Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca efendi. Marifet-i ilahiye, hikmeti Rabbaniye ve feyz-i Samedaniyesini ariflerin kalbine ilka ederek, nuru hakikati sair müminler üzerine ifaza eyleyen Feyyaz-ı Mutlak hazretlerine namütenahi hamdü senalar olsun. Şeyh Mustafa Hulusi Gatta Sallallahü sırra, dedem rahmetullah aleyh kendileri anne tarafından şeceresi ile bilinen muhterem valdeleri Ümmü Gülsüm Hanım'dır. Şeyh Mustafa Efendi'nin anne tarafından şeceresi bilindiği kadar muhterem valdeleri Ümmü Gülsüm Hanımdır. Ümmü Gülsüm Hanım'ın pederleri ise baba hoca namıyla maruf seyyidlerden olduğu tevatüren sabit müderris, alim, fazıl bir zattır. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Onun şiirlerinden okumak istiyorum. Kendileri öyle bir zevceye sahip ki hakikaten yetiştirilmiş. Çünkü babaları Hacı Mehmet Hoca diye müderrislerden bir zat bir gün sohbetine tesadüf eder. Der ki kızım ben seni okutmadım.
Evet böyle dini vazifeleri biliyor. Mesela abdeste ait namaza ait usle ait, imanın şartları, İslam'ın şartları bunları bilebiliyor. Halkımızda olduğu gibi genel o zamandaki insanların malumatı ne ise o hususta bilgileri var. Ama böyle başlı başına bir okutulma durumu yok. Bir öğrenimi yok. Mesela bir Arapça talimi diyelim vesaire yönlerden fıkha dair Hadis-i Şeriflerden ve tefsirden böyle bir bilgisi yok. Fakat konuştuğu zaman öyle sözler söylüyor ki konuştuğu sözler kendisi bilse veya bilmese dahi ayeti celilelerin meali, Hadis-i Şeriflerin meali, büyüklerimizin ifade ettiği sözler. Bir kimseyi dinlemiştim beni diyor mübarek bir zat evimize geldi dedi ki biz evlatlarımızla birlikte caminizde bir program yapabilir miyiz? Tabii başüstüne dedik. Geldiler onlar ayakta Rabbi Zülcelalimizi zikrediyorlar.
Bizde ise usulüyle olmadığı için oturuyorum fakat evlatları tarafından bir ısrar oldu kalkmamız. Onlar gibi sağa sola meyil olmadı ama ayakta takip ettik fakat gözyaşlarıyla takip ettik. Bu zat bizimle görüştü. Dedi ki beni namaza geçirdiler. Fatiha suresini okuyorum. Okurken anlamı gönlüme nakşolundu. Okurken Fatiha'nın esrarı da gönlüme nakşolundu. Bu nasıl oluyor derseniz, biz bunu diyelim ki bilgisayara bazı kayıtlar yapıyoruz. Birçok kayıtlar giriyoruz. Nasıl bir kayıt diyelim Kuran-ı Azimüşşan'ı başından sonuna kadar hatmi şerif kaydedilmiş durumda. Manası da kaydedilmiş. Hadis-i şerifler pek çok Hadis-i Şerif kaydolunmuş. Pek çok Hadis-i Şerifler kaydolunmuş vesair bilgiler adeta bir kütüphane. Şimdi bunu bir adres var. O adrese göndereceksiniz. Bastığınız zaman gönder diye işaret edilen yere bastığınızda bilgiler olduğu gibi oraya aksediyor. Bunu biz maillerde yapabiliyoruz.
Eğer adresi varsa mail'i varsa biz o emaille ne yapıyoruz Bilgileri karşı tarafa aktarıyoruz. Eğer ki bizim Kuran-ı Azimüşşan ile münasebetimiz varsa fenafillah ve bekabillah olmaya adım atmışsak Cenabı hakk'ın muhabbeti gönlümüzü ihata etmişse, bütün hayatımızı sarmışsa bedenimiz emrolunduğu üzere hayatını devam ettiriyorsa Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile adresleşmemiz, tanışmamız sünneti seniyesine riayet etmek suretiyle tecelli ediyorsa Onun mübarek izini takip ediyorsak Hayatımızın her alanında Nebi-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin kavli, fiili ve takri'i bütün sünneti seniyesine elimizden geldiği kadar riayet ederek bir tanışma hasıl olmuş da adresleşmiş isek ehlullahın vermiş olduğu tavsiyeler anlatmış olduğu hakikatlere canı gönülden kulak vererek tatbikine başlamış isek, ne emretmiş ise onları yapıyorsak ne olur?
Mesela Abdülkadir Geylani efendimizden bize bir haber gelebilir Allah'ın izniyle. Çünkü evladını tanıyor ve kalbimize olduğu gibi nakşolur. Bu bir yazı şeklinde olmaz. Bu bir kelam ile olmaz. Sözle olmaz ama gönle nakşolunur. Eğer efendimiz aleyhissalatu vesselam ile münasebetimiz çok güçlü ise Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden haberler gönlümüze doğabilir. Zat-ı Kibriya'dan Es'ayüzü billah, Şems suresindeki Ayet-i Celileler ile Rabbimiz bizim gönlümüze ilhamen bildirebilir. Hiç şüphesiz doğar bunlar. Mesela hiç okumadığı halde tefsir yazan kimseler var. Abdülaziz ettebba hazretleri ulemai kiram ona muhtaç oluyor. Ulemai kiram. Diyorlar ki efendim bir Hadis-i Şerif var elimizde bunun sahih olup olmadığını bilmiyoruz, ne buyurursunuz?
O zat Hadis-i Kudsilerin nurunu bir sütun gibi görüyor, artık ona beliriyor, o Hadis-i Kudsi olduğu beliriyor Rabbi Zülcelalimizden ifade buyurulduğu. Bu Hadis-i Kudsi'dir diyor. Mesela nuru nispette değilse bu sahih hadistir diyor. Bu şekilde bilgiler veriyor. Çok öyle Allah'ın dostları var. İnanın anlatmakla bitiremiyor. Bir Ayet-i Celileye denizin damlalarına kadar mana veriyor ve doyurmuyor. İşte diyorlar ya bir zata Ayet-i Celile esayüzü billah yuhibbuhüm ve yuhibbune Cenabı Hak onları, onlar da Mevla-yı Zülcelal'i severler Maide Suresi elli dördüncü Ayet-i Celile essayne. Ben diyor ancak gece mana verebilirim. Efendim neden gündüz vermiyorsunuz. Gece sır perdeleri açılır da onun için. Onların gönülleri açılmış. Şimdi biz bunu teknik aletlerde tamamen görüyoruz. Teknik aletlerde görüyoruz. Mesela uydu ile münasebeti varsa o yayın tamamen ekrana aksediyor.
Neden uydu ile münasebeti var. Eğer bizim sadatı kiramın gönül uydusuyla Arşullah olan Allah'ın arşı Celle Celalühu, Rabbimizin hazinesi Kenzullah ve Beytullah, ma vesani ardi vela semai ve lakin vesani kalbi abdil mümin olmuş ise beni ne yer aldı ne sema aldı ancak kamil müminin kalbi benim muhabbetimi aldı, tecellilerimi aldı, varidatı ilahiyyemi aldı, esrar-ı ilahiyyemi aldı şeklinde olan kalplere bu manevi uyduya eğer kalbimiz dönük bir vaziyette ise ne olacaktır? Oradan hiç şüphesiz Akhisar gönlümüze gelecektir. Habibullah ile öyle zatı Kibriya ile öyle doğacaktır hiç şüphesiz. Rabbimizin lütuf ve ihsanları ve böyle olan çok kimseler mevcuttur. Rabbimizin sevdiği kullar vardır. Bunu Bayezid-i Bistami Hazretleri buyuruyor. Bir kısım hocalara ilminizde eksiklik var neden deyince sebebi ise siz diyor fanilerden aldınız, baki olan Rabbımızdan almanız icap eder.
Evet siz zahiren okuyacaksınız ama gönülleriniz öyle bir hale gelecek ki ilahi alemdeki haberleri de alabilecek dirayette olacaksınız. Mesela üstadımızın bir Ayet-i Celile hutbe başlığı olarak konulması gerektiğinde mübarek gözlerini yumdular ve bir müddet sonra Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ayeti celilesini buyuruyor dediler. Demek ki ruhani alaka ile. Dedem rahmetullahi hazretlerinin de zevce-i muhteremeleri Aişe annemiz aynen öyle. Onun irtihalinden sonra dedemin yazmış olduğu şiirde de bunu görüyoruz. Bu oldukça uzun. Demek ki haberi Rabbi Zülcelalimizden almamız gerekir. Firkatü elemin yaktı özünü, yaş ile doldurdu iki gözümü kimlere yapayım artık nazımı bizim görüşmemiz mahşere kaldı.
Dedemin hakikaten manevi bir yoldaşı bunu derken Hatice Tel Kübra radiyallahu anha annemizin Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan irtibatı gibi, ona olan desteği, ona olan yardımı gibi, ilk vahyin geldiğinde üzerimi ört ya Hatice buyurduklarında işte kendinden geçmişte bir vaziyette idi. Sana bir cin dokunmaz. Sana uğursuz bir hal gelmez. Akrabanı gözetirsin. Fakir ve yoksulu görürsün. İnsanlara hizmet edersin, şefkatin, merhametin. Müstesna hallerinle sana uygunsuz bir hal gelmez demek suretiyle teselli ettiği gibi dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin hakikaten manevi bir yaridir. Evrad ve ezkar almak için gelenlere bazen söylüyor. Diyor ki kurban olduğum ifadesini kullanıyor. Dedem de ona kıymetli ifadesiyle karşılık veriyor. Diyor ki şu kimsenin gönlü ders almaya muvafık değil efendim.
Öyle de güzel halleri var ki dedem şimdiki gibi değil gaz ocağı değil piknik tüpleri değil Milan gazlar vesaireler doğal gazlar bunların hiçbirisi yok odunlarla nelerle bu ateşlerle yemekler hazırlıyor. Dedem buyuruyor ki anneniz hangi tencereyi koymuş bir bakın. Küçük tencereyi koymuşsa herhalde misafirimiz bugün az gelecek. Kuzu tenceresi derler büyük bir tencere koymuşsa bugün fazla gelecek diyor. Zaten sabahtan akşama kadar sofra kalkmıyor. Verdikleri yiyecekler de pilav yanında da turşu belki de pekmez. Bir gün Aişe annemiz Rahmetullahi Aliha hizmetçisi olan birine git diyor o günkü ifadeyle hazında mı mutfak mı anlayacağımız oradan pekmez getir diyor bakıyor ki küpteki pekmez taşmış böyle. Bazen kaynama şekli olur tabii olan bir tarzı var o değil. Bitme diye tabir kullanılır o değil.
Bu artık kendiliğinden nasıl olmuşsa artık bu bilinmeyecek şekilde o dediğim tarzda değil de bu kaynamış artık kaynamış ta şarlara dökülüyor. Ana böyle bir durum var deyince kızım dememen gerekirdi bu sırdı. Söylemeseydin diyor aynen zemzem suyunun aktığı gibi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenabı Hak Hacer vadideme rahmet eylesin eğer o zemzem suyu çıktığında işte İbranice zemzem dur dur demeseydi sel olup akacaktı Dediği gibi nimet diyor mebzul çok bereketli bir şekilde zuhur edecekti diye bütün yiyecekler öyle. Mesela anamız rahmetullahi aleyhha üstadımız üç buçuk yıl askerlik yapar. Böyle bir ne diyeyim bir çömlek yağ çömleği küçük bir çömlek öyle büyük deneyin. Üç buçuk sene kullanıyor tükenmiyor. Ondan sonra da demek ki kıtlık dönemi ki kırklı yıllar zaten pazara götürüp satıyorlar ondan elde etmiş olduğu meblağ ile de geçimlerini sağlıyorlar. Bu bereket değil de nedir?
Gözlerimizle görürdük. Mesela bir yemek kattığından alırken öyle alırdı ki böyle kaşığı dip kısmına doğru daldırmaz yüzünden Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Benim elim değil Fatımetüz Zehra radiyallahu anha annemizin eli diye besmelilerle yüzünden alır ve o yemeğine doyulmazdı. Van'ın Erciş'te Yusuf Amca Yusuf derlerdi. O hala anamızın yapmış olduğu çorbayı anlatırdı. O neydi derdi, o arpa gibi derdi şehriyeye. O neydi o nasıl bir çorbaydı diye. Develden İsmail Efendi diye bir zat bu kara müftülerden olan değil de bir başka İsmail Efendi misafire o kadar hizmet eder ki bir gün sobaya koyacak hiçbir malzeme bulamaz, odun bulamaz af buyurun ahırlar var hayvanların yemlendiği onu kesmeye çalışır.
Onu kesip kardeşlerimiz ısınsın diye böyle bir kimse irtihali anında der ki anamın bir bazlaması Meryem validemizin rahmetullahi aleyhha bazlaması ve bir de elma hoşafı onu istiyorum der. O da şekerden neden değil pekmezden yapılıyor kıtlık dönemleri diyorum ya. Bereket dolu böyle yaptıkları bereket dolu. Yeniyor eksilmiyor yeniyor eksilmiyor. Üstad Ali'mizin oturmuş olduğu hane yapılıyor anamızın Rahmetullahi Ali tabi güzelliğini biz anlatamayız ama olan hadiseyi söylüyorum evin yiyeceklerini o haneye götürüp yemek yaptıklarında bir türlü yemek bitmiyor. Mahallede bulunan bir kısım insanlar diyorlar ki Dereköy'den gelip çalışan kardeşlerimize Allah için hizmet eden üstadımız bütün gönüllerini görmeye çalışıyor. Hatta Sami Efendi Hazretlerine üstadım bir hak kalıyor mu, bunlara para veriyorum kabul etmiyorlar, onlar da Allah için siz de Allah için Hasan Efendi buyuruyorlar.
O götürmüş olduğu yiyecekler bitmiyor mahalleden bir kısım insanlar diyor ki ya nasıl doyuyorsunuz çalışıyorsunuz bu kadar kırk elli kişi Allah'ımız bereket veriyor diyor. Sonra o evin o evin tavanını artık dam mı diyelim nasıl diyelim üst kısmını tavan diyelim onu biz dökeceğiz diyorlar şimdiki gibi demirler neler yok taşlar üzerine beton dökülüyor o da zor diyorum ya beton dökecek arabalar vesaireler de yok ona mahsus adetlerde yok küreklerle nelerle zorluklarla yapılıyor Besmele dahi çekmeyen olmuş. Bereketlenir diye böyle bir iddiaya düşmüşler. Hacabdullah amcamız diyormuş neyi demeyeceksin onu da demem diyormuş. Ve o bereketi görmüşler, hayran kalmış. Demek ki evimizdeki bereketler bereketli işlere bağlı.
Evin her bir ferdinin elinde Kuran-ı Azimüşşan bir İslam tarihi, İslam ilmi hali, sadat-ı kiramın hayatı, diyelim itikada dair Muhammed Sait Korku hazretlerinin Rahmetullah Ali eseri vesair itikat kitaplarından bulunursa ibadete müteallik diyelim Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın İslam ilmi hali gibi ve secdeli de olursa alınlar, isyanda bulunmazsa bereketler yağacaktır tabii. Yoksa ne elektriğine ne suyuna ne sair ihtiyaçlarına yetişilmesi mümkün değildir. Allah'ımız bereket ihsan ediyor. Kızım diyor Aişe annemiz üstadımızın anneleri bunu söylemeyecektin diyor. Aynen Hacer validemizi Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah anama rahmet eylesin dur demeseydi nehir olup akacaktı diye Allah'ımız akıtıyor. Sadece bereketi yiyeceklerde değil, dilinde de akıtıyor, kalbinde de akıtıyor, gözünde de akıtıyor, hayatında da akıtıyor Gören kimseler kendinden geçiyor.
Mesela üstazı alimiz görünce bayılan kimseler var. Niğde'deki bir görüşmesinde Allah deyip iftihar edenler var. Tarifi mümkün değil efendim. Bizim arzu ettiğimiz onlar. Neden yok bunlar? Var ama bizim gönlümüzü Cenabı Hak irşad eylesin, ıslah eylesin, yediğimiz içtiklerimizden iş değişir. Dilimizin konuşmasından çünkü nasırlı olan eller iğneyi de batırsan duymaz dillerimiz gıybetlerle onun bunun sözleriyle nasırlandığı için nasırlaştığı için hikmetler akmıyor, beynimizde nasırlaşıyor, yüce kudreti görmüyor, kulağımız da nasırlaştığı için hikmetli sözleri işitmiyor ve hayatımız değişiyor. Böyle bir anamız, evimiz bereket dolu böyle. Gelenler hayran kalıyorlar. Yerken, o tamamı yerken gönüllerine de Allah'ımızın nuru akıyor. Bunu bizzat yaşadım. Yaşadık biiznillahi teala evimize İlhan Armutçuoğlu tarihte Muğla'nın ve Manisa'nın müftülüğünü yapmıştır. Müftü olarak görev yapmıştır.
O yerlerde bir gün geldi. Sabah çorba hazırlandı içerken Üstad zalimiz çorbayı bir karıştırdı. Hoca ağlamaya başladı. Sonra kendine geldi dedi ki efendim siz çorbayı değil kalbimi çevirdiniz. Mevlana'mıza diyorlar ki bir vazıu nasihat etsen biz pek vazıu nasihat etmeyiz diyor kürsüye çıkmış sadece kavuğunu şöyle sağ tarafa doğru biraz çevirmiş cemaat hüngür hüngür hüngür ağlıyor. Bizim arzu ettiğimiz bu tatlar bu lezzetleri istiyoruz ama Abdülkadir Geylani efendimizin buyurduğu gibi Ne kadar alıcıysanız o kadar vereceğiz. Muhabbetimiz ne kadar çoksa ne kadar aşkımız muhabbetimiz varsa o kadar alacağız hiç şüphesiz. Biraz acele geçmem gerekiyor firkatü elemin yaktı gözümü yaş ile doldurdu iki gözümü kimlere yapayım artık nazımı bizim görüşmemiz mahşere kaldı.
Naz dedi biz diyor dedem Rahmetullah Ali akşamdan sabaha kadar Rabbimizin muhabbetini konuşuruz, onun aşkından konuşuruz diyor ve anneniz arşı azamı açıktan görürdü bir gün, kendisi yedi sene kadar kırk yaşında iptal etmiştir Aişe annemiz Rahmetullahi aleyh ya bir Alaçık deriz biz şu biraz eğime müsait olan çubuk gibi diyelim onlardan meydana gelen bir istirahat mahalli iki taraflı dikiliyor orta kısmında iple bağlanıyor üzerine hasır geçiriliyor Bir gün bakıyor ki dedem Rahmetullah Ali Aişe annemiz yok. Acaba nerede diyor çünkü kalkacak gibi durumu da yok. Esir bir vaziyette yatakta. Buna üstadımız esiri firaş buyururdu. Yani yatakta esir. Bakıyor ki bir su argının içerisinde yukarıya doğru çıkmak için de çaba gösteriyor.
Nedir bu halin deyince diyor ki oturuyordum kuru topraktan Rabbimizin zikir seslerini duydum kuru çubuklardan rabbımızın zikrini duydum tahammül edemedim diyor böyle bir kimse onun için denmez mi, i'tay-ı Sabri ile gönlümüz doyla, mevtadır kalbimiz el aman sağla, bizim görüşmemiz mahşere kaldı. Artık izah etmeyeceğim, okuyayım. Gerektiği yerde söylüyorum. Nüsüpend ile gönül doylarken, ilmi ledünniyle hikmet söylerken, haşyetullah ile daim ağlarken, bizim görüşmemiz mahşere kaldı. Rihlet, saadet, şehadet, şeriat, ahlakı hamide fiili tarikat, yetişir kuluna, haktan hidayet, bizim görüşmemiz mahşere kaldı Ahirete göçü diyor şehadet çünkü çocuk batnında olarak ahirete gitmiş ve ahirete giderken de herkesi dışarı çıkartıyor. Dedem Rahmetullah Ali diyor ki Aişe şu andaki halini bana anlatır mısın? Habibullah Cenabıhakk'a nasıl kavuştu velayet ölçüsü içerisinde öyle kavuşuyorum diyor.
Meydanı arasat bir gün görülür, defter verilir, ora varılır, sağından alana neler görülür, bizim görüşmemiz mahşere kaldı. Vergi hatif gibi olsun yüzlerin, Yani şimşek gibi nur olsun yüzlerin Ruhunu okşuyor oğlun kızların Burada neler görmüş idi gözlerin Bizim görüşmemiz mahşere kaldı Ahir yastığına koydu başını, tahrik-i letaip rü'yet taşını, şehadet şerbeti içti aşını, bizim görüşmemiz mahşere kaldı. Memurun sözleri yetişir kalan, dert ehlinin hem derdini bilen, ölmeden makamı ulviyi bulan bizim görüşmemiz mahşere kaldı. Sami Ramazanoğlu Kuddi sallallahü sırra üstazımız otuzlu yıllarda Yahya'yı teşrif buyurduğunda dedem Rahmetullah aleyh zevcemin kabrine nasıl götürebilirim diye edeviler söyleyemez.
Diğerleri de öyle sadece üstadımız mübarek ayakkabılarını çevirince annenizin kabrine mi gideceğiz buyurur beraber giderler yolda da şu nasihati yapar evladım dünya hayatı aynen benim buradaki misafirliğim gibi bak birkaç gün kaldım gidiyorum dünya hayatı aynen insanın başını suya sokup daralıp kaldırdığı gibidir suda kaldığı müddet dünya geriye kalan kısmı ise ahirettir buyurur. Kabrine varır okurlar sonra manevi iletişimi sağlayan keşif ehillerinden üstazı alimizin halaları var Fatıma hanım bizzat büyüklerimizle de görüşme kudretine sahip der ki Aişe annemiz Cenabı hak sizlerden razı olsun gönlümde bazen bir daralma hali zuhur ediyordu. Sami Efendi Hazretleri gelince biiznillahi Teala okaltı der.
Diğerlerini de söyleyebilirim yine keşif ehillerinin o günde üstadımızın haber verdiğine göre yanından geçmiş olduğu kabirlerin bil azabının kalktığı ifade edilir Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın annelerimizi de kızlarımızı da gelinlerimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu, torunlarımızı, Halıkımız Kuran-ı Azimüşşan'ın edebi, Sünneti Seniyye ile mütesennin ve Ehlullah'ın ve bu gibi annelerimizin edebinde ahlakını da kılsın. Velhamdülillahi Rabbil Alemin KALBİSİN Ali Ramazan Dinç Hoca efendi.