Elhamdülillahi Rabbil alemin. Vessalatu Vesselamu ala resulüne Muhammedin. Ve Ashabıhi ecmain. Bugünkü manevi yolculuğumuza letaiflerle devam ediyoruz. Nefsin ilk ilgilendiği sine ve gönüldür. Gönlü istila ettikten sonra kalp aracılığıyla diğer azalara yayılarak onları ifsat eder. Nefis ve şeytanın insanı kahretmek için ilk meşgul olduğu yer sadır. O sinsi vesvesecinin şerrinden insanların Rabbine sığınırım. O ki insanların göğüslerine vesvese verir durur. Gerek cinlerden, gerekse insanlardan olsun. İbn-i Sina nefsin ilk ilgilendiği sîne ve gönüldür. Gönlü istila ettikten sonra kalp aracılığıyla diğer azalara yayılarak onları ifsat eder der. İmam Gazali kalbi bir kuyuya el, ayak, göz, kulak vesaireyi o kuyuya akan su arkına benzetir. Arktan gelen sular pis olursa kuyu necasetle dolar. Temiz, berrak sular akarsa bal olur.
İşte bu sebeple mürşid-i kamiller kalbi nefis ve şeytanın tasallutundan kurtarmak için zikir telkininde bulunurlar. İmam Gazali Rahmetullahi aleyh dikkat ediniz halk yaratma da emir de O'nundur. Ayetinde geçen halk yaratma kelimesini su, hava, ateş, toprak ve nefisten ibaret olan bu beden olarak alemi halk emir kelimesini de alemi emir olarak anlar. Kişi sadırda bulunan kalp, ruh, sır, hafi ve ahfa'yı zikirle ihya ederek onları Allah karanlıklardan aydınlığa çıkarır, kelam-ı ilahisi doğrultusunda küfürden, nifaktan, şehevi ve hayvani duygulardan, şek ve şüpheden, tereddütsüz imana İslam ve ihsana yani Allah'ı görür gibi taat yapmaya kavuşur. Sol memenin altında bulunan nuru sarı. Adem aleyhisselamın kademe ayağı altında olan kalp zikirle bilhassa rabıta ile Hakk'ın feyzini mürşid-i kamilin arşı azam olan gönlünden içerek yanar. Batar ve şiddetle vurmaya başlar.
Tarif olunmaz bir zevk hasıl olursa mükafatını bizzat Rabbimizin ihsan buyurduğu dil hareket etmeden yapılan Sıddıyıkı Azama öğretilen kalp zikri talim edilir ehlince. Sağ memenin altında kırmızı renkte nuru olan Nuh aleyhisselamın kademe altında yer alan ruh bulunur. Kalbin üzerinde nuru beyaz olan Musa Aleyhisselam'ın kademe altında bulunan yerde sır ruhun üst kısmında nuru siyah, İsa Aleyhisselam'ın kademe altında hafi, döşün tam ortasında yerini alan, nuru yeşil olan Cenabı Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin kademe saadetlerinin altında ise ahfa bulunur. Bu merkezlerde kalpteki gibi haller olur. Bu merkezler zikre başlarsa o vakit onların sadırlarında, içlerinde kin namına hasetlik ve her türlü ahlaki rezalet ne varsa hepsini söküp atmışızdır. Buyurulan cennet ehlinin halleriyle hallenir derviş. Şeytan ve nefsin istilasından sadır ülkesi kurtulur veiznillahi Teala.
Hükmü altında bulundurduğu sadır ülkesini kaybeden, alnın ortasında yerini alan nefis de ister istemez teslim olur. Manen kılıç elinde gelen mürşid-i kamilin katletmesiyle kötülüğünü atan nefis Allah'ı zikirle durulmaya başlar. Gerçek kurtuluş bulmuştur onu nefsi temizlikle parlatan. Emir aleminin zikrinden sonra halk alemi su, hava, ateş ve toprak diye belirtilen beden de zikr ile nura kavuşmaya başlar. Vücudun her zerresi de zikrullah'a geçerek zikri kül olur beden. Çam kozalağı gibi düşünülen vücut ani tepeden tırnağa nura boyanarak zikri sultani olur. Nurdan yaratılan ruhla kötülüğün menbaı olan nefis zikir sayesinde birbiriyle anlaşır ve bedende sulh temin edilir. Zaten tasavvufun anlamı da budur. Letaiflerin nurlarının görülememesi. Bütün letaiflerin nurları vardır. Yalnız bu nurlar helal lokma yiyen insanlarda görünür.
Üstazımızın anlattıklarına göre Adana taraflarında Kürt Mustafa Efendi diye bir zat letaif derslerini, nurlarını görerek geçmiş. Kesin ifade edemeyiz yalnız her meşayihin bir nuru vardır. Her peygamberinde kendine mahsus bir nuru olsa gerek. Letaiflerin nurları o nurların aksidir. Çevrede olumsuzluklar çok. O nurların görülerek geçildiği dönemde faiz yok, zina yok, medreseler, dergahlar açık, hilafet müessesesi var, her şey düzgün. Herkes Cenabı Hakk'a ibadetü taat içerisinde. Anormal durumlar görülmüyor. Şimdi ise bunun tam tersi. İnsan faizi yemese bile faizle muamele görenin bir çayını içtiğinde manen bozuluyor. Yiyeceklerde bozulmalar çok. Helal haram gözetilmeden üretilen yiyeceklerden kaçınılmasını şiddetle tavsiye ediyoruz. Bunlar çok etki yaptığı için letaif derslerinde nurlar görülmeden dersler geçiliyor. Afak ve enfüs, iç ve dış alem.
Her ne kadar letaif dersleri bir bir aşılıyorsa da yine de bunların geçilmesi salik için yeterli değildir. Bunun ötesinde on sekiz bin aleme açılmak gerekir. Nefsin yedi mertebesi, ruhun beş mertebesi, sırrın da altı mertebesi, toplamında on sekiz mertebe ediyor. Bu alem de on sekiz bin alem. İnsana da alemi zuhurat deniyor. Bir alemi ekber var. Dışımızdaki alem buna afak diyoruz. Bir de içimizde bir alem var. Buna da enfüs diyoruz. Nil, Seyhan, Ceyhan gibi değişik ırmakların denize aktıkları şekilde insan da Vahdet denizine akar ve kendisinden bir eser kalmaz. Bu mertebelerde çalışmaya göre fena halleri, beka halleri, vahdeti vücut ve vahdeti şuhud halleri zuhur etmeye başlar. Bu on sekiz mertebenin yanında bir de her letaifin kendi arasında biner perdesi vardır. Bunlar geçildiğinde derviş on sekiz bin aleme kendini açmış oluyor. Mesela kalbin o yanıp batması, vurması.
Normal halinde zevkiyle birlikte kendi içinde bin hicap, bin tane perdesi var. Bunlar da geçilecek. Nasıl geçilecek? Dille haber verilemez ki. O kalbin hallerindendir. Ancak böyle izah edebiliriz.