Manevi Olgunlaşma ve Ruhani Arınma Yolları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Manevi Olgunlaşma ve Ruhani Arınma Yolları
Manevi Olgunlaşma ve Ruhani Arınma Yolları kaydında Çok muhterem efendimiz, çok kıymetli katılımcılar, hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz. Cenabı Hak inşallah dinleyeceklerimizle amel etmek, hayatımıza taşımak, bu hususta insanlarla bu güzel bilgiler ve Didar akademimiz arasında insanların arasında köprü olmak hepimize lütfeder. Geçen hafta dersimiz olmamıştı. İnşallah bu hafta ve diğer…
Çok muhterem efendimiz, çok kıymetli katılımcılar, hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz. Cenabı Hak inşallah dinleyeceklerimizle amel etmek, hayatımıza taşımak, bu hususta insanlarla bu güzel bilgiler ve Didar akademimiz arasında insanların arasında köprü olmak hepimize lütfeder. Geçen hafta dersimiz olmamıştı. İnşallah bu hafta ve diğer hafta Allah nasip ederse derslerimiz devam edecek. Sizler de sordunuz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz bu ilginizden dolayı. İnşallah Rabbimiz bu derslerden çokça istifade hepimize nasip etsin deyip sözü de fazla uzatmayıp hemen büyüğümüze devredelim. Buyurunuz efendim. Elhamdülillahi Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ruhu Tayyibelerine, Ehrin ashabına, peygamberan nizam ve firan nizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif. Evrad ve Ezkarımızda murakabeden başlanmıştı.
Ondan sonra rabıta vesaire onlar ele alındı. Yalnız bu bir düzen ve bir intizam içerisinde devam eder. Bunu da şu şekilde daha iyi anlamamız için misal vermek istiyorum. Bir tarla düşünelim. Bu tarlayı biz ekeceğiz, biçeceğiz, ürünlerinden istifade edeceğiz. Ne yaparız? Bir kere tarlayı verimi olan bir, toprağının verimi olan bir yeri seçeriz biz. Çünkü Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de, Araf suresinde geçiyor, verimi olan bir memleketin toprağının ürününün de faydalı olacağını ifade buyuruyor. Kuran-ı Kerim'i hemen bakayım. Essanü velveledu hayyubu yahhucu nebatıhu biiznni rabbi ve ledi habisella yahhu'l illa nekhi de toprağı güzel olan memleketin elbette meyvesi de güzel olacaktır. Eğer toprağı iyi olmazsa ondan bir fayda da hasıl olmaz. Onun için başta intisab için şuna çok değer verir, Arifani İlahi. Mesela diyelim ki biz bir fidana aşı yapacağız.
Aşı yapılacaksa o ağaçta aşı yapabilmek için bir özün bulunması lazım. Onu aşı yapanlar çok iyi bilirler. Bir öz olacak, bir canlılık olacak. O canlılık olduğu zaman onu keserler keserler iki tane kalem takarlar. Bunu şöyle de izah ediyorlar. Diyorlar ki başta bir mürid kendi tabiatından, kendi iradesinden tamamen ayrılır. İki kalemin birisi Zikrullah'tır, bir diğeri de Rabıta-ı Şerifedir ve bu fidanın, bu fidanın gövdesinde bazı fideler oluşur. Onu da keserler. Kesmelerinin sebebi güç ve kuvvet meyveye gitsin, o takılan kalemlere gitsin diye. Bir böyle misal verirler. Derler ki müritte bir habiliyet olacak, bir arzu olacak, bir istek olacak. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz hadis-i şeriflerinde de geçiyor. Ehil olmayan bir kimseye ilim öğretmenin, köpeğin bir rivayette de hınzırın boğazına inci takmak gibi buyuruyor. Ancak ehil olan kimselere bu vazife öğretiliyor, talim ediliyor.
İmamı Gazali Rahmetullahi İlbari Hazretleri buyuruyor ki bu alınan evrad ve ezkar mişkat-ı nübüvvetten gelen bir ilahi tohumdur. Efendimizin nübüvvetinden gelen bir tohumdur. Onu da Mevlana'mızın bir misali var Hadis Allahü Sırrı. Ey çiftçi buyuruyor, tohumunu verimsiz araziye atma. Onu helak etme diyor. Bunun için, bunun için bir meşayihtan bir zat delil ise hiç şüphesiz şerif onu tasdik etmişse, tarikat-ı Aliye tasdik etmişse, icazetini bizzat fahri kainattan almışsa Sallallahu Aleyhi ve Sellem, o kimse bu nübüvvetten gelen tohumu gelişigüzel yere atmazlar, ehil olana ama diyeceksiniz ki insanlarımız ne olacak? Bakıyoruz cemiyetin durumu malum, haline ve durumuna göre. Mesela istiğfar tarif eder. Evrad ve ezkarı tam olarak vermez ama istiğfarla onu alıştırmaya çalışıp, hep de bırakmaz.
Manevi Olgunlaşma ve Ruhani Arınma Yolları ne anlatıyor?
Manevi Olgunlaşma ve Ruhani Arınma Yolları kaydında Çok muhterem efendimiz, çok kıymetli katılımcılar, hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz. Cenabı Hak inşallah dinleyeceklerimizle amel etmek, hayatımıza taşımak, bu hususta insanlarla bu güzel bilgiler ve Didar akademimiz arasında insanların arasında köprü olmak hepimize lütfeder. Geçen hafta dersimiz olmamıştı. İnşallah bu hafta ve diğer…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 25 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Haline ve durumuna göre çünkü Nebi-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiğimiz yani ilk anda rabıta, ilk anda murakabe, ilk anda letaikler değil. Ona der. Bu nedir? Gelir karşısına der ki evladın, kaza namazın var. Efendim, kaza namazlarım var. Onu bir kere yerine getir, bu farzdır der. Bu farzdır mutlak yerine gelecek. Tarif ederim. Ondan sonra oruçta eksiğin var mı derim. Vesair hususler ve kul haklarına, Cenabı Hak'ka karşı vazifelerimize riayet etmesini çok güzel bir şekilde tatlı bir üsluple haber verir. Ondan sonra bakar ki onda bir gelişme var. Bunu müşahede edince ilk evvela istiğfarla başlar. Ondan sonra biraz daha artırarak, biraz daha geliştirerek onu yönlendirmeye gayret eder. Bir anda olduğu gibi Evrak ve Ezkarı tarif etmez. Bu Kuran-ı Azimüşşan'daki usuldür. Mesela içki hususunda ne buyuruluyor? Siz üzümün şirasından istifade edersiniz buyuruyor Cenabı Hak.
İlk anda hemen buyuruluyor. Hemen yasaklanmıyor. İkinci bir ayet-i kelle geliyor. Eğer zararı faydasından daha çoksa düşünmeye teşvik ediyor Cenabı Hak. Ondan sonra haram kılın diyor. Bu usulü takip ederek, usulü takip ederek bir müride olduğu gibi evrak ve ezkarı bir anda tarif etmez. Haline göre, durumuna göre. Mesela gelişmiş bir kimse ise, ruhen olgun bir kimse ise, onda bir istidat ve kabiliyet varsa buyuruluyor ki, bir yurdun su, bir lokma dahi onun yetişmesine kafidir buyuruyor. Hani öyle bir kabiliyet var ki, öyle bir kabiliyet var. Mesela Cüneydi Bağdadi Hazretleri Sırrı Sakati Hazretleri'nin nesidir? Yeğenidir, Cüneydi Bağdadi Hazretleri. Ama öyle bir gelişiyor ki, Sırrı Sakati Hazretleri bir müddet sonra undaki ruhani manevi gelişmeyi müşahede edince sohbetine oturmaya başlıyor ve bu misaller pek çok. Demek ki bir tarla gibi düşüneceğiz, tarla gibi düşüneceğiz.
O tarlanın yabani otlardır, çalılardır, taşlardır vesairedir, onlardan bir arıtılır. Ondan sonra ne yapılır? Tarla sürünür. Daha sonra, daha sonra tohum atılır, yağmur yağar. Yağmur ta derinliklerine kadar işler. Toprak artık tohum atmaya verimli bir hale geldiği zaman arz ettiğimiz gibi tohumu atar. Ondan sonra gelişmeye başlar. Bir müritle kalbimizi evvela ashable Bu Ala suresinde, Şem suresinde geçen ayeti celilesiyle evvela kötülüklerden arındırmaya gayret eder. Biz şimdi bunu tıpta bile görüyoruz. En azından bir melhem, sürüleceği zaman diyor ki, o yarayı bir temizlemek lazım. Temizliyorlar. Ondan sonra bu işlem başlıyor. Kalbimizi artık Allah korusun, yuhrifuhum mina zulumate ile nur ila ahirillahi salıkallahü lağim. Cenabı hak bizi zulümattan, küfürden, şirkten, nifaktan, büyük günahtan, küçük günahtan ve masivadan arıtmaya çalışıyor.
Bununla arındırıyor, istiğfarla arındırıyor o tarlanın. Yabani, artık otlardır, taşlardır vesaire neyse temizlendiği gibi istiğfarla arıtmaya çalışıyor. Tevhidle arıtmaya çalışıyor. Salatü selam ile arıtmaya çalışıyor. Ölüm tefekkürü ile de o arazi sürülüyor. Sürülüyor. Ondan sonra rabıta nedir? Bir yağmur gibidir. O da toprağın ta derinliklerine kadar işliyor. Atılan tohum Allah'ın izni ile ürün veriyor ve gelişmeye başlıyor. Bu şekilde düşünürüz biz. Bu sebeple ölüm tefekkürü çok önemli. Bizim yapmış olduğumuz Evrad ve Ezkar'da eğer eğer ben hiç kimseye biz şu şekilde, bu şekilde deme hakkımız yok ama kamil olan mürşid-i kamil bunu çok iyi hisseder, çok iyi hisseder. Ölüm tefekkürü onun gelişmesi için en önemli noktadır ve sorar. Der ki evladım böyle ölümü düşündüğünüz zaman size bir kaygı, bir keder veriyor mu? O zaman anlar.
Eğer derse ki mürid, efendim ben ölümü düşündüğüm zaman hakikaten çok büyük tesir ediyor. Öyle oluyor ki kötülüklere hiç meylim kalmıyor. Bir nedamet hasıl oluyor dediği zaman rabıta-i Şerife'yi ona tarif eder. Rabıta'da da aynen yağmur gibi kalbinin derinliklerine kadar istifade etmeye başlarsa ilk anda yanar. Aynen bir suyun diyelim ocağın üzerine koyuyoruz. Ne yapar? Isınır. Elimizi bile batıramayacak bir hale gel. Ondan sonra böyle hafif hafif atmaya başladık. Bir müddet sonra da olduğu gibi böyle gümbür gümbür kaynar. Daha sonra normal hale gelir. Aynen kalp bunun gibidir. Okuduğumuz istiğfarla, tevhidle, Sanat-ı Selami ile temizleniyor. Tefekkür mevt ile kötülüklerden arınıyor, bir nedamet meydana geliyor. Rabıta-ı Şerifede artık kalbi istifade etmeye başlıyor.
O ilahi nur, ilahi nur mürşid-i kamil vasıtasıyla kalbe indiği zaman kalbinde Hadis-i Şerif'te bildirildiği üzere, artık genişliyor. Öyle genişliyor ki zaten kamil olan mürşit şunu söylüyor. Diyor ki evladım, kalbinizi bu dünyanın yarı genişliğinde açın diyor. Bazen böyle bağırmalar, çağırmalar, kendinden geçmeler, çırpınmalar hep kalbin dar tutulmasından olur. Kalp çok geniş. Bir kimse Ravzai Pakı Nebi'de Ashab-ı Sofvede oturur. Otururken, orada itikafa girmiş, itikafa girmiş. Kalbine bir nur iner, ilahi bir nur, tahammülü zor. Orada bazı tanıdığı kimselere sorar fakat istediği cevabı alamaz. Hacı Hasan Efendi, Hadisallahu Sırr Hazretleri'ne sorar, buyurur ki kalbini geniş tut, bu dünyalardan daha geniş tut. Tuttuğu zaman rahatlar bir izni-i ilahi.
Diyorum ya ehil olan kimseler bilir bunu, yani bir doktor gelmişti de doktor dedi ki böyle bir cemaat içerisinde bu kardeşimiz rahatsız dedi. Ben bunu muayene edeceğim. Ben hissediyorum, bunun kalbinde bir rahatsızlık var dedi ve çözdüm. Nasıl maddi olan doktorlar zahiri hastalıkları tespit ettiği gibi biiznillahi Teala, kamil bir mürşit derhaldır. Zaten eğer huzuruna gelen bir kimsenin son anını, son halini, hangi noktalara geleceğini biiznillahi Teala hissetmezse mürşid-i kamil olamaz. Bir kere bunu hissedecek, bu yönlerde çok gelişmiş olacak. Bu sebeple mürşid-i kamilleri, mürşid-i kamilleri yetiştirirler. Mesela Şah-ı Nakşibend Hatesallahu Sırrı Hazretleri'ni ta kendisinden beş kutup önce olan mürşid-i kamiller müdahale ediyorlar, yetiştirmeye çalışıyorlar. Her noktada yetiştirirler. Hani bir mürşid-i kamil denildiği zaman sadece kostun üzerine oturmuş, tespihini alınmış.
Bunu çekmekle meşgul olan kimse değildir. Bunun yanında şu dünyadaki bütün hadiseleri Allah'ın izniyle en güzel şekilde bilir ve tespit eder. Bu sebeple derler ki, mesela bundan önce geçen Mürşid-i Kamil eğer devrimizde bulunsa vazife yapamazdı dediler. Çünkü devirlerine göre gel. Mesela bu devir nedir? Teknolojidir, internettir vesairedir. Bunlarda alem olur. Bunları çok iyi bilir ve müridanı da yönlendirir bu noktalarda. Hep yönlendirir. Der ki siz böyle kürsülerde, mihraplarda, minberlerde evet vaaz edilir, konuşulur ama asıl vaaz etmek, nasihat etmek, irşad bu yönlerle diye o yöne ağırlık verir ve onu en güzel şekilde dinimize hizmet için kullanırlar. Ölüm tefekkürü kalpte eğer böyle bir manevi sızı bir mahzuniyet meydana geldiği zaman rabıtası güzel olur. Ölüm nedir?
Bunu biz Ulemayı kiramızın beyanlarıyla vermeden önce Ali Radiyallahu Anh Efendimiz ölümü tarif ederken diyor ki ölüm nedir? Ölüm insana ne kadar yakındır? Diyorlar ki ya Ali insanın kaşı ile gözü arası kadardır. Diyelim ki ki kipliğine kadardır. Heretul-ü Lamel, bu uzun emeldir. O zaman diyorlar ki insanın tipliği ile gözünün arası, o zaman da heda tulul emel, uzun emeldir, buyurun. Sonra diyorlar ki yani siz tarif edin ve hatta devam ediyor. Diyorlar ki insanın gözünün karası ile beyazı kadar yakındır dediklerinde, beyazı kadardır dediklerinde bunda bile, bu da uzun emeldir diyor. Nedir ya Ali diyorlar. Gözünün beyazı ile siyahı arasından daha yakındır diyor ölüm. Hazreti Ali Radiyallahu Anh Efendimizin bu hususta çok güzel sözleri var. Birisi şu, yani insan hasta olacak da ondan sonra ölecek, böyle bir şey yok. Derler ki çok hasta başında ölü bekler.
Ölüm, ölüm insana ansızın gelir, kabir de amel sandığıdır. Bir gün Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Sallallahu Sırrı bir Ramazan-ı Şerif'te iftar sofrası, daha iftar olmadan önce konuşurlar, sohbet buyururlar. Bu sohbet esnasında evlatlarından kendisine muhabbet edenlerden Faik isminde birine şöyle bir nazar eder. Buyurur ki Faik ölüm belli olmaz. Böyle konuşmaya devam eder. O konuşma arasında tekrar yine Faik ölüm belli olmazdır. Ondan sonra yanındakilere der ki üstadımız bana çok dikkatli baktı, hemen vasiyetini yapmaya başı, yapar. Aman Allah uzun ömürler versin Faik Bey ne deseler bile yok dedi, efendim bana dikkat çekerek baktı ölüm hususunda. Daha iftar olmamış Kuran azimüşşan okunur iftar oluncaya kadar gözler hep yumulu bir vaziyette, yumulmuş bir vaziyette. O anda bir Allah sesi gelir, bakarlar ki Faik Bey bir tarafa devrilir.
Çenesini, bağlarını, ayağını, çeteler Sami Efendi Hazretleri rahatsız olmasın diye böyle bir kar yolunun altına veya bir şey de olabilir, çekyat da olabilir, üzerini örterler, Efendi Hazretleri rahat iftarını yapsın diye. Mübarek ellerini yıkayacağız zaman efendim der demez, payin ölümünü mü diyeceksiniz, o böyle bir mecliste ölmeye layıktır. Yani ölüm ansızın gelir. Hiç bilemeyiz. Mesela akşam sapasağlam yatar, sabaha kalkamaz. Artık ölüm böyle. Yalnız el kavru sandukul amel, kabir amel sandığıdır. Bizim memleketimizde hayat olarak pek düzgün değil ama Allah'ımız nedametler lütf eder, ihsan eder. Üstatımızın huzuruna gelir, Acasın Efendi Hazretleri'nin tebbeyidir ve sonra onun Medine-i Münevvere'ye büyük bir aşkı var, büyük bir muhabbeti var. Hatta oraya gittiğinde der ki işte beni bir araba çarpsak, ayağım kırılsa.
Deseler ki bunun işte cezası olarak ne istiyorsun, bana ikame verirlerse burada kalmam için ben hiç davacı oldum. Ne kadar samimiyse yedi mescitler var. Yedi mescitlerde arabada otururken yanındakiler de şakalaşıyor. O esnada ruhunu teslim eder. Onun için ikame arayan şirketin, şirketin sahiplerinden birisi der ki nerede Hamza Efendi, onu ikame buldum der. Birisi der ki elinden tutar, ben Hamza Efendi'yi sana göstereyim. Yıkanmış, teçhiz, tekvin işleri yapılmış, Ravza-i Paki Nebi'ye konulmuş Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Elinden tutar, bak işte Hamza Efendi budur der, ağlamaya başlar. O artık ikamesini Allah'ın Resulünden almıştır diyoruz biz, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Kardeşi onu ziyarete gittiğinde gece rüyasında müşahede eder. Der ki kardeşim buraya kolay girilmiyor, bu kabir amel sandığıdır. Aman ha ibadet ve taatte bulunalım. Geçmiş ümmetlerden tabii ömürleri uzun.
Üç sene, iki yüz sene, üç yüz, dört yüz sene yaşıyorlar. Deniyor ki ahir zaman ümmeti Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, altmış ile yetmiş arası ümmetin biçilir buyuruyor. Böyle duyunca diyor ki eğer bizim hayatımız böyle olsa da biz başımızı secdeye koy, kaldırmayız diye. Tasavvufi eserlerden biriydi, Elif Efendi dergahında odanın birisi tasavvufi eserlerle dolu. Orada bir mütalaada bulundum. Büyüklerimizden birisi sözlerinden naklediliyor, hayatı verildikten sonra. Orada buyruluyor ki hayatınızın kalan kısmını eğer Allah'a aşkla, muhabbetle, ibadetle, taatle, zikirle, fikirle, şükürle geçirirseniz, geçmiş hatalarınıza tövbe ederseniz, bir daha da tövbe-i nasuh ile o hataya dönmezseniz Cenabı Hak sizi bağışlar, geçmiş günahlarınızla esamü yübetdilullahu seyyiatim hasenat sevaplara, hasenata tebdil olur. Eğer aksi olursa Allah muhafaza buyursun. Kabir amel sandığıdır.
Efendimiz buyuruyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem, biz ölüm tefekkürüne giriş yapıyoruz şu an. Ve ameluh. Ölüyü üç şeyi takip eder. Ameli, ailesi, çocuğu, çoluğu ve malı. Zaten göz yumulduğu zaman mal mülk kalır. Daha sonra çoluk çocuk da dökülür. Sadece amelimiz, Allah'ın huzuruna varmaz. Bir de amel defteri kapanmayan kimseler vardır. Şam-ı Şerif'te Şam-ı Şerif'te bir devre bizim memleketimizden oraya tahsil için gidenler var. Oranın böyle talebelerine meşgul olan ilim ehillerinden bir tanesidir ki Türkiye'de nüfuzlu bir kimse varsa Türkiye'den bir konuşma yapsın da bir konuşma yapsın da biz bu öğrencilere bir yardımda bulunalım. Ararlar, üst lazımımızı gösterirler. Hacı Hasan Efendi, KaddeSallahü Sırrı Hazretleri'ni ayağa kalkar, konuşur tabii. O konuşmadığımız, konuşması içerisinde şu hadiseyi anlatır. Buyururlar ki velilerden birisi kabrin kenarından geçiyor.
Malum Cenabı Hak onlara bir velinin en küçük hali deniyor. Kabir haline vakıf olmaktır. Geçerken yandığını görür. İkinci bir geçişinde bakar ki o ateş sönmüş, nura inkılap olur. Sonra kabir haline vakıf olduğu için sorar dedim ki ben evvelki geçişimde ateş içerisinde görmüştüm. Neden bu halin senin nur oldu deyince, ben vefat ettikten sonra yavrum büyümüş, gelişmiş, annesi elinden tutmuş, onu Kuran kursuna götürmüş. Orada Bismillahirrahmanirrahim deyince malum amel defterini üç şeyi kapatmıyor. Birisi de salih evlat. Evladım salah hale geldiği için Cenabı hak benim narımı nura çevirdir. Ölümün alameti hususunda dediler ki ölümün alameti nedir? Ölümün alameti ne olacak? Dişi dökülecek, beli bükülecek, saçları ağaracak, artık güçten kuvvetten düşecek. Hayır diyor. Ölümün alameti doğmaktır. Bunun için bunun için Kus bin Saide Ukaz panayırında şu hutbeyi iradeler.
Ölüm gerçeğini bakın nasıl anlatıyor. Ey insanlar geliniz, dinleyiniz, belleğiniz, ibret alınız. Yaşayan ölür, ölen fena bulur. Olacak olur yağmur yağar, otlar biter, çocuklar doğar. Anaların babaların yerini tutar, sonra hepsi mahvolur gider. Vukuatın ardı arkası kesilmez, hepsi birbirini takip eder. Ölüm hususunda salihlerin ölümüne işaret etme babında söylüyorum ve gale nebiyiüs sallallahu teala aleyhi ve sellem Buyurulur ya, Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz Allah'ın huzuruna öyle varırsınız. Bazı gecelerde, mübarek gecelerde, kandillerde, kandil gecelerinde böyle bir yoğunlaşmalar oluyor. Bu şuna benziyor, bir öğrenci diyelim ki üniversite imtihanına girecek. Eğer günü gününe çalışacak olursa ne olur, başarıyı elde eder, ama imtihan çıkıp yaklaşmış, gözleri neredeyse uykusuzluktan kıpkırmızı olmuş zor.
Onun için ibadet ve taat efdalü taa ef Almış olduğumuz evrad ve ezkarımızı da günü gününe yapmaya gayret ederiz. Mesela cennette Tuğba ağacı anlatılıyor. Tuğba ağacından biz bir meyve aldığımız zaman yerine hemen Cenabı Hak lütf veriyor. Bunun sebebini şu şekilde açıklıyor, şu şekilde açıklıyorlar. Diyorlar ki ibadet ve taatini sabah namaz kılmış. Çünkü müminle münafığın ayrımını iki vakitten anlardı Ashab-ı Güzin Efendilerimiz. Birisi yatsı namazı, birisi de sabah namazı. Hadis-i şeriflerde var. Mesela sabah namazını kılıyor, ikinci yıl yine kılıyor ve devam ediyor şeri bir mazeret olmadığı müddetçe. Bakın ehli küfür diyor ki korkmayın, Müslümanlardan korkmayın. Siz sabah namazına bakın. Eğer sabah namazına cuma namazı gibi bir araya gelip toplanıp kılıyorlarsa o zaman endişe edin. Sabah namazı ve yatsı namazı. Namazını her an kılıyor.
Mesela biz Evrad ve Ezkar üzerinde durduğumuza göre Evrad ve Ezkarımızı terk etmiyoruz. Mesela onun yapılma vakti nedir? Seher vaktidir. Seher vaktini de yapamıyorsak yirmi dört saat içerisinde yapılır ama ehli tahkik buyuruyorlar ki seherde yapılmaz da gündüze bırakılırsa o kazaya bırakılan oruç gibi olur. Olmaz değil, olur. Belki kısım kısım da olabilir terk etmedense mutlak yapılır. Bir şoför kardeşimiz şunu anlattı bize, ben dedi şoförüm, Evrad ve Ezkarım da okuyorum dedi. Okuyorum yalnız terk ettim. Üç gün kadar terk ettim. Nasıl olduysa gözüm bir an böyle bir yumulur gibi oldu. Ders aldığım Mürşid-i Kamilim derhal hazır oldu. Buyurdu ki ahirette kendini unutturacak mısın? Bölümde kendini unutturacak mısın? Hesapta unutturacak mısın? Mizanda sıratta unutturacak mısın?
Dedem Rahmetullahi Ali Hazretleri, dedem, irtihal eden üstadımız böyle Habirinde ziyaretini yaptıktan sonra üç gün sonra buluşabilmiş. Üç gün sonra baba diyor, nasıl buldu vefatı. Çünkü yatırın, kaldırın diyordun. Evladım hiç onları bilmiyorum. Yalnız Fecr suresinin son ayetlerini okuyarak Cenabı Hakk'a kavuşun, Esselamne. Ya eyyetühennefsu'l mutmaimle iruciaik ile Rabbiki dememiş de Rabbikum. Dedemin evlatlarından başında bulunanlar var. Böyle okuyarak tamamlamış, demiş ki başımda Müstahım Esad-ı Erbili Hazretleri vardı, hiç endişem olmadı. Kabirde de başımdaydı. Hatta melekler geldiler, dediler ki bu bir üç aymış, ilmiyle amel eden bir kimseymiş. Üç aylarında da vefat etmiş, Recep-i Şerif'te vefat etmiş, başında da üstazı var deyip ayrılmışlar Ama Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor, ya Fatıma, Resulullah'ın kızıyım diye aman ha gaflete düşmeyelim.
Ya Ayşe, Resulullah'ın Radıyallahu Anh'a zevcesiyim diye bir iftihar hali olmaz onlarda, gayret edelim buyuruyor. Sizi de hatırlayamayacağım anlar olacak. Mizanda, sıratta, mahşerde bulunuyor. Hatta Hazreti Fatıma Radıyallahu Anhemize, Ya Fatıma secdelerle bana yardımcı ol buyuruyor ki o çok mühim bir andır. Mesela Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın torunları Hazreti Hasan Radıyallahu Anh son anlarında çok gözyaşlarıyla vefat ediyor. Diyorlar ki neden ağlıyorsun, sen Resulullah'ın torunusun. Ben diyor bilmediğim bir huzura varıyorum, acaba nasıl karşılanırım demiştin. Her kim Cenabıhakk'a kavuşmayı dilerse Allah da ona kavuşmayı diler ve her kim Allah'a kavuşmayı hoş görmezse Cenabı hak da ona, ona kavuşmayı hoş görmez. Burada Ehlullah'ın, Allah'ın sevgili dostlarının Cenabıhakk'a kavuşma anları var.
Bir tanesi şu, Cüneyd-i Bağda diye Ebu'l Said Arraz'ın ölüm anında çok vecd ve coşku içinde olduğunu söylediler. Dediler ki bir coşkunluk var, kendisinde bir, ne bileyim fevkalade bir durum var dediklerinde, bunun sebebi ne olabilir dediler. Hazreti Cüneyd, KaddeSallahü Sırra şu cevabı verdi. Ruhu ona iştiyakla uçan kimsenin halinde şaşılacak ne var? Kettani Gatta Sallallahü Sırrı Hazretleri'ne ne gibi amelin vardır diye sordular. Dedi ki eğer son anım olmasa demezdim. Artık Rabbime kavuşuyorum diyebilirim. Tam kırk yıl kalbimin kapısında bekledim. Ne zaman Allah'tan başka başka bir şey kalbime girmek istediyse onu hemen kovdum demiştir. Demek ki gönüllerinde kir diye hiçbir şey koymamışlar. Böyle nefisten zaten o gibi insanlar konuşmaz. Nefis diye bir problemleri yok, ruhun kemalidir, zulmetten perdeleri aralamışlardır, Nurdan perdeler onda Rabbimize doğru koşmaktadırlar. Bu konu uzun.
Cüneydi Bağdadi, Haddisallahu Sırra, la ilahe illallah de deyince onu unutmadım ki hatırlayayım dedi. Ölmek üzere olan kimseye Kelime-i Tevhid'i telkin edin, buyurunuyor. Dediler La ilahe illallah, dersen o sekerat halinde belki karşı çıkacaktır. Bizzat şahidi olunan bir durum var. Yillarca din görevlisidir, din görevlisidir. Kelime-i tevhidi oku baba dediklerinde bu zamana kadar okudum da ne oldu? Allah korusun. Cenabı Hak muhafaza buyursun. Birkaç hususu beyan etmek istiyorum. La ilahe illallah deyince Cüneydi Bağdadi Hazretleri onu unutmadım ki hatırlayayım demiştir. O kalbimde hazır haldedir, orayı imar eder, onu unutmuş değilim ki hatırlayayım, onu benim o benim mevlamdır, dayandığım varlıktır, ondan ne kadar çok nasip almışımdır demiştir. Yine bildiğimiz bir husustur. Mesela Yavuz Sultan Selim'in irtihal anında innediğimi var yanında, doktoru var. Hasan Can çok yakınıdır.
Der ki sultanım artık Rabbimize kavuşmak am dediği zaman söylediği söz çok mühimdir. Hasan Can, ya sen bizi şimdiye kadar kiminle bilirdin demişti. İmam-ı Gazali'ye göre takva ehli insanlar ölümden korktular ama sufiler, Şuttar Tarifi olan, Şuttar ilahi aşk ile kendinden geçen kimseler demektir. Vecd hali, vecd bir coşkunluktur. Cezbe hali kalbin Cenabıhakk'a rabt olmasıdır. Bu manevi coşkunluk içerisinde olan kimseler. Bunlar için ölüm vuslattır, Cenabıhakk'a kavuşmadır, korkulacak bir şey değildir demişlerdir. Bizzat şahit olduğum ve yaşadığım bir hususu biiznillahi Teala anlatmak istiyorum. Sami Efendi Hazretleri futbol aktabtır. Hemen yanında Gavsirli Azam ve kutbu cihan olan Hacı Hasan Efendi Kaddise Allahühiü. Bakın aralarında konuşmalara şahit oldum. Biri şuydu, üstadımız dedi ki efendim kabir bana kavurma gibi kokuyor. Bu neden? Cenabı Hakk'ın müşahededen şüphesiz.
Fiziki ölümle beraber tam bir vuslat hali meydana gelir. Bu vuslat halinin meydana gelmesi esalne. Ya eyyetühen nefsül mutmainle gir ciai ila rabbik, asıl önemli olan budur. Bir ciai ila rabbik hitabına mazhar olmadıkça vuslat meydana gelmez. Onun için deniyor ki bakın nefsimizin mertebelerini geçmek için dersler yüksek olabilir ama bizim nefsimizin ıslahı önemlidir. Bir dağ düşünelim, dağa tırmanıyoruz bir. Ondan sonra, ondan sonra bir düzlüğe erişiyoruz. Biz emmarede nefsimiz ne emrediyor onu yapıyorsak, Allah korusun gayret edip bundan kurtulur da levvame hali olursa, kötülüğü işliyor ama bir nedamet var, mülhemede kötülüğün arzu ve isteği gönülden geçmemiş ama yapmıyor. Mutmainnede ise tamamen sönmüştür. Kötülük tamamen sönmüştür. Bu hale geldiği zaman, saatlerin indi ilahide, kabulünü, kabulünü ehli irfan haber verir. Ey itminana ermiş, yani huzura ermiş demek bu. Rabbine dön.
Allahutaala başka makamlardaki nefse bu daveti yapmaz. Ancak mutmainne halinde olan kimselere, nefsi huzura ererse, bu kimseyi kendisine Mevla'mız davet ediyor. Bizim bir hocamız irtihal etti İpek Hocamız diye. Bu zarf böyle aylar sürdü herhalde. Aylar sürdü, yoğun bakımda kaldı ama çok rahat nefes alıyor. Hatta doktorlar bile dediler. Dediler ki böyle bir sıkıntılı durumu yok, çok rahat. Onun rahat oluşunun sebebi ehli tahkikin müşahedesine göre Rabbimizin onu davetinden dolayıdır. Cenabı Hak muhafaza buyursun okuyacağım Ayet-i Celileler Bir de şöyle demektedirler, bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Ölürüz, yaşarız, bizi öldüren ise zamandan başka değildir. Halbuki onların bu konuda bir bilgileri yoktur. Onlar sadece boş iddialarda bulunuyorlar essanger. Onlar hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdan ibarettir. Biz bir daha diriltilecek değiliz demişlerdir.
Müminun suresinde otuz yedinci Ayetellah çünkü bu dünyada yaşadığımız hayattan başka bir hayat yoktur. Bir nesil ölüp gider, ardından yeni bir nesil gelir, yani sadece bir kere ölür, bir kere yaşarız fakat asla yeniden diriltilecek değiliz. Her kul öldüğü hal üzere diriltilir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyorlar. Her gün her gece zaten ölüp diriliyoruz biz çünkü uyku ölümün arkadaştır bu oluyor. Akşam yatıyoruz, bunu bir ölüm kabul edelim. Hatta küçük ölümdür sufiler buna, küçük ölüm. Ondan sonra kalkıyoruz. Kalktığımızda denir. Daha başka dualar da vardır. Mesela Allah'ım şu dünyada bize haşr-ı neşri gösteriyor. Bunu deyince hemen hatırıma Şemsetdini Sivasi Hazretleri geldi. Bunda gördüğü haşr-ü neşr-i nefha-yı sur olmadan, bu bir fiziki ölüm var, bir bedenin ölümü var. Buna tabii ölüm derler. E bir de iradi ölüm var.
Bu da kötü ahlaktan kurtulup güzel ahlak ile memnun olmak, ahlaklanmak suretiyle mutu kable ente mutu sırrına mazhar olan kimselerdir. Asıl ahiret haber verilirken Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bir odadan diğer bir odaya geçiş buyurduğu budur işte. Hatta Efendimizin cennetteki daveti de budur. Mutu kable entemutu. İnşallah izahına çalışırız. Biz mesela kış mevsiminde bakıyoruz tabiata. Tabiatta hiçbir eser yok ama baharın gelişiyle tekrar diriliyor. Kışın ölen yeryüzünü dirilten Rabbimiz başka hiçbir şey veya tesadüf bunu, olanı yapamaz yani mümkün değildir. Baharın yeryüzünü diriltmeye gücü yeten Cenabı Hak, elbette haşrin baharında da kıyametle ölmüş olan bütün kainatı da diriltir. Daha misalleri vardır. Mesela altmış yıllık bir hayat içerisinde insan bunu kendi vücudunda yaşıyor. Hücrelerimiz üç defa değişiyor, altmış yaşına kadar üç defa değişiyor.
Hücreler değişiyor, dönüyor, tekrar meydana geliyor. Allah'ımız kendi vücudumuzda gösteriyor. Eshairbillah. Al-i İman yüz seksen beş, her canlı ölüme tadacak ve kazandığınız ödüller size ancak diriliş gününde verilecektir o halde. Her kim ateşten kurtarılıp cennete konulursa işte o gerçek anlamda başarıyı elde etmiş ve kurtuluşa ermiş demektir. Yoksa şu dünya hayatı cezbedici fakat aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Rabbimiz, nefsimizin de ölüp asıl hayata kavuşmamızı bildiren Bakara Suresi'nin elli dördüncü Ayet Celilesi'nde şöyle buyuruyor Essalü'l-Fetubu ile bariyukum haptu lu enfüsekum. Yaradanınıza tövbe edip nefislerinizi öldürün, ıslah edin. Tövbe ile rabbik, tövbe et, Rabbine dön.
Gafletten uyan, baktul nefseke bir muhalefeti hevaha, nefsini nefsine karşı çıkmak suretiyle onun arzu ve isteklerine sen hayata kavuş, hele alleha tahya bir müşahedei mevliha, bu sayede müşahede haliyle. Müşahedenin sadece bir maddesini söyleyebilirim, o da gönülde hiçbir perdenin kalmamasıdır, Cenabıhakk'a bizzat mülaki olmaktır. Konuya yeni yeni girmeye çalışıyoruz. O da, o da nefsin ölümü, güzel ahlakın zuhuru. Birisi, tabii bu ifade ettik zaten, tabii bir ölüm, ecelin gelmesiyle ama bir ölüm daha vardır ki o da nefsin irşadı ve ıslahı, güzel ahlak ile ahlaklanma, ıslahı güzel ahlak ile ahlaklanmaktır. Bunu da şu şekilde izah etmişlerdir. Mevtü ahmer, mevtü esved, mevtü ebyad ve mevtü aktar. İnşallah bununla tamamlamaya çalışalım. Bazı notlar da var elimizde, bazı değil, çok notlar var bir iznayethane.
Emmel mevtul ahmer, kırmızı ölüm, feve muhalepetü'l heva, nefsimizin arzusuna karşı çıkmaktır, kısa kısa geçiyor yalnız. Ve emmel mevtul esved, öve tahammülü'l eza, bu insanlardan gelen emmel mevtu'l Ebi yav, beyaz ölüm, ehuvel cur, o da karnımızı tıka basa doyurmamak, böyle dünyanın yiyeceği ve içeceği ile kendimizi oyalamamaktır. İbrahim bin Ethem Hazretleri'nin buyurduğu gibi Kuddise Allahüu Sırra buyuruyor ki dünyadan insanlar hiçbir şey tatmadan çıkıp giriyorlar. Aman üst lazım diyorlar, sabah kahvaltısı var. Belki İkindi'ye yakın da olabilir, sonra da olur. Bir de yatmadan önce olur. Hayır hayır diyor, ben marifetullah'ı diyorum. Ve emmel Memtu'l Ahtar, bu yeşil ölüm, fevelüb'sü'l murakkaad. Ha bu da eski elbise giymek. Bundan maksat şu, yani isterse insan yeni elbise giysin. Çünkü Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz kişi elbisesinin ve nalinin güzel olmasını sever.
Fakat hakkı kaybetmemek ve üstünlük taslamamak suretiyledir diye buyuruyorlar. Vegatruviye İbnü'l Mübarek Fizzüd, Ebu Nuaym filheliye, Anibn-i Mes'udün Radiyallahu Anhü'l-Mümini rahatun dune liga illai azze ve celle. Buyuruluyor ki Allahü Zülcelal'a kavuşmak ile ancak insan huzura erer. Müminin rahatı ancak mevdaıdır Celle Celalühü. Elimizde yine notlar mevcut. Buyuruyor ki Arifani İlahi bize cennetin tadı yoktur ancak Cemalullah'la o tat ve o lezzet hasıl olur. Konunun uzun olması hasebiyle el mevtul mevt, Al-i İman suresi üç yüz seksen beşinci ayet celle. Ebu Hüreyre Radıyallahu Anh Hazretleri'nden rivayet ediliyor, buyuruyor ki lezzetleri gideren ölümü çok hatırlayınız. Demek ki Evrad ve Ezkarımızda onun neredeyse bel kemiği durumunda olan ölüm tefekkürüdür. Ölüm tefekkürü iyi olduğu zaman rabıta da güzel olacaktır.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kavlihu sallallahu aleyhi ve sellem, el gavur ravlatum min riyadıl cennet ev fufratum min perinnaer buyuruyor. Kabir ya cennet bahçesidir ya da cehennem çukur, çukurudur es-Sami. Bir de kendi iyiliğiniz için illeriye hazırlık yapın. İleride size fayda verecek sağlıklı bir nesil yetiştirin. Ahirette sizi kurtaracak güzel davranışlarda bulunmayı da ihmal etmeyin. Allah'a Celle Celalühü karşı gelmekten de sakının ve sonunda onun huzuruna çıkacağınızı bilin ey peygambersiniz. Bu ilkelere bağlı olan müminleri dünya ve ahiret nimetleriyle müjdele buyuruluyor. Kim dünyaya kalbini kaptırmazsa, bak el demiyoruz, bunu Abdülkadir Geylani Hazretleri, Kaddafi Allah'ın Yani bu kesede, kasada, evde caiz ama kalpte caiz değildir buyurmuştur. Bu şekilde olacak.
Yine büyüklerimizin ifadesine göre dünyayı şu şekilde tarif etmişler, Mesela arabanın motoru ile onun direksiyonu bir değildir. İkisi de bir ayrıdır. Motor arabanın çalışmasını, direksiyon ise yolu tayin eder. Direksiyon dünya işlerini tedvir eder, ayarlar ama kalp Cenabı Hakk'ı zikirle meşgul olur. Çok güzel ifade buyurulmuşlar. Buyuruluyor ayeti celile-i Cemile'de bir kere feneri önümüzde götürmemiz gerekiyor, arkadan değil. Daha bu dünyada iken kabrimizi hazırlamamız, şimdi evliliklerde görüyoruz. Hiç kayınvalidesinin, kayınbabasının bulunduğu eve gelin. Her şey hazırlanıyor. Çeyiz nereye iniyor? Evlenecek olan o çiftler evi hazırlamışlar. Her şeyi donatıyorlar, düzeltiyorlar. Ondan sonra eve giriyorlar. Bizim ahiret evimiz de aynen fırına benziyor. Daha buradan orayı tanzim edip orayı düzeltmemiz icap ediyor. Ey insanlar, Allah'ın verdiği söz gerçektir.
Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. O aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırmasın. Şeytanın isminin birisi de garur'dur malum. Şüphe yok ki şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman bilin. Çünkü o kendisine uyacaklara, yakıcı ateşin mahkumlarından olsunlar diye çağrıda bulunur buyruluyor. Diğer Hadis-i Şeriflere geçiyorum. Sizden hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan ötürü ölümü asla temenni etmesin. Şayet ölümü istercesine olağanüstü bir darlık içinde kalırsa o zaman şöyle desin. Allahümmahyimi ma kenetil hayatu hayralli ve teaffeni ize kenetil vefa, vefatu hayralli, şu şekilde efendimiz ne güzel bize yol gösteriyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Allah'ım benim için yaşamak hayırlı olduğun müddetçe beni yaşar, benim için ölüm hayırlı olduğu vakit de beni öldür buyuruyorlar. Demek ki intihar halleri, bilmem planları Cenabı Hak olsun. Muhafaza etsin, esammül.
Cuma suresinde birinci sahibinden en alt kısmında geçen, demin onu hayatımızı özetlediği gibi bunun yanında şunu görüyoruz. İnsanı psikoloji durumuna haberliyor. Efendimizin Hatabana Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ala'nakatil Ced'a diye kırk hutbenin içerisinde bir hutbesi var ki çok vecizdir. Nebi Ekrem Efendimiz Ced'a adında devesinin üzerinde şöyle bir kitapta bulunuyor. Sanki diyor bizim halimiz, Nebi Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz başkalarının üzerine yazılmış gibi. Biz onların miraslarını diyor hiç çekinmeden yiyip içiyoruz ama ölümü hatırlamıyoruz. Ayet-i Celile bunu bildiriyor, bununla tamamlayalım inşallah. Onlara de ki ne yaparsanız yapın kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm sizi eninde sonunda yakalayacaktır. Fakat ölünce her şey bitmeyecek. Sonra da gizli açık her şeyi bilen Rabbinizin huzuruna çıkarılacaksınız.
Ayrı bir konu olarak inşallah vakit bulursak ele alırız. Her şey ölünce bitmez, hayatın başlangıcıdır ölüm ve o bu dünyada yaptığınız her şeyi gözlerinizin önüne serecektir. Gaflete dalan, gülüp oynayan kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul bedbahttır. Azan haddi aşan nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan kul ne bedbahttır. Tirmizi Sıfatü'l Kıyame adlı konuda geçmektedir. Tekrar yine Allahü Zülcelal'e kavuşmaktaki hususlar beyan buyrulur. Yalnız çok önemli gördüğüm bir hususu Hadis-i Şerif münaviden Feyzulkadir, onu da tamamlayayım. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz. Öldüğünde cennet mekan olmak istiyorsan yaşarken cehennem mekanlardan uzak durmalısın. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha. Çok teşekkür ederiz efendim. Allah razı olsun. Su gibi bir dersti. Çok Allah razı olsun. Keşke biraz daha devam etseydiniz.
Hiç soru bile sormasaydık efendim, o kadar güzel bir dersti. Konu da ölümdü ama herhalde ölüm ancak böyle anlatılırdı. Allah bize istifade ettirsin. Efendim bazen kendi ölümümüzü düşündüğümüzde, işte tefekkür-ü mevt yaparken yahut bazı yakınlarımızın ölüm ölümünü düşündüğümüzde kişide bir korku halinin oluşması, yani bir acaba Cenabı Hak tarafından ilahi bir uyarı mıdır yoksa kişinin manevi zayıflığından kaynaklı mıdır diye bir soru var. İki husus da olabilir. İki husus da olabilir. Peki nasıl ayırt edebiliriz efendim? Biz ayırt ederiz. Acağı seni dendiği gibi olur da kabir bana kavurma gibi kokuyor dersen o olur. Allah bize nasip etsin efendim. Efendim, bugün de hep bahsedildi. Özellikle sizden de şöyle bir soru var.
Böyle büyüklerimiz derse başlarken, bu gerek kitaplarda okuduğunuzdan ve özellikle de büyüklerin yanında bulunurken gördüğünüz, onlar derse nasıl bir hazırlıkla başlarlardı, nasıl abdest alırlardı, huzurda nasıl dururlardı diye bir soru var efendim. Çok güzel bir soru. Bunu Sami Efendi hazretlerimi de soruyorlar. Efendim abdesti nasıl alalım, namazı nasıl kılalım, evlat ve ezkarını nasıl okuyalım acaba sizin okuduğunuz bir vird var mı, onu çekelim biz. Biz istiğfar okuyoruz Tevhid aleyhissalatü vesselam ama sizin okuduğumuz başka ne var bird olarak deyince aynısını okuyorum fakat perhizlere dikkat ediyor. Perhiz malum. Neydi efendim perhiz? Yani bidonu delmemek. Mesela bidona su koyduk değil mi? Delik olacak olursa şıp şıp şıp damlamak suretiyle içinde hiçbir şey kalmaz. Aynen bunun gibi.
Ambar, Mevlana'mızın istersen bir zalim olsun, ambar delik deşik olursa fareler o mahsulde bir hayır koymaz, o mahsulün bir hayrını koymaz. Şimdi kalbimizde yaptığımız namaz, oruç, hac, zekat, ibadet, cihadımız, tebliğimiz, davetimiz, Allah için sevimiz, Allah için buğzumuz vesaire hususların bizde faydalı olabilmesi için gözümüzün harama bakmaması gerekir. Kalbin deliklerinden birisi bu. Şerili bakmaması, asetle bakmaması, sevgiyle, muhabbetle. Mesela korumak suretiyle Allah'ım esirge diyerek. Böyle koru Yarabbim, bu ne güzel bir kimse Ya Rabbi, sen her türlü tehlikelerden azade eyle diye yalvarabilmek, kulağımızın uygunsuz sözü dinlemesi kalp bidonunun delinmesi demektir. Herhalde anlaşılmıştır. Bu mesele bu kadar hassas yani efendim. Değil harama bakmak, göz kötü bir düşünce hasetle bile. Şimdi canım var Rızacığım, şimdi Allah'ımız bir şeyi yasaklarken, diyelim ki bir şey yasaklanır.
Yasaklanırken, yasaklanırken Mevla-yı Zülcelal o yasağın yollarını da kapatıyor Mevla. Mesela burada geçiyor, tesame. Vela tekrabu zina innehu kene fehişe zinaya garip bile olmayın. Nedir o garip bile olmayın? Gözünüzle harama bakmayın, dilinizle dilleşmeyin, elinizle de elleşmeyin. Yani Ehlullah öyle riayet etmiş ki bir dişi hayvana bile bakmamış. Mesela velilerden bizzat rahatsız, ayağı ovalanması gerekiyor, derhal bir anda çekmiş. Efendim neden? Çünkü taze bir el acaba genç elimi yedirmiş, incedir, hassastır. Cenabı Hak başta bize tesir ümmetullah, ihsan etsin. Amin, estağfurullah. İyi ki kardeş ister misin? Efendim özellikle birkaç haftadır hani rabıta konusu da konuşuldu. Özellikle kalbin geniş açılması, bugün hani Hacı Hasan efendimizden de nakil yapıldı. Kalbini dünyanın yarısı kadar düşünebilmek, yani bunu nasıl başarabiliriz, bu nasıl olur diye çok soru geliyor efendim.
Çok güzel. Şimdi rabıta deyince rabıta daha iyi işlenmedi. Mesela yemek rabıtası vardı, bizim onu anlatmadı. Mesela biz ekmeği aldık yiyoruz ya, bu ekmekte öyle bir rabıta, öyle bir muharebe var ki, düşünmüyorum ki. Diyor ki bu bir tohumdu diyor, bir buğday tanesiydi. Toprağa atıldı. Ondan sonra ve ölümün asıl anlatılma yeri de buradadır. Eğer Kuran-ı Kerim'de geçer toprağın altında o çürümüş bir hale gelmedikçe böyle dağılacak bir hale gelir, ondan sonra filiz veriyor. Burada bir mümin, bir mümin ölüm tefekkürüyle öyle bir hale geliyor ki nefsinden bir eser kalmıyor. Ondan sonra toprağın yüzüne vurup, yüzüne vurup bir fide haline geliyor. Yani ölüm, yani yine ölümü öyle bir şey ki, dünya şu gözün kapağı gibi. Bu gözün kapağını açtığımız zaman ahirete dikilir, göz.
Eğer biz o toprağa atılan tohum erimeyecek olursa toprağın altında, onların ölümü zor olur bu ölüm ve birden misal budur, birden misal bu. Neden zor olur derseniz, Rabbimiz bize Muhammed Suresi'nde bulabilirsem gösteririm. O da şu, onların yüzlerine ve arkalarına vurulur buyuruyor Cenabı Hak. Ölüm anında öyle olur ki buyruluyor, Muhammed Suresi'ne söylüyor. Muhammed Suresi'nde işte. Aynen o tohumun, tohumun toprağın altında çürüyecek olursa biz kendi nefsimizi çürütmedikçe olmaz. Eğer çürümezse onun bir fidan haline gelmesi mümkün değildir. Mevlamız öyle buyuruyor, melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri nasıl olacak? Yani o oruç dedemin burada şiirlerinden okuyamadık, yani yetişmiyor. Mevzu çok uzun bir nethane, yetişmiyor. Ateşlendir topuzu diyor ve vurulduğu zaman vücudunun parçası kına gibi kalmıyor, kınadan da daha ince bir hale geliyor.
Öyle kolay değil mi o hayat? Öyle yüzünden bayağı basit, adet kabilinden düşünmememiz gerekiyor. Öyle ki yine anlatamadık biz, şimdi söyleyeyim, öyle ölüm tefekkürü yapmışlar ki yıkayıcının kendi vücutlarında ellerini hissetmişler. Öyle ölüm tefekkürü yapılmış. Evet. Evet. Çok nazik bir konu, çok nazik bir konu. Mesela orada dört husus geçti. Esved ölüm, yeşil, beyaz diye geçti. Dört ölümü tatmaz yani onların izahını yapmadık biz. Evet, dinliyorum. Evet efendim. Kalbin geniş isteme ısısı o tasavvur ediyor kalbini. Şimdi eğer bu kardeşimi sorar rabıta yapıyorsa bunu sormaz zaten. Şöyle çok geniş düşünür kalbini. Hacı Hasen Efendimizin kitaplarını okuyorsa, Sami Efendi Hazretlerinin sohbetlerini dinliyorsa sorma. Zaten bu sorulan soruları biz kardeşlerimize büyük saygı duyduğum için konuşuyorum. Yoksa görüşmelerin içerisinde hepsi geçti bunlar. Bu fazladan olduğunu biliyorum, olsun.
Yine de bizim çok saygı duymamız lazım dinleyicilerimize. Efendim buyurdunuz ki tefekkür ümmeti sağlam olursa kişinin rabıtası o kadar iyi ve düzgün olur buyurdunuz. Sonra işte kalbin hallerinden bahsettiniz, yanar, batar. Bu hal uzun sürer mi? Mesela bir yıl sürer mi? Bu batmalar vesairenin süresi böyle çok uzun olur mu? Yoksa uzun oluyorsa bir mürid, yani ne yapmalı efendim? Ve eğer bu Hacı Hasan efendimizin evladıysa onunki kirler zahiri ve batıni şifa tarifinde hafta geçmez dersini gelir, görüşür buyuruyor. Hafta geçmez. Bu kabiliyete göre değişir. Bir saat içinde de hepsini geçebilir. Bir saat içerisinde seyr-i sülukunu tamamlayan da olur. Bizim gibi Allah korusun altmış yılda yapamayan da olur. Bu azme bağlı, gayrete bağlı, çalışmaya bağlı. Şunu söyleyeyim, bizim sitemizde de var. Tasavvufa ait eserleri kardeşlerimiz okusun bir, Hacı Hazin efendimizin zahiri batımı şifa tarifi.
Sohbetlerini mutlaka okusunlar, Sami Efendi Hazretlerinin özellikle diğer eserleri okumasın demiyoruz biz. Mutlak okuyalım. Ondan sonra göreceğiz ne kadar önemli olduğunu. Şimdi musahabeleri kaç kere okuduğumu diyemem. Yeni musahabe beş. Okuduğumda aldığım notlar var, hayran kalmamak mümkün değil. O aldığım notlarda Sami Efendi Hazretlerinin mesela beşinci musahabe de hadis-i şerifleri işliyor. Öyle işliyor ki ben hayran kaldım, hayran kaldım. Onun ifadesine bak birisini söyleyeceğim. Şah Veliyyullah Dihlevi der ki bir insanın meleği alaya, meleği alaya bir bilsen, boyun eğmesini, Allah'ın ilhamına kavuşmada kendinden geçmesini, hakkın muradı içinde, bakın ne kadar önemli, hakkın muradı içinde fani olmasını gerçekleştirmek ve kendisini olgunlaştırmak üzere işlediği her bir ameldir. Hakkın muradında fani oluyor. Bak kendisinden eser kalmıyor. Okunması lazım.
Eğer öyle olursa bize çok faydası olur o soru soranlarımız. Zaten bütün sorduklarında görüyorum ben, bu izni müşahede ediyorum. Konuşmalarımıza hep geçti onlar, o sordukları. İnşallah bunu dinlerlerse, tekrar tekrar dinlediklerinde, görecekler. O sorularının cevapları var. Dediğim meselelere de müracaat edilirse orada da mevcuttur. Sorular genelde bu minvaldeydi efendim. Allah razı olsun. Doğrusu yine, yine varsa dinlerim, şeyi değil. Allah için emeğimizi biz esirgemeyiz Allah'ımızın kulları. Çok, Cenabı Allah ömrünüze bereket versin. Bizlere de istifade etmek, sizleri anlayabilmek nasip etsin. Sorularımız bu şekilde efendim. Çok teşekkür ederiz. Son söylemek istediğiniz bir şey varsa. Asıl bir sehek ürünleri. Son diğerini bir mütalaa istiyor. Günlük bir program olsun. Böyle Kuran-ı Kerim'den okumadığımız hiçbir gün olmasın. Ondan sonra ilmihal bilgisi çok önemli.
Bir de ibadet ve taatleri yaparken takva esasına riayet ederek yapalım. Bu çok görünüyor. Hayatımızda müttaki bir hayat yaşayanımız çok nadir. Bu da bizi çok üzülüyor. Hem kendimize üzülüyoruz hem de etrafımıza takva hayatı muttaki olmamız gerekir. İnşallah efendim, duanız bereketiyle Rabbim bize öyle olmayı nasip etsin. Hürmetlerimizi arz ederiz. Tüm katılımcılarımıza teşekkür ederiz. Son bir kez daha hatırlatalım. Normalde on beş günde birdi ama geçen hafta dersimiz olmadığı için peş peşe olacak. Haftaya da yine inşallah Allah nasip ederse dersimiz olacak. Böyle dersek her hafta isterler Allah'ın izniyle. Elhamdülillah efendim, inşallah. Çünkü biz de onu merak duyamıyoruz. Allah razı olsun efendim. Bize zaman ayırıyorsunuz. Cenabı Allah öbürünüze bereket versin. Çok teşekkür ederiz efendim. Hürmetli hayırlı geceler diliyoruz. Allah'a emanet olunuz. Ülkemize de hayırlı günler.
Amin, amin efendim. Şerilerden olsun. Amin, inşallah efendim.