Görüşmemizin özeti, Muhsin kardeşimizin okumuş olduğu Kuran-ı Kerim'in, ayat-ı ilahiyenin hepsinin içerisinde. Dinledim. Başta okunmuş olduğu Fetih Suresi'nde, Esanı, Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde Cenab-ı Hak yardım eder. Eğer biz onun yolunda olursak, Habibi edibinin sallallahu teala aleyhi ve sellem sünneti seniyesine dikkat edersek, evliyaullahın edebine, ahlakına riayet ettiğimiz sürece yardım bizimle beraberdir. Yine baktım, okuduğu ayeti celile-i cemile'de Nasr Suresi. Şimdi Fetih Suresi'nde büyük bir fethin olacağı haber veriliyor, fethin gerçekleştirileceği. Bu Nasr Suresi'ne gelindiği zaman artık yardım gelmiştir. Allah'ımız yardımını artık indirmiştir. Geçenlerde böyle haberlerde dinliyorum. Çok acayip işler. Siz de görüyorsunuz bunu. Mesela Kuran-ı Azimüşşan ayat-ı ilahiyeyi ele alırken bu diyor, şu kavme inmiştir. Şu kabileye inmiştir.
Şu millete inmiştir. Evet, onlara inmiştir ama bütün umumu ihata eder. Hepsini içerisine alır. Bundan dolayı ilim ehline çok büyük ihtiyacımız var. Cenab-ı Hak, ilim lütfetmediği kimseye velayet de vermez. Bizim fıkhımızda mesela iki cenaze zuhur etti diyelim. Eğer ilmiyle amil bir kimse ise, öncülüğü O'na tanırlar. İlim, Allah'ımızın ilk sıfatıdır. Bundan dolayı mürşid-i kamillerimize bakıyoruz, hakeza. Hepsi, bu Farsça bir kelimedir, Farsça bir kelime. Hep ilim ehli kimselerdir. Bunlara yol, bize yol gösteren hep mürşid-i kamillerimiz, bir ilmin sahibidir. Bu sebeple diyoruz ki aman ha bir tavsama, bir gevşeme diye bir şey olmasın. İşte bu hastalıktan dolayı görüyorsunuz ya, belediyeler gün içerisinde beş altı defa belki dikkat deyip bu hastalıktan nasıl korunulması gerekir bunu söylüyor. Şimdi bizim manevi hastalıklardan korunmamız için yazmıştık.
Daha bu hastalık başlar başlamaz herkesin elinde kaldığı bir zamandı hepimizin. Gördük ki adap risalesinden bir sahife olsun. Müsaabelerden mutlaka okuyalım. Şunu gördüm. Okudum. Müsaabeleri elhamdülillah, çünkü Sami Efendi hazretlerini, abdestallahü sübhanallahü sübhanallahü sübhanallahü sübhanımızla ziyaret ettiğimde ismiyle verilmiyordu kitaplar. Mahmut Hakkı diye çıkardı. Sonra mübarek isimlerini artık koymaya başladılar. Buna öyle bir seviniyor ki. Buyurdular ki ismimle artık çıkıyor. Üstadımızda de ki, efendim, ben bir kitaptan üç adet alıyorum ta, torunlarıma bile kalsın diye. Tav o günden beri okumamıza rağmen, her okuyuşumuzda değişiyor. Bunda dikkat edelim dedim ve not aldım. Efendimizin mübarek sözlerinde öyle esaslar var ki, sonra eserleri gördüğüm kadarıyla fıkhımızı ifade ediyor. Nasıl diyeceksiniz. Dikkat edilirse eserlerinde kendi görüşlerini beyan yok.
Hep ulema-i kiramdan almış. Bu Fahreddin Razi Hazretlerinin tefsirinde böyle görüşüyorum hocalarımızla. Diyor bu ki, bir sonuç yok. Neden? Bu diyor, diğer ilim erbabına olan saygılarından dolayı netice diye bir şey koymuyorlar. Bu Sami Efendi hazretlerinde efendimizin hiç kendi beyanı yok dikkat ederseniz. Mesela Ali hususi tefsirinden alınmış, Fahreddin Razi hazretlerinden alınmış vesaire. Tefsirlerden alınmış okuyalım demek istiyorum. Ve çok faydalanır istifade ederiz. Bunu terk etmeyelim. Mesela mürşid-i kamilimizin mevzunun dışında olduğunu biliyorum ama önemine binaen ifade ediyorum. Şiirlerinde. Bu meczubin diyemem. Çünkü onların sınıflaması bir değişiktir fakat bir başkaları meczubdür. Medine'de böyle denk geldik. Ravzai Paki Nebi'yle. Böyle değişik kitaplar okurdum. Böyle tefsirler, hadisler. Buna mümasim eserlerden mütalaa ediyordu.
Birden dedi ki hiç dedi sizin üstadınızın eseri yok mu, dedi. Derhal gönlüme düştü. Gerçekten biz hep başka kitaplardan okuyorduk. Bir de döndük ki mürşid-i kamillerimizin eserlerinde Allah'ımız ne nurlar lütfetmiş, ne irfan, ne hikmetler, ne marifetler mevcut. Dikkat ederim demek istiyorum. Mürşidimizin fıkıh ile hadis döven, nefsini yıkmaya davran. Mürşide binde bir vuran sakal altı sualdir bu. Biz şimdi okuduğumuz devrelerden de tabii sınıflamalar oluyordu. İşte kimileri İslam tarihinden, kimisi dinler tarihinden, kimisi hadisten, kimisi tefsirden. Hocalarımızdan birisi dedi ki neden dedi böyle hadis, tefsir ediyorsunuz. İslam hukuku. İslam hukuku eğer bunu tercih ederseniz siz, tercih ederseniz onun üzerinde tasavvuf var, hadis var, fıkıh zaten. Kelam var. Her şey mevcut. Bir kuraldır o. Nasıl hareket edeceğimizi, nasıl davranacağımızı, her şeyimizi İslam fıkhından öğreniriz.
Biz ilmihal kitapları mutlak gereklidir. Siz de şahitsiniz. Böyle namaz kıldırıyoruz ve ün safta bulunmayı tercih ediyoruz. Çünkü hadisi şeriflerde de öyle. Eğer kıymetini bilseniz kura çekersiniz veya yarışa girersiniz diye. E böyle bir geride kaldığımızda bunlar yabancı değil. Bizim kardeşlerimiz, üstadımızın evlatları. Ne kadar yanlış hareketlerimiz var. Ne kadar yanlış davranışlarımız var. Anladım ki mütalaa etmiyoruz. Biz bir program dahilinde Kuran-ı Kerim'den mutlaka okuyalım. Bunun yanında işte ilmihal kitabı çok önemli. Belki Hasan Hafif burada kardeşimiz. Hasan. Bu listeyi çıkartmıştık ya. Verildi değil mi? Bizim yedi ull yani listeler çıkartıldı. Hocamız da onu mütalaa ettiler, baktılar. Bunun yanında bazı eserleri de ilave ettik. Şaşıracağımız hiçbir şeydi. Bakıyorum, bu vakfımızın kurulması. Emin olun bu vakıf, ilk kurulan vakıflardan birisidir.
Daha anlaşılmamış, İslam fıkhı bile anlaşılmamış. Diyorlar ki parti var, e we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we we w Parti var, parti varken vakfın ne lüzum var? Ya Allah'ımızın kitabı Kerim'inde geçiyor. Nerede geçiyor ya Biz vakıfız. Tarik ehli insan vakıf insan değil mi? Efendimizin hayatında var. Velhasıl bu mütalaa itme işlerimizden oluyor. Bizim çok önemli. Okuruz. Hacasın efendimiz diyoruz. Biz sabah namazına gelirlerdi. Gelirlerdi. Cemaatle kılardı. Sonra güneş bayağı doğuncaya kadar çıkmazdı. Sonra eve gelirler, hemen kitabı alır. Böyle yemeğe oturulacak, gelmiyor. Dinlerdi ki kitabı elinden alın, otursun yemeğe Bak evden bahçeye kadar eline kitabı alır, mütalaa ederdi Üstadımız Hazretleri. Okumadın Medine'ne bakmayın. Tarikatı Muhammediye'yi okumuş, Hazin tefsirini okumuş. Daha ne okuyacak?
Zaten Allah'ın resulünden alacağını almış. Velhasıl biz bir gün şunu söyleyeyim de bunu ifade edeyim. Bir iş merkezi. Bir iş merkezi. Oraya girdim. Dedim ki namaz kılacağım. Namaz kılacağım derken o müessesenin ehlinin çalışanlarının nelere dikkat etmesi gerektiğine ait küçük bir devam edin. Diyor ki burada çalışanlar şu şu şu şartlara riayet edecek. Kendi kendime dedim ki biz Allah'ın kuluyuz. Bu bize bir örnek oldu. Bir misal oldu. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile Cenabı hak bizim tavrımızı haber veriyor. Bir milyonun üzerinde ahaddisi Muhammediye ile sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz bildiriyor.
Sonra mezhep imamlarımız, mezhepte müçtehid olanlarımız, adap risalesinin bu Ali Hüsrevoğlu ve Abdülkadir efeninin yazmış olduğu tercümesi olarak yazılan adap Risalesine bakarsak, akçiçeğin, orada baş tarafında bakın, ulema-yı kiramın kimler olduğunu bu yolun içerisinde olanların mezhep imamlarından tutun, bu mezhepte müçtehid olan kimseler hep efendilerimiz, mürşitlerimiz. Bir İmamı Gazali Rahmetullahi'l Bari Ebu Ali Farmedi hazretlerinin evladıdır. Seyyi Şerif Cürcani hazretleri, Nakşi meşayifinin teveccühüne mazhar olmuş ilmi ledünne erişmiş kıymetli insanlardır. Bu konuştuklarımızı arkadaşlarımıza mutlak diyeceğiz. Bir araydı. Ben kardeşlerimize de anlattım onu. Böyle bir seksen devresi geçti. Sıkıntılı bir devre geçti. Ondan sonra daha başka sıkıntılı devreler geçti. Böyle vakfın toplantısı var. Biz de bulunduk. Her çıkan kimsenin dediği söz şu. Sıkıntılı bir dönemden geçtik.
Hep bunu diyordu. Şimdi yerimden kalkacağım. Karşı çıkacağım. Olmayacak. Dinledim. Dinledim. Tahammül etmenin imkanı yok. Bir gün Aişe sıddıka validemizi aleyhissalatu vesselam efendimiz buyurdular ki ya Aişe, Aişe annemiz on iki peygamberin on iki peygamberin çok büyük eza çektiğini, Buyurdular ki, ya Aişe, enbiya içerisinde en çok eza çeken benim. Akabe biatlarını düşünelim. Akabe biatlerini düşünelim. Efendimizin Mekke döneminde Darul Erkam'da. Hani hangimizin üzerine Beytullah'ta namaz kılarken bir devenin işkembesi seksen kilodur. Mübarek omuzlarına bırakmıyorlar. Hatta burkmaya kadar. Vazgeçtim mi Nebi Yeken efendimiz görevinden, vazifesinden? Sallallahü teala vessellem. Bakın şurada hepimiz rahatlayacağız. Nedir o? Şimdi bir müjde verildi ya. Müjde verildi ya. Bu çok büyük bir müjdedir. Müjdelerin müjdesidir bize. Allah'ımız kitabı kerimi bize lut etmiş.
Nebi-i Ekrem efendimize sallallahu teala aleyhi ve sellem yatalım kalkalım Cenabı Hakk'a hamdederim. Şükredelim. Secdelere kapanalım ki Kuran-ı Azimüşşan gibi bir kitap var elimizde. Efendimizin mübarek Hadis-i Şerifleri var. Sıddiki azamdan bu zamana kadar gelen meşayih dirhem edenlerimiz var. Bizim dışarıdan alacağımız, geleceğimiz hiçbir şey yok. Başkaları hep bize muhtaç. Kuran'a muhtaç. Sünneti seniyyeye muhtaç. Yolumuz olarak Rabbimize hamd sadedinde söylüyorum. Sıddıy-ı azamdan beri radiyallahu anh bu zamana kadar hiçbir bir fasıla yok. Ve kardeşlerimizi asıl vakfı dememin anlamı da buydu. Hiçbir zaman bir boş bırakmadık. Şimdi terük seferine bakalım. Terük seferine baktığımız zaman Nebi yekrim vermiş. Ashabı kiramı hiç oyalanmaya niye terk etmiyor? Devamlı bir işle meşgul oluyorlar. Bırakmıyor. Hiç gaflete katiyen götürmüyor. Bütün hareket halindeler. Devamlı gülüyor mu?
Oturduklarında da vazife yapıyorlar. Ondan dolayı biz devamlı iki günü denk olan zarardadır. Biz devamlı ilerleyeceğiz. Devamlı ilerleyeceğiz. Burada hedefimiz ne olacak? Milliyetimiz halis olacak. Bir kere çatıyı çok muazzam bir şekilde oluşturacağız. Allah'ımız oluşturmuş bize. Mümbinun suresine baksak, Hac suresine baksak orada insanoğlunun yapısının çatısı bile anlatılır. Bu sadece işte bir in cin su, ondan sonra bir mubarek et parçası daha sonra gelişiyor. O şekilde düşünmeyelim. Bu fiziki olarak böyle olmakla birlikte ruhani ve manevi gelişimi ifade eder bunlar. Tabi düşüneceğiz biz bunu. Tefekkür edeceğiz. Bak vakfımız elhamdülillah kuruldu. Bir ara burada rahmetle ya dileriz. Erhan Çavuşoğlu. Bilir mi bilmiyorum. Bilirsiniz. Kardeşimiz, bu vakfın ilk elemanlarından birisiydi. Ruhu şados. Böyle bir hal oldu, Van'da oldu da. Efendim işte bu vakıf nereden çıktı, ne oldu?
Erhan, gerçekten çok zeki ve ferasetli bir kimseydi. Üstadımız öyle kimseye icaz etmeye yazmadı, ona yazdı. O dedi ki, ilk defa hangi vakıf kurulmuşsa o devam etsin. Ondan sonra kurullarını feshedelim, dedi. Fesetmene değil. Çok güzel, mantıki bir cevap verdi. Elhamdülillah, Kuran-ı Kerim'de bakıyoruz esselamü yapmış olduğumuz işlerde ne de elhamdülillah elhamdülillah ilklerdeniz biz. Bakın o yaz eğitimleri bilmem filan dağdaki çalışmalar bunlar hiç bilinmezdi. Şu bizim yeni dünya dergisinin çıkması bile yeni dünya dergisinin çıkması bile çok eskiye dayanır. İlk çıktığımızda bu İstanbul'da Hacabbullah salonu var ya orada görüşüyoruz. Çok değişik gruplar neler var. İlk okuduğumuz Hadis-i Şerif şu idi. Ve galen Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem, Şimdi yapmış olduğumuz işler elhamdülillah Allah'ımızın kitabına, resulünün sünnetine dayanır. Ondan sonra sayacak mısın?
Bir şey söyleyeyim size. Biz İstanbul'a gelirdik. Gelirdik. Konuştuğumuz bir husus vardı. Orada kütüphaneydi. Başka bir şey yoktu. Şimdi anlatacaklar, zamanı söyledim de uzun sürer dediler. Ben konuşamayacağım artık. Sadece burada üstadımızın çokça nakletmiş olduğu İbn-i Abbas Hazretleri'nden bir rivayet var. Onu belki ifade ederim. Başka bir şey konuşmazdık. Şimdi anlatmakla bitmez. Bu Rabbinize hamdediyorum. Bu sizlerle oluyor. Bu sizin vermiş olduğunuz desteklerle oluyor. Destek verdiniz. Şükürler olsun. Bak ne hale geldi. Sizin hepinize teşekkür ediyoruz biz. Bu ihtilalileri hemen geçmeyin. Hep halkılıyor. Şöyle bir dönem, şöyle bir dedim bunu bırakın. Efendimizden diyeyim size, seksen ihtilal oldu. İktidar oldu. Tabii biz bazı kişiler geçti başımızdan. Efendim, ne yaptı Mürşid-i Kamil'imiz? Bir kişiyle sohbete başladı. Torunu burada. Muhammed Yapıcı. Muhammed Yapıcı burada. İşte al.
Bunun babadan, dedesiyle ilk bir kişiyle sohbet etti. Sonra biraz rahatladı. Üç kişiyle, beş kişiyle, yedi kişiyle. Mürşidimiz terk etmedi. Bir gün Sami Efendi hazretleri, Kaddesallahu Sırra, başında büyük bir ağrı olur. Kendisi hastayım demez. Doktora götürürler. Veya doktor gelir der ki eğer bu bir başkasında olsun başını bir şu duvara vurur. Bir de bu duvara vurur. Öyle olduğu halde iki saat görüşüyor. O zamanki imkanları düşünelim. O zaman imkanlar yok. Biz geldiğimizde ikindiden sonra ikişer kişi, ikişer kişi. Onda da durmuyor. Şimdi ilave ettim o notlarından sonra, o kitap listesinden sonra. Fetu Rabbani. Abdulkadir Geylani efendimizin. Biz şimdi bununla mı kalacağız? Çok geniş hareket edeceğiz. Ufkumuz, dergimizin zaten isminde öyle kondu. Ufuk diye kondu. Ufkumuz diye. Şimdi ufkumuz geniş olmadıkça biz hiçbir şey başaramayız. Çok geniş bir ufkumuz olacak.
Çünkü Cenabı hak bize ufuk çizerken din Allah'ın oluncaya kadar mücadeleydi. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ufkuna bakın. Ya Muhammed ölür ya da hak hakim olur buyuruyor. Böyle. Onlar kendilerini bu yola vakfetti. Bak tasavvufi bir ifade tasavvufta bir müridin ismi vakıf insandır. Mal-ı ilah, canıyla saf suresine görürüz. Her şeyini feda etmiş Allah yolunda. Şimdi siz kardeşlerimiz bulunduğunuz çevrelerde oralarda bir noktada yol gösteren kimseler olarak çok dikkat etmemiz gerekir. Ya Resulallah sizi yaşlandıran oradaki enbiyanın kıssaları, başlarına gelen musibetler onlar mı? Hayır hayır. Hud suresi ve diğerleri beni yaşlandırdı. Hud suresinde özellikle, emrolunduğun şekilde dosdoğru hareket et. Bir kere, olumsuzluklardan bizim kardeşlerimiz hiç konuşmayacak. Hep önümüze bakacağız. Ne yaptık? Ne yapmamız gerekir? Böyle önümüze koyacağız. Böyle çalışmalarımızı.
Şimdi bir dosyayla gelip dosyayla gitme yok burada. Bu bitti. Elhamdülillah devamlı ikinci bir dosya, üçüncü bir dosya, böyle devam ediyor. Çok şükür. Allah'ımıza hamd ediyoruz, şükrediyoruz, iyi bir adım attınız, Allah'ımıza hamdolsun. Bunun aynı zamanda bize birçok faydaları var. Rabbimize şükürler ediyoruz biz. Daha da bir ileriye, daha da bir ileriye gideceğiz. Bakın İslam komutanlarından birisi ne diyor? Eğer diyor şu derya önüme gelmeseydi ya Rab, senin dinini daha da ötelere götürürdü. İşte Yavuz Sultan Selim dünya haritasını önünü açıp bir padişaha yeter ama iki padişaha az gelir diyor. Hazreti Fatih'in ömrü öyle uzun değil. Ama o ömrü içerisinde fethini anlatmakla bitiremez. Bu bir azim ister. Bu bir gayret ister. Bu bir çaba ister. İnşallah evrak ve ezkarımıza riayet ederek, rabıtalarımıza çok dikkat ederek bir kere değişeceğiz biz. Değişeceğiz.
Size anlatacağım çok şeyler vardı, kalıp diye almıştır. Bir kalıbın içerisine gireceğiz diye. Onun için söyledim ya bir iş müessese de bu iş müessesinde, çalışanların şunlara dikkat etmesi gerekir. Biz Allah'ımızın kapısında ona kuluz. Kulluğun gereği nedir? Efendimize ümmet olmanın gereği nedir? Ona bakacağız. İbn Abbas Efendimize radiyallahu anh'a soruldu. Günlerin hayırlısı nedir? Ayların hayırlısı nedir? Amellerin hayırlısı nedir? Amellerin hayırlısı nedir? Günlerin hayırlısı, cuma günüdür. Ayların hayırlısı ise, Ramazan-ı Şerif ayıdır. Amellerin hayırlısı nedir? Vaktinde kılınan beş vakit namazdır. Dedi ki şark, kalp, bütün alimler hükama, toplanınıza bir araya gelse, İbni Abbas Radıyallahu Anh'ın söylediği kadar güzel bir cevap söyleyemezler ama ben diyorum ki Cenabı hakk'ın senden kabul buyurduğu ameldir.
Ayların hayırlısı ise, bir daha işlememek üzere günaha tam veda ederek cenabıhakk'a yönelmek, tövbe ve istikbarı olmaktır. Ve hebbüleyyam günlerin hayırlısı, matahhu cufih him minet dünya ilallahüteala minem billah, içinden imanlı olarak çıkıp gittiğimiz şu dünyadır buyurdu. Artık bu Sami Efendimiz hazretlerinin haddesallahu sırra Dualar ve Zikirler kitabından bu Muharrem ayında yapılacak olan vazifelere bakarız. Zaten birinci günden başlıyor. Bilmiyorum herhalde vardır. Ondan sonra vazifelerimize dikkat ederiz. Bunlar çok önemli günlerdir. Bazı böyle mükafat verilen günler olur ya mesela maaşını ekleme doğru olur, bilmem filan olur, Allah'ımızın vereceği mükafat bunların hiçbirine benzemez. Muharrem ayı Allah'ın ayıdır, dikkat edin. Ederiz.