gibi bir hal oluyor. Ne oluyor bu diyorlar. Allah deyip düşüyor, bayılıyor. Gösteriş diyor. Dedem Rahmetullahiani hazretleri bunu bildiği için diyor ki, elinize çok keskin bir bıçak alın. Bunun, bunun kolunu kesin. O bıçağı, keskin bıçağı hocalar dayıyorlar. Kesmesinin imkanı yok, mümkün değil. O manevi sarhoşlukta söyledikleri söz. O uyanıklık hali var, sahıvdır, sahıv. Zaten bunu da isterler. Bunun sahıv hali şu demek.
Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın Kuran-ı Azimüşşan'da müşrikler diyorlar ya, bu nasıl bir peygamber, sokaklarda dolaşıyor, geziyor diye ifadelerde bulunuyorlar. Her şeyi dengeli götürebilmek. Dinimiz fütuhat dini ya, yaratılışımıza çok uygun. Ne emredilmişse Allah'ımızın kitabında, insanın tabiatına en uygun şekilde verilmiş, her şey. Yahu şehevi arzusunu yinemiyor. Gözü hep başka yerlere bak. Gönlünden bir türlü atamıyor. Bütün kafa, gönül bununla meşgul. Halık-lam yese evlendin diyor. Ya ben gezmek istiyorum, dolaşmak istiyorum, işte tatildir, cumartesi, pazar ve yaz tatiline de giriyoruz, eğleneceğiz. Cenabı hak gezin midir? Arz geniş değil miydi? Buyurun. Gezin, geçmiş kavimlerin başına gelen hadiselerden de ibret alın buyuruyor. Gezin, dolaşın ama ibretle gezin. Şu anda Melik Gazi'de bulunuyoruz. Ne yapacağız?
Burada biz piknik alanı yerine göre, ona göre tanzim edilmiş ayarlanmış ibretle. Bu bizim bedenimizin rahatı. Aynı zamanda ruhumuzun rahatı için de buradaki Melik Gazi Hazretlerinin huzurunda bir Fatiha, on bir iflas, bir Ayetül Kürsi ile ruhumuzu doyurmaya çalışacağız. Gezdiğimizde bizim ruhumuzu doymak, duyar. Yeryüzünde hiçbir varlık yoktur ki Allah'ımızı zikretmesin. Bir tasavvuf üzerine çalışma yapan zat bunun dedikodusu da çok yapılır. Onunla bizim işimiz yok. Yalnız bir söz söyledi o. Bunun çok dedikodusu yapılıyor. Haklı veya yok, haklı yere yapıldığı yönleri var. Bir gün konuşmasında diyor ki bir gün bahçeye çıktım. Bahçede güler çiçekler vardı. Dedim ki onlara ne olur beni zikrinize ortak edin. Şu söz insanı kendinden geçirmez mi? Şu suyu dediği söze bak. Bizim pikniğimiz böyle olacak işte. Çünkü kırlarda ne de çiçeklerin, yeşilliğin, çayın, çimenin çok olduğu bir zaman.
Diyor ki beni de zikrinize ortak etseniz diyor, desem siz ismine hayret edersiniz, onları neden nakil yaptı diyeceksiniz ama biz bir güzelliği alıyoruz orada. Esadi Erbili Hazretleri buyuruyor ki, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zaten sözü o cihete getireceği. Bir Fransız diyor söz söylemiş, demiş ki insan yedi kat semayı yattım dese inanın. Ama bir ayeti celilenin, bir kelimesini, bir harfini ben kundurdum diyecek olsa diyor inanmayın. Bir ayet-i celilede bir kelime, mümkün değil diyor. Ama diyor yedi kat semayı yaptım dese inanın, ama onu inanmayın. Bu Kuran-ı Azimüşşan'ın beşer halıkımızın kelamı olduğunu, zaten biz de halkımız arasında da denir ya, kelamullah denir. Allah'ın kelamı olduğunu ifade ediyor. Burada da ne olursa olsun, beni diyor zikrinize ortak etmez misiniz? Ama sular akıyor. Şelaleler, gidiyor kardeşlerimiz, bir kapılbaşı şelalesi, her yerden akıyorlar.
Hele cumartesi, pazar bugünlerde iğneyi atsanız yere düşmeyecek şekilde kalabalık ama kim şunu görebiliyor. Sizin kalpleriniz taştan daha katılaştı. Taşların öylesi var ki içerisinden sular fışkırır, yarılır sular akar, kimileri Allah korkusundan yuvarlanır, yere düşer, dağlardan Cenabı hak yaptıklarınızdan akdi yiyen gafil değildir. Bizim büyüklerimizde şelalelerin karşısına geçerler, ağlarlarmış. Bizim pikniğimiz bu olacak. Nasıl? Niye ağı diyor, su akıyor. Seyrani, Yahyalı'ya gelmiş. Yahyalı'ya geldiğinde her yer hakkında bir söz söylemiş. Kavacık mahallesine gelince Rasulullah'ın nurunu orada gördüm diyor. Şilali'ye gelmiş. Orada gördüm diyor. Şelale'ye gelmiş. Gösterir. Şimdi delmefa deniyor. Oraya gelmiş köylülere sordum diyor. O su ne diyor, nasıl akıyor, ne söylüyor. Su akar, göz bakar dediler diyor. Halbuki diyor o su hu diye akıyor. Suyun zikri budur zaten.
Bir gün reşa diye de üstad-ı alimiz böyle bir şelale şeklinde de değildi. Yüksek bir yerden su akıyor. Dinleyin dedi. Yalnız hu diye zikrettiğini bilerek bu duyguyla dinleyin. Şuna çok hayret ediyorum. Hadis-i şeriflerde bulundu bize. Şimdi cennetten de anlatıyoruz ya dedem Rahmetullah Ali hazretleri cennetin ırmağını anlatıyor. Siz bir ırmak kenarında, ya cağul cağul bu sular akıyor, şöyle konuştuğumuzu dinleyemiyoruz ki, sen ne diyor ben anlayamıyorum suyun sesinden. Ama cennetteki su buyurmuşlar ki şehadet parmaklarınızı kulağınıza tıkayın. Tıkadığınızda bir ses değil de gürültü gibi bir derinden ses duyacaksınız ve bunu yaptırırmış. Cennetin ırmağının sesi şuna çok hayret ediyor. Bizim itikadımızda malum, el-an cennet ve cehennem hazır. Burayla oranın farkı yok dediğim o. Burada cehennemle, burada da var cehennem. Hepimiz yaşıyoruz o cehennemle.
Böyle hayırlı kelamlar konuşurken uygunsuz kelimelere dalındı mı, kalbimize bir sıkıntı giriyor. İşte o cehennem. Bir isyan hali zuhur ise halimizden de yakınıyor, yahu ben bunu hiç yapmak istemiyorum ama bir kere nefse uyduk deyip muzdarip olduğumuz an. Ama ibadet ve taatte de zevkimiz var, o da cennet. Üstad-ı alimiz cennetin meyvelerini anlatırken sanki dalından tutuyor, onu aşağıya doğru çekiyor, meyveden alıp ağzınıza giydirip yiyor gibi olursunuz. O neden öyle? Bir başkaları da anlatabilirdi bunu ve anlatıyor da Onları dinlerken bize pek tesir etmiyor ama onun anlatışındaki güzellik kendinden geçiriyor. Sanki dalından koparıyorsun, o mübarek meyveleri Tuğba ağacından koparıp yiyor gibi olur. Biz buna arıyoruz. Siz hoca kardeşlerimiz olarak hepimizin buna ihtiyacı var. Yoksa kitapta okuruz. Çok malumatımızda olur. İş bu değil.
Biz büyüklerimizin buyurduğu gibi ashabın malumatından ziyade malumatından ziyade mamulatı çoktu. Bize bunun amel olarak yansıması ve o amelin ahlak olarak uygulanabilirliği, ahlak olarak gönlümüze yerleşmesi. Biz üstadımızın üstadını ziyaretimizde çocuk olduğundan olacak. Çocuk desen de imam hatip beşinci sınıfta konuşuyor. Konuşurken şimdi bir mizanı anlattı. Sanki mizan karşımıza geldi. Allah Allah mizan böyle iki kişi buyurdu, işte birisinin sevaba ihtiyacı var. O sanki mizanın başındaydı. Onu hissetmiş olmadı ki mürşid-i kamilimiz, hissetme ne dedi, izah görmüş olmadı ki. Oğlum nasıl gördün üstadımızı? O bir hadiseyi anlatınca o hadiseyi yaşatır dedi. Hakikaten Mürşidimiz cennetin meyvelerini anlatıyor. Cennetin meyvesini anlatırken arz ettiğim gibi, siz yiyorsunuz. İnanın gelenleri çıkarmanın imkanı yok. Kardeşlerimiz bilirler. Daralıyorum.
Onun sıkıntısını biliyorum ama her şeyi göze alıyorum. Oturuyor kalkmıyor. Tembih ediliyor. Tembih ediliyor kalkmıyor da. Neden? Öyle bir yer bulamam ki diyor. Tarif edilemeyecek mi diye. Buralar Marmaris'te değil, buralar İzmir'in Kirvesi de değil ama ruhani ve manevi bahçeler olduğu için doyumu yok. Onları biz böyle kalkmasını isterken bizim de başımıza gelen bir hadise, üstadımızın üstadını ziyarete gittim, on dakika dediler. İkinden sonra ikişer ikişer alıyorlar. Girdik üç kişiyiz biz. Şimdi Konyalı bir zat saatine çok bakıyor. Herhalde iyi bir tembih edilmiş ki çok bakıyor. Biz de bakıyoruz ama iki dakikayı evvel iki dakika evvel izin aldı diye kırk senedir gönlümüzde bu yeri. Neden? Ben üstadımla iki dakikam daha olsaydı, iki dakika daha otursaydım da sadıklarla beraber olup aleyhissalatü vesselam benim biz onlarla oturan şaki olmaz buyuruyor.
Ne olur bu nimete daha çok girseydik diye. Bize buyurdular ki üstadımızı ziyarete gideceksin. Gitti Efendimiz hazretlerini ziyarete, mürşid-i kamilimizi. Fakat izin alma imkanı yok. Kırk gün ziyaret kapatılmış. Kırk gün ziyaret yok. Sonra sabah gelenler olmuş. Üsdüazalimiz hamakat bir anlayışsızlık diye bunlar güzel ifade eder ama gelenleri çevirmişler. Bizzat kendileri. Şimdi biz de öyle bir vakitte vardı. Gönderen de malum, izin alman imkanı yok. O arada tabi bunun için bayağı uğraşıldı. Hacı Mehmet Öztürk diye Rahmetullah Ali Ali, Üstad-ı Ali'mize çok yakın bir kimse, ev olarak da yakın, gönül olarak da yakın. O dedi ki bir hediye götürmüştük, bir bal çantası vardı. Bu bahaneyle sen izin iste dedi bize. Vardı zile bismillah dedi, bas. Evden çıkanlar oldu, kendimizi tanıttık buyurun dediler. İçeri girdim. Girdi ama o girişini gelin bize sormayın.
İnsanın bazen hayali cennet denen hadiseler olur. Tahammül edemediği noktalar olur. Tarif edemem. Oturuşlarını, kalkışlarını, anlatışlarını. Bugünleriydi, bugünleri anlattılar. Önümüzde mübarek geceler var, riayet edin demek istediler. Ayrıldık, ayrıldık. Ayrılınca iki cennet dedik ya biz cennet hayatını yaşadık. Huzurunda yaşadık. Çıktığımızda böyle bir hafifleme, üzerimizde sanki bir sırt çantası veya ağır bir elimizde valiz onu taşıyormuşuz da bir lira bırakmışız gibi çok hafifledik biz. Uçacağız biz, kuş gibi. Nedir bu? Eshabüle ve emme men hafe mekama rabbihi cennet ha. İşte bu cennet hayatı. Hacca giden kardeşlerimizi biliyorsunuz. Onların Kabe-i Muazzama'ya var işte Ravza-i Nebiye sallallahu teala aleyhi ve sellem zevkleri neşeler. Hep bunlar ibadet ve taatteki zevkler. İki müminin birbirleriyle karşılaşıp halleşmeleri, ilahi alemden konuşmaları bu. Dinimiz fıtrata uygundur.
Ondan dolayı gözümüzü kirletecek, namusumuza leke getirecek hiçbir şey yok. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz iki hususta duruyor birisi namus, bir diğer de dildir. Dilimizde kirletecek hiçbir şey. Dilimizde hakkı tavsiye etmek Vel asr suresinde bildirilen hususları anlatmak ne kadar güzel, ne kadar Ya Rasulallah ilimde o derinleşen insanlar kimdir? .Men berre yemin, yeminin de doğru ve sadekel isen, ileri. Hep konuşsa hayır konuşur. Hayrın dışında hiçbir şey çıkmıyor. Kalbi de düzgün. Öyle bir gönül ki kalp düzgün. Hiç kötü bir niyet yok. Hep hüsn-ü zan içerisinde. Ve abdu ve fercu namusu da temiz, midesine giren lokma da temiz. İşte bunlar ilimde, rüsuh sahibi, yüksek derece ve makamlara gelen kimselerdir. Bu zat buyurdu ki ilimde rüsuh sahibi olanlar, Rabbimizin azametinden dolayı onu bileceğiz işte. Azameti ilahiyeye bileceğiz. Ondan dolayı çok mütevazidirler.
Başını semaya bile kaldıramaz. Gene şu düzen etrafına da bakamaz. Hep haya said. Korkar. Mevla-yı Zülcelal bunlar günah değil. Ama Rabbimize karşı onun ilahi azametinin karşısında erimiş. Ne demek? Boyu ta bir sekseni geçecek. Kendisi yirmi üç kiloya inecek. Yirmi üç kiloya inecek. Bu azameti ilahidendir. Kendi yaşıtları sıhhatli, afiyetli, her tarafa rahat gidip gelecek şekilde kendi işlerini görüyor, bahçesinde çalışıyor ama o arkadaşlarına nispeten çok genç olmasına rağmen aynen Sufyani Sevri gibi dert her tarafına almış, ne uyku var ne rahat var, üstazımız gibi. Sufyani Sevri hazretlerine diyorlar ki rahmetullahi üstadım efendim arkadaşlarınız çok geniş, çok sağlam, sapasağlam fakat siz o yaşta olmanıza rağmen beliniz iki küfrün halinde durumunuz bu. Buyuruyor ki benim bir hocam vardı. Bu takva ve vera sahibiyle. İrtihal etti. Ben bunun kabrine vardım.
Kabrinde, hesabının zorluğunu görünce ben dedi, nasıl olur da dipdir olabilirim? Sıhhatli ve sağlam olabilirim? Bunu görenin hiçbir dirayeti ve gücü kuvveti kalmazdı. Allah'ın rızasıyla onlar huzura eriyor. Başka hiçbir şey yok. Onların neşeleri rızayı ilahiye erecek bir durum varsa ben okulda öğrencilerini yetiştirirken okutuyor, herkes sınıfa giriyor ders Ama o dersi verirken bu çocuğun kendi nefsine karşı görevleri nedir, bunu öğretebilir miyim? Bu bunu kendine kendini tanıtabilir miyim? Ailesine, çocuğuna, çoluğuna, etrafına bunu faydalı bir hale getirebilir mi? Nasıl olur da bu da benim şu verdiğim hizmet gibi başkalarına hizmet verebilir mi? İnsanların kafasını aydınlatır, gönlünü aydınlatır, onları Hakk'a kılavuzdayabilirim. İlimde, ilimde yüksek derecelere erişebilir mi? Faydalı hale gelir mi? Şu teknolojiye, süratle gelişen teknolojide acaba nasıl bir faydalı hale gelir?
Belki de onun bulucusu, onun kaşifi nasıl olur düşüncesi ile yapacak olursa ne olur? Halıkımız yanında nimete erişir ve bundan haz ve lezzet duyarız. Yoksa bunları meysun edip gideyim başımdan çıksın bunlar demenin yanında ben bunları insanlığa en faydalı bir hale nasıl getirebilirim, mesleğinde nasıl başarılı kılarım? Girdiğim zaman senin başarın şu noktada, sen fizikte hakikaten başarılısın. Sen şu meslekte, edebiyatta sen daha çok başarılı görünüyorsun. Sen tarihte, sen coğrafyada vesaire neyse. Mesleğine göre eğer onları anlayabiliyorsak ve buna da kılavuzlayabiliyorsak, daha sonra da takibine başlayacak olursak rızayı ilahiyi elde etmek için, bu büyük bir haz, bu büyük bir huzurdur. Yoksa daralır, bunalır, bütün maaşını düşünür, acaba katsayısı ne oldu, işte ileride bir derece daha nasıl alabilirim, bu hesaplara gireriz.
Yok eğer biz rızkımız helal olsun düşüncesiyle birlikte onu en faydalı bir hale getirme düşüncesine kapıldığımız zaman bu en büyük bir zevktir. Bir kere kendisinden yüksek olanlara ilimde derinleşen kimseler, ayak bağı olmak istemez. Onların devamlı ileriye gitmesini ister. Der ki keşke bunlar çok olsun. Mesela bir Halil yönet, Türkiye'nin üçlüsü değil. Keşke bunun gibi çok insanlar olsa. Yaşı seksen iki, daha yaşı on sekiz olan, yirmi olan kimseler olsa da bunların ilmi yönden takipçisi şu memleket cahil kalmasın, şu memleket ilmi mesailde fıkhi konularda sağlıklı, hakikaten bilgisi, sahih olan kimselerden faydalanmak suretiyle şaşırmaz deyip, onların daha da birileri seviyede olmasını ister. Kim olursa olsun, okulumuzda müdürümüz hakikaten başarılı, idaresi de güzel deyip bunu vasfetmek. Mesela okulda öğretmen arkadaşlarımızı sena edebilmek.
Elhamdülillah çok iyi oluyor, duyuyorum sizin öğrencilerde, hakikaten başarılısın derslerde deyip sena etmek. Bir bilirlerimize hep yardımcı olmak. Daha nasıl yapalım, daha nasıl ileri götürelim, bu çocukları faydalı bir hale getirelim, derdine düşüp, birbirimize sevgi ve muhabbetle yaklaşıp daha bir ileriye gitmesini sağlayabilmek. Mesela hocam biraz daha yaşınız genç. Gelin siz mesleğinizde işte asistan olursunuz, daha ileriye gidersiniz, uzmanlaşırsınız, gelişirsiniz, sizin de bir kürsünüz olur diyerek onu Sina ile karşılayabilmek. Daha bir ileriye gitmesini istemektir ilimde denenmiş. Kendisinden aşağı olan da, ya onu da hiç okumuşamayacağım bildiğini ettiği yok dememeli. Onun da başka faydaları var, başka hizmetleri var deyip sena etmektir. Ilimde rüsuh sahibi, derinleşen insanlar, Onda şu dört hal bulunur. Allah ile kendi arasında Rabbimize karşı çok ürküyor, korkuyor.
Acaba emri ilahinin dışına çıkarım da Mevlam'a karşı yanlış yaparım diye bir korkunun içerisinde. Okulda bile durumlarımız öyle. Acaba bir yanlış yaparız da okulda acaba bir ceza alır mıyız? Mesela devlet kademelerinde bulunan kimseler neler, ne yapıyor? Çok şekilliyor acaba bir hata eder miyiz diye. Elini ağzına tutup konuşur. Niye? Dudaktan çözümlenir de başımıza bir sıkıntı girer mi diye. Bu mevlamız artık. Öyle bir mevla ki, ya'lam sırra vahfa, gizli, daha da gizliyi bilen mevlamıza karşı, müttaki olmaktır. İnsanlar ile kendi aramızda mütevazı olmalı. Yahu ben daha bir ilerideyim. Ben aynı şekilde görülemem ki deyip üstünlüğü taslamamak, örnek olmak. Biz ileri seviyede olsak bile, diğer kardeşlerimize tevazulu hallerimizle örnek olmak. Dünyaya karşı da zahir olmak, gönlümüzü kaptırmamak.
Nefsi kendi ile, kendi ile nefsi arasında, kendi ile nefsi arasında devamlı mücahede, nefsani arzulara devamlı mücahede, nefsani arzulara hitap ediyor. Bu şehriyi, Rahmetullahi. El ilmiul mahluku ala darbe. El ilmi mahluku ala darbe. El ilmi mahluku ala darbe. El ilmi mahluku ala darbe. El ilmi mahluku? Evet Ala darbe. Şimdi ilim iki şekildedir. İlmin meclubun yiksibul abd. Bir ilim var ki insan kendi çabası ile gayretiyle, çalışmasıyla elde ediyor. Ve mevhubun min kubbeli rab bir de gönlüne verilen ilim var ki o Rabbimiz tarafından gelmektedir. Rabbimiz tarafından gelen ilim Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, Siz bildiğiniz ile amel ederseniz, Allah size bilmediğinizi malum eder. Bu nasıl elde edilir? Tathirul kalbi minen nekaisi verre değil. Ahlaki çirkinlerden, kötülüklerden kurtulmak suretiyle kalbi arındırmak olur. Ve tefarruuhu minel ala iki ve şevail.
Böyle yersiz hallerden, durumlardan, yersiz sözlerden, yersiz düşüncelerden, hareketlerden, tavırlardan kurtulmakla elde edilir. Kalbi temizlenecek olursa o bir kere Rabbimize doğru gönlü çekilir. Fadet aliil il ve ledün vel ledüniyye Allah tarafından ilim onun gönlüne akmaya çalışır. Ve esraru rabbaniğe, Rabbani sırlara erer, esraru'l hurufi ve havasil eşya eşyanın hususiyetlerine ve harflerinde sırlarına ilişmeye başlanır. Efendimize soruldu. İlim Allah korkusunu gerçekleştirmesi icap eder. Fatır suresine bakacak olursak. Allah'tan en çok korkanlar, ona ilim sahibi olan kimselerdir. Su ile Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize soruldu. Ya Rasulullah, en faziletli olan amel hangisidir? Rabbimizi tanımaktır. Bunu Sahabe-i Kiram defalarca sürdü. Üç kere sürdü. Nebi-i Ekrem Efendimiz, Rabbimizi tanımaktır. Eğer siz marifete İlim iki kısımdır. Bir gönle verilen ilimdir.
Bu faydalı olan ilimdir. Dile verilen ilim vardır. Ademoğlunda Allah'ın bir delilidir. Varlığının ve bildiğinin belirtisi olarak insanda zuhur edecek bir haldir. Eğer kalpte olursa, Bu Allah tarafından gönlüne ilahi azametinden çekinme hali lütfedilir. Günahın büyüğünden, küçüğünden, açığından, gizlisinden, her şeyden kurtulur. Yapmadığı gibi kalbinde o günaha karşı bir arzu dahi kalmaz. Mebeyl ilmilü'l-batın bu gönle verilen ilim nedir? Yakrucümel kalp kalpten doğar ve ilmü'l-vahir o zahiri olan ilim, yefruci minel lisan dilden olur. Zamanımızdaki alimleri anlatırken de, el udve, bunlar birbirlerine düşmandır. Hep kin de dolu. Ve'l cevr, hakaret eder, zulmeder ve nemime bir sözü oradan alır, diğer bir yere götürür. .Velet çekemez. Onun, bunun yersiz yere sözü ne der? Onu rencide edecek namusunu sıkıntıya söyleyecek. .Insanlar ile daha çok haşır neşir olur Cenabı Hak ile asla.
Boş konuşur. Hafi şehvet dedi, Böyle övgü ister. Ondan sonra tabi, kendisinin sevenlerinin çok olmasını ister. Bununla haz duyar. İstemesi bir ayrı da bununla üstünlük taslaması şehveti hafi olur ve talebü'l izi vel cah, devamlı ileri ve yüksek makamlarda olmayı ister. .Hep dış görünüşüne önem verir. Taşına önem verir, saçına önem verir, elbisesine önem verir, gömleğine önem verir, kravatına önem verir, çorabına, ayakkabısına hep bunlar önemlidir. Evet güzel giyinmek gerekir. Yalnız bununla övünmek ve hakkı kaybetmek, başkalarına karşı üstünlük taslamak caiz değildir.