Manevi Terbiye ve Ruhun Arınması kaydında Pek çok ele almadığımız bir Ayet-i Celile var. Onu da böyle kıymetli insanlardan dinliyorum. Güzel güzel de izah ediyorlar. Bir de biz bakalım dedim. O Ayet-i Celile'ye göre devam edelim inşallah. Estiaizü billah. Mana-yı münifi. Hatta İbrahim Aleyhisselam, ey Rabbim ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster demişti. Cenabı hak da yoksa…
Manevi Terbiye ve Ruhun Arınması kaydında Pek çok ele almadığımız bir Ayet-i Celile var. Onu da böyle kıymetli insanlardan dinliyorum. Güzel güzel de izah ediyorlar. Bir de biz bakalım dedim. O Ayet-i Celile'ye göre devam edelim inşallah. Estiaizü billah. Mana-yı münifi. Hatta İbrahim Aleyhisselam, ey Rabbim ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster demişti. Cenabı hak da yoksa…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Pek çok ele almadığımız bir Ayet-i Celile var. Onu da böyle kıymetli insanlardan dinliyorum. Güzel güzel de izah ediyorlar. Bir de biz bakalım dedim. O Ayet-i Celile'ye göre devam edelim inşallah. Estiaizü billah. Mana-yı münifi. Hatta İbrahim Aleyhisselam, ey Rabbim ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster demişti. Cenabı hak da yoksa buna inanmadın mı dedik de o da inandım. Fakat kalbimin mutmain olması için demişti. Cenabı hak buyurdu ki dört kuş tut, onları kendine alıştır, sonra onları kesip hamur gibi yapıp her parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır, koşarak sana geleceklerdir. Ve artık bil ki muhakkak ki Allah her şeye galiptir, Her işinde bir hüküm ve hikmet sahibidir. Burada ele aldığımız konu şu, acaba bu dört kuş nedir? Bundan maksat ve gaye onun kesilmesindeki murat nedir? Ve zehraraf ve zehrarifi dünyevi. Elletinye sıfatı tavus.
Burada Allah'ımız muhafaza buyursun, Tavustan gaye biliyorsunuz Tavus kuşunu bunun kanatları çok müstesna, çok güzeldir. Allah'ımız kanatlarına bakıp da iftihar etmesin diye ayaklarını çirkin diyemem. Görüntüsünü değişik yaratmış. Öyle bir mevla ki bir hayvanda dahi bize dersler gösteriyor. Bu ne demek? Kimseyi hakir kimseyi kötü görmeyin demek. Ancak bizim yapacağımız şudur, yargılama bizim hakkımız değil. Sorgulayamayız. Ama yanlış olan tavrına Cenabı hakk'ın emrine uymayan harekete razı olmayız. Aksi halde şahsi için bir şey dinmez. Ancak taarruz ve hareket olarak. Burada taarruz kuşu dünyevi arzu istekler dünyanın geçici süsü püsü ve hayvani duygulara işarettir. Ikinci olarak, ve'l guven nefsaniyye, buradaki Allah'ımızın zikrettiği bunların hücumu bundan bahis buyurulmaktadır. Ve salise bu üçüncü uğrab gargadan gaye ise emeldir diyor. İşte şunu yapacağım, bunu edeceğim.
Bitmeyen dünya endişeleri, arzuları, istekleri. Halbuki emel nedir? Baki olan nedir? Salih amellerdir. Rabbimiz katında sevapça ve asıl ümit edilecek, gönül bağlanacak nedir? Allah'ımızın bizi mesut kılacağı, ahirette bizimle yoldaş olacak salih amel ve saatler rızasını bulduğumuz ibadetlerdir. Bu kargadan misal nefsin uzun endişeler taşımasıdır. Dördüncü olarak güvercinden bahis buyuruluyor. Bu da anitarapsui vel musaraati ilel heva. Bu da nefsin arzu ve istekleri. Nefiste böyle herkesten kendisini insanın üstün görme, arzu ve düşünceleri. Bunların kesilmesi diyor, kesilmesi. Bu arzu ve isteklerin insanda mevcut olduğunu ve bitmesi gerektiği ifade buyruluyor. Burada yeniden İmamı Kuşeyri Rahmetullah Ali Hazretleri şu şekilde ele alıyor. İbrahim Aleyhisselam Cenabı Hak'tan bu hususta kalbinin ihyasını istemiş. O da dört kuşun boğazlanmasını emir buyurmuştur.
Büyükler tarafından bu dört kuşun tavus, karga, horoz ve kaz oldukları rivayet olunur ki taus ucbü, taus kişinin kendisini beğenmesi. Karga tul-i emeli, uzun endişeleri. Horoz şehevi duyguyu kaz da burada hırsı temsil ederler. Mücahede bıçağıyla bu dört kuşun, yani bu dört kötü hasletin insandan kesilip temizlenmesi lazımdır. Bunlar kalbi boğar, öldürülürler. Kalbin dirilmesi bunların kesilip atılmasına bağlıdır. Müşahede bundan sonradır. Müşahede müstesna bir haldir. Eşyanın hakikatini anlamalara doğru girer. Daha biz nefsimizin arzu ve isteklerinin ilahi olmasına gayret edeceğiz. Yani size huzurunuzda demek zor oluyor. Nefs-i emmare yüzde sekseni hatta doksanı ateştir. Levvame kendisini kınar ama yine kötülüğü yapar. Mülheme, mülhemenin dört tane aşaması var. Kalbe güzel düşünceler gelir, ibadet ve taate düşkündür. Yalnız içinden kötülük tamamen atılmamıştır.
İbadetin kabul noktası da mutmainlededir. Bu dört kuş insanın çamurunun yoğurulduğu dört unsur, anasır erbaanın sıfatlarıdır, bunlar toprak, ateş, su ve hevadır. Bunlardan her bir unsurun bir diğerleri ile izdivacından iki sıfat doğmuştur. Toprakla suyun izdivacından hırs ve cimrilik birbirinin kardeşidirler, birinin ağına düşen ötekini de yanında bulur. Ateş ve havanın izdivacından gazap ve şehvet doğmuşlardır. Her zaman bu iki kardeşle beraber bulunurlar ve sıfatlardan her birinin muhakkak bir işi vardır, birbirlerinden ayrılmazlar ve bu tür ve bütün kötü sıfatlar bunlardan doğarlar. Hırs hasedin işidir. Cimrilik kindarlığın işidir. Gazap kibrin işidir. Şehvetin belirli bir eşi yoktur. Bütün kötü sıfatların müşterek maşukası gibidir. Hangi kötü sıfat varsa muhakkak şehvet orada hazırdır. Bunlar yedi kapıdırlar.
Cehennemin yedi katına giden yedi kapıyı temsil ederler, bu kötü sıfatlardan kurtulmayanlar derecelerine göre bu yedi kapıdan cehenneme gireceklerdir. Her bir kapı için taksim edilmiş bir cüz vardır. Kimde hangi sıfat galipse o kapıdan girecektir ayeti celilede Cehennemin yedi kapısı vardır, onun her bir kapısı için onlardan taksim olunmuş bir zümre vardır. İşte Halil İbrahim Aleyhisselam Allah ile dostluğunda sadakatin en yüksek örneklerini vererek bu kuşları boğazladı, kötü hasretlerden hep uzak ve temiz kaldı. Vücudunda ateşe açılan bir kapı bırakmadı. Mancınıkla Nemrud'un ateşine atıldığı halde ateş onu yakmadı Ve gül bahçesine kavuştu. Burada bugün sabah gelenlerimizle mütalaa ettik. Yorulduğumuzu biliyorum. Bunu sonraya bırakacağız. O da şu, sadece başlığını söyleyeyim. Sadıkların yirmi tane evrad ve ezkarı vardır.
Bunun bir kısmını saydıktan sonra bu evrad ve ezkarın dört tane esası ifade ediliyor. Bir de ayrıyeten bunun dört binasının olduğu ifade edilmiştir. Böyle acele okuyup geçeriz. Bundan bir şey anlayamayız. Şu biz dört kuşun hayvani duyguların bizim içimizden çıkıp esani yukruchun minavuhu meyti ile nur, karanlıklardan nura nasıl erişiriz bu derde düşeceğiz. Bu derde düşerken biz zannediyoruz ki bu dert bizden ibadet yapacağız, taat yapacağız, zikrimiz artacak, namazlarımızda ne de biraz daha fazlalık olacak. Sırf bu şekilde değil. Bizim mürşidimiz gerçekten hakiki bir mürşidti. Evrak ve Ezkar görüşülüyor, görüşülürken buyurdu ki yanımızda bulun da sonra arkadaşlarına anlatırsın dediği için bulunuyorum yanında, bir kimse geldi. Efendim dedi benim hiçbir ne kalp zikrim var ne ruh zikrim var, yok dedi.
Ona söylediği söz buyurdu ki, adını da hatırladım İbrahim Efendi dedi siz dedi burada İmam Hatip Okulunun yapımında gayret gösterdiniz. Kuran kursunda gayret gösterdiniz. O tarihlerde bu hizmetler veriliyordu. Buna benzer öğrencilerin yetişmesine vesair gayret ediyorsunuz. Bu da ibadettir buyurdu. Bu da taattir. Bu da terakkidir. Siz yaşadığınıza inanıyorum. Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de ashab-ı rabbim. Sadakaten, tutahhiruhun ve tüzekki hinbiya. Habibim onların mallarından zekat olarak, sadaka olarak al, ta ki onlar kalben ve ruhen temizleneler buyuruyor. Demek ki okuduğumuz istiğfarla, tevhidle, salatü selamla arındığımız gibi ama gerçek yapacağız. Bir tanesiimdi, üstadımız üstadına dedi ki efendim dedi karınca kadar yapmış olduğum hata şimdi gözüme Erciyes dağı gibi görünüyor dedi. Bunu deyince hadisi şerif hatıramıza geliyor. Kamil müminin günahı diyor.
Aynen şuna benzer, bir dağın eteğine oturmuş, dağ tepesine düşecek gibi. Münafık da buyruluyor günahını böyle burnunun üzerinde bir sinek. Şöyle elini kaldırmasa bile uçup girecek. Öyle görür. Evrad ve ezkarlarını böyle okudular. Sekiz dokuz yaşlarında ağlıyor. Sebebi ne? Diyorlar ki hangi günahına ağlıyorsun? Daha akıl bali olmamış. Rahmetullah Ali buyuruyor ki Cenabı Hakk'a olan aşkından ve muhabbetinden diyor daha sekiz dokuz yaşlarında. Ve şiirlerinde geçiyor, on dörtte vurdular manevi aşı, durmadan akardı gözümün yaşı diyor. Böyle dikkatli evradında ezkarında. Bizim de öyle olmamız gerekir. Bu işlerimiz burada ne konuştuğunuz malum, görüşülen meseleler bildiğimiz hususlar. Bunların yerine gelmesi için biz temelde gönüllerimizin ihya ve ıslah irşadına çok gayret göstereceğiz. Burada gençlerin toplantısı değil. Yetmiş yaşında da olsa, seksen yaşında da olsa azmiyle genç olacak.
Üstadımızın evlatları gayretiyle genç olacak. İşte biz buraya kadar getirdik, bundan sonra da bir başkası yapsın, yorulduk. Bu caiz değil, bu Allah'ımızın kitabına aykırıdır Esselam. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk it. Şahsı burada mı? Dediyseniz derim. Bir ara bu vazifeler kendisine ağır gelince gördüğü rüyayı hatırlayacaktır. Bütün bizim bu işlerimizde büyüklerimizin himmetiyle ehlullahın eli var. Hak dostlarının eli var. Eğer biz bazen celalli konuşuyorsak, tavırlarımızda ne de böyle bir gerginlik oluyorsa sırf bu yönden. Çünkü emredeni müstesna. Diyorum ki iş ciddi, gayret edelim ve görevlilerimizde ciddi olalım. Biz bu noktayı kaçırıyoruz aslında. Namaz olsun, oruç olsun, hac olsun, zekat, bir evrad dindiği zaman bu bile değişiktir. Evrad demek gönle Allah'ın nurunun inmesi demek. Tecelliyata mazhar olmak demek.
Bunlarla ihya olacağız ki vazifelerimizde nelerimizde daha dikkatli olalım. Öyle yorulmakmış, bir başkası yapsın demek olur. Diyelim iş becerisi yok. Olabilir ama samimi. Der ki bana yardımcılar olsun der veya bir başkası şey yapsın biz de elimizden gelen gayreti gösteririz, bu müstesna. Ama yılma diye bir şey yok. Aleyhisselatu Vesselam efendimizin mübarek sözü, ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür buyuruyor. Ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür. Ve onun yolundan gelen kimselerdeki azim ve gayret budur. Bizim evrad ve ezkarımızla birlikte demek ki muamelatımız, muamelatımız bu muamelatımızla da terakki, ruhani ve manevi gelişmelerin olduğunu demek istiyorum. Artık ne hizmet olursa olsun sevindiğimiz hususlardan birisi de şudur, çok şükür üstadımızın evlatları hiçbir zaman boş kalmadı. Vakıfsa vakıf kuruldu. Dergiyse dergisi.
Bunun yanındaki diğer çalışmaları, veren eli vesairleri, bak şimdi sayamıyoruz biz. Biz ilk çıktığımızda konuştuğumuz bir kütüphaneydi, başka bir şey yoktu ve vakıf değil, kimse bir şey bildiği yoktu. Diyorlardı diğer kurumlar var. O kurumlar varken buna gerek yok. İslam'ın fıkhında vakıf terimini bile anlayanlar aza düşüyordu. Çok şükür bu hale geldi. Gittikçe ilerledi. Daha da müttaki olduğumuz sürece, dikkat edelim, Allah'ımızın emrine uyduğumuz sürece işlerimiz rast gelir. Sebebi şu, ya Abdullah Allah'ın emrini gözet ki, emri ilahiye dikkat etki Allah da seni gözetsin. Çokça verdiğimiz misal olduğu için bunun dışında bir misal olsun. Süleyman Paşa İstanbul'da bir kalanın fethi için gelir. Kırk tane mücahit var. O mücahitlere bir soru sorar. Der kişiyi mücahitler buraya niçin geldiniz? Hepsinin ağzından sadece şu söz duyulur, derler. Allah'ın dininin yüceltilmesi.
Daha şafak sökmeden kalafet edilir. Bizim başarımız bunu kardeşlerimize de diyoruz, bu geminin dümeni takvadır. Müttaki olmadıkça elimize bir şey geçmez bizim. Müttaki olacağız, yolumuz belli, öyle bir yol ki fasıla yok. Hadis kitaplarında nedir Anebi Hureyre Radiyallahu Anh, ondan sonra gelir Anibn-i Rumer radiyallahu anhuma, Anibn-i Abbasin radiyallahu anhuma, böyle an an an ravi silsilesi devam eder. Hiç eksik silsilede kimse olmaz. Eğer olursa o hadisi şerif sahih oluşunu kaybeder. Aynen bunun gibi Sıddık-ı Azam'dan beri üstadımıza kadar gelen bu yolda bir fasıla yok. Bundan dolayı biz dikkatli olacağız. Eğer bir başarısızlık varsa şuna dikkat edeceğiz, olumsuzluklar olduğu zaman olumsuzluğu devamlı kendimize bulacağız. Ben hatalıyım ki bu işler sarpa sarıyor diyebileceğiz. Bunu dersek başarırız. İşte olumsuzlukları bir başkasına yükleyecek olursak bu çok yanlış olur.
Biz gayret göstereceğiz. Gayreti Cenabı Hak üç noktada ifade buyuruyor. Birincisi ittekullah, Allah'tan korkun. Bu görevlerimizi yapmakta da ilahi bir görev olarak biz bunu görüyoruz. Bunları icra ederken de samimi bir şekilde girebilmek. İkinci bir girişimiz nedir? İkinci girişimiz Esselamü, fettekullaha mestatatum, gücümüz yettikçe gayret göstermek. Bir üçüncüsü ashabına, Hakk'ta tugati, gerçekten Cenabı Hak'tan korkacağız. İşlerimizi bu şekilde yaptığımız zaman, takva esasına dayandığı zaman başarı zuhuriler. Ayeti celile'yi okuyamayacağım, Kuran-ı Kerim'de, Tevbe suresinde, Mevlai Zülcelal, Kuba mescide anlatılırken onun temelinin takvaya dayandığı buydu. Bunun karşısında dırar da var. Dırar zarar veren demek. O kötü niyetlerle yapıldı. İslam'ın aleyhine yapıldı. Ama Kova Mescidi'nin temelinde takva var.
Demek istiyoruz ki işlerimizin temelinde takva olursa başarı zuhur eder, sebebi, esamüm. Kim Allah'tan korkarsa Cenabı hak ona yollar açar. Devamlı tıkandı diye bir şey yok, tıkanma bizim kendimizde. Allah'ımız devamlı yolu açıyor. Burada bazı kimselerin sözü var, onları size hatırlatmak istemiyorum. Bir kısım böyle gözde olan kimselerin sözleri vardı, onlara gerek yok. Doğru olsa bile onlar hatırlanmasın diye söylüyorum, söylemiyorum. Biz Kuran-ı Kerim'e bakalım, esamna. Hiç tıkanma yok. Bizim tıkandığımız şu oldu. Bu ismi verebilirim. Turgut Özal oğlu Ahmet'e diyor ki Ahmet diyor, diyor. Bunu biz büyüklerimizin hayatında görüyoruz. Kuran-ı Kerim'den söyleyeceğim. Keşke Kuran-ı Kerim şurada olsaydı. Yunus Suresi'nde deyip Hud Suresi'nde. Nuh Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam gemi yapıyor. Nuh Aleyhisselam gemi yapıyor. Bu gemiyi yaparken her kim oradan geçse alay ediyorlar.
Diyorlar ki burada deniz yok. Bir ırmak dahi yok. Nuh Aleyhisselam ne yapıyor da gemi yapıyor? Yani bu akıl alacak bir şey değil diyorlar. Allah'ımız bize Kuran-ı Kerim'de gösteriyor ve sonra da onlar yapmış olduklarından bin pişman oluyorlar ve Allah'ımız da onları, Rabbimiz için ifade edemem, alaya alınır bir hale geliyorlar. Sonra tufan kopuyor. Bu hadise oluyor, o gemiye binenler kurtuluyor. Bir anda bize şöyle aklımıza bu beşeri olan diyeyim. Aklımıza biraz zor geliyor, ya bu ne demek istiyor, bu ne olacak gibi geliyor. Bir defasında Sami Efendi Hazretleri Şam-ı Şerifeler buyuruyor ki akşam yanında bulunanlara çay alın, şeker alın, peynir alın, zeytin alın, Böyle yiyecekleri tembih ediyor. Yanındakiler diyorlar ki zaten biz, orada Hamidiye çarşısı var, meşhur. İndiğimiz zaman her şey var. Sabah bunu alırız Efendimiz Hazretlerinin, ne söylemişse isteklerini yerine getiririz diyorlar.
Sabah almak için kapıyı açmak istediklerinde bakıyorlar ki Baas Partisi ihtilal yapmış. Hiç kimse dışarı çıkamıyor. O zaman anlaşılıyor. Yine önemli şahsiyetlerden birisi diyor ki şu başınız, gözünüz yarılmadan gelin yahu diyor. Başınız gözünüz yarılmadan gelin diyor. Kırklı yıllarda Erzincan'da büyük bir deprem oldu. O depremi orada Allah'ın veli kullarından birisi oranın büyük camisinde verir misin Suat abi, oranın büyük camisinde ayağa kalkıyor diyor ki muhterem cemaat. Büyük bir felaket geliyor. Kurbanları keselim, Allah'ımıza yalvaralım, millet gülüşmeye başlıyor. Bizim diyorlar işte ismi neyse veli oldu, ileriden haber veriyor, şöyle olacak, böyle olacak. Bu Erzincan tarif edilirken bizim askerliğimiz zor buldu. Ortası bağlı etrafa dağlık derler. O dağın yüzünden ağlaya ağlaya dağı aşıp ilerilere gidiyor. Ne kırk altı bin kişinin helakine sebep olan hadise zuhur ediyor.
Bu sebeple büyüklerimizin sözlerine dikkat edilir. Onu bizim indiği mütalaalarımız da ya bu olacak gibi değil, bilmem falan dediğimizde hep sekteye uğrar, hep sıkıntılara düşeriz. Meşşai kiramdan bizzat diyor ki evlatlarına şu evi yarın. Orada balyeler var. O balyaları bu tarafa geçelim. O balyaları oradan çıkarıyorlar. Bir de ne görsünler, haramiler, hırsızlar oraya giriyor. O balyelerden haberdar olmuşlar. Efendi Hazretleri hisse kablen vuku derler. Bir iş zuhur etmeden önce Cenabı hak onlara isterse malum ediyor. Bu şimdiki aletlerde bile var. Ne yapıyor? O uydu vasıtasıyla adamın evini de gösteriyor. Ona bile gerek kalmadan gösteriyor. Bahçesinin içerisindeki havuza kadar, sokaklarına kadar gösteriyor. Bu maddi olan cisim, Allah'ımızın onlara vermiş olduğu Onlar Allah'ımızın nuruyla nazar ediyorlar ve Allah'ımız Biiznillahi Teala gösteriyor, o bakımdan itaat düşüyor bize.
Diyeceğin nedir, diyeceğim şu, bu Kelebek anaokulları. Bunu diyeli neler oldu O esnada gelen telefonları da biliyorum. Neler ayarlandığı da, ayarlandığını da biliyorum. Bütün kardeşlerimize teşekkür etmekle birlikte, keşke o gün de tutulsaydı, daha ilk gün de tutulsaydı, bura yapılıyor. Buranın yapılmasını da tabii bulunuyoruz, konuştuğumu da biz ne hatırlıyorum, ak saçlı Elciyesin eteğinde diye başladık. Temelini kırklardan olan kimse attı buranın. İçimizin yandığı bu. Eline, eline küreyi aldı, harcı o kırklardan olan zat attı buraya. İçimizin yandığı bu bizim. Onların elhamdülillah harcıyla bina kılınan, sadece bura değil, inşallah her işimizde onların eli olur. Olmazsa zaten başarımız Hazreti Fatih'in dediği gibi enbiyau evliyaya istinaden var benim diyor. Nebilere, velilere, padişahlarımıza baktığımız zaman önlerinde veli götürüyorlar, velilerle başlıyorlar.
Efendimizin manevi emanetleriyle geliyorlar. Bir Yavuz Sultan Selim'in o çölü aşması kendi başına değil, birçok sıkıntıların içerisinde yürüyor, önünde yürüyeni görüyor biiznillahi teala. Biz bunlara dikkat edersek Allah'ın izniyle başarı olur, lime tabirini tasavvufta bir edep bildirilir. Hadaikül Hakaid diye kıymetli bir eser var sevgili hocam. Hadaikül Hakaid, bu eserde bir mürşid-i kamile dikkat edeceğimiz hususlar anlatılırken lime tarifini kullanmayın der. İşte niçin? Neden? Allah'ımız buna bildiriyor zaten. Bizim memleketimizde Tombakta Ahmet Efendi diye kıymetli bir insan vardı. Bak Ahmet Yalçın Unsu ismi. Ümmi gibi bir insandı, bağında bahçesinde çalışır. Üstadımız buyurdu ki manevi ilk haberler ona, ona gelmiyor diyor. Allah'ımızın gönlüne nur verdiği kimseler bunu müşahede eder. Furkan suresinde, Enfal da olabilir.
Enfal suresinde yirmi dokuzuncu ayet, bu nasıl bir bu saydım biiznillahi Teala, esanı. Bu ayeti celilede Cenabı hakk'ın gönlüne nur verdiği insanlar için gizli kapaklı biiznillahi Teala bir şey yoktur. Dünyayı nasıl görüyorlarsa ahireti de öyle görürler, Cenabı hakk'ın büyük bir ihsanıdır bu. Rabbimiz vermiş onlara ve işlerin yürüyüşü, biz tarihi seyre baktığımız zaman ta bizim ecdadımızın çalışmalarında, gayretinde, Osmanlı Devleti'nin kuruluşuna baktığımız zaman hep Evliyaullah'ın bulunduğunu görürüz. Daha bu başka konulara doğru bizi götürür. Velhasıl biz asıl dikkat edeceğimiz yön takvadır. Allah'ımızın korkusu bizim bütün vücudumuzu saracak. El, ayak, göz, kulak bütün vücudumuzu sardığı gibi etrafımızı da saracak. Bütün işlerimizi saracak, yaptığımız her vazifede, attığımız her adım, her nefeste Allah'ımızın korkusu bizde galip gelirse başarının sırrı budur.