Beşer olarak, bir insan olarak bir yerden eğer iyilik görürsek oraya meylederiz. Mesela bize okul dönemimizde, gördüm çünkü, çok varlıklı bir insandı. Bir öğrenciyi okutmuş, çok da yardımcı olmuş, çok yardımcı olmuş. Dedi ki bu dedi kimse bize okul dönemimizde çok yardım etti dedi. Ben de ikram ediyorum. Hani insan iyilik gördüğü yere hiç şüphesiz iyi muamelede bulunuyorum. Bazen iyilik gördüğümüz insan tam bunun aksi de olabiliyor. Diyelim otuz sene iyilik görmüş, otuz yıl iyilik görmüş. Bir de ters muamele olmuş. İnsandır zaten, insandır olabilir. Belki nefsimize kapılmışız, nefsimize kapılmışız, iyi olmayan bir muamelede bulunmuşuz. Bundan tamamen sırtta dönebiliyor. Fakat Cenabı Hakk'a bakıyoruz, artık Rabbimizin nuruyla nurlanan, hikmetiyle, hikmetiyle bereketlenen Mevlana'mız bir söz söylüyor. Ne olursan ol yine gel diyor. Cenabı hakk'ın kapısı açıktır.
Şirk müstesna, Cenabı hak dilerse bağışlıyor. Mesela bir iyilik yapıyoruz Ramazan-ı Şerif'tir. O da aynı karşılığını veriyorum yaptığımız iyiliğin karşılığını. Fakat düşünüyoruz Halık-ı Zülcelal bir hasene ile gelsek, bir iyilikle, bir taatle gelecek olsa bire on muamelede bulunuyor. Bir de bire yedi yüz dinle denirken bu illa bire un diye düşünülmez. O onun içerisinde ne nimetler var onu bilemeyiz. Bu Cenabı hak ile o kul arasında. Hani öyle bir iyilikte bulunuyor ki Cenabı hak bunu biz tarif edemeyiz, hesap edemeyiz. Gözüne mesela ibretle bakmayı lütfediyor, gözün ağlıyor, O ağıt sana Mevla'ya yakınlığı temin ediyor. Bu anlatmakla bitmez. Lütuf ve ihsan sahibi Cenabı hak. Onu sadece bir sevap olarak düşünmeyeceğiz, bire on. Ayağımıza vermiş olduğu mükafat nedir? Mesela bu idrakimizle alakalıdır.
İşte bire yedi yüz sonsuz ayet I celilede de essaizübillah, inne ma yuvefes sabirune ecrahum bir isab. Sonsuz lütfediyor. Alışveriş merkezlerine gidiyoruz bilhassa, bayramın yaklaşması hasebiyle. Yoğunluklar yavaş yavaş başlıyor. İşte oğluma şunu alırım, kızıma şunu alırım, torunuma şunu alırım, yavaş yavaş başlıyor. Şimdi bu alışverişimizde en yüksek kaliteye sarılıyoruz, en yükseğine. Onu alabilmek için bizden ne istiyor? Bir meblağ, bir karşılığın olması gerekiyor. Biz bunu böyle bir manifatura, bir giyim kuşam yeri olarak düşünmeyelim. Kıymetli eşyanın satıldığı yerler olarak düşünelim. Hususen vardır zaten bunları. Çok kıymetli değerlerin satıldığı yerler var. Burada imrendiğimiz mallar oluyor altunun çok üzerinde. İşte diğer zamanlarda söylediğim için demiyorum ama tekrarlayıp isterseniz, osmiyum diye bir maden grubu. Bunun, bu madeni bir gramı bir trilyon dolar.
Bunu nasıl alacağız biz şimdi? Bir trilyon dolar nereden bulacağız? Bir ülkenin neredeyse bütçesi bu. Eğer varsa alırız, daha da fazlasını alırız. Bunu Haccasın efendi, Kaddesallahu sırra okursunuz Allah'ın izniyle, şiirinde söylüyor. Bunu okursunuz dememden anlam şu, her bir sözünün altında derya yatıyor. Bunu biz şuradan söyleyebiliriz. İmam-ı Rabbani, Kaddesallahu Sırra, Cenabı Hak gönül gözlerini açmış, ben diyor Kuran-ı Kerim'i okurum, bana onun manaları belirir diyor. Çünkü Kuran-ı Hakim'dir o. Hakim, her yaptığı işte bir hikmet var. İşte farkımız bu yönde ortaya çıkıyor. Bu iş başıma geldi ama neden geldi? Nedir bu? Şikayetler, dertler değil. Onun hikmetini anlayabilecek bir akıl, bir idrak, bir gönül istiyor. Ehlullah'ta hayatlarını okuduğumuz zaman bunu müşahede ederiz. Onlar bir söz söyler. Acaba bunda hikmeti nedir derler. Biz neden bu iş başımıza geldi, ne yaptık, Ne derken?