Kurban Bayramı ve Manevi Temizlenme kaydında Sami kardeşime da anıldı, bana da anıldı, sen kardeşime da aldılar diye annem almış babam beş altı tane koç koca beni aradık, herkes borcunu diyor. Hazırlandık. Babam dedi ki diyor, herkes kurbanını keserse çok efdal olur. Çok günahkarım Ya Rabbi, kendimi özrmek, nefsimi taklit etmek bizim dinimizde ah, kendi yerime bu kurbanı kesiyorum,…
Kurban Bayramı ve Manevi Temizlenme kaydında Sami kardeşime da anıldı, bana da anıldı, sen kardeşime da aldılar diye annem almış babam beş altı tane koç koca beni aradık, herkes borcunu diyor. Hazırlandık. Babam dedi ki diyor, herkes kurbanını keserse çok efdal olur. Çok günahkarım Ya Rabbi, kendimi özrmek, nefsimi taklit etmek bizim dinimizde ah, kendi yerime bu kurbanı kesiyorum,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sami kardeşime da anıldı, bana da anıldı, sen kardeşime da aldılar diye annem almış babam beş altı tane koç koca beni aradık, herkes borcunu diyor. Hazırlandık. Babam dedi ki diyor, herkes kurbanını keserse çok efdal olur. Çok günahkarım Ya Rabbi, kendimi özrmek, nefsimi taklit etmek bizim dinimizde ah, kendi yerime bu kurbanı kesiyorum, kabulüm, teravih, diyor. Yeyin, düşünün kesin, diyor. Hep boşlarımızı getirmeye, ağabeyim kazdığı lülüp var şöyle, kesik var oraya para açsın diye kazdık herkes diyor. Abimde kazdık. O oraya sinerdi diyor daha tek tek paralendi diyor. Tek tek de okur hukukda neden okuyor diyor. O da geldi diyor kurban keseceğim. Onun koçu geldi eliyle geldi, geldi, geldi, geldi. Gömnüne yaptı, eski babasına ona da söyler diyor. Daha tarikata ne? İnsaf gitmedi ibn veli.
Sen bunlar yar olsun belki söyleyemez kimsesine, çok duydum olsam tekrar olsun yani, kılcaktan işitmiştim. Bu koçu kurban itti diyor, başka borçlar gibi itaatsızlık yapmıyordu, Ayaklarını, canlının sırtına çabası yoktu. Babam dünyada dedi gidiyor, oğlumun sırrını Allah aşkına söyleme. Bu çocukla ben başka harf veriyorum, diyor bu sırrı söyleme. Biz Adana mıntıkasında geriye gidiyoruz ki şeyden, cihanın gümbürdür filan ve evvel de çok gideriz, gittiğimiz için bilirimi oraları görüşürüm. Evvellikte Mahmud Efendi Hoca vardı. Halid Efendi, Efendimizin dersini tarif ederdi. Onun kardeşi Mahmud Efendi iyi mücahede, necetli. Asıl dağda oturmuyor, bunlardan çıkınca, Sami Bey benim yanıma geldi. Dedi ki diyor. Efendim, amin efendim dedim, yeni kitaplarından bir usan geldi bana. Yani usandım. Huruf'ta ne de okuyor okuyor, kafam dolduruyor.
Boşalt zikir bakmak bir kitap falan Allah aşkına da ben o kitabı biraz mutaala edeyim. Ben dedim ki diyor, Sami Efendi kardeşim bizim kitaplarımız kuş dili, hep evladlayamaz, derim diyor. Ha bir de ben Kuş Dili'ne çalışayım, dedirtiyor. Peki, derim diyor ve kitabı verdim. Züpbet-l Haka'yıık, tercüması gayet üç defayı kitabını, Bizde de var aynı kitap. O kitabı aldı, aldım, aldı diyor benden diyor. Bir hafta sonra kitabı verdi, vahyin gözü ağlıyor. Ne oldu, nefes edelim diyor. Kuş dilinizi anladım. Yani Bush dili olan hitabınızı anladım. Bir mürşid-i kamile intisap etmeyince bu kulmanın çaresi yok olduğunu gördüm. Bir mürşid olurmuş, ona intisap edilirmiş. Var mı böyle bir mürşid? Allah'ın dinini Muhammed'yiz gibi lan. Doğru söyle bir mürşid biliyor mu böyle? Vallahi ha, bilmiyorum kardeşim. Öyleyse sen bulur da bana haber vermezsen huzur-i ilahi yedim iki elim yakamda kalsın.
Ben bulur da sana demezsem senin ellerin benim yakamda kalsın işte ayrıldık diyor orada diyor. İstanbul'a girer diyor Efendimiz'in kendi dizisine geçiyorum şimdi. İstanbul'a gitmiş, İstanbul'u konmuyorlar orda ve askerliğinin zamanı da şöyle geçince, Gümüş haneli kenkesinde iki sene mütemadiyen, ilmi bir üzüm deresi yiye yiye kaç erbain çıkararak o kenke kurdun, diyor efendi böyle, yirmi bir üzüm deresi yerdir, diyor. Böyle bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır bır b diyor. Kalbimiz, bu mısırımız, kafamız, ahvamız çalışırdı. Ya dışarıya çıktık mı şöyle bir yerdi, mermi başımızda nefse olan kutlu cihan yormamış diyor. Yani bizi tutan bir Müslüm'i kamil yolmuş.
Ben diyor, dördünün başında dineliyordum diyor efendi hazretleri, babama haber veriyor. Orada dinelinin bir hoca indirdiler fırlayı ile, iki kolunda iki saat diyor, yani benim yanıma gelince bezelim demiş. Gönderden hem anımı uçakla uyardı, Esselamu aleyh, Sami evladım var diye buyuruyor. Diyor. Geçtiler gittiler diyor, o iki hoca geriye bakıyor, üstat, hadi Eskadi Erbili, kuddisesi Rahul Aziz Efendimizmiş. Geliyor mu o zabit? Geliyor mu o zabit? İhvanımın arasında benim yerimi ihraç edecek, postuma oturacak kimse yok. Geliyor mu o zabit diyormuş. Ondan sonra babamdan duydum, kendi demiyor, tabi. Beni demiyor, methümattan belli oluyor. Geliyor, geliyor. Trakya'ya bindi mi? Bindi. Gerisinde geliyor. İndiği yerde indi mi diyor, girdi efendim. Geliyor yıllarmış arkadaşları dergaha girmişler, Sen Halvet Haneme geliyor, Sami evladımızı getirin buna hemen ismini ne ievvel biliyor.
Bize takdir olan evlatlarımız izni ezelide dertlerimize yazdırmış diyor. Peder huzuruna atılunca benim kabul ettim, olay yetmedi ona. Demiş Peder, senin bize kabulumuz bildireli elli sene oluyor, demiş. Demiş. Ben dört yaşındaydı, ben de elli sene evvel senin kabulunu biliyorum. Bedenin bak, Evgahımız, şahit olarak onun Evgahını göstereceğim. Reenk-i Evliyamız Şehr-i Evliyams şehri saparda oldu, elli seneleri sırrı şeyhimle haber verdi. Kalbim de malul idi, Bahri Muhiti buldu, Mevlam'dan ilham geldi, şeyhim teveccüh kıldı, Enes-ı Hıfabında cevap verdi ruhumuz ahdimi İshak vermişiz şeyhim hem echidıldı, şeyhim cihanın zarfı, memur dostunu bula vasıl oldu mürşidim, diyor. Yani elli senelik evvel haber vereyim, Efendi Hazretleri huzuruna oturttu beni, diyor. İki dakika sürdü. Yemin etmek tabiasın değer diyor, manasız olsun diyor.
İki senedeki almadığımı o iki derece da bahşetti kutlayacağım buna. Bildim ki, diyor, bu ırzı hatta de azapları, bildim ki, sizi kutlayan başka bir manadır veyahut da Bayezid ve Sami. Ne kesdete il bile olur, ne kesdete amel ile ne çok amel etmeyle ne çok ilim olmak ile. Kudbeyhibeyi-i İlahi gelir. Allah'ın o Levh-i Bey'i, Rabb-i Ondan sonra yani iki cadı kadar tekmil-i süluk ediyorlar. Fener'in üç günde yetmişler. Bayseri Müfdisi Hatü'l-Siyanak sabah iki saatte yapmışlar tekmil-i sülukunu. Bizim divanlardan üç günde bir haftadan bütün defaifini devredip müteterm ettiğimiz arkadaş oldu. Yani bir haftada temiz yediği için çift ile kazandığından, Eskiden, kalbin ruhu vardı, ruhun ruhu vardı, sırrın, hamamın, ehvanın şimdi görülmez diyor kitaplar. Hangi görülmüyor ona? Şüpheli taam gelirdiğinden. Bizim çuvalların bağısına golür görülüyor.
Türk flütaları yeri için, bankayla alaka yok, hayızla alaka yok. Kimse beyan edip de cevabına götürmez. Yani köşede Allah'ı zikrediyor. Allah'ımız böyle zikrini rızasını kazanan Zümra-i Ebrar'a ilha. Hemen, ha devam ediyoruz. Efendi Hazretleri, babanın ihvanı oluyor. Burada bazı arkadaşlar var. Hazreti'den nakşiye etmek, nakşiden süren verdiği etmek, gençliğe geçmek, gülşahane halveti celvetiye geçmek finans zannediyorlar değil. Bak şimdi nedense kamil zat yok. Doktorun yediği, reçeteyi tamam yapıyor, ilacı kullanıyor, gayretini yemiyor, hastalığın yine geçmiyorsa öteki doktora geçmeden hiçbir mesuliyet ve suç olmadığı gibi geçilebilir, hiçbir şey yok. Seferdalıkları derhal müşhaneliği bu yapıyor, Hazreti Ali Efendimiz'e geçiyor. Babam senathan ırktanıydı da çalışıyor, Şıydı da Sa'da Hacı Mehmed Efendi'ydi, çok başlığıydı onu tam bırakıyor Hazreti Ali Efendimiz'e geçiverdi.
Bunlardan bir şey olmaz böyle tereddütle yaşama iyi olmaz. Doktoru Kamil yani finans doktor diploması neyi iyi olmuş izahı merak edeyimdir. Yapma manyak oğlum daha inen yok bir şeyin yok ille diploma ister onun neresi yarılacak, neresinde ne ilaç kullanılacak? Onu ancak onun kamil doktoru bilir. Her insana teslim olması da, her mürşide dil vermek değil, yolunu sarpa uğradı. Mürşid-i kamil olmayan bir yepyeni Yaşadım teknede, hizmet dilerdim diyor. Hizmet ettiğini gören insan efendimiz mutlu yete geçsin, burada bir Deli Mehmet vardı sizin burada. Herhalde takriben iki dede de gelmiştim, fakir çocuktum, gencidir, eskiden beri gelmiştim, bir de. O zaman konuşuyorduk ihbarlarla burada. Halladımız olmaya haber gönderdi. Bizim bu makamı ihrazızda mana buldu. Sami hizmetçiyle orada o layık değildir ve Allah onun başına musibet vererek silriyete uğradı.
Bizden selam söyle, gusül etsin tövbe etsin, benim cebime isabet eden hakkım helal olsun dedi. Yani helal olsun, o dedi. Onun da Saraç'in ülkelerinde antiyen de özet geldi başıtır, açık ayağı yanına ayak üstü parçalanmış bir efendi. Selamün aleyküm dedi. Adana'dan seni gönderdiler değil mi dedi. Sami Efendi tasarrufu kuvvetleştirmiş maşallah dedi. Sana dedi ki dedi, Mehmet dedi, gusül etsin, gusül etsin tövbe etsin, ben hakkımı helal edeyim dedi, değil mi dedi. Tamam mı? Efendi Hazretleri bize riyal olmasın diye kendi vazifesini görüyormuş orada. Yani orada da vazifeyi görüyormuş. Biz Konya'yı elimizden menakıb olarak aldık. Bir buçuk iki saat konuşmaya Konya'dan bize bahşişler olmuştu eskiden beri. Halen şimdi inşaat olmam için buraya gelirim kanaatiniz olsun. İnşaat mi değil, inşaat olayım. Çok abim benim de onlar gibi yumuşasın diye gelmiyorsam iznime gözmez dursun. Hadi bakalım ana.
Onun için bize hizmet edin, dua edin Allah Azze ve Celle'nin. Mahrum göndermen şu, merdanat diyarında bize. Tahlil göndermen. Allah cümlemizden, cümlemizden razı olsun. Gittik bir aşağıda, yarın biz oraya gittik. Ekmek giyiyorduk, bir buçuk saat sürdü ekmek yeme sohbet ediyorduk, çocuksun. Hatıratımız da buyurdu ki, gülmek muhtemeldir, feyiz çok geriyor, kusura dedi. Aman, bozucu şey yap, bir şey olursa deriz orada Adana'da, o bir adamın evi yani camilerden bittiği aşağıda, Asiye camisinin doğu istikametinden girince Mevlana'nın cadlasından aşağılar bahçaları içinde bilir. Orada yemek yerken hırkadan durduk burnumuzdan soluk geliyor hiç almaya imkan yok. Nefesim kesildi. Ben bölüyorum baktım canım çıkıyor. Şehadet dokuyor ve Efendimizin devi hatırıma geldi. Yani bütün ihvan baktım serilmeye başladı sağa sola. Hali hu ya arz u semaya diye dem gelmiyor boğazıma. Hali hu arz u sema.
Zor bütün çıkararak okudum, birisine de Kuran okuttum. Arkadaşın birisi dedi ki orada arkadaşın biri selam olmasa söylemeyeceğini. Vallahi, Hz. Muhammed Aleyhisselam'a Hazreti Muhammed Aleyhisselam Hazretleri Hazretleri geldi, cemaate Selamullah böyle böyle Yani Konya'da bu halleri biz gördük. Bazı geldiğimiz zaman da der ki Mevlana demiş ki, Konya'dan çok fena bir olmasa ben buraya gelmezdim demiş. Bir aralar Konya'yı. Konya'yı aralama Allah'ı. Geçen Kayseri'de bütün vaazlarla beraber oturuyorduk. Vaazlarla Müfdinin yanındaydı bizi de çevirmişler, insan taklitmişler, böyle konuştular. Misafir ben, tabii. Oraya oturmuş bu vaazlar da geldi. Onyalıya dua ederim. Allah onlar için bize kuvvetli iman nasip etsin ve nevi diyoruz geçenki olan bu vakfamız dört köşe yedi iplerime güzel oldu.
Hem bizim köylerden yani zarar gören, beşer, bilmem ne gören arkadaşlardan üzüntü çekmen varsa para toplayarak verelim Allah rızası yani. Bizim gücümüz de yaşar bu memleket. Allah razı olsun, Allah mücadeleden bize ait var. Mücadele ile Allah, herkes öldürmesin, beldola bak canımı Allah yolunda buradan gizliyorlar. Çok şükür, El-Hafızülillah. Sizlere kardeş olduğumuzla iftihar ediyoruz, El-Hafızülillah. Burada o Mehmet binayı yapamadı, neyse geçti. Efendi hakikatleri bir gün Kide Mülttesi Hacı Hüseyin Efendi Kide Mülttesi mektup yazmışlar. Mektupleri Hadi Sami Efendi Hazretleri okur her halükarda olduğu için meclise bakar o okullarmış mektubu, yani ismiyle söyleyeyim Kayseri'den Hacivat Sa'da Mustafa Efendi, ben de o büyük isterim. Efendi bir kere geldi diyor, hırt hırt düğmeye başladı. Boğaz hırt hırt diyor. Efendi'nin hazırlıkları mutlak okuyamadım efendim.
Bize verin lütfen diyor, diyor. Üstaazı alsam kendi okumaya başladı. Dedi ki diyor, mektup, üstaza Azam, Hadi yes hadi Ergül'e bu lisesine var. Neyse yazmışlar. Efendim, bu sabah vurakabamda bir erkan geldi. Devlet erkanına benziyor. Beni götürdüler. Ben postu da mı ettim mi bilmiyorum murakaba alemi diyor. Bir meclis kurulmuş, Meclis-i Kübra'ydı. Mecliste sahte halimiz vardı. Sultanı Enbiya aleyhisselam sizden soruyordu, diyordu ki, yerinize kimi vekil olup gelip ahirete iptal edeceksiniz, diyordu. Sen de dedin ki, Adana'nın, Halil olmasan'nın oğullarından Muhammed Sami'yi yerine vekil bırakıyorum. Şahidim var mı? İmzanı atan mı? Yerini muhafaza edebilir mi? Yendimiz diyorum, birisi şahidi benim. Kabul etmezseniz gide müfrisi karısı de alsam oldu. Derecesi Gavs-ül Azam bakalım da onu getirelim de o imzasını artsın, demişsiniz.
Beni götürenler sizin için getirmiş, Huzur Resulullah'a bana Resulullah döndü. Dedik ki: Hacı Hüseyin, Hadisan Sami Bey'in Hacı Es'b-ı Erbili hazretlerinin makamına geçmesine şahit olan bilir ve imzanı atabilir misin? Ya Resulullah, istersen gövdemi basayım, layıktırım dedim. Mürahede benim evimde değildir, öyledir. Bunda, bunda bir şüphe yerinecek murakabama başka bir karışıklık bir hal var mı yok mu bana malumat verin. Evet, evet aynı vaka oldu, birinci. Aynı vaka oldu, imzasının birinde biz attık, dedi efendi hasretlara hacaletinden, utandığından hiç yükte ağlamaya başladık. Ben layık yer mi Yarabbim, diyor, biliyor. Biz bunun gibi bir sultanın evladı olalım da Hacı Hasan Efendi'yi hiç hacet yok. O bu cihanlar şahtan doğmuş güneş gibi. Pencerem ona açı olsun, yani pencerem ona açık olsun. O gün gelecek feyiz gelir bir iznine.
Çünkü güneş bütün dünyayı aza ettiği gibi seni murakaba dersine yetişene kadar feyzini verir. O zaman oldu mu, rabıta da bir layık hal olur. Yani bunu müsbet aşırtık bir yaşadığımızı söylemezsek pek günahkar. Rahip hali, rahipala kendini gayb eden ve bir gitti gibi deyince, o zaman ayıp olmuş gibi yani genel ham diyen mahsurun hal gibi bir hal olur insanda. Yani rabıta da bazı kardeşlerimiz da olur. Yani olanlar varsa, bu zaman ona IŞİD'i kamile görmek günahkar olur insan dönemde. Şahin Nakşibend Efendimiz'in müridlerinden bazısı IŞİD'e görmüşler bunun şahsına. Geldiğinden demiş ki, ben sizi Allah'a kavuşturmak istiyorum da siz yine halen bana mı dönersiniz? Bizden Allah'a geçmek caiz de Allah'tan size dönmek büyük bir ahlakler olursun diyor. Rahip halini takip et diyor. Nereye geliyorsa oraya gel.
Rahip haline boynumu dikersin rahatsız alan böyle kalbini bir tekne müsaade açar, o Ziryani'den Füyuzat-ı İlahiye Muhammed aleyhissalatu vesselam'a müteselsilen Pilanü'l-üzada Ulvi yaratmış lazım kalbine, onun kalbinden de benim kalbime bir Ya Rabbi diy şöyle. Bir müşirdim yersen günahkarkar olursun. Bir Ya Rabbi, diy. Allah'ım şimdi. O zaman kalbine döküldüğünü hissedersin. Bak böyle pislik olarak bize haber veriyor. Veriyorum? Müsbet olarak şu kallıkta kemiklerin böyle genişlemeye başlar. Böyle şişen bazı İhvan Efendi'nin sonra dinlerim Kalorah-ı Ahmed Efendi içmenin yanında yeşil ısrarına. Efendim, parmakları minare gibi kazıkıyor, diyor. Münare gibi. Vallahiları biz çöp gördük. Şimdi ihbarımız haber verir biz, dinlenelim. Böyle genişleme olur. Çünkü insan alemi etlerdir, efendim. Alem-i esrar olaraktan yaşamak çünkü bütün mevcudat insanın içine genç olun böyle.
O Süveydayi devrinin içerisinde ayak yukarıya kaldırmış insanı, afadan da aşağıda Şu camilerin ortasında ayna gibi. Bu ayna gibi olan kalp, yani parladığı zaman yedinci kat semaya azımaları gösteriyor. Yedinci kat bire kadar gösteriyor. Allah kalbimizi temiz vermesin. Hocam, senin zihnine benzemenin içini yapmak lazım. Üstad'ımdan burada, Ahmet Efendi, Mehmet Efendi, Mustafa Efendi, Faik Efendi kimden ders alınırsa anlamını razı olsun üç ay, üç ayda bir, üç ayda bir, ayda bir emir ya, yani sen sıkıntı tutmuyor, üç ayda bir, bakacaksın beş yüz lafzai celal vermişmiş, Diyeceksin ki efendim o doyuyu ondan doyamıyorum. Çünkü bir beş yüz laf say celal bir odun gibi tencereyi kaynattın. Yanına beş yüz liralık bin yiyeceksin, iki odun yanlışsa ısınır. Biraz dava alıştın mı bin daha alacaksın, dört odun yedi araya yazdın mı kalbin ısınır iyice, ısınır.
Ondan sonra, hazıratımız geldi buyurdular, tabiatiniz olsun, ben asker kenarı. Velenin altında beş bin laftay okumadan yaktığın mahi değildir. Tamam, değil dedi. Ben size Ebubekir kertanının dediğini demiyorum, dedi. Yani iki nefesinizin biri Allah olmayan mürhiyerim olmasın demiş, dedi. Ben demiyorum İhvan'ıma dedi. İşte anımı aldığımız ders olsun yapın yahu dedim. Olsun yapın. Kayseri'ye geçen mektup geliyor, kana hakkınız olsun. Diyor ki, Efendi Hazretleri liste halinde, şu on yedi kişi ders aldılar, derslerimi okumayıyorlar, defterimi mi okularlar mı, diyor. Şafalar dersleri, defterimi yalan söyleme Vehbi Viştah'a, Vehbi Viştah'a isminiz geldi, dersini okumayalım deyince Şimdi istihkara Team Oldu dersine aldı. Ne yediler efendim ders olarak?
İşte yüz on bir isteği var ya illa, yüz on bir yüz on bir Ondan sonra efendim, Ayetel Kürsi'ni verdiler, Gel-ham verdiler, Ayetel Kürsi'ni verdiler, dirildim. Bunu sahar ile yapmayı emrettiler. Sabah namazından sonra yapacak olursa seferde orucunu tutmayıp da sonraki tutmanın arasında, orucu vaktinde tutmayla, onun haricinde tutmanın arasında ne kadar fazilet varsa şafar ile ders okuma ile güneş deldikten sonra okumanın arasında bu kadar fark var. Anladınız musunuz? Yani ders olur, yirmi dört alakadar caiz, yani olur lakin şaharla harita Zülcelal nida buyuruyor yine. Yeryüzündeki insanlara istiğfar eden yok mu? Günahaat vereyim. Rızıktan bunalan yok mu? Rızık vereyim. Arzu ile Fiyazat-ı İlahiye'yi isteyen yok mu gönderirim? Diyor. Haciv kapıları açık bütün ihvan tahrif ederse hepsi o zamanda boyun bükmüş, beraber ders okuyunlar, sehivleri de beraber geliyor.
Sen yatarlar göbeğimle yüzüne kadar durur ondan sonra da ben tadilatdayım ders okuyorum, dersen Bu sanat bir faide temin etmez ve gidemez. Üstat birisi diyor efendim, kalbim diyor, velev çalışırız, şimdi çalışmıyor diyor. Yirmi dört saatin yedi tövbe, on iki saat gündüzün yedi saati huzurla gider geçer de beş saattir huzursuz geçerse o çarkı o su gönderir ve tariflerimiz geçmeye başlar. Yok beş saat huzurlu geçse de yedi saat huzursuz geçse, kalbinizden zikir beklemeyin, kalp zikirletmeniz zaman diyor efendi. Çünkü biz ders sarf etme ile meşgul olduğumuz için herkesi ayrı ayrı konuşuyoruz, ondan efendiden alıp yine efendinin sözünü sizlere bahşediyoruz. Allah kabul etsin inşallah. Şimdi, dersi okudu adam, ve Allah'ın musal ile Elham'ı okuyor.
Hasıl olan edri messubatı, evvela bizzat, Eşreful mahlukat, Kefye Husudusa, Hazret-ı Muhammed Efendimiz'in ruhuna, Aline ashabına, Sıddıy-ı Azam Efendimiz'den, Hadis-i Sami Efendimiz'e kadar gelen Pigan-ı İslam ahirete irtihal eden piran-ı insan Efendimiz ruhuna gönderdim, diyor. Eda'yı sığın, diyor. Vahşettim, diyor. Nasıl, dil de bir etse desin. Samimi olarak gönderiyor. Gönderdikten sonra vazife yeni geliyor. Bunun, onlara, onların ruhaniyetini seninle alakalandırman yüzünden oluyorsun. Ben sana yeni başlıyorum. Ölüm rahatlığı yapacaksın. Bir tefekkürü, ödeyeceğim Ya Rabbi. Bu binalardan, bu varlıktan, bu evlatten, bu servetten, bu devletten ayrılacağım Ya Rabbi. Bu tereddüt çünkü Adem Ervah'tan annemin bahtına naklettim, babamın sürgündeydim, babamın oradan anneme naklettim. Orada Anıl Dağları'mı tamam oldu. Dokuz ay dokuz, dokuz saat, diyor diye daha ne oldu?
Tipü nereye geçer yani normal olarak eksene dokuz ay dokuz, dokuz saat böyle geliyor. O zaman ağız ağaların teması oluyor, çıkıyor. Ağzından eğer bir yerin noksan çıktıysa şu kulak yoksa bir daha bu kulağı icat etmenin ihbarı yok çünkü kulaksız geldiyse kulaksız. Düğünsiz söyleyemiyorsan ahaha. Hiçbir doktor ahaz olan kimseyi konuşturamaz çünkü o, batımı boğulacak abi. Batma geriye döndüysen hiç kimse dönmez, yani dönemez. Daha ve oradaki emdiği göbeğin emdiği sarı suyu emdiysen bir kadar iç desen, istihza eder yani istihza eder. Bir daha buraya dünyaya imkan yok. Mağazalara temas çıkacak. Ağza temas çıktıysa çıktı. Çıkmadıysa ağza icabında imkanı yok. Bu dünyadan da haleften nakledeceksin. Burada ağza olan İmanın şartı imkanı yok. Burada ille imanlı gideceksin, hafızaların tema olacaksın. Bunu tamam inemediğin zaman güldüm. Allah, tamam etmiştir inşallah.
Öyle olunca bu dünyadan ayrılmak aşılı kaygı değil, buradan ahirette imanı ayırmak yani iman nasıl olacak mı, olmayacak mı diyeceksin. Büyük bir kederle dünya muhabbetini kalpten sulhrüdü ölümü çok zikredin, buyuruyor Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Bu derste çok mühimdir arkadaşlar. İlle ölümün tefekkürü iyi olmadığı zaman buraya rabıta girmez, fikir girmez, feyiz girmez. Çünkü, ölümden genç bir gördüm. İnşallah cümlemize iman nasip olacak inşallah. Allah imanı kailden ayırmayalım. Şimdi gördüğün zaman kabre gideceksin, kabrin darlığı kaide değil, o da geçen, o da geçen. Onun zindanlığı kaide değil, o da geçen. Oranın en zor kaygısı, iki melek gelir çinarlar gibi, özleri yalvardar şimşaklar gibi, biri Şual sorar gökbüller gibi, dünya döner bir gün alem van olur, münker nekir gelir çok dil laf olur. Buraya şu anı bire, bire çekmeyeyim cevabı veremiyecek.
Kaygısını düşünürken, düşünürken buraya dert edeceksin, Rabia'nın dert ettiği gibi. Rabia'nın içerisinde yara olduğu gibi, evlenmeye insaf bulamadığı gibi buraya yara edeceksin, bu derdi dinleyeceksin, dünya muhabbeti kalmayacaksın. Alırsa ne olur? Hokpur dünya, der ki külli hakikidir. Yeni günahın başı dünyaya muhabbetten doğar. Onun için dünya muhabbetini anca bununla tahlil edip çıkaracaksın. Daha bununla kalır. Yok, harbiden kalsın şimdi kaldırıyorlar. Orada da durma. Kalacaksın, gidecek mi? Yolcusun. Nereye gidiyorsun başa yerine? Habirden kalkan on dört suratta bakan, 7 Canavar bile yazar. Habirden on türlü kalkar insan Hilmi maymun sıvı bazında el ama yani on, on dört, on iki, on bir tanesi hayvan suratında siyanini hiç getiremiyorum din gardaşinle bağışamıyorsun deve suratında. Tamamen hiç doymayum karimde suratında. Din kardeşleri indidüyorsun, yılamaklar suratında.
Hocana çemkiriyorsun, babana çemkiriyorsun, artık cevap veriyorsun, kasap suratında. Dedim her birine bir surat veriliyor. Bir surat veriliyor hayvan suratından Allah vermesin kurban olduğum Allah. İmanı olanların da, tanrıları ayın on gördüğü gibi parlar Allah öyle bakanlardan ihsan. Onu da derin derin düşünürsün mahşer yerine geçer. Mahşer yerine vardır mı defterden ne diyor şimdi? Ayrıca defterin lakin anıtlardan gelecek, içinde ne yazılı? Her şey yazılı. Ok dediğinde yazılı, çuh dediğinde yazılı, vah dediğinde yazılı. Her şey yazılı. Niye dedim bunu? Neyin için ok derin? Benim için daha sonra güçlü hakim olmalı, sıvı sakata adranları. Bir kere bir defa Elhamdulillah dedim, otuz senedir tebrik ederim, diyor. Allah kabul etmek, ölümü bilmez. Neyin içinde yaşlar? Baldızlığa taş düştüler, hep yazdı senin dükkanın yanmadı dediler.
Elhamdülillah, demiş böyle, yetkilinin yandığına razı olmuş gibi olmuş harpim. Kendi tükerve kıyılmış gibi olduğundan Elhamdülillah dediğimin günahına otuz senedir tövbelerim, diyor. Arkadaşlar onlara iştirak edeyim diye dip geri fukaralara yağma etmiş ona. Dedik ki yalnız, belki kalmasın diye fakirler arasında darıtmış. Darıttığı halde tembih vermiş olursun. Allah, Defterim sağdan mı gelir, soldan mı gelir, arkamdan mı verilir? Bekleme. Bunu da böyle bitince düşündükten sonra nizana geçer. Nizam-ı şehadet kurulur, sevap günah dağıtılır. Hacı Bey günahım mı ağır gelecek ona? Sevabım mı ağır gelecek? Nizanın sağında iki cihan güneşi Muhammed Mustafa oturur. Dağıtılırken şeytan sonunda bekliyor, bekliyor. Günaha ağır geldi mi zebanından anıyor malum. Şeytan kilitleniyor, böyle bir kaide, keder bunu da böyle dinledikten sonra, çünkü insan iki fırkaya ayrılıyor.
Birisi Cennet Fırkası, birisi Cehennem Fırkası, birisi Muhammed, Peygamberler Fırkası, birisi Şeytan Fırkası. Ya Rabbi yani şeytan fırtasından mı gideceksin? Şeytan fırtasından mı olacağım yoksa Sultanı Enbiya Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem bilemediğimiz dertlerimizmiş bunlar. Sünnetiyetin yerin bunu da düşüneceğiz, ondan sonra Rabıta-i Mürşide geçeceğiz. Rabıta-i Mürşid deyince çok nadir insan çok kafirin mümin olamadığını görünce dirilmeyi inkar ettiği için kafir kaldılar. Her şeye inanılan, görürsen dirilmek diyor. Sen işte hacıda gözü bir kemik, düş, girmem Peygamberimize karşı. Denilen, cevap verdi. Bu insanların çoğu da rabıta'yı yapıştıramadığından imtihan edilemez. Koca koca ulema'dan imtihan edemeyen olur. Ne diye? Buldan istiyormış Efendimiz, diye. Burayı bir yapıştırmaya çalışalım inşallah.
Rabıta efendim, mürşid-i kamile olur rabıta, yalnız o da muhakkak bir zaman için olur. Dinleyelim, ayet-i celileleri dinleyelim. Estağfirullah, bismillah. Estağfirullahbillah, bismillah. Şimdi olmadığı için vazgeçilmez noksan geliyor. Ve, diyor kazanacağı üyelerine ile gelir ya, ya, saadetinle beraber olun buyuruyor harikası Celalımız. Ayet-i kerimeyle yukarıdan gelir ya ben bulduğu gibi söylüyorum, Ey şerefli imanla şerefgah olan kullarım Allah'tan korkun vesile ittihaz edin. Dünyanın rızkına nasıl vesile hazırlıyoruz, bağınıza atıyorsunuz. Sanatınız var, memuriyetiniz var, önemsizliğimiz var, doktorlüğünüz var, hocalığınız var, vaazınız var, hüzünliğiniz var, efendim, sıhhatınız var, araba yaparsınız. Birbiriniz rızka bir vesile yaptınız ya Allah'ın fiilde ve İlahiyyesine de bir vesile itikat edin.
Bizim iyimizde bu vakah şöyle on dört yaşında kadar peder bize ders vermişti, onu mahvettim. Şimdi ameli manda oldum, yedim yüzüm tara huzurumuzdayım şimdi. Yani hiçbir şeyim yok yani. On dört yaşında, hani sabahtan beri dinlerim, anca dinlediğimi haber veririm. Halimi haber verirsem mest olursunuz, halim yok ki haber vereyim. Allah'ımız, sizin hallerimizden bize de bahsettiniz, cümlemizi, cümlemizi birbirimize, bizim sultanımızdan, merhametimize bağışlasın inşallah. Amin. Hacivit Efendi hocama sordu bir hoca. Hacivit Efendi diyor ki babama bir gün abdest bandın diyor. Aynaya baktı mıdır gözümün şurasında azıcık bir şey var, silik var yani sivrilikten kalmış. Orayı parmağımı sürtüp de temizlemediğim için abdestim olmadığını bildim. Otuz sene olmuş bana namaz farz olalı, ben otuz senelik namazı kaza ediyorum diyor. Biz dedik abdestte noksan gördüğü için. Öyle insanlarız onlar.
Babamın gecesi baba hoca derlerdi. Bir sabah namazım uyuyarak güneşe kalmış Abdullah demiş herkesin üstüne. Kırk senedir o bil namazı kaza ediyorum, bilmem Allah kabul etsin bilmem yetmez. Yani o bir dert namazı. Şöyle bir yolluyorlar efendim, bizim gibi olmuyor hiç. Fakat bizim kusurumuzu affetsin inşallah. Bizde de elhamdülillah onları sevmek var. Var. Diyor ki, Aziz efendiye. Efendim, diyor rabıta olmasa ben de saygıata gireceğim ya rabıta diyorlar diyor. Sen hiç ayet okumadın mı? Okumadın mı sen? Vesile et abi, oğlum, buyuruyor Allah. Allah, yaş üzüm ver Allah, yaş üzüm ver desem, hiç üzüm eline geçti mi şimdiye kadar? Yok üzüm. Ne yapıyorsun ya? Çıplak dikiyorum, yapıyorum, gıda yiyorum, iyi bakıyorum, üzüm istiyorum Allah, Cibril-i Muaz'tasıyla, bak böyle böyle sattım üzüm veriyor. Sen mi geliyor sana tevekkül veriyorsun? Allah'ım.
Demek tarlayı sünüyon, ikile yiyorum, uçtu yiyorum fenni gübrene atıyorsun, buğday tohumunu tevekkül olup atıyorsun, çöpten Allah sana buğday veriyor. Ne diyor o tarlaya varsan da Allah'ın hadisinde yok mu? Kurban olduğum Allah, buğday mı kurban olduğum Allah, desen ne eğri diyor? Verilme Allah, vermeyen salih Niye vermiyor sana da diyor tarlalarda sürüm sürüm sürünüyor mu? Allah, işte bir sebebe bağlamış efendim diyor. Demek onu sebebe bağlamıştır velakat, terram ile veli adem olan bu cihanı feyiza bir sebep yapmamış mı? Diyor. Yani feyzı onun kalbinden almak, yani çeşmeye varıyorsun diyor. Çeşmelerde bardağın doldurmadan korursan bin yanında durursa, kendi doğası değil. Yani orada yanında dursa diyor, kendi dolar mı? O çeşmenin diyor ağzına diyor, ağzına tespih vermek diyor, o şişmeye bakıyor mu da diyor oraya dayı.
Yok efendim diyor, ben diyor biliyorum olsun diyor Allah'ın kudretinden bakıyor. Ta Hacer-i muallak, taşının altına da daha köşeden geliyor. Allah'ın kudret der, yahhibeike, Bismillahirrahmanirrahim. Hacer muallaktaşının altında kıvranıyor. Allah, sen diyor, o suyum diyor, o çeşmenin oğlu vermediğini, verdiğini, vermediğini biliyorsun da biz kutlu cihandan emdiğimiz Yusuf-ı ilahiyyenin Allah'tan geldiğini bilemiyor musunuz diyor, hoca verdi diyor. Yani onu Allah'ın bahsettiğini bilemiyor muyuz? Yani neden diyor, sen diyor, havuz nasıl oldun Allah, Kuran'ı kalbine ne yapacağız, Allah mı gelip alsın? Yoksa bir Hoca'nın dizinin dibine diyor, Bin de bir diş ya nasip olur, yoksa diş yurdun bir üstadın gönlünde bunu bellemen lazım. Rabıta bunun gibi olur, murakabaya vardır mı, rabıta geçer. Üstadımıza geliyorum, Adana'ya vaaz veriyorum elli beş de Ramazan-ı Şerif'te şık olacağı içinde.
Şu da bunun gibi açarım, açarım. Lakin Ferit ve amcemiz ve oranın sağlıkları böyle dolar, şuptaya bakamam bir saat daha hüngür hüngür ağlaşır, dağılıp, bilirim dışarıdan olduğunu, geldiğini, haberim olur. O Amuca'dan sordum, Amuca Allah aşkına, Hadis-i Amr Efendi Hazretleri, sen birader versin, onun hakkında bu ilginç şeyler bizde Allah rızası için haber verdi. Dua edin. Beni dedi. Bizi de çok sever. Allah'ım merak etme uğrarsın. Dedi ki Hasan, kardeşim, kanaat olsun annemden duyduğuma göre annemden duyduğuma göre bu yavru bahnuma düştü. Hadis-i Sami Efendi, batıma düştü. Şüpheli illerin verdiği bir çekirdeği isem, karnım sır sırsızlardı. İstifrail önce kurtulamazdı. Şüpheli taam bunun önünde gibi bana nasip olmazdı, diyordu. Dünyaya geldi. Dünyaya geldiği zaman, aklımıza bir şair geldi. Baktım böyle aksakallı vicdan. Orada bir şey istiyor yani, sadaka istiyor, para yahut ekmek vesaire.
Neyse, biliyordum onu unuttum ne verdiğini. Yani unutmadığım yerleri diyeceğim, Şüpheli konuşmaya. Verdikten sonra ben asil sadakaya gelmedim. Bünyeye bir çocuk getirdiniz. Ümmü Muhammed Sami olsun, Muhammed Sami olsun. Onun sözünü emzireceksin şüpheli taam gibi, o baktım tehdit olacak biri. Döndüm geriye baktım kaybolmuş diyor. Bir büyük ülsuma annemiz yani. Efendi yaptıklarının annesi. Allah cevaplı nailsin. Ondan sonra diyor, annem bize babama tebşiki etmiş, ben sonra doğdum yani diyor, yalnız bizim cidliğimiz vardı, büyük Ali Ramazanoğlu diyorduk biz. Hazreti Muhammed'in neslinden bir talebimiz gelirdi. Yani Hazreti Muhammed aleyhisselam'dan böyle emir olarak gelirdi biz, Nesli'miz. Ali Ramazanoğulları tanıdık. Ondan sonra efendim, çitliğimiz var. Çiftlikte zengin olduğunuz, bak şamibe diyorlar, bey diyorlar, mevzu tanesi böyle geliyor.
Çitipte babam hepimize birer kurban aldı, koç kesilir bütün fakirler diye.