Manevi Terbiye ve Ruhun Arınması kaydında Için kardeşim, siz dikkat edin, hemen alanlar dua ediyorlar. E, alınsın, üst ağzımıza da Kayseri'ye gelince, Hacı Hüseyin Efendi hocam bu aksakallı üftüydü ya, Hacı Hüseyin aksakları misafir oluyor, ya misafir oluyor. Sonra efendim, akşam Kayseri çok soğuk, evlerine ötüydü o zaman. Bariförü yok, kömür de yok, bağlarının çubuğünü…
Manevi Terbiye ve Ruhun Arınması kaydında Için kardeşim, siz dikkat edin, hemen alanlar dua ediyorlar. E, alınsın, üst ağzımıza da Kayseri'ye gelince, Hacı Hüseyin Efendi hocam bu aksakallı üftüydü ya, Hacı Hüseyin aksakları misafir oluyor, ya misafir oluyor. Sonra efendim, akşam Kayseri çok soğuk, evlerine ötüydü o zaman. Bariförü yok, kömür de yok, bağlarının çubuğünü…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Için kardeşim, siz dikkat edin, hemen alanlar dua ediyorlar. E, alınsın, üst ağzımıza da Kayseri'ye gelince, Hacı Hüseyin Efendi hocam bu aksakallı üftüydü ya, Hacı Hüseyin aksakları misafir oluyor, ya misafir oluyor. Sonra efendim, akşam Kayseri çok soğuk, evlerine ötüydü o zaman. Bariförü yok, kömür de yok, bağlarının çubuğünü yakarlardı. Her şeyi buyurayım da yani şey kalmasın. Efendimize bir soba yakacak ya, sabah aleykekenden varmış ki üst ağzımız, o Kayserinin şiddetli savununda kusletmiş, o gömleğini giymiş, ayağını giymiş, şeyi, Milton filan giyerkene, aman efendim, bunu efendim. Ne diye haber bilmediniz? Adeleyanlı efendim. Yani evlenmeye gidiyor. Ben su ısıtsaydım, Kayseri, çok şiddetli soğuk, nereyi böyle ettiniz? Hayır, ben soğuk suya vücudumu alıştırdım. Her sabah dersini kışluyla yaparım. Bir büyüğün büyüklük yeri var, durmuş adam.
Yani bir büyük büyük mü onun senden fazla bir fan gidilen yerleri var. Bayezid-i Bistami Kudsi Sirrahul Aziz, her gün diyor Dersim'de, us lider, edep risalesinde de var. Ağzını gül suyuyla yıkar da ondan sonra Mevla'mı zikrederdim. Şu ağızla Allah zikredilmez, derdim kokan ağızla. Yani, o da edeplerinden. Neyse, sobayı yaktım diyor, dışarıya çıktım, kapıyı bir vuran var. Daha sabaha bir, iki saat, üç saat var, bir ölen olmuş, ilerlediği vardır, ya kızım bir şey mi var bir kadın sesin? -Hoca efendi -Hoca efendi -Buyur yavrum -Kimsin filan kadınıyım! -Hoca efendi evimizde kim misafir? -Hiç gözüm uyku tutmadı beni. Penceremiz evimize karşı geldi, odanızın üstünden karşı ağır zamana kadar bir kireç dikildi, böyle bir şey akıyor büyümüze. Üstazımız bu daha elli sene üfmeli. Şimdi ben nasıl tarif edeyim bakayım da, höh, duyduğum Hacı senin Efendi'nin evvel. Allah ümmetinden ayırma ya Rabbi.
Bütün üst kazlarımız ahirete gitse de bizimle beraber, dünyada dursa da bizimle beraber. Bunda müşkilata kalacak bir şey yok, Şimdiki hayatında kılıç tınınında. Ama hayatını değiştin mi kılıç tınınından çıkmış daha süratli keser. Yeter ki sen tutturabil, babama diyor, nasıl rabıta edeyim üstadım sana, yanıma mı getireyim diyor, yoksa yanımıza mı varayım, şu ümumu mü getireyim, kalp çanağımı açayım da Fühuzahdı ilahiye nasıl dökülsün? Bırak Mustafa Ali'nin onları. Her hutb-u cihan, şahtan doğan güneşe benzer. Şahtan doğan güneş nasıl pencerelerde bulanık ve yağmur olduğu halde şeysiz, nalbursız, neşsız, elektriksiz oturuyor. Yeter ki gönül, gönül pencereni aç, inan Füyuzat içine böyle akmaya başlar. Arkadaşlar, işte gömüller bu, vaziyetler bundan ibaret, Yalnız Ahref'e girerken bu perdeyi kaldırmadan gitmeyelim. Yani inşallah letaiflerimiz açılsın.
Gönlümüze füyuzahtı ilahiye saçılsın, saçılsın. Üstazın, üstazın, buyur diyor. Ben eski lezzeti alamıyorum şimdi. Ya Kaygada intisap ettiğim zaman, Şafak'la çok erken bakardım, içim başka bir alem değildi. Senin şu deliklerin benim umuma da dökülürdü. Niye dökülmüyor o AKP? Üstadımız üç şeyden, parmağını kalan üç şeyden, Mektubat'tan evvel yazdı. Niye? Filaf-ı Şeriattan. Şeriata muhalif hareketiniz var, mutlaka onun için feyiz duruyor, yani ondan duruyor. Yok efendim, şeriatım düzgün. Dokuz yaşındaki kız çocuğumuzun başı örtülü mü, açık mı? Açık efendim, şeriatsızsınız, diyor. Şeriatınız olsa onun başını. Bizim kardeşlerimizin çoğu ailesinin kafasını katmış, oy yarmış, bununla bana feyiz gelsin diyor. Olur mu bu Allah aşkına? Konya'da olmaz bu ya, yani İmam'a gidiyor Meryem deyip, bacağını oradan aç, kafasını oradan aç.
Sedril havretli kadının zipti karanlıkta, kolunun, kolunun şu kadar yeri, yani bir el basımı, Seyfi Hanım, bir el basımı açık olsa, bin rekat namazlasa bir tecri kabul olmaz. Çünkü sertdil avret yok. Öyle değil mi yani, kanaatınız ne bu hususta? Saçının, saçının biri el basımı dörtte biri açık ussa, kılsa namaz olur mu? Buna fıkra girelim. Ulağı bir ağzadır, dörtte biri dışarıda görülse olur mu namazı yani? Tamam mı? Bu sen o, her çoban güttüğü koyundan sual olunur. O aile yarın yakana yakışmaz mı? Sen ne benim başımı örttürmedin? Yemeğe kudsuz bir şey, sen olma başıma musibet getirirdin. Neden şeriatımı sen düzeltmedin? Diye acaba huzurlu ilahiyede yakamızı tutmaz mı? Şeriata muhalif hareket, varmak kadar olsa, Mifrahul Kulüf'te, akşam da konuştum herhalde, varmak kadar şeriata, tarikatımız çağırın, o da öyle olur, bakalım dese, Mağrib'le meşrik kadar tarikata uzaklaşmış olur.
Ben neyle misali, çok misalcıyım çünkü gayet şeyde bulunuyorum, ümmi yerde, ümmi yerde, onlara anlatacağım diye tüm misale döküyorum işi. Şu evin zemin katı çimento ve demirleriyle donmayınca, yani kuvvetli ol üstüne bina çıkar mıyız? Dağ bulmuş üstüne çıkar mı? Her on, on iki, bilmem ne kadar söyledin geçiyor, sayıyorlar, on bir olmuş efendim, on iki olmuş. Üst üstüne yığılır mı bina temel iyi olmazsa? Şeriat temeli iyi tutkun olmazsa üstünde tarikat sebat eder mi? Tavandan bir yer çatlamış, şeriattan bir yer çatlamış, halifesi nesi hep gelirler. Niye niye evden? Ya bura bir şey yok canım, niye yeneceğim? Yavrum şeriat çatlamış, yani aşağıdaki zemin kat çatlamış yıkılacak yakında ya. Onun için babam bizi hep birbirimizle arkadaş ederdi. Yani ben de sizin için de arkadaş edeyim. Allah rızası için dedik biz.
Ben muhalifi şeriat bir şey yapar da demezsen, seni huzur-u ilahiyede yakalarını tutarım diyeceksin. Seni nefsin aldatmış olabilir. Sınırda değiştirin, mütsileyi çektiğinde birkaç tane iplik kıracak şekilde hakkını da zayiden, terazını tartarkana, terazının gözünü silmen görüyor birisi. Dilini gösteriyor, dedirttirmiyorlar ben, ne yapayım diyor. Delirtmiyorlar, zorla derler. Başka şeye lisanı açılıyor, ona, ona geldin mi dilini gösteriyor, dedirttirmiyorlar diyor. Elimiz dedi al, arkadaş, Allah iman diyor diyor. Hıhı. Kardeşim, neyin için dedirttirmiyorlar? Hadi ya da biz anlayalım da biz o hale riayet edelim de biz de senin gibi imansız ölmeyelim diyor. Delirttirmiyor diyorum diyor. Ben bakkalıdım da diyor, terazımın gözünü sabun verdik sıra, pirinç verdik sıra, şey tozu silmezmişsin.
Füreye koyduğumda bir tuz ağırlığınca hak zayi ettiğimden teraz, terazının dili dilimi tuttu da dedirtmiyor diyorum, duymuyor mu diyor. Ben açıktan gördüm, pederim açıktan görmüş Boz köyünde. Vardı diyor Mehmet Amca, buyurunca La ilahe illallah Muhammedurresulullah, didinirse, demem derse küfre varır onun için, didinmez. Anca işaret verilir. Vay neyin ne ettiğim oğlanları daha doğarlar, ahılda da burada dururlar diyor, diyor, bir küfür söylüyor diyor. Babam çok çalışmış, hüngür hüngür hanımmaya başlamış ya. Kendin de düşünüyor tabii, onu da düşünüyor, geliyor adam. Mehmet amca, buyur hoca diyor, görüyor beni diyor. La ilahe illallah Muhammedurresulullah, hoca çalışma, gez diyorlar diyor, yani çalışma yahu. Girdik dışarıya fırladım, ağlamaya başladım. Tüh, yahu adam nasıl bir adamı? Daha camide gören yok onu, Meryem.
Rahman'a secde etmemiş bir adam, şaşkın hep namazlıktan, amma korkuluyorum, Korkuluyor, imanlı girer miydik, gidemez mi diye. Necmettin kardeşimiz doktor, İstanbul'da. Efendimiz de var, camiye gittik, efendimiz illa varmış efendimize rica etmiş, diyor ki bir vaaz bir üyesin Hasan Efendi'ye müsaade, müsaade Allah'tan versin, hadi su giderim ben. Geldim ki efendimiz vaaz verirsin diyor, bunu sen çıkarttın, ben o huzurdan nasıl vaaz veririm yahu? Allah aşkına yapmadınız bunu, yürü rica et takati olmuş, tövbe demem yahu, diyor. Eksinin başı, geldim oturdum fişi Efendimizi aldım, orada kalbimi oraya soktum. Okudum, bir gürültü çöktü. Fabrikaya çok yakın olduğundan dışarıda şeydir mübarek sade verir ya, orada kulakları kapanacak bir gürültü var. Efendimiz demin neler gördüğümü haber verirsem sohbet yeter yani. Bu hatırıma geldi.
Muhakkak felak oldu, korktuğundan kurtuldu, olduğuna nail oldu, kim? Katifle hal mümin, mümin olanlar elhamdülillah ama nasıl sekiz tane şerait var aşağıda. Allah'ımız buyuruyor. İmanla gider miyim, imanla gitmem miyim? İmandan alınca, Hazreti imamı alsam Efendimiz, üç kimse imansız girmek muhtemel. Efendim üç deyince hatırımıza geldi. Efendimiz demiş ki, birisi hilaf-ı şeriattan lezzet alamıyorsunuz demiş. Birisi de birisi de dünyanın zibi ziynetine israf olan şeye çok meylediyorsunuz. Şuraya şunu da asarsak daha iyi olur burası nesi olacak? Bura harap olacak bir dünya bile kardeşim. Seri-ü zevaldır bu. Olur mu bu geriye? Gelir mi bir daha? Bir kefinden başka bir şey verirler mi buradan? Kaç tane misal çıkıyor karşıma. Hadi Suf Efendi Hoca iyi evvelden konuşurken anca yazdığımı konuşurdum.
Tarikata girince ha beni söyle, ha beni söyle diyor ona, söz böyle gelir dolar, riyayı ver, ondanesiz ha beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın dediği gibi oluyor, beni söyle diyor, cemaat dinlesin, iyi olur diyor. Ben anayı kaybediyorum, geçersen. Yine de demeden ol olmayacak, söyleyeceğim inşallah. Üstazımızı bitireyim, birisi filab-ı şeriat, birisi dünyanın zibi ziynetine israf kabilinden olan şeye meyli muhabbet. Buraya tahıl olduğu müddetçe kalpte o var, Füyuzat gelmez, haram o kalbe, füyuzat in girmez. Ne haram diyor, olmaz. Otula, ateş bir arada yellenmez. Dünya muhabbetiyle Allah muhabbeti bir kalpte durmaz. Yani iki zıt bir arada durmaz. Onun için Kurdu'yla kuzuyu bir araya koyamam. Hem dünya muhabbeti dursun burada, hüplü dünya re'si külliyen hatim yedin, hem Allah muhabbeti dursun. Tamil mi bu?
Öyle olunca diyor Efendimiz, şu dünyayı size reçetenizi verdik, ölüm tefekkürünü çok yapın. Ölüm tefekkürünü çok yapın. Dünya muhabbetini kalpten sökücü ölüm. Sür çıkar ayari dilden daha tecelliye daha. Padişah konmaz seraya, hanım hambur olmadan. Yunus, o yalan devayı gel ortaya, o sivayı, temiz et gömul evini, buz gelecek kondurmaya. Davutadan lezzet alamıyorum, zikrediyorum ama lezzet gelmiyor. Gelir mi oğlum diyor dünya muhabbeti orada olursa. Fudlaşmış diyor Efendimiz dünya muhabbeti orada. Fud olan yere melek girer mi? Girmez elbette diyor. Üçüncüsü ne efendim diyor. Üçüncüsü hafiflet ve kalp sahipleri ile görüşürseniz hiçbir iz aramaz. Çünkü onun kalbi hasta. Bizim bir çeviricimizi, bir keçimizi duvara koyarım da uyuz, delilliyken koyarsak, bir evden uyuz usulüye katışırsa o gün devlüksün bütün sürü uyuz olur. Onun gibi ürker insana diyor gafleti, kalp sahibinin hastalığı.
Hepimiz burada çok sohbet etti, kadrınıza gelecek. Ayasofya'da diyor, namaz kılan ihbarlarımız diyor, birisi orada kalmış diyor, Mevlüde dinlemiş diyor. Gelmiş, kalbinin zikri durmuş diyor. Beyle beyliydi diyor o da diyor, o vazifeden diyor. Geldi üstadımıza efendim, evladım. Kalbimi zikrederdi. Ah, keşke durdu, neden olduğunu da bilemedim. Üstat murakabe yahu. Ayasofya'da Mevlüdi Şerif okurgana, okunur ana, karşınızda kalbi, kas-i münkir kalbi varmış, buna denk gelmiş, hastalandırmış. Oturduğumuz yerde rabıtasız oturman unsili manevisi altına çekilirseniz, hiçbir münkinin zararı dokunmayın. Rabıta'yı unutarak hem oturursan hastalanılır diyor. Kıyasidelim diyor Efendimiz, kıyasasidelim. İmansız mülbeyi üç şey, üç şey yüzünden olur. On üçte var bizim şuktalarımızda nedir ya? Üç şey esas altı imzalanmış. Birisi, ni'met-i İslamiyeye şükrü terk edenlere.
İslam ni'metinde olduğu anda şükretmiyor da, haramdan, babamdan böyle İslam doğduğumu zannediyor. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem, amuyesi Ebu Leheb'e nasip olmayan sana oldu. Bin dört yüz küsur sene oldu. Yani yanında beraber yaşayanlar bile bile iman etmeli. Bildi, mucizeyi gördü, ay şak oldu geldi, ay şak oldu geldi, başın içinden insan çıktı. Lakin, niye gazım olmadı? Sıhra hamlettiler, yalanmazdı, uyduramazlar. Bir yerde Müşavr, hasatiruni evvelden diyelim, buna kendi mecnun diyelim, çünkü söyleyip duruyor bir şeyler. Hasat-ı İn'l-Evvel'den yazılmış Kuran delil diyelim, sıhhır diyelim, en yakışıklısı su bu derler, neler zahmet ettiler? Kardeşimizin Resulullah'ımız ne zahmetler ceh. ÖNEMATİMİZ olsun, Taif'te ayakkabılarının içini kanına doldurdular. Ula vura da böyle kayalar kessekler, gebilikler attırıyorlar çocuklar.
Zibili Emin gelmiş buradan diyor, iki daha kavuşturayım yapma, methile diyorum. Sen ne diyorsun oğlum? Belki nesillerinden bir iman eden gelir. Hakkım helal olsun, olmasın. Bu Resulullah'ın medimiz var mı? Ruhud Dağı'nda bu bayif yüzleri yarıldı, böyle şuraya iki tane halka battı, sinni saadet şehit oldu. Kanı yere düşerse yerde ne bahdet mitilmem dedi Allah. Yetiş gibi o zaman kan, kanalım süpürmeye geldi, yetiştim aldım. Onun, ne ettin bu kanı diyorlar, tesadüf, erbabı soruyorlar, ne ettin ya Cibril, Kafir'a yoğurdum, Resulullah anılınca ağlasınlar diye müminlerin gözüne koydum ondan diyor. Şu ağıtla derler, ondan oluyor kardeşim. Sana Allah her imkanı verdi, kılıcın an. Kılıcını an, şöyle bir tek gezdi hepsini öldüreceğim. Hazreti Hamza için ağlayıp durma. O Seyyidi Şuhad'a oldu. Seyyi Şuhad'a da oldu, yetmiş parçaya ayırdılar. Amcası bu, bil gemiyi, Rasulullah'ın bil gemiyi.
Dedi, kılıcın uzat şöyle sallaver, dedi. Ya Rabbi ben bunları helak için geldim. Bunları doğru yola getireyim diye geldim dedi, yani ben bunlara kazak mı edeyim dedi. Bunlar beni bilemiyor, bunları hidayette kıl ya Rabbi diye dua ayırıyor. Yani bu benim kavmim diyor ona da, benim de bunları hidayette kıl ya Rabbi diyor. Bu Muhammed'in evladı evde sevinmedi. Sıktırdı ağzıma, itmedik, ceza koymadılar. Aç kaldılar, bir kısarın içine girdirdiler, gazora çıkarttırmadılar, kız verdirmediler kız, hep tarihe bilirsiniz, siz okuyorsunuz ben sizden anlıyorum bunları. Yani, nasıl, nereye efendim, şimdi ne oldu, böyle oldu, Hazreti Ömer geldi dışı, yedi sene sonra oldu, yedi sene. Yani Hazreti Ömer'in imanı yedi sene sonra. Yedi seneden ibreli kafirlerden acıyıp da o yüze ekmek atanlar oldu. Sıddıy'a bölünüyor. Resulullah'ı hicret ettiriyorlar. İyi anlıyor musunuz? Evet, oraya çıkarttılar.
Bütün yılanların, akrepların deliklerini, elbisesini yırttı, bastı. Birine yer bulamadı, mübarek ayaklarını koydular oraya. Yoksa Resulullah'a, tek bir şey olmasın. Hicret'ten yürüyünce gönle geçer, gerisine geçer. Bir fırlağını verir, ne oluyorsun ya Sıddık sen Allah aşkına, niye böyle durmuyorsun yerinde? Gömümden hayvanlar gelir parçalar diye korkuyorum. Yerinden kafirler uyanırsa gelir diye korkuyorum. İlk vurdukları kılıç ben olayım da senin öldüğümü görmeyeyim diyorum. Böyle teslim olacaksın şahına da öyle olacak gelecek Füyuzat-ı ilahiye. Korkma, biz ikiyiz, üçüncimiz Halık-ı Zülcelal, Kuran-ı Kerim bunlar. Biz ikiyiz, korkmaya, geliyorlar mağaraya. Allah her imkanı vermiş, güvercin, yumurta yapıyor. Ankabut örümcek örüyor. Lakin ayağını gine vuruyor koyuyor. Gelmiş, iki defa değilmiş böyle. Kapıyı vuruyor, haç. Açmıyor tabii.
Üçüncüde ayağının altına sokunca yine seslenmez de, Resulullah da burada uyur dizinde de. Mübarek gözlerinden sıddık ahzamın onun üstüne gözyaşları dökülünce özünü aç, ne ağlıyorsun ya? Benzinim yok geçmişte, bir şey yok ya Resulallah. Ayağa yine orada, bir şey yok. Fedakar, ebi ve ümmi ve nefsi ya Muhammed, anam babam dörtlayacaksın kurban olsun sana, ne diye böyle diyorsun. Bir şey yok, Allah'ın selamı söyle ayağımın altını yılan soktu, zehirleri yanı sıra. Gayri ihtiyari vücudum uyuştu da gözümden yaş dökülüyor. Çek ayağımı Allah aşkına. Bismillahirrahmanirrahim. Ayağının altından köprüyle şerri verince gelsini ez-ı Ali'nin harpte nerede bu diyor. Göz ağırıyor Ya Resulallah, getirin buraya. Mübarek tüpünden gözüne vallahi diyor ölene kadar gözüm ağrımadı. Resulullah'ın tüpünden, hiç hayatta ağrımadı. Allah şefaatine nail etti. Yılan dışarıya çıkıyor.
Eşhedü enne Muhammeden hamdü ve rasü enne Muhammeden hamdü ve rasü. Ey kösttehti yılan, niçin benim dostumun, yani halimi ayağını soktum. Ya Resulullah, bifteci insan mı aşık size? İki yüz sene oldu ben seni duyalı buraya geleceğimi. İki yüz senedini beklerim, saadet ayı doldu. Saadet güneşi doldu kapıdan. Oh göreceğiz yüzünü Resulullah'ın delik, sıddıkgın bizim delikleri muhkem bastırdı, bana da böyle gökçesini koydu. Gökçeye geldim, dakika baktım, aç kapıyı dedim, açmadı. Yeniden vurdum, açmadı. Sokmaya yüzümü görmek için mecbur kaldım, ben bu hatayı seni göreyim diye indim. Ya Sıddık hakkını helal etti, yine o yara patladı onun için şehit olduk gitti. Bunlar böyle eziyet çıktı. Yassıttık senden şikayet ediyorlar millet. Ne bileyim ya Resulallah, ciğer kaynağı diyor, pişiriyor, kavuruyor musun da yedirtmiyor mu? Efendimiz edep risalelerine de geçmiş bunu. Ne diyorsun?
Komşu hakkını bilmen mi? On, on, on, on, kırk tane kişinin hakkı var. Böyle cayır cayır ciğer kaynakta ye, yani kangurda ye. Ya Resulallah, yeminine hacet yok, istersen gideyim, vallahi iki aydan beri vermiyor daha taş yanmasın. Sırf hurma yiyoruz. Ben nereden ciğer kaynatmışsın da yemişsin, bu komşular ne diye benden yok yerine şikayet ediyorlar? Hu deyince ciğer kokusu böyle, ya hayırlı bir yerde. Cibril-i Emin diyor ki Allah korkusundan, Sıddık'ın ciğerleri büryan oldu, o kokruğu duyuyorsunuz yoksa dışarıdan bir et ciğer kopmuş değil diyor. Hazreti Umaru'l-farribralıyalü anh, Allah şefaatine nail et ya Rabbi. Amin. Amin. Aminlü denilen bir kafir, kafir sabah namazına giderken hep karnını yar diyor. Karnı yarıyor, yıkılıp kalıyor oraya, cerrahlar bağlıyorlar yıllar. Bir yahuiymiş o Ebullü. Burayı'yı diktikten sonra doktorlara danışılıyor.
Ben namaz kılaca böyle namazı, ya Ömer, hiç kutlama hıçkırıklama yerinden dikişler sökülecek, vaziyetin bozulacak. Bir namaza bin tane Ömer kurban olsun, ben Yahudi'de namazımın içinde öleceğim misin hiçbir şey yok. Satıde Vadisi'nin yettiğinde duyurmuşlar kendine. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de altmış üç, Sıddîk-ı Azam da altmış üç, Ömer'ül Farit de altmış üç, Hazreti Osman'da ihtilaf var radiyallahu anh, Kulhu da altmış üç, Hazreti Ali de altmış üç hep altmış üç yaşında, öyle her şeyleri verir verir onlar. Cuhani Aleyhisselam'ın gemisinde bile yaptılar, dört tahta eksik kaldı dediler. Dedi Ya Rabbi, dört tahta eksik. Cariyari kuzinin.
Gaybelerine, eline ashabına, bizim peygamberani izam, Evliya, iki ram, sıddık, ağzınla, ağzınla, üstadımımıza gelene kadar Pirani izam, sevgili annelerimiz, sevgili babalarımız, akraba taallukımızdan ahirete itiraz edenlerin, bütün mümin, müminatın dağlar başında kalan, fakire yeksan olan bir Fatiha'ya boyun bükenlerin ruhlandı. Üç yıldız bir Fatiha. Bir mukaddime demişim. Okuyacağım Yani bir kulun yazdığı mektubu öyle ehemmiyet verildi de Allah'ın Habibine gönderdiği Kuran'ı Kerim'i dinlemek nasıl olur? Bunu izlersiniz dinleyeceğiz. Yoksa çeşmelerde bardağın doldurmadan olursan, dün yanında durursa gene de olamaz derim. Çok sohbete otururmuş. Çok efendi ziyaret edilir. Bak kapağı açık olmazsa, Süveydayi eğer onu açmazsan içine bir damla girmez. Şu ömrü açacağız inşallah.
Adamın birisi tükendi oturur, çalışır mütemadiyen, züppend'e layık, tercüman'a layık, hırsıyla layık hırs ağzımızın irşalığına vesile ile olan kitap. Satar biraz, tükenince de artık, Malufatın. Hıhı. Yürürken üstündeki yüzüğü, babanı kaldırmışlarmışmış, yedi günlük altın varmış. Vav, ömrüm boşuna geçmiş, ben buralarla uğraştım da, şurayı bir yoklatmamışım. Şu kapağı bir kaldırmamışım. Ondan sonra hazineler, defineler doluymuş. Bilmemişim. Gözleri açık gitti, ondan olur. Ahirete irtihal ettiği zaman, insan edeceği zaman, bu üç kapağını melekler kaldırıyorlar, gösteriyorlar. İşte Uraz Süveydayi diyar'ın kalbini Allah'ı çok zikretmeyen Uraz layıkıyla. Urazulu oldu. Alemi emir denedi bunlar. Alemi emirde. Uraz sırrıdı, hazineler doluyordu. Uğraşadi'ydi, hazineler doluyordu. Uğraşbayıydı Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem mukaddiminin altı yıl ora, ben saçmadım bunları da.
Benim öyle şimdiki Kamil'in bir tane aşklarına huzuruna oturup çantesle olup hemen açtırmadım da bu. Onun için diyor, göze açık girer böyle, yoksa Cüneydi Banu Ali, Halete'yi fırhan edeceği zaman gözlerini kaplamış böyle. Bir sürü dünya da soruyor, efendim gözümüzü niye katanması herkes açardı. Rabbim'ı ölene kadar açmam dedim ve şimdi Murad'ıma layık oldum demiş. Ananıcağın kardeşim, şu gözümüzü bu diyecek, Allah aşkına gaflet perdesini bir kaldıralım. Doktorumuz ne var burada ya? Kalp, Bir muz kayak parçası. Karın, hüzniliğine vesile olun, masasını görürüm ama benim dediğim kalp o değil. Kalbim üzerinde gürülür var. Günların içinde Sübeydai diğerun noktası var, yüz bebeği gibi, yüz bebeği gibi. Muhrip çeşitleri içtiğin zaman, manipüle oraya vurdun mu gözüne yaş gelin gelen. Burada kötü şeyler de esprili Sözlü'yü duydun mu gözüne yaş gelen bu suyu hidayet diğer var.
Oraya kuru vurduğunda lazım. Çılgın dediğimiz alemi Emiyeten olduğuna göre, alemi halktan değermiş bak. Alemi halktan olsaydı, et olacaktı. O alemi emirden göze yürümeyen bir haldır. Onun için mutlaka şu değil zikreden, Yunus beraber olursa zikri olacak. Size bir eksiklik olarak vereyim, üstadımızdan aldığımı nakledediğim ahşaptı gibi gene. Böyle gafletle Allah, Allah on bin lisan bir şey yapmaz, tesir yapmaz. Aldığı her bin, iki bin, üç gün neyse, kalbini, dilini, kulağını bir edeceksin. Yani yaparsan baktın ki taklit geldi, böyle baş yerinden Allah, vazife yediriyor. Olmaz bunun tesir İlle bu ömür hatırında olacak, tutacaksın. Hatırında gönlün olur, Süveydayi Derruh'un bulursa Allah hatırında olur o zaman. O daima Allah'ı hatırlamayacak bir madde var orada. Büyük Doğu ne yazdı birçok, eşim Fazıl Kısaköy'ı çekti. Kalbim üzerinde bile Lefsai Celal yazdı, hepimiz gördünüz.
Geçen EMA bir arkadaşımız, EMA, gözü görmez kocasından soruyor, diğer gözlerden kalp levhası, şöyle elimine diyor, gösterme diyor, el edin, biz yürü şöyle, Elif diyor. Şurayı gözlenin, lem'ler bunlar diyor, şurayı iyi diyor. Hocası geliyor, hanım gelmişken, kurtlar gibi alıyor. Ne oldu diyor. O Lafza-yı Celal'ı varmak işaretle, ne ala bu yahu, biz göz yüzünden görüyoruz. Yani aman böyle diyor, portlarını görüyor, yani resmini görüyoruz, kalbi çekiyorlar. Lafsahicenanın kalbinin üzerinde Elif ile, iki Lem ile, hile hatırlayınca kalp başlamıştı Habibuyla ve Allah Allah Allah, Allah diyor. Duyarsın, Kalp zikreden ya sen duyarsın. Duymak hissi var. Çünkü bir şeyden korkarsan, öpüşursan nasıl kalbin çarparı ürkütü, gider, onun gibi duyurur sana. Ondan sonra azıcık hafifleşir. Hafifleşince zararı mı olur? Aha boyunlaşır. Kelvin halinden, içinizde daha değerli insanlar var.
Kelvin halinden temti haline döner. Defayifleri pis tıs değiştirmenin manası yok, deniz lazım mısın? Yok, kefeni yaktın mı şöyle kefeni, yoğurt da kömürü bir aç tütün gelir. Bundan sonra Allah olur. Kefen, kefende herhangi bir yakacak olur. Bu ikisini de vazgeçek gören göremez. Bu ikisini de de böyle gel lazım. Ya şu anda kaldı temkinleştirerek kömür oldu mu, kahvede bir şey diyeceğim zaman diyor Efendimiz de dur, elin yenmez, yetmez bir salata, bir şey. Kahvemi ilk zikrederken eğer soymemesinin altı rabıtayı çok yaparsa atar. Baktığı zaman bile dahi devşirmez. Ondan sonra acele eğilme. Üstada da duyurmam bunu. Ondan sonra o acıdan sonra, o sümeniya-i derun sana duyuracak şekilde Allah der. Celle Hanım, öyle dıştan kulağıma, çevirme olmaz bizim tabii. Yani kendi kulağın duyacak kadar. Allah, Allah, Allah, Allah. Kimsenin dili Allah der. Kalbi Allah derse, muhini benim diyor Allah.
Ya beni sever mi okulu? Halen meleklere bile duyurmam ben onu. Yani huzur-u ilahiye gelince o letaiflerin çalıştığı, bütün sevaplar yazılmış, biz ana kuruluyor, her vazife bitmiş, günah ağır geliyor diyor. Allah'ımız benim bindiğimde onun bir ameli var. Biliplerin de duymadığı hakim, zeki yaptı içi. Gümrük Allah'ı zikretti. Buyur, biteceğini duydu mu, koyduma dünyevaya kaldı diyorlar, diyor. Hepimiz Allah diyoruz. Elhamdülillah, aslında dilimin döndüğü kadar ama söken sizsiniz bu işi. Biiznillahi teala. Sami'nin olmazsa, Ümmü Beşas'le böyle bir şey konuşamam. Çocuklarım rica eder konuşamam. Annesi niye konuşturıyorsunuz? Oturdunuz böyle kalp açıldı. Bu El Kalbi Kenzullah, şairin kalbi Allah'ın hazinesi. Ne isterseniz var, demiş Abdülkalik Geylani. Bizim hazinemizde ne isterseniz var, çünkü Allah'ın hazinesi kalpler. Onun için yalancı. Yani isteyen, isteyen insan kumaşın iyilerini anır.
Sermaye, istiridden, mukabilin yer, teslimin yer. Yolunda geldin mi? Sen her sohbet geldi kendine. Onlar mı söküyorlar? Bil de Allah'ın, dolaplar da Allah'ın, gönül de Allah, hepimiz de Allah'ın. Yani vazifeyi gören de aklımız. Biz burası tabii yani başka bir şey yok. Onun için intikal edenler belasını buluyor. Ben aradan hep saun fakat ara tarafta sığınana sarılmazsam konuşmak zor. Yani konuşmak zor. Onun için biz haddimizi bilmediğimizden konuşuyoruz, karşımıza çıkmıyoruz. Allah, Celle Celaluhu. Elif, tarifi için o başta yazdı. Eylem sahipleri bilin etrafımız, kenetle Alimler. Elhamdülillah, Konya'dan Nem'ler tariften bu haleha için. Onlar da tarif var. Oradaki Hii ASİL'i zikredilen. Allah, Allah, zikrineş. Öyle olunca kolaylık var bizde. Nasıl kolaylık var? Nefesimiz de Allah der. Yeter ki gafil olmayalım. Hayvanların nefesi de Allah der. Hepsini ona göre hakan halk etti.
Boştur bir hayvanı. Senden eksiklenir. Aziz Efendimiz buyururlar ki, en çok mühlasını zikreden taşlarlar, topraklar, ondan azıcık daha az zikreden ağaçlar, ondan azıcık daha az zikreden hayvanlar, onlardan daha çok az zikreden insanlar cinler. Biz en adına geliyoruz bu zikre. Onun için Efendimiz bu kadar ki taklidimiz o kuluyla amel edenler, kabir de çürümez. Dedi, eşraf ve ümmetiye amel edilir kurban ve ashabul lih. Ümmetim gün içerisinde hafız olanlar o huzur ile amel edenler, birden geceleri yayya edenler, kalp geceleri yayya ediyor. Sen uyanma o zikreden. Biz zaten zikri değiştirirkene, kalbi ruha değiştirirkene, kalbinin zikrini iki şeyle yürütür Efendimiz. Birisi kafirlerin içinde de Allah'a zikreder diyor. Ben düşündüm. Lezzetli saçınız düşer. Kalp Yahya Zaten sizin vücudunuzda bir muztay parçası var diyor Muhammed Mustafa, Dallasalığı. O hayata da kavuştu, sakat buldu.
Bu nedir vücut sakat buldu? O fesaderkiyse bütün vücut fesaderkildi. Lokman oğlum, kürsülerde hocalarımızın daima verdiği vaaz. Lokman oğlum, hayvanlardan iki alza getir, En iyilerinden olsun, iki getir, en kötülerinden olsun bir hayvanın parçalarından. Yetmiş iki tane lisanıyla kalbine almış gelmiş buyur. Baba. En mühim adlı bu mu oğlum, en mühim adlı? Birinin fenasını getirsin. İbret, engiz bize bunlar. Boşmuş bir de fenasını getirmiş, gine diliyle kalbini getirmişsin. Buyur baba, demiş. Oğlum bir insan de bunu getiriyorum, kötü desem de bunu getiriyorum. Kalp ile dil yığıldı mu fitil vücut diyorlar. Sahhad, Peygamberimizin hadisinde misal veriyor mu? Kalbiyle dil tesadüf gittiyse bütün vücut tesadüf etti, çünkü merkez umumidir kalp. Orada iman var Reis-i Cumhur, akıl var baş vekil. Bütün şubelerine iyiliği dağılan bir alem-i ekberdir insan. Alem-i ekberdir. Bu alemden büyük.
Efendimiz diyor ki, ne diyeyim, o marifetnameine yazan Arş, Azamı ney birer birer parsele ayırmış örün kitabını. Öyle değil mi kardeşim? Parsellemiş bütün, ölçmüş, santimlarıyla göçmüş, parçalamış. O, şu Sübeydai Deruk'un kalp noktası yaptı ona. Çünkü üstadımızın kalbinde darp ediyor. Şöyle bir camilerde topak bir ayna aslı ortasında bakın olmak. On bin cemaat geçse hepsi içinde, bütün ağaçlar otlalar da içinde her şey içinde o camiyi tüm içine alır o. Öbüründen dağılır, üstünden dağılır, altınlaşır. Efendim Efendimiz buyurdular ki kalp sübeydai dyarın özbi birey gibi noktada tabaktır. Arşı, pürüzü, levh-u, alemi, dünyayı, ahireti üstlenen bir noktadır. Bizim kerametten mehirimiz yok, yoksa üstadımız hiç emretmez ve buyurmaz bile. Rızınız için bir huzur durursa, yürümeyin dünyaya aldanınız burada kalırsınız. Bu kadar alemi ekli olan kalp bizde var, hepimizde var.
Bizimki gibi gaflette olan var. Açmış dört köşe, yedi iklim seyredelerindeki var. Efendimiz de insan biz de insanlık. Nasıl var buumuz? İrili yükliğinden daha fazla. O da insan biz de insan. İnsan var insancağız var. Hoca var, hocacağız var, havuz var, havuzcağız var, doktor var, doktorcağız var, adam var, adamcağız herkesin bir cihazı var. Yani onun için biz taklidiydik daha, Allah'ımız bizi taklit etsin inşallah. Yani umumumuza diyorum bak kendimi katıyorum, hiç zorsun diyor ki şöyle şeyleri düzeltsin, yani şöyle müşkülleri düzeltsin gitsin. Bir, bir mütedeyullah hakime anlatıyordu. Kılavuz havlular bizde var ya, Allah rahmet etsin. İstanbul'da Ömer Bey efendimizden, eslametize bismillah. Efendim, Mısır izhar verdi? Allah Allah. Damarı semaya doğru giden Murak Hava zamanında, yani Kilis direğe gibi semaya giden bir arşı ağzıma varan bir damar o.
İbrahim Yeken bir hoca var bilirsiniz, Kayseri'de, arkadaşımızı bilir. İbrahim Yeken vallahi diyor, Allah'a kesesiyle yemin ediyorum Elvan'la konuştuğu bir türlü Efendimizin yani anlayabileceklere kadar bir kere konuşur. Herkesin seviyesine göre in ellerde konuşurlar. Ama bana dört beş dakika konuştu vallahi Bağdat'ta İlahiyeden mezunum Bağdat'ta taksdım var tasavvufum var her cihetten bütün okuduğum kitabı kulağına ediyorum diye de bunlar. Yani böyle küçük ya efendimiz alim değermiş ne diyenlere böyle inkişaf eden ilmiyle gösteriyor kendini. Biz Adana'da ayak, Adana'da ünlü böyle haberi verince ayaktan yukarıya çıkmış, kafadan da aşağı inmiş, orta yerde muallakta kat diyor, Yani şey ayak yukarıya çıkarmış burada ayna gibi aslı. Yukarıdan da aşağı inmiş kafadan da ikisinin ortasında parlamış bir cevahirdir o, iman var içinde.
Birtan var içinde, huzur var içinde, zikir var içinde, ledünliyet var içinde, Kenzullah var içinde, Beyfullah var içinde, Arş-ı Azam var içinde. Efendimizi vasfederken sizin burada da var bir edebiyatlarımız herhalde. Ömer Bey'le kardeşimiz dinliyor, Efendimize yazmışsın bir şey bizim, halı zahmet vardı, bilir, duymuşumuz. Bunlar rahmet etsin ya Rabbi. Yani kabrin uğur olsun inşallah. Anıldı şurada, buna dedi, Baba'nın bir yine mahsulü yok, okusan dedi. Okudu çocuğun, muhlik sesi vardı, dedi. Başka hep yatlarını bilmiyorum da siz de çok duydunuz ya Allah'ın hindinde Kadir'yi zannettim Sema'nın Bedri'yi, karşı azam olmuş sadrı, dışına kurban olduğum. Dinçer, ben kendim topbaş gibi de var diye. Nasıl vazgeçmişsin canım benim. Ben dinde birini vasfedemedim daha dedi. Bilemiyorum da hayalden vasfediyorum daha. Ah bile bilsem, kırk beş senedir Efendimiz'le görüşiriz, kırk beş senedir.
Her görüşümde ayrı bir alem var. Nasıl tarif edeyim? Ayrı alemi var. Allah gözlerimizi atsın da. Kudret sürmesi çeksin gözlerimize. Baktık ki ikna işi zor Efendimiz, yani gömülü anlattı anlattı da, ikna işi zor olunca gözünü yumdu. Biz de gözümüzü yumduk, tarifi edememiş dedi. Sırrımı ifşa edemem şimdi. O gömünün nasıl büyük olduğunu, alemi ekber olduğunu anlatamam ben bu mecliste. Allah rızasıımızın ömrünü müstah etsin. Amin. Bize büyülü gösterdi, yine oraları kapattık biz. Su kaynayan yerlere çimento döktüm. Ben üstüne çınladım, ne suyum kaldı, ne tuzum kaldı, ne tadım kaldı. İşte görüyor musun, karşınızda böyle alsın mücrim bir bulalım. Hepimizden dua rica ediyorum. Bilmem efendime anlatıyorum. Efendimden çok acizleştim. Eski şu cihaz, günahım oldu birer cihaz daha karşımda. Utanıyorum ondan. Halime anlatamıyorum, iyisin diyorlar. Ben niye, ne halim diyor.
Ne diyeyimin aslı var, işte Yahya'yla sen gelecek sohbet edeceğim, Allah aşkına havas etmeyin yani. Halimi bilseniz açınız. Nasırıtlan hocamız şurada ya, ailesi vefat etmiş de babam daima o misali söylerdi ama Efendi, Ali Eshabü'l-Esra, El birliğinin kıymetli İhba halifesiydi. Efendimiz herkesin ismiyle halife denildi, onun Şeyh Mustafa Efendi ismiyle verildi halifeliği. Allah ismi anıldı. Kabri pürn olsun. Bütün geçmişlerimizin, hepimizin annesi babası hatıra geldi. Hepimizin annesi babası akrabayı ithal yok artık, nurlarda çalınsın. Kabirleri pür nur olsun. Şimdi asıl onlar faydalansın bu sohbetlerimizden inşallah. Hulasai kelam, ifadei veren Mevla rızası için vüsterişaha aldanmayalım, vüsterişaha kanmayalım. Aldı, efendimiz ta eski aldığınızıza gene diyor. Yani baktınız ki, baktınız ki Kuran-ı Kerim çürümüş. Evvellerle letaiflerimizde çalışıyordu.
Gömlünüzde bir açıklık vardı, ne pis vat da parlağını. Yirmi biri okuyup okuyup şuraya uyuyordum. Murakaba da kalbimi açtı mı derhal arşi ağzıma bulanıyordu. Buraya kapanıyor, nasıl geryan gibi böyle füyuzat-ı ilahiye diye duruyordu. Şimdi bir lövşaklık geldi bize, ne oldu buna bilmiyorum. Gökne yapan'dan sonra özürleri rabıta-i mevti yapamıyorlar. Efendimiz. Yenge istiğfar okuduğum gibi günahlarınızı kayıngözünüzü bile, estağfurullah'a lazım, estağfurullah'a lazım, estağfurullah'a lazım, estağfurullah'a lazım. Yirmi bir diye ne kadar? Richard mahpus, mahpus, Hani acele ederseniz benim gibi yatarsınız, lezzet gelmez. Salavatı Şerife okurken bu, bu cihanı yanına alarak Fahri Kainatla dizde yoktur. Dayandırmaz dersimizin keçenesi bizi idareler, hastalık doymaz. Yalnız bulanış tarzımız iyi olmadığından O aç karnına işlemiş olduğum, karnı içiyor. Dudağımın içine.
Aç karnına şapağı hacet kapılarının açık zamanında oğlum isteyen yok mu vereyim diyor Allah o zaman. İsteyen yok mu vereyim diyor. İhtiyacı olan yok mu dua etsin kabul edeyim diyor. Yani rızkımdan ne kadar da var lan manevi rızık bizi. Yok mu, vereyim. Haciv kapıları açık. Bunları tazeleyelim yeniden inşallah, tazeleyelim. Geçen Kayseri'de sohbet çoğulu, bu kadar da vardı. Konuştuk, sabah da camikibiden çıkınca, iki genç gelme geldi. Allah razı olsun acaba bugün bir diğer sokulur mu diyor. Biz okumayı bilmiyormuşuz diyor. Sükunet olacak, yerin karanlık olacak, yüz açılırsa havatır tır, çoğalır. İşte, onu İlçe'dan getirdiler, de şüpheli değil İstanbul'dan durur. Bir takılır ki der. Yani göz tam kapalı olacak, Şükrrün açılacak. O murakaba da ne de efendimiz, sultanımız, sevgilimiz, Allah ömrümüz de aziz. Amin. Defterinden ayırmasın. Amin. Himmetinden ayırmasın. Amin.
Hizmetinden Buyurmuşlar ki, ben ihtiyarım seksen beş yaşındayım, şimdi Efendimiz'in birinde kaldığı gibi o yaşa gelmiş. Efendim öyleyse Serih Halifemiz, sahabi beyi. Peki, diyor Adana'ya geçerken de Kayseri'ye uğrasın. Şöyle salla bir şey olsun, yani ispatlı olsun, pek iyi diyor. Üst ağzımız Kayseri'ye geldiği zaman ulema arasında Selman'ın Farisi'yi gelişemedikleri gibi gelişemiyorlar. Yani asıl sultan, bundan elli sene dedi. İyi alın, net alın, geçen Urfa'ya vardım, üst ağzımızı vasfetmişsin Konya'da nasıl doğdu, nasıl büyüdü, nasıl kurban geldi umüne, yaptı da kesti. Annesine Hızır aleyhisselam ne dedi, bilir misin anlatmışsın, Urfa'da o bantı gelişiyorlarmış, sesimden sesini anlarlar, seninsin ya yalansa. Konyalı kardeşimizin birisi bu bantı verdi. Akşam bütün bununla meşgul olduk, onu alıyorduk yapılanları. Ben sana aldırmam ama, benim zar bir dua ederim.
Geldim, beğenmem, evde siler atarım. Yok Zekeriya herif, yap, konuşmaz hakkında ya. Ya işliler yok ya, Türkçesi yok, başlat. Bir gün bir nevim yok, benim kanaatim sus. Bir gün celiz medresem yok, ne yapayım kardeşim? Yani cahil büyümüş bir adamdan ne istifade edilir, bakıyorum sözümün bağlantıları ne, hep kötü kötü geliyor, yatışsiz geliyor. Allah'ını seversen Ali Ramazan'ı, şunu sil gitsin, duymayayım.