Manevi Terakki ve Ruhani Feyiz kaydında Hafi olmaya, gizli olmaya ki Ashab-ı Batından, batın ashabından kutlu cihanlar'dan belki ondan da büyük Enbiya aleyhissalatu vesselam hazzatından asıl feyizci iktisap iki nesneye mevkuftur. Feyz alamıyorum, alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye men unutturtur. Üç şey olursa feyiz alınır. Bazı kitaplar bazı büyükler böyle dedi.…
Manevi Terakki ve Ruhani Feyiz kaydında Hafi olmaya, gizli olmaya ki Ashab-ı Batından, batın ashabından kutlu cihanlar'dan belki ondan da büyük Enbiya aleyhissalatu vesselam hazzatından asıl feyizci iktisap iki nesneye mevkuftur. Feyz alamıyorum, alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye men unutturtur. Üç şey olursa feyiz alınır. Bazı kitaplar bazı büyükler böyle dedi.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hafi olmaya, gizli olmaya ki Ashab-ı Batından, batın ashabından kutlu cihanlar'dan belki ondan da büyük Enbiya aleyhissalatu vesselam hazzatından asıl feyizci iktisap iki nesneye mevkuftur. Feyz alamıyorum, alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye men unutturtur. Üç şey olursa feyiz alınır. Bazı kitaplar bazı büyükler böyle dedi. Evvelkisi İhlas. Evvelkisi birincisi İhlas. Yani her işini Mevla rızası için yapar. Geldiğini, gittiğini, ibadetini, itaatını, bildiğini, aldığını, tuttuğunu, orucunu, namazını, ikincisi edeptir. Edep. Edepsiz insan feyiz alamaz, ihlassız adam feyiz alamaz. Edep İbrahim bin Edhem Kuddise Sirraül Aziz Efendimiz efendisine demiş ki efendim bana himmet et. Bunun için üsttehazı kırılmışlar. Böyle benzı bozulunca utandığından kalkmış. On sekiz senedir padişahlıktan sonra odun çeker. Ama efendim, ümmet ettiği edepsizlik olmuş.
Efendisi demiş ki ipi baltayı alın, defolsun kafımızdan. Nereye efendim? Edepsizlik etti. Nedir? Himmet et. Himmet et deyince ne olur demiş. Ya Bostancı bostanlığın suyunu ve çapasını bilir. Hem bir şeyi bilmeyen yok himmet etme zamanı geldi ama himmet etmiyorsun demek oluyor bir. İkincisi ben hizmetten usandım, bana himmet et de kurtulayım demek oluyor. Çeşitli demiş böyle edepsizlik var bunda. Ne olsun gitsin omuzdan. Gitti, sonra gene geldi. O kapının da Mürşid-i Kamili oldu. Allah şefaatlı nailisin. Yani edep bu kadar ince. Himmet ettiği lüzumsuz yerde ona demek bile Edebe muhalif. Evvelkisi ihlas ikincisi edep. Tekirdağ'in kapısının üstünde A edebliği yazdı. Zira Ahsi feyiz ancak Kuyu ve Ehlullah'tan olur. Ehlullah'ın kalbinden olur.
Bir müitkeanın kalbi ribas-ı ihlastan hare veyahut evliyaullah hakkında mugayiri edep hareketi ola o makule Müid-i anların berun-i pezimeş şokları meyil ve rubneyilemez. Mürşin-i Kamil'in kalbinden geliyor feyiz. Onun gönlünü rencide ettirdikten sonra ihlas da olmadıktan sonra imkanı epey feyiz alamaz. Ama üçüncü ehlullah'a muhabbet eylemektir. Ehlullah'ı gayet fazla sevmez. Zira muhabbet peyizin hissetine de gayet de izdiacına sebeptir. Muhabbet üçüncü ehlullah'a muhabbet ilimettir. Zira muhabbet fesihin kisretine gayet de izdiadına sebeptir. Yani muhabbet kanelini ne kadar çok açarsa fihiz o kadar çok gelir kalbine. Muhabbet kaneli kapandıktan sonra damla feyiz kelimenin imkanı olmaz. Bunun için muhakkak edepli olmak lazım. Ebiyem mürid madem ki Ümmü-ü Selase-i Mezküre ziyade olan ihlas edep, mürşiden muhabbeti daimi rabıtası ziyade olan ve akuz olan feyiz dahi o kadar mücdad ola.
Ama bakmıyorlar, benim dersimi sormuyorlar. Yok, kendinin ihlassızlığı, kendinin edepsizliği, kendinin rabıtasızlığından muhabbetsizliğinden oluyor. Anlaşıldı değil mi? Müjdat olacağı bilaharayp ve müeyy-i önbiyyen, Mahsum-i müteayyindir. Bir dakika dirildik ki aksi feyzi sebep şeyi vaattir ki bu işi de muhabbetten ibarettir. Yani minicik şiire şiir çok gelir üçe çıkma diyor. Lakin tertipsizlik ve yakın üzere olmak lazımdır ve lağvuttur. Zira muhabbeti deruni müritten batıl-ı mürşide cari olur. Muhabbet çoğaldıktan müridin kalbinde mürşidin kalbine gider. Mürşid vardır. O yoğuruyu hatırlamaya başlar feyiz gelmeye başlar. Bir nehri manevidir. Kitabı zor okuyan mazı kelime olur ya dinlemede bir mani olmaz. Şimdi nehri manevi sebebiyle batıni mürşidden alet devam incizabı feyiz hasıl olur. Mürşidin kalbinden onun muhabbetinin nispetinde feyiz gelmeye başlar.
Anlaşıldı yani hasılluk nehri manevi vüs'atı müritte olan muhabbetin kirlet ve küsetine göredir. Yani feyzün killeti kesreti müridin kalbinde olan muhabbeti muhabbetsizliğine göredir. Muhabbeti ne kadar çok feyiz de o kadar çok gelir. Muhabbetin ne kadar az feyiz de o kadar az gelir. Yani ders oturur uyuklanmaya başlarken istemez. Çünkü namıtası yok. Buşid kamilen muhabbetin çok az bizim gibi olmuş. Onun için feyiz kesilmiş. Bira bazen inden hayyenin muhakke nehy-i manevi bahri misali olup müridin muhal bir mürşidin tarafına teveccüh eder. Belki gayet muhabbet sebebiyle mürit helak olup mürşidin cemi ahval defayi Vahide de bir anda uluvü müride münatis olur. Yani nasıl aynayı güneşe tutan da insanın gözüne tutan da kamaştırın Mürşid-i Kamil'in kalbine aksiden Allah'tan feyiz senin kalbine kamaştıracağız şekilde böyle yakmaya, kavurmaya başlar.
Efendimiz bir ulemaya haber verirken rabıtayı biliyoruz ya bir perdevsiz var. Perdevsiz diyor şöyle güneşe tuttun mu önündeki kağıtları cayır cayır yakar onu ona yemeğini pişirmeye en bazı lazım olan ataşı perdesiz ile elde edebiliyorlar. Mürşid-i Kamil'in kutlayacağının kalbi perdevsiz oluyor. Allah'a çok yakın olduğundan böyle kim kalbine Mürşid-i Kamil'ini çok yakın tutarsa içerisini cayır cayır yakmaya başlıyor, başlıyor la-faif yani çalışmaya. Eskiden arkadaşlarımız da vardı şimdiki arkadaşlarımız, direktörü varlıklarımızda. Letaif'i yok. Rabıta'ları az. Mürşid-i Kamil'in muhabbeti rabıta ile çoğalır ve kalbini senin kalbine yakın tuttun mu bir gün tutan, iki gün tutan, üç gün tutan, dördüncünün başladın cayır cayır yanmaya. Bu yakıcı olan şey onu yakın bilme ile olur. Efendimiz onun misalında perdesizdir diyor Mürşid-i Kamil'in kalbi.
Allahu Zül Celal Hazretleri'nın füyuzatına perdemsiz. Füyuzat aldın mı mürid, daima kalbini efendisinin kalbiyle tutarına mutakana nereye tutarsa oralı mesafe taife çalışmaya başlar bir müddet. Belki galebe-i muhabbet sebebiyle mürid fenapişik olup mürşidin cemi ahvali defayı vahtede kalbi müride münakesi ol öpedir. Annem hiç durmadan ağlar rahmetlik, babam sordu niye ağlıyor? Onu da bize haber verdi. Efendimizin rabıtasını yapa yapa açıktan Hacı Esselam efendimiz gelip oturuyor. Taşlaya girerken, gelirken ben niye edeyim? Haya ediyorum Hiç gözümden dahi olmaz fena fişşik oldum mu? Hiç kaybedemiyorum. Başlı'ya giderken de kayıp olur. Hakikaten giderken de kayıp olmuş. Geldi oturdum mu seccadeye geliyor. Bunu diyorlar, şehatın muvafık'nden kalbi fenaya gitti.
Ama bu fenafişil sebebiyle defayı vahidede neticecil anda kalbi müride defayı vahidede şeyhin mürşidin cemi ahvali mürşitte olan cemi halle ahlaka famidene defayı vahidede müridin kalbine münakis oluverir. Yani nasıl güneşe aynayı tutunca bir anda semadaı güneş aynanın içinde iri verir. Efendimizin huyu her huyu onunla benzer. Doğru mu söylemişimdir? Şimdi direkt öyle halkımızın huyu Efendimizin huyüne benzer. Hiç bilmez ki benzemez. Çünkü tutamıyoruz, yapamıyoruz da ondan oluyor. Bir dahaki muhabbet diğer iki emri yani edep ve ihlasın müstenzim olur. Yani feyiz gelmeye sebep üç şey deriydi ki birisi ihlas her şeyi Allah rızası için yapmaya ihlas denir. Birisi de edep der gibi çok edepli. Birisi de dediği gibi mürşide muhabbet. Bir mürşide muhabbet yalınız olursa feyiz gelir. Öteki ikisini mıknatıs gibi o çeker.
Size muhabbet olan kimse mahbubu hakkın da edebe riayet ve ihlasa mubarek ile gelmiştir. Nitekim yenildi. İnsan bir kimseyi severse onun için kulağı sağır olur gözü kör olurmuş. Anlamadım. Anlatırım ben, direkteye göre anlatırım. Usulsun. Sevdiğin bir dostun kusurunu söylerlerse gelin yine şöyle etmiş Mustafa Hanım'ın Resulü hiç duymaz onu. Vallahi billahi zerre kadar yaklaştırmam olabilir. Efendim de şöyle şöyle kusur gördüm. Kulağı sağır gözü de kır. Ben onu bize imtihan için yaptı. Ben de gördüm mü? Yani ne pusunu görebilir sevdiğini ne de suçunu duyabilir hiçbir şeyini. Kulağı gözü kör. Kulağı sırt iyiliğini duyar gözü de sırt iyiliğini görür. Onun için ihlasla edepte kendi kendine gelir. O adamı terakkiye sebep olan hal onda zuhur eder. Yerini okumaya imkanım olmayacak bazı yerlerden size okuyayım inşallah.
Amma edep rabıta edebi cemali oldu ki hazineyi hayal ki iki guysun mabeynidir. Mürşid-i kamilin filiz gelen yeri iki karşının arası. Vesvese niye geldi orayı atıverdin mi diye yere gelir içerinden vesvese. Atmada zühra validemiz Ya Muhammed ben senin işi kaşığın arasına baktın mı oradan nur geliyor kalbime. Akil vakıfta ümmetlerimde kukla cihanlar'nın burasına baktın mı böyle nur gelecek. Buradan fışkırılmış biz kalpten zannediyorduk ki iki kaşının arasından oradan akar ne kadar akarmış? Bütün dünyaya yetecek kadar büyük depoymuş arşı ağızdan gibi geçmiş. El kalbi arşulla, Efendimiz geçen bizi şöyle kucakladı dünyanda, diyor şimdi diyor şimdi diyor. El kalbi arşulla kalbim Arşurrahman iyi istifade edin diye şöyle sürtüyor. Rüyada gördüğümden dedim, rüyada gördüğüm daha iyi oldu ya rabbi.
Yani böyle isterlerse rüyaların evvel yıllar onların kalbi arşağazam gibi tarafından feyiz fışkırıyor. Nasıl tutarsan öyle geliyor yani kalbini unuttuğu müddetçe. İyice uzatmayalım dilimizle de kitabı çoğu okuyacak. Mabeynidir. İki hüznün Mabeyni iki kaşının arasıdır. Hanımla mürşidiniyetçi ruhaniyetine içine belki iki gözü mabeynine nazar ehliyesin. Zira orası membaa feyizdir. Feyz kaynağı ora. Allah ayırma bizi. Vahide meyil ve tüvesud ettiğin halde bu haniyeti mürşidi hazineyi hayalına dahil ve anda hazır ve kalbi kahrine şey em peşi em nüzul eden mülahaza kılıp sen dahi dehasından bir terbiyesiz anı aynı hayalından kayıp gitmeyesin. O oradan dökülen peri ve kızla arıyor. Zaman zaman lütuf kendinden rahip hali zuhuruyla rağmen rahip yani kendinden kendini rahip edecek vaziyete yiyenler insan o zaman mürşide dönermiş bazısı kaynaşmadan bana dönme ben Allah'a götürüyorum sizi.
Davudta yasaklaşıyor falan. Allah'a döndürüyorum geriye dönme. Birisi efendimiz her şeyi bayılır gibi hal oluyor. Böyle gayb. O gayb haline. Ayıp olduğun yere böyle öylece camiye diye korkma nefesini kesilir ya ölmez yedi gününe böyle ses çağında kalanlar olur bazen. Böyle vasıta ateisttir, ayıkır. Ayıkacak şekilde olmaz diyor efendimiz. Pek ilerisine gitmemeli, ayıkmalı. Rabıta'da böyle şey var arkadaşlarım var. Biz katil olduğumuzdan, yapamadığımızdan önce bu görmemiz kıraç tarlaya denmişiz. Yani sonra böyle rabıtayı çok isterim. Efendim, şuraya gelmişti. Aynı hayalından kaybetmeyesini hatta nefsinden kayb olasın Bunu diyordu mu? Nefsinden gayrı zira kare kalbe nihayet yoktur. Mürşid-i kamilin kalbinin gerinliğine nihayet yoktur. Onun nihayeti bulunmaz. Yani Vesiri ilallah kalpten hasıl olur. Allah'ı görmek de kalpten hasıl olur. Onlar Mevla ile alakalı onların kalbi.
Eğer cemi hukuk bu rabıta ile olsa hüzün yönünden esrarıdır. Yani, tarikattan, refaitler çatır çatır gider yani. Bir şeyden daha süratli faydalı rabıtadır. İyi dinleyelim kardeşim. Hem de bu mantığı size vereceğiz. Öyle yapacağız inşallah. Zira, mahsup zattır. Allah'tır mahsup. Rabıta ise hemen senin için seyr-i illallah'a vesiledir. Maksadımız suç rızayı bulmak. Rızaya götürmenin için anca dağıta götürür. Hadis-i Şerif'in hatırlar ya Abdullah gelmiyor şimdi. Yani mahalleli şöyle Sen Allah'a laf ol. Allah Allah! Allah. Eğer Allah'a olamıyorsan zühru Allah'a olamıyorsan Allah'a olan kutlu cihanları ile ol konular sizi Allah'a inzal etsin. Allah'a kavuştursun. Bu manaya yani şeyi manası buydu. Eğer cemi vukupu rabıta ile olsa yüzüğün yönünden esradırzıyla mahsus zattır. Rabıta 7 senin bütün seyri ilallaha vesiledir. Her biriyse ki rabıtaya delil sabit var mıdır?
Efendim rabıta için itiraz ediyor hocalar Nebi'l delil var mı? Biz deriz ki evet, kitap ve sünnet ve kıyasla delil sabittir. Kıyasıyla da sünnet ile de. Kur'an'la da ama kitabla sübutu Hak Teala'nın estavibillah bismillah ve tehu ile hil Vesile Vesile şeypi'dir Vesile'ye tabi olan kulmalı. Aziz Hoca Hoca'm burada diyeyim Hafız Ali Hoca vardı ya, bizim orada geldi dedi ki ah şu rabıtayı koymasınlar, tarikattan dedi. Neden sen Hafız Ali Efendi, dedi. Neden sen dedi böyle ahmaktan konuşun dedi. Hoca çok büyük, azametlı. Rabıta olmazsa bir alamaz atamaz insan tarikatta. Bütün tarikatın zirvesi, en yükseği rabıtadır, dedi. Ben sana soruyorum dedi bir yere kedimize kazıp çubuk dikmesen, çubuğa gitmesen, bakmasan, kılamasan Allah üzülme. O dedi ki Mürşidin bana geri demeden Allah verdiysen olur dedi. Geriye yüzümü isteyince vermiyor onu da Allah verecek, feyzini de Allah verecek. Allah!
Yaş üzüm verdi yiyelim şurada! Yok! İlla bağa geleceğiz, şimdi keseceğiz, üçünü oraya bağmışsın üç şubos üzümüm diyor sebebi, vesilesi Allah öyle halt etmiş. Fizizin vesilesi de velekat keramet de beni adem çubuğu olan kutbu cihan diyor. Onun çubuğu da o diyor. Ona iyi bakar, ona iyi rabıtailer, onun yolunda yuvarlanırsan o üzümü feyiz üzümünü feyiz şerbetini feyiz nurunu öyle içmiş olacaksın dedi. Yazıklar olsun sizin gibi kısaka kafalı insanlara ilmi bilmeden böyle hareket ediyorsunuz diye çok fazla söylerler. Bak, Kuran-ı Kerim de vesile kavli Şerifidir veya dinler ki burada vesileden murat rabıtanın gayrıdır diyen hoca olursa biz deriz ki mefhumhamdır, umuma aittir Kuran-ı Kerim'in şeyi, talebi vesile ile emri sabit ol olduysa rabıta vesaitin nefsağlığıdır. Zira Vesilei Peygamberimiz yahut naibidir. Kuran-ı Kerim'de de bu. Benim tarafımdan vekil oldu, söyle onlara.
Allah'a muhabbet ediyorum iddiasında bulunanlara bir ki Bana tabi olursanız Allah size muhabbet eder yoksa size muhabbet etmez. Siz Yahudi nasramı olarak kalır, dediler. Onlar öyle oldular. Yani Peygambere hacet yok ise bizim peygamberimiz dediler. Mesela, Allah'ımız diyorlardı şimdi, anladı bütün dünya ilim ile parmağı karış olduğundan felsef kölelerinden, git anadan doğan, Allah olmaz dediler. O bir peygamber, o da bir peygamberdi. Buna inandı şimdi. Hristiyanlıklığa inandılar. Allah diyemezler. Oraya bizim peygamberimiz ayrı, o peygamber ayrı. Allahü Teala Hazretleri Peygamberimiz gelince o peygamberin hakkını kaldırıverdi. Eğer Musa benim günümde olsaydı bana ümmet olmaya mecburuz diyor. İsa Aleyhisselam geleceğiz, diyeceğiz ben peygamber olaraktan gelmedim mi? Hazreti Peygamberin ümmeti olarak geldim diyecek.
Mehdi Ali Resul imam olacak, kendi arkasında namaz kılacak ve Muhammed Aleyhisselam'ın evladını evine düşüp imam olamam ben, diyeceği İsa Aleyhisselam. Niye diyorsun sen yahu böyle? Şimdi peygamberler aptal tabi. Aptal yönünden. Vellilerden aptal. Rab Eğer öyle olmasa ittiba addolunmazdı. Kabe olunmaz, addolunmazdı. Ama sünnet ile suburtu İmamı Buhari'nin zikrettiği vech ile Hazreti Elbehıs Sıddık Radıyallahu anh bir gün Hz. Resul-i Ethem Sallallahü'l-Hasan'na şikayet ve bilhassa ruhaniye Ya Muhammed dedi Hala da bile hayalimden ünfe olmuyorsunuz Ya Muhammed dedi. Şikayet ediyorum! Yani halaya giriyorum, affedersin, latife, tövbesani'ye, tuvalete yine benden gaip olmuyorsun, ben şaştım dedi. Hayalimdan münfeh olmuyorsunuz diye hikaye hikayat etmişlerdi. Hazreti'a Sıddık ekber bu sebeple Hazreti Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem zıtlarından gayetle haya ederdi ben bu tanemde.
Amma reiyasla sübutu Esail-i Mahsuda bizzat vesail-i mahsuda muayyen olduğu için hasiyetle tahayyül etmek lağb-istir. Ancak memnun olan nefis vesail-i mahsuu bizzat kılmaktır. Lakin hal böyle değildir. Münkir ise emrin beynini fark edemezler de onun için rabıtaya mana bulmuşlardır. Ama mürşidin hizmetine gelmek edebi birkaç nevi üzeredir. Rabıta Halık-ı Zülcelal'ın Kuran-ı Kerim'de, saadetin ile beraber olun emri, kafi geliyor. Yani, saadetin kutlu cihanlarmış onlar. Yanında oturmanın imkanı yok. Yanında otursak işimiz var, ipucımız var, samanımız var, sahramız var, çocuklarımız besleneceğine imkan yok. Samanında da, sahranı çekerken de bahçeni de teperken de daimi evliyaullahına oldu mu o letaif boş yiyenle çalışmazmış Müharime. Ben kılavuz havuz babamı diyemedim utanıyor insan kendi babasına Ali Ramazan dersine, çok baştan danışır.
Benden danışmam babacı ağır gelir onun için ona danışırım. Bazısını ben şöyle düzlerim şüpheli yerine ona danışır, gene ona danışmış. Louvre Sabze'da danıştı, en sonuvre Sabri dedi ki kardeşim üç gün Hacı Esat efendimizi hiç gözünden kaybetme yürürken camiye gidip üç günde bütün uyuşup kendi kendine harekete gelir. Babama dedim: Havuz öyle olur mu canım diyor, çocuk daha genç! Oğlum ara sıra yap dedim, kalbinle çalışın! Diğer köydeki hallerim uyudu. Kime derdim mi o cezbelenirdi böyle. Öyle vaziyetimiz vardı. Şimdi hepsini kaybettim ama limanda olduk. Onun için rabıtaya kardeşim çok devam edeceğiz inşallah. Derslerini arkadaşlarım birer birer soracağım. Öyleyse rabıta hazırlıklar, başka bir şey değil. Şimdi, sorayı bitirdik ki, Uluşin'in hizmetine gelmek eden birkaç nevi özel var. Evvelsi abdestli olmalı.
İkincisi, yirmi zünüp ve kusuruna kusurundan gafletinden on beş kere yahut yirmi beş kere istiğfar etmektir. Üçüncü Fatiha ve İhlas-ı Şerif kıraat mürşid'in ruhaniyetine ihdailimeli ve bütün mürşid-i Kamil'in ruhaniyetine ihdaillerin Rabbim vasıl ettiğimeli bir ihvanın yanını Mevla'yı ziyarete gitsen bunları abdestli olmalı, istiğfar okumalı üç İhlas bir Fatiha ile ruhaniyete göndermeli ve bereket etmeli. Bir ihvandan da gelir bir yüz dille insana. Bu üç şehit kabile şurudur. Daha Gitmeden, yola çıkmadan bu üç şehit yapılması lazım. Efendim, yeniden tekrarle neymiş? Birincisi abdestli olmak. İkincisi, cemi züğürt ve kusurundan ve gafletinden on beş yahut yirmi beş defa istiğfar etmeli. Üçüncü bir Fatiha üç İhlas-ı şerif fıkraatına mürşidin ruhanine ihya eylemeli. Üç böyle bitti. Mürşey kableşru en evvel olmalı ayni mescide diye ecir istifaza kalbini mürşidin kalbine tamam rabt eyle.
Eğer elime vardığı kutlu ise yolda kalbini müşidin kalbine rahatle, bağlaya hiç başka hava hatır gelmemenin için lakin ihlas ve muhabbet ve çözere gayet ihlas. Belki mürşidin ruhaniyeti kendisiyle ruhaniyeti beraber niyetle de olursa nazarında olduğunu gezin ve ihsaniyeye. Yani mürşidin ruhaniyeti seninle beraber İstanbul'dan buraya mı geliyor? Yo, Onun indinde bütün dünya bir tabak kadar var. Sen nereye gitsen o tabağın içine dönüyorsun gözünün önünde Bunların hikayesi var ya çekmeyeceğim bizim yok. Fantilosu hikayelerle doldurmayalım, esasları alalım. Zira ruhaniyet için hicap, ruhaniyet için perde, bait, uzaklık, grup, yakınlık, madde dünyevi bir şey müddet yoktur. Bunların gözü açılmış vallahi diyor Ömer Bey geçen oluşuyordu şeyde İstanbul'da vallahi diyor İhvanlardan birçoğu ihvan diyor Efendimiz'i içinde vermiş. Ayrı ayrı teveccüh buyurduğunu yıkılmışlar hep.
Vallahi diyor, o saatte Efendimiz uykuda ayrı diyor. Uykuda böyle yaparsa uyanırsa ne yapıyor diyor. Bunların uykusu da mani değeriymiş. Yani bu uykuya katiyen onların uykusuyla konmaz. Herhalde beraber, müridiyle beraber. Biz muvahhid çok şey hatırını da doldurmayacağız onu da. Binaenaleyh ruhaniyetin huzuru huzuru kalp mürid ile beraberdir. Kalpten çıkarmadığım Mutal günümdeyiz. Kalbi için sende var gibi durur yatır. Zira ruhaniyet lemaal basardan esrardır. Yumuşak çakmadan daha yakındır. Belki müridi makbuldan yaprak ve nenem halinde, ulu ve uyanık halinde müritten ruhaniyeti mürit emir yiyen mürted olmaz, emir yiyen ayrılmaz. Bu çok anlaşıldı bu iş ve mürşid-i mahsuda vesile olduğu sebepten Allah'a kavuşmaya vesile olduğunun sebebiyle mürid müntidini? Şayet eylesin mürid olamaz. Ama işte bu pek zor, kardeşim. Bir mürid, mürşidini, harp hatulu, ayın kılıca olursa o mürid geldi.
Efendimiz hiç müridimiz demez, gelişimiz de demez. Gelişimiz, safının alt teşiği gibi çığlığımıza seslenmeyene diyorlar. Mürittiği de bir iki sene günah defterine, amel defterine günah düşmeyene diyorlar. Salih diyor efendimiz yani o yola sizin için. Gelebilirse gelir, gelemezse yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Giripleri makamak çıkmasa yine kurtululur çünkü yollar bu yola düşmüş elhamdülillah. Hani ümit etmeyelim. Yalnız istifadan için kafasın ayin sahip etmezsen cart faydan olur. Allah bize, size ve titiz yıkranınıza bir an Efendimiz'i unutturmaz. Amin. İş buradaymış. Neengi bura. Gayb öyleyse ümit olamaz, denildi. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem devamı müşahedesine bahis olan hasılat budur. Zira fena pişrik olmak Resulullah'ta, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın fena olma, ondaki fenatillah'a mukaddemedir.
Bu sebepten bazı yer bağı fakat demiştir ki eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hazretleri tarfen, atar, tatil ayın miktarı muhteşem olsa kendimizi Rümva-i Müslim'inden at yetmezdik. Yani buraya acele okuyunca ne anlayalım dahi. Biz anlıyoruz. Bunları ayrı ayrı izah hatta çok keyiften yer alır. Bunlar geldik, sereben ne olur. Sahabe-i Kiram vallahi diyor, Resulullah'ı göz açıp yumaana kadar unutacak olursan kendimi Müslüman'dan nakletmem diyor. Buradan kıyas edin ki diyor, Tabretun-ayin mürşidimizi gayb ederseniz müritten de yansır. O müriye doğamaz diyor. Yani, çığırsam da derse tarif etsem yine bunu diyeceğim. Şimdi dinleyelim. Mürşide mürşid ile huzur edebi mutlak gene mürşid ile huzur edebiydi. Budur.
Oldaki bir hacmil zahir, bir hacmil zaatındır, bir hacmil zahir huzur edebi olur ki mürid mürşidin neşçinden nazar etmeyerek huzurunda boyun eğip şöyle duyar ki yani öyle habire okuyacağına bakmak doğru der göz atına koymuş olur. Bu sefer muhalif bir şeydir. Mürid mürşidin vechine nazar etmeyerek huzurunda önüne ek şöyle durur ki buraya bir abd Memlük mahluk olan Sultandan firar-ı kiri huzuruna girmiş gibi huzur yerde. Bir köle efendisinden kaçmış geriye huzuruna getirmişler de mahcup yüzüne bakamaz. Efendinin yanında mürit godemez. İyice anlayalım tanımış. Sultan'dan kiraya edip mürü'l huzuruna girmiş gibi husulede mürşidin ömrü olmadan oturmaya ayakta dinerli, oturur. Nuh'a da.
Rakaza-i şer'i veya tarikatta binmiş gibi veya maslahat mürşid olmadıkça kendinden kelama ibrazm eyleme, Ne yapıyor oğlum ey Müslüm'um, diymeyince kendiliğinden efendim şöyle oldu, dere köyde böyle ettiler, filan beni göndermediler, şöyle mani oldu filan, lafa böyle başlamamalı. Bu soru bu sıra bir müşkülin varsa şöyle söylemeli. Yani edebi bulmuşının yanında var mı yazıyor? Azeri müyes. Huzur-u Mürşid'te hazır olanlarla tekerleğim etmeye Mürşid-i Kamili var. Onun yanında burada çok sevdiği Toptaş da var. Bizim için çok sevgili ve sen iste, konuşuruz. Efendimiz varsa nasılsın Toptaş Bey, iyi misiniz? Aman demek ki seslenmeyeceksin diyor. Bir şey mi var çünkü? Tekellim eti her ne kadar şirk olsalar da Efendimiz'den başka yine bir mürşit, bir mürşit daha dört tane mürşit olsa tek Efendimize yerle filülür, çekilir, oturulur, mürşit olsalar da konuşulmaz, görüşülmez onlarla.
Anlamaz mı anacığım? Tekellimden itiraz eder. Aşık olan kimse maşunun gayrenen müstağni olduğu halde nice durursa öylece durup mecliste onlara asla iltifat etmeye, aşık olduğun nişanlısı var. Ondan başka kimseye bakmayı arzu etmez. Mürşidine aşık olmuş, ondan başka bir yere bakma imkan yok. Efendim, işte, Memnu Efendi diyorlar, planda mürşit diyorlar, İsmail Hakkı Efendi diyorlar. O zaman, kalkıcı iki çatal eden, üç çatal eden çakan çakan geçmez. Bunun için müridin başka şeyle ziyarete gitmesi bile caizdir. Efendimiz bütün müridin içinde bizi gönderir. Çünkü ben Efendimiz'in çok ali olduğunu bize giden verdiği teveccühten onun gibi liste bulunmadığını anlattığı bir kimseye yürüyor ki vardır bu şıklar onun Efendimiz'in halifesi kadar kalıyor ancak efendim, görüşün. Böyle olunca olur. Haydi mürşidinden başka bir mürşete gittim. O da havaya bağdaş kulübü yerde oturdu.
Suyun üstünden yürüyün. Aba, bu Efendimiz'den daha iyi işte. Böyle bozulverir, onun için doğru gel. Ha büyüğünü gösterebilir. Yarışı yarışı kerametle yapmazlar onlar. Tasavvufla yaparlar, teveccüle yaparlar, şeriata bağlılıkla yaparlar. Allah ayırmasın. Aslında mürşidin mürşide tazim-ı Hak Teala içindir. Mürşide Allah için hürmet ediyor. Allah rızası için hizmet ediyor. Allah rızası için hitap etmiş, sizin şıhleyi yapmamış, Allah'a vesile yanıp kavuşmaya vesile olduğu için yapmış da olduğundan ana tağşuk ve tazim hakikatte vali taalluk eder. Hani Ramazan daha beşinci sınıftaydı mektup yazdık. Ben de yardım ettim, Tofaş'a yazıyorum. Amca seni canım gibi seviyor ama düşünüyorum niye seviyorum ona? Hacı Sami Efendimizin çok sevgilisi olduğundan seviyorum. Baktınız için ben diyorum.
Ali Sami efendimizi niye o kadar seviyorum diye kalbimin derinliklerine baktın mı diyor çocuk Resulullah'ı çok sevdiğinden Resulullah'ın vekili olduğundan seviyorum. Demek Resulullah için seviyor musun? Resulullah'ı niye seviyorum ona diye düşündü mü diyor. Baktım ben, diyor Allah'ın Resulü diye seviyorum. Hava hayatta sevgim Allah'a olduğunu bildim. Böyle şuurlu mektup yazmışsın ki, diyor kardeşim, diyor. Ellerinden gözlerinden öperim ben de ayıktım bu mertebümüzden, diyor. Biz sevdiğimizi Allah için severiz, yediğimizi Allah için yiyerek. Biz bana ne için mürşidin neye bağlı mıyız? Bizi başka anlamasın millet. Fedakar tak et ve gözleri yumuk. Bu şirin hudud ve gözleri yumuk. Olduğu halde durup istifaza için kazabı bir ile yanına oturursa, ne kitabını olursa gözüne bakılır, gözü dinlenir, böyle boynu olup gözü yumulmalı o zaman ayıp olur.
Ama böyle yalgın huzuruna iletti iki ders falan konuştu, sükut ettim hemen gözlerini yumup, kalbini açarsın önüme. İstediği kadar döker. İstediği kadar. Allah'ın istediği kadar döker, ölçüsü o. Bu duruma bu kadar döker, o kadar döker. Ondan sonra Allah'a şükür, Allah'a diye açıktan gelir mi gözünü açmış demek oluyor. Sen de gözünü açın, dedi kendi kendine. Daha çok üzmemek için Risale-i Nur'u diyor. Kız ki benim haber verdim, Adana'da arkanı öyle yaparlar. Dayanmadılar Adana'da. Öyle yaparlar. İstifaza için tezahürbirle bahtını müteveccih olan, bilhassa mürşidini Resulullah'ın sallallahu teala'nın naibi, vekili sultan addeiyle mürşidine olan muamelesini Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem sultan olan muamele gibi zira hadisi şerifte Verest olduğu için orada da sevabı beraber erişecekler. Tavinin içinde bir alim ümmetinin içinde bir nebi gibi.
Yani enbiya nasılsa ümmetin içinde ilmi ile amel etmiş mutlu cihanımız gibi bizzat da ümmetin içinde şe'nle, yani enbiya olamaz. Bunu gelin mi küfre var bizden? Onun gibi vazife görüyor demek buyuruyor. Misali bu. Ve ulema-yı ümmeti benim ümmetimin uleması ki enbiya-yı Beni İsrail, Beni İsrail nebileri gibi irşad ederler. İrşad vazifeleri yani benzer. Kendileri o derece dinler. Ne o zaman günah itikadımız bozulur. Allah, Allah dedik. Ya Resulallah, ya Resulallah, Allah dedik mi Resulullah, küfre var. Mümüşidi, Müşidi, Ubarullah devrinde, lülüp Resulullah dedik mi, küfre var. Devriye ayrı, Enbiya ayrı, Allah ayrı, onlar ayrı ayrı makamdır. Anlayabildiniz bunu. Ulemadan murat muktasayyil ilmi la anil olan arif-i billahtır. Böyle ulema eğer kürsünün taktasındırlan yani ulema neresiul Enbiya diyen devir, haşa. O, arif-i billah çalıştığı çabaları hiçbir isim bir deva.
Allah rızası için milleti doğru yola gelmem için seksen beş ya doksana yaklaşan kutlu camımız şimdi diyor, peşemizi vallahi diyor deli anne gibi diyor. Beş, altı, yedi saat konuşturmiyor. Kitabı Alman isterler. Bu işte enbiyadan gelen bir kuvvet. Bu varisi enbiya olduğundan yorulmasın ne deniyor? Anamız demiş ki, Kitab Abi elinden ananı, rica edin yani sizden ayrılınca çok hasta oluyor. Dursunlar, Allah rızası için, aileme sunsunlar. Ben evlatlarımın yolunda öleceğim. Böyle feda-yı can ediyorlar da şu oraya kıyas değer haşa ve kella ona kıyas değer. İki yüz gündür hasta evden iki yüz gündür. Halbuki yastıkta o iki defa ne? Boz Mehmet dayanamadı ağlayaraktan kaplar gittiler. Bir daha pek. Yine o sohbetimi yerleştirdim, o ne? Onlar geldi mi hastalığım geçer, vazifemi yaparım ondan sonra yıkılırım. Allah rızası için yapılırsa şöyle yapılıyor Tanrı.
Zira Kelam-ı Rabbani'ye delalet ile amel olamayan, ilmiyle amel edemeyen alim imare müşavirti, meğer müşavirti öyleler. Nitekim sırtında yük var, oturuyor. Üstat kitap mı olur mu bildiğin yok. Okumuş, havuz da olmuş. Yani Arapça'yı takın takılmamış yok. Hiç amel etmiyor, zannetsefa o diyor Allah'ım. Hafız, hatırlamıyorum mu? Onların misali merkebin sırtında olanı götürüyor, kitap götürüyor gibi işte. Onun için Arif-i billalara diyor o varisi enbiyati öyle olunca amin olan alim ile hayra amin olan dininde tefavut kesiyedir. Belki bu dibeç imma birbirine mukabelesi caiz değildir. Filan'da da biz bir araba bu hocalar Efendimiz'e benziyor, diyeceğiz caiz değildir. Hiçbir ırkmasın, demezsen olmaz. Yani. Zira, Hak Teala gayrı anil olan Ete emura na nasa birbiri, iyilikle nasa emri der. Bu şeye çıkar, böyle oruç tutacaksın, gözün alev duracaksın, harama bakmış. Kendi de gözü harama bakar.
İline yalan söylüyor, bir de yalan söyler gıybet eder, belki iftira da gider, böyle. Bu şekilde diyor, kuruşan diyor ulema diyor Allah, nefsini ulu diyor. Diyor. Ey kulum, yani alimim diyen kulum okuyan neden kendi nefsini unuttun da illere iyiliği emretsin diyeceğim. Yani, bundan başka yüzü kara yok dünyada, şaharette. Eşhedü'n-nassi yevven hıyaneti alimin, eşhedü'n-nassi azadan, acayip yönünden en şiddetli acayip gören alimin hocalardır. El bir kendine menfaat vermem. Hoca demek tecavüzden yanına da varmanı anlat diyor. Seni doğru yoldan ayırır doğru yoldan. Boyacılığı, ağacı hocanın birisi yoldan ayırdı, diyal oluverdi. Tarikatta rabıta oğlum ama ne yapıyorsun? Ne yani? Nahl yapıyorsun? Hadis Ahmet'ten kimmiş de rabıta olunacak? Efendimize değer verince kendi de mahvoldu, yargı da delaletti. Heperi tarikattan da mahrum aldı. Buyrulmuştur.
İlmi ile amin olmayan alimler hakkında varize ihbarı hattın hasırdan. Epim-i ihbarı müstağnidir. Çok yani tarif etmek çokmuş ki. Eğer ayetler ne var da onun için diyemeyeceğim diyor kitap sahibi. Vela havle vela havle vela. Ama bir hasul batıl huzur edebi olur ki rüşvet huzuruna vardık da kalbi gafil ve kalbinde bir havatır veya imtihan veya itiraz veyahut adebi meyil keramet olmaya bunların birisi olmayan bir işin huzuruna varınca Bilinen sayayım mı şimdi? Soranlarımız ama teyit olduğu için ben dinleyeyi dinleyenlarımız batıl huzurdur ki müşirin huzuruna varınca, müşir huzuruna vardık da kalbi gafil olmayacak. Daima kalbini bir viyast taş şeklinde açıp ümune koyacak. Böyle. Bizim böyle bir fiyatımız var mı? Kalbimi ümune yatırın, ne diye. Veyahut kalbinde bir hava katır. Kalbinde hava katır. Efendimizin şahsı niye böyle iyi görünmüyor? Kendi ayna olduğu için senin şahsın onda görünüyor.
Öyle aman demeye benim bu. Görünüş benden. Biliyorsun nuhun cesseme veyahut imtihan, Efendimiz imtihan etmek veyahut itiraz sözüne itiraz etmek veyahut Adem'in değil ondan kalbini başka tarafa etmek istemek olmaya zira bunların küllisi kalbi mürşidin müritten nefretini bu gitsin senden nefret eder ebedi feyz almanın imkanı bulunmaz. Bunlar olmasın. Zira her müriyetin yumuşak kalbinde nakarı ve müevası vardır. E, denildi ki, semayedir mürşidin kalbinde arı peteklerin deliği gibi İsrafil'in surunun deliği gibi bütün müridin yeri varmış onun kalbinde herkesin bildiği yer. Bütün dünya müridi olsaymış bütün ne kadar, tebliğden geçti Adem Aleyhisselam'den bu ana kadar Ardal denesi kadar kalıyormuş kalbinde. El kalbi Arşullah diyor ya karşı da diyeyim isterseniz size Arşıazdan pederime burada vaaz derken de direk öyle dinledik.
Ne kadar mevcudat varsa kumu kumlar ve çağillara kadar o sarı karıncalara kadar Arş-ı Azam'ın direği var. Her direğenin arası bir senelik yol gibi. Arş-ı Azam olursa kalbi, bütün dünya müridi olsa hardal denesi kadar herkesin de bir kalbinde yeri varmış. Mürid olanların Allah'a kalbinden ayırmasın. Biz onun içindeyken biz dışarıya çıkmaya çalışıyoruz. Davut'a gidemiyoruz. İşte bunu yazmış Efendimiz illa okuyunca ne derler? Size Allah rızası için okuyorum. Fedakar denildi ki sema-i sabitten birinci gökten semadan arzu sütlüye sıkı olmak düşmek erbabı batın kalbinden sa'ıt olmaktan hayırlıdır. Evliyanın gözünden kalbinden düşmek semadan keşke düşsem diyor yere diyor daha hayırlıdır. Birinci kat semadan. Paraşüt yok, bir şey yok. Elinde beş yüz senelik, bir senelik yol olan semadan düşüyor böyle. Düştüğün zaman ayak bir yanına geliyor, başka taraftan geliyor.
Geleni alacağını çıkar ya düşünce en büyük parçası kulağa kadar buna gailim yarabbim, yani evliyanın kalbinden düşürme. Düşmekte bizim edepsizliğimiz, hayasızlığımız, yaktığımız kusurlardan oluyor. Allah cümlemizin unsuruna affetsin, düşünmesin. Allah Allah Sabitten ağzı sütlüye sıhhat olma erbabatın karnında sığındıktan hayırlıdır. Keşke gözden söylersem. Böyle Arapça da diyor Allah'a sığınırım. Allah'a sığınırım. Evliyaullah'ın kalbinden düşmeye Ya Rabbi! Sana sığınırım beni düşünme, diyor. Zira Ashab-ı Bat'ın kalbinden sıkıp olmak nazarı malik değil ebedi helak olmuştur. O sebeptendir ki: Eynullah nazarından sıkıp nazarı Hak'tan suuta bahistir. Allah'ın nazarından da o anda düşermiş. Şimdi Allah'ın kalbinden düştün mü Allah'ın nazarından düşer. Annemiz yansıyor: Mevlana Halid Riyayitinin'l Bağdadi'nin kitabını el yağına aldık. Böyle ikram duysun değil. Okuyoruz, bahistir.
Şimdi mürşid huzurunda gafletten beri olduğu halde vukuf-u kalbiyi kalbe vakıf alıp böyle kalbimi düşünen zabıt epey-ı bahiriyi talip olarak kalbini mürşidin kalbine ala veçir raacçele, caszaru rabıta edip mürşidin teveccüh ve iltifatına nazır ola ananı feyzi ufuku septi imla edip müridin kalbine vukuf olduğu yakinen itikadi diye her ne kadarı feyiz idrak etmezse de yine yakın rica olmaya. Ben feyiz alıyorum onun kalbinden benim kalbime feyiz akıyor diye bile ama kendi bilemiyor, Yani, kendinde anlaşılmıyor ama nasıl elmalar, armutlar, üzümler kendi kendine yetişiyor da öyle oluyor insan bilmeyerek yetişir, diyor Mürşid'in böyle rabıta yapa yapa. Ne bilecek ya geldi üç şeyden bilir Allah'a muhabbet edeceği. Allah'tan çok korkar haram ve hususatında. Küfüne söyleyemez. Üçüncüsü de ibadetini kolay yapar. Kendine kolay gelir. Buradan bilir ki terakki etmiş.
Böyle kardeşlerimiz söyle elhamdülillah. Başka bilemiyor ama bu var. Zira, idrak, nusula şart değildir. Bilmek, vasıl olmaya şart değildir. Bilmese de geliyor. Bilmese de geliyor. Kendi bilmiyor ama yerdeki vakıfun tümdeki makinenin çektiğiyle bilmeden geliyor. Öyle oluyor değil mi? İstersen bilsin, istesen bilmesin. Belki şaft olan mürinin mücede itikadıdır. Ben alıyorum. Musullu feyza hüsnü zannıdır. Husnü zannediyor ki ben feyiz bana geliyor, Galata yatıyor, yapıyor şafı alıp neti dirilmiyor ama geliyor diye biliyorsa geliyor. Bir dakika ehli dünya ve gerek bir haslül maslaha vel iktiza dünyadan bahsedindiler, huzuru mürşite bulunmaları, bünyeye zarar vermez. Mürşid bilipiyle ehli dünyayla konuşuyor işte evimize garip farz takılacak, şu şu yok. Yanında oturan sana teveccüh ediyormuş, ona da konuşuyor. Onunla konuşuyor, benden haberi yok BİM'e diyor aman diyor. O senden ayrıldığı yok.
Mürşidin kalbin sen nefret etmezsen itiraz lazımdır. Şöyle oraya bakalım gene. Huzur-u mürşidde bulunmaları müride zarar vermez. Huzur-u mürşidde buğudu taklit etmeye çok oturmaya huzurunda gönlünü alacaksan az oturmayla memnunsa o illa biraz daha alırız rica ederim kalbi sarıyorsa hüldiler. Sarmıyorsa peki der. Aman oturmayı da tatmin etmeyin. Zira müşinin kalbine nefret etmekten itiraz lazımdır. Nefret ederse la yiyazübillahi teala anzalik diyor yine. Allah'a sığınırım mürşinin kalbinin benden nefret etmesinden. Bir arkadaşımız baştanpaşa'da vaaz verirken lüzumsuz şekilde geldi. Efendime dayanamadım da geldim dedim. Şevceliyormuş mahzadır da babamın zamanında ihbarımız. Yalan söylediği için bir daha goğunum bir daha incindi. Bir de gelişi incitti. Kendine de çok iltifat ettim. Devam edelim, ne yapalım dedim, çok gönderdim. Yemini billah etti, üç ay oldu diye.
Zerrimize kadar feyiz gelmez bana, diyor. Niye ne olduğunu öyle? Aşkımpaşa'da oldum, dedi. Neden olduysa, bilmiyorum, efendim de çok beni sevdi, hürmet etti, niyetti ya evet. Ve içini fazla yani bir ihvan böyle o iş açmamalı, alnının terzi itibariyle. Tek muhtaç olursa düşünülüyor o da tahmin biliyorsunuz. Diğer aleme yardım ediyor. İki, efendiğin vaaz girdiği yere zerre gelmek doğru değil. İki, üçüncüsü efendime dayanamadım da geldim diyen burada aylar geçiyor gelmiyor da, Kardeştın Paşa'dan mı yani dayanamadığında İnkılap senesi da oraya geldin? Bunun için doğru değil Rumül yardımı müfiyeyi sırtladan kesiliyor. Allah da öldürmesin. Amin. Allah'ım, öteki müşinin batılundan gafil ve zahiriyle meşgul olmaya, içinden gafil olup da dışıyla meşgul olmayan saçı şöyle dökülmüş, karşı böyle olmuş, filan böyle, biranı bırak onlarla meşgullarına.
Teyze, teyze batından mahrum kalmaya, zira mürşidin zahiri erbabı zahir için, dışı insan, bütün insan dış insanlar için batıni ehli batın içindir. Bir dakika mürşidim, ahir kimseye nazar ve tekellim edip benden katildir, benandan niçin istifaza inebilirim, nasıl feyzabım diye hatırına getirmeyerek. Bu hatıra mürşider, killeti itikat ve belki su zandan neş'etiler. Mürşidini çok vermiştir, küçük vermiş olur ve suyu zannetmişler mürşinler. Halbuki her halde andan istifaza hasıldır. Her zaman zira mürşit bir mertebelerdir ki halk anı haktan iştigal edemez. Hakk'la meşgul olmasıyla halktan katil değildir. Belki cemil-i müritler anın vasatı kalbinde hardal misalidır. Hayat demiştim de mi? Gerçi buraymış bu. Hususa Hadis-i Yiğirler gökler beni içine alamadı, diyor Allah. Sığmam. Mekenden münezzehden. Çok büyüğüm ben, diyor Allah. Yani sığmam. İlle'ye sığarım.
Kalbi abd mümin, Mümin-i kamilin kalbine sığarım. Yani yerler de almaz gökler de arş-ı ağızdan da almaz beni ya. Korku cihanların kalbine evliyaların kalbine sığarım. Onların kalbine benim ilmim, muhabbetim sıkarım. Mecası bu. Yani benim daimi onun kalbinde duruşum var. Huzuru daim ile onun kalbinden çıkmamış, sıkarım oraya. Yer öyle bir düşünce, böyle bir düşünce demez ama o bacağın Allah benim ömrümün içinde gibi diyor. Ona hadl-i berit damarından yakın diyor. Ve hue makum ilime küntüüm diyor kendi Allah. Siz neredeyseniz kullarım ben oradayım diyor. Daima Allah'a olduğundan onun kalbine sıkarım diyor. Böyle olunca karşı ağıza almıyor, yerler gökler almıyor da diyor Allah'ı, evliyaullah'ın kalbi alınca bütün dünya müreyyide olsa hardal demesi kadar tanıyor kalbinde. Hannah, evet. Hadisi, hususi buna şahidi kafirdir.
Şeyhini bil mertebe takdir eder ki eğer şeyhim olmasa ruh-i zeminde eğer şeyhim olmasaydı şu ruh-i zeminde beni Rabbıma ishal edecek şirk yoktur. Yani efendim olmasa başka hiçbir şirk beni Allah'a vasıl edemezdi böyle bile itikadide, böyle itikadi edeeye. Belki mülahaza bu alemde bir Ehad mevcut olmaya, bu dünyada bir tek hiç kimse mevcut olmaya hakcelle ve ala'dan gayri şey baki değildir. Rabbime vasıta olan şeylerdir. Eski, ilmi mevcudat baştan ayağa kendi müşahedesinden madem olduğu için halk gendiye levm ettiği halde cümle eşya kendi nazarında madem mesabesinde olduğuna binaen ya kimsenin talim ve levminden havf etmeye. Efendimiz bunu okudu bize. O Kayserili Mehmet Efendi buralara geldi niyet ya ihvanları çok mutlu görüp. Efendimize buradan gelen şimdi durdu bu şimdi nedense. Bir sene geçmeden ne bir ispat tarif ederdi.
Kalbini, ruhunu, sırrı, ne yaparım ne yaparım nefsini geçen zikri kulünü bitirir ne bir ispat tarif ederim. Efendimize o kaşarı bağ öğlerinde umarım dersini ne ispattan, vura kafadan, zifu sultanından neden haber verirken Enver Efendi oturamazsan, Enver Efendi çık diyorum diyor efendimiz. Çıkmıyor diyor ki ne gelip oturuyor. Bir iftira düzmüş efendimizin ailesine duyurmuş Hasan Efendi'nin de çok genç olduğundan orada yetmiş kişiyle kuru doğunun evinde toplanmış, tabii zikretmişler. Başına bir iş getirdi diye korkuyorum deyince, Validemiz ağlamış bir genç çocuğa filat et derdim. Seni tehlikeye düşürecek deyince efendimizin de tabii keşfe bazı katlanırmış, bazı aşınız, bazı hiç olmazmış. Niye böyle yetti? Bunu da rüyamda gördüm. Efendimiz de arkasını döndü böyle mektup yazıyor. Şu muskalarım onun yüzünden beni ecinliğe tutturdu. Kendi red olunduk oğul bu tarikattan yani.
Ondan dedi efendimiz huzuruna vardım. Ömer Bey Allah önünü müsaade etsin. Amin. Bazı bir şeyler ne demişse de bin koyuyla halal olsun. Bu cihanın damadı olur.