Kuran-ı Kerim ve İnsanların Ruhu kaydında Medine-i Münevvere'den imamlardan bir tanesi Essahibi'de ve Uzuvlifetli cennetul hili müttegine veira ve ayyi de, Kaf suresinde ikinci sahibe'de alt kısmına doğru buradan okudu ve burada beş tane esas var. Baktığımız zaman görürüz, muttakiler var, evvab olan zümre var, hafiyoz olanlar var, haşyet sahibi kullar var, müni bulan kullar var…
Medine-i Münevvere'den imamlardan bir tanesi Essahibi'de ve Uzuvlifetli cennetul hili müttegine veira ve ayyi de, Kaf suresinde ikinci sahibe'de alt kısmına doğru buradan okudu ve burada beş tane esas var. Baktığımız zaman görürüz, muttakiler var, evvab olan zümre var, hafiyoz olanlar var, haşyet sahibi kullar var, müni bulan kullar var beş tane. Bunlar bakarız, tefsirlere bakarız, diğer kelimelere bakarız. Kelimatul gur'an onlara da bakarız. Buna benzer bunu ifade eden birçok eserler var. Ümiyy kelimesi, Cenabıhakk'a tamamen dönüştür ve bir de bunu okuduktan sonra ikinci olarak zammı sure, onda da Gamet suresinin son iki ayetini okudu Ashable. Burada da sohbetin önünde bu ayeti celileleri okuyunca bize bunları hatırlatmış oldu.
Kuran-ı Kerim, Kitabı Kerim'imiz Allah'ımızın koruması altında olan, o kadar uğraşılmasına rağmen bir bahane bulmak, bir eksiklik isnat edebilmek için hiç muvaffak olunamamıştır ve olunamaz da zaten. Böyle bir hale girenlerin neticesi de çok kötü olmuştur. Son nefesleri sıkıntılı bir şekilde geçmiştir. Bizim iki kitabımız var biri Kuran-ı Mecid, şerefli olan Kuran-ı Azimüşşan, ikincisi de kainat kitabı. Allah'ımızın o varlığını ispat ediyor Kitabı kerimimiz. Bir de kainat kitabı yüce kudreti gösteriyor bize. Lugat olarak Kuran-ı Kerim Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a Cenabı Hak tarafından Cibril-i Emin vasıtasıyla indirilen ilahi kelamdır. Kuran-ı Kerim, ve natikun. Öyle bir kitabı kerim ki bize nahtıktır, konuşuyor Kuran-ı Azimüşşan. İşte okudu beş tane esası biz orada gördük. Sonunda da bu güzellikleri yaşayan müttaki kullara da netice olarak uduhulhu habisselam.
Cennete dahil olun buyuruyor, huzur içerisinde. Artık sizin için bundan sonra bir ölüm yok, ebedi olarak Cennet nimetlerine gar kolum ve orada daha da ziyadesi vardır. O ziyadeyi cemali ilahi olarak ifad ederler. Konuşuyor. Konuşmasa dahi, konuşmasa dahi o bize her haliyle öğüt ve nasihattir. Emirler bildiriyor. Kaçınmamız gereken esasları hellül hususu içerisine alıyor. Kuran, Abdullahi beynallahi ve beyn-i aybadi Allah ile kul arasında bir bağdır. Buna ba-i insak derler. Kuran-ı Azimüşşan'ın Fatiha Sure-i Celile-i cemilesinde derce olduğu, Fatiha'nın da besmele-i Şerife'de, besmelenin de altında olan bağ, o noktada toplantı. Buna bayi ilsak yapışma manasınadır. Allah ile celle celalühü kul arasında bağdır. Allah ile kul arasında bir bağdır. Demek ki biz bu bağdan kat iyyen ayrılamayız. Bizim hayatımız bu bağa bağlıdır. Ruhani hayatımızda, nefsani hayatımızda yani, eşer olarak da.
Nasıl ki ana karnında bir çocuk, çocuğun gelişimi göbek bağıyla gıdasını temin ediyor, vücudu gelişiyor. Bizim maddi ve manevi diyorum, her şeyimize muhtacız ona biz. Her şeyimize muhtacız. O bağımız da Kuran-ı Azimüşşan'dır. Onunla alaka kurduğumuz sürece huzur içerisinde yaşarız hiç şüphesiz. Bunun ötesinde bir yol yok zaten. Mentemezsekebihyinece Abdullah ed-Cüsteri Hazretleri, Rahmetullahi aleyh Kuyi'nun, Kim Kuran-ı Azimüşşan'a uyarsa kurtuluşa erer. Buna örnekler vermeye gerek duyuluyorsa erer. Dünyada ülkelere bakıyoruz, ekonomide en çok sözü edilen hususlerden birisidir. Bir İsrail faizin en düşük olduğu yerlerden birisidir, o batıdaki ülkede. Çok şudururdu. Niye? Çünkü Kuran-ı Kerim'de Mevla-yı Zülcelal, Yemhakullahul ribe ve yur bis sadakat, yemhakullahul ribe Faiz batırır, sadaka artırır bunu.
Kuran-ı Kerim ve İnsanların Ruhu kaydında Medine-i Münevvere'den imamlardan bir tanesi Essahibi'de ve Uzuvlifetli cennetul hili müttegine veira ve ayyi de, Kaf suresinde ikinci sahibe'de alt kısmına doğru buradan okudu ve burada beş tane esas var. Baktığımız zaman görürüz, muttakiler var, evvab olan zümre var, hafiyoz olanlar var, haşyet sahibi kullar var, müni bulan kullar var…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunlar Kuran-ı Kerim'e ister inansın, ister inanmasın zaten taktiklerinde görülen bu. Adına İslam demeden İslam'ın esaslarından faydalarını istifade ediyorlar. Bu bir örnek demek Kuran-ı Azimüşşan sadece namazı anlatmıyor bize. Namazı anlatırken iyi bir düşünebilsek, ekonomiyi de anlatıyor, ziraati de anlatıyor, ticareti de anlatıyor. Daha namaza şuru eder etmez, namaza başlar başlamaz. Allahu ekber dediğimiz hepsini tamamlıyorum. En büyük olan kimdir? Mevla-ül Zülcelal'dir. O zaman onun emrinin altına girmemiz gerekir, çünkü yaratanımız o bizim. Her şey ona aittir. Bu bizim rabıtamıza bağlı, bu bizim murakebemize bağlı, bu bizim devrat ve ezkarımıza sıkı tutunmamıza bağlı. Yapışacağız, bizim asıl yapışacağımız bunlardır. Bu bizim dünyamızda ayarlar, ev hayatımızda ayarlar, yemmemizi, içmemizi, her şeyimizi ayarlar. Rabıta hakkın da büyüklerimizin bir sözü var. Hüsün ve kubuhu bildirir.
Bu İslam fıkhında çok önemli bir terimdir. Husün ve kubu. İyiyi ve kötüyü, faydalıyı ve zararyı bildirir. Tarikatin anlamı da bu zaten. Tasavvufi tarif ederken bu şekilde tarif edilmiş. Marifetün nefsin malehaha ve maliyye. Fıkkın tarifin bu. O zaman bu yolla alakası nedir? Bu yol hem fıkhı zahir hem de fıkhı batındır. Ama ha bunu sırf fıkhı batın diye ele alamayız. Zahiri yönü yerine getirmedikçe batıni yün yerine gelmez. Bir portakal düşünelim. Portakalın bir zahiri var, bir de batılır var. Zahiri nedir? Kabuğudur. Meyvesi nedir? Onun içindekidir. Kabuğunu biz soyup atacak olsa, o pürsüme başlar bozulur, kokar ve bir tane bağ atılır. Şerifi şerife uymadıkça, dinimizin itikat, ibadet, ahlak, muamelat yönüne, batıni yönü yerine gelmez. Çok sorular gelir, çok haller anlatırlar. Öyle ki, beni put aleminde yaşar. Anlatırlar bize. Manen ameliyatta olur, ruhen ulvi alemlere de gider.
Bu da esas şeriattır. Şeriatimize dikkat ediliyorsa Kuran-ı Azimüşşan'a ve sünneti Muhammediyeye kabul durak sardılmaz. Ürtü bu. Bu sebeple mürşid-i kamillerimiz gerçekten mürşid-i kamildir. Hakikaten mürşid-i kamil. Başından sonuna kadar araştırarım bize sağ olsun bir kardeşimiz Kars'tan göndermiş, sadat-ı kiram hazıratının hayatını bildiren çok güzel bir eser bildirmiş. Biz de bunun araştırmasını yaptırdık. Meşşai i'zamın eserleri nelerdir diye. Elimizde notlar bulunur. Nasıl eserler hazırlamışlar? Bir İmamı Gazali, Ebu Ali, Farmedi Hazretlerinin mürididir, bu bile yetmez mi bizi? Mezhep imamları, mezhepte müçtehid olanlar, okumuşlar, iş geliyor üstadımıza. Bir gün mektebim yok diyen üstadımızın, vaiz nurlarını getireyim size. Bununla yillarca vaaz etti. O vaaz Nut'larında, buna şu kadirler, bir ayet I celile iki hadis-i şerif. Hepsi, bir ayet I celile iki hadis-i şerif.
Fakat Allah'ımız onun gönlüne öyle bir ilim vermiş ki, daha oturur oturmez ayet-i celillere nelere başlıyor, okuyorum. Mesela Esselamü Sakillarda. Bunu çok görmeyeyim benim evladım. Emanetler hususunda burada müderris hocalar dolu o tarihte. Ramazan-ı Şerif'te bazı nasihat ediliyor. Demişler ki bu sene camiyi kebirde bölgelere göre değişik Ulucami derler. Bazen çarşı camisi derler. Burada Ulucami derler. Merkez bir cami, bu camiden, diğer camilere bütün vaizler neler konuşmaları daha var. Hasan efendi konuşacak. Burada bulunan ilim ehillerinden bir kısmı demişler ki gözüne kurban olduğum ne konuştuk? Evet konuşun, bir gün konuşun iki gün. Üçüncü gün ne bulacak? Kontrol bahanesiyle kontrol etmek için gelmişler. Elinde bir not ona kadar takip ediyorlar. Ayetçilerle kırmızı kalemle işlenmiş. Okuduğun Ahzab Suresi'nin son ayetleri onu okuyor.
Dedikleri gibi bir gün konuşmuş, iki gün de konuşmuş. On beş gün elinde devam ediyor. Artık çekilmişler. Bu aynen Tahir Hocamızda da bulmuştur. Tahrip etmeye başlamışlar, daha yeni idim icazetini almış. Almış. Tahrip ediyorlar ne konuşacak diye. Çok sevdiği için halk, varlıklı kimseler neler? Hocam sana bir küpe yaptır. Hemen hemen on tane cübbe sormuş. Hazırlarını hangi cübbesiyle kürsüye çıkaracak, sonra içine koydum. Birini giymiş kürsüye çıkmış ama elini atmış koyun cebinde korluklar yok. Öyle bir mürşid-i kamile bağlı ki zamanın futbol akdarı, aynı zamanda Sami Efendi Hazretleri Gavs-ı sakaleyndir. Cinlere de hükmedecek güç ve kuvvettedir. Eğer dinliyorsanız, Efendimiz Hazretleri babama itaat eden cin taifesi bize de itaat ediyor diyor. Buraları açmazlar. Ama bizim çok uyanık olup dikkat etmemiz lazım. Cinayet edeceğiz. Uyacağız. Emirlerine uyacağız.
Elini atmış yok, böyle rabıta halinde. Önüne notlar konuş. Sonra toplayayım derken, o notları alayım derken eline hiçbir şey geçmez. Allah'ımızın yardımı inecek olursa, bunu tarif gidemeyiz biz. Bu sebeple biz onun yardımına muhtacız Cenabı hakk. Kuran-ı Kerim'e bakalım, ashab. Fetih nasıl müyesser oluyor? Ehli küfre karşı yapılan muharebelerde, mücadelelerde, hem de nefsimizle olan mücadelemizde, şeytana karşı, kötü niyetli kimselere karşı, nefsin heva, arzu ve isteklerine karşı olan cihadımızda en başta, Nusret-i ilahi, Allah'ın yardımı gelin. Yalnız biz o yardımı elde edebilecek güce kavuşmamız lazım. Nereye çok yağmur yağıyor? Barajlar çok olursa, denizler, okyanus, yeşillik, ağaç, orman, bu gibi yerler yağmuru çekiyordu. Gözlerimle gördüm, ulan dedim. Okyanus deyince çok farklı diyor. O siz baktığınızda bunu hissediyorsunuz, hissediyorsunuz. Öyle bir yağmur yağdı, tarif edemem.
Araba nasıl gitti bilmiyorum. Öyle bir indirdi Cenabı hak. Bizim gönlümüzde biz Zikrullah'ın bir neşesi olacak. Bir yeşilliği olacak. Zaten efendimiz aleyhissalatu vesselam ona benzetiyor. Zikreden de gitmeyenleri, yeşeren ağaçla koruyan ağaca benzer. Gönlümüzde güzel ahlakın baharı meydana gelecek. En çok yağmur ne zaman yavru? Baharda yavru. Gönlümüzde bu ilahi baharlar olacak olursa güzel ahlak baharları ilahi yardım o zaman inmiyor. O füyuzat-ı ilahiye bahri denizi, tecelliler diyelim, bunun yanında manevi doğuştur varidatlar. Okunan Ayet-i Celiledeki o beş esası yaşayabilsek, birini yasaksak, diğeri onu takip eder zaten. Bir müttakir olsa diğerleri gelir. O zaman iniyor Allah'ımızın yardımı. Ona muhtacız biz. Kendi elimizle hiçbir şey olmaz. Kuran-ı Kerim'e bakalım. Allah'ımız Bedir muharebesinde üç bin, beş bin ordularla yardımda bulunuyor.
Okuduğumuz esamu ilece ehnesullahi velfet ayeti bilfiil. Evvela yardım geliyor. O yardıma mazhar olmamız gerek. Her şeyi de bulunuyor. Hep sıkıntılardan anlatılıyor, görüyorsunuz. En hamlem ülkemiz diğer ülkeler gibi olmasa ile Rabbimiz ilahi lütufta bulunuyor, ihsanda bulunuyor. Fakat şikayet yok. Siz duyuyor musunuz bilmem. Çok şükür, Elhamdulillah. Allah'ımıza hamd olsun daha ne olacak, ne nimetlere mazhar oldu. Bu biraz az diyor. Gibi. Şikayet yok. Biz bunu görürdük. Çok fakir olanlar olurdu, yoksul olanlar olurdu. Yardım yapılır, derlerdi ki bize değil daha düşkünlere verin. Değil. Bize değil daha düşkünlere değil. Elhamdülillah sıhhatimiz var, afiyetimiz var. Yetiyor. İlk şükrederek, Allah'ımıza hamdelerek nimetler artar. Burada hem asker arkadaşı oluruz cenazımızın, hem de manevi evladı. Bir gün evine geçiyor.
Diyor ki nasıl geçiminiz bu evine gitmeden bir ziyaret esnasında soruyor. Nasıl diyor geçiminiz? Ebem elhamdülillah, evin bir köşesinde, biraz buğday var, ben bunları alıyorum, değirmene götürüyoruz, un oluyor, ekmek yapıyoruz. Geçiniyoruz çok şükür. Yine bakıyorum orada meydana geliyor. Buna bereket ekonomisidirler. Bu sözler afaki sözler değil, Allah'ın bu tuğrı, ikramı. Tarihi süreci takip ettiğimiz zaman neler görürüz, Cenabı Hak neler ihsanlıyormuş. Yokluk anında Rabbimize dönüldüğü zaman ikramını nasıl ihsan etmiş? Tam dönüş istiyor. Mevla-yı Zülcelal. Bizim kalbimizdeki manevi güzellikleri diyoruz ceberut alemi anlatıyorlar, lağud alemi de anlatıyorlar. Bir de la mekan alemi var. Oraları biz de duyuyoruz. Üç tane vasıtası var Hazreti Salliatü vesselam Efendimiz, Miraç'ta. Burak'la Kabe-i Muazzama'da Hud-i Şerif'e geliyor. Ondan sonra Miraç, ismi öde, Vergi Kulübü.
Yedi kat sembai geçiyor, Sideyi münteha, kainatın son bulduğu nokta. Daha ondan öte refrem. Bir müridin de manevi olanakları vardır. Buraları Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de bize ruhi seferi mutmainne sıfatından sonra anlatır. Biz o zamana kadar ne yapıyoruz? Dağı tırmanıyoruz. Dağı tırmandıktan sonra bir düzlük gelir. O mutmainne sıfatından sonra ve taatlerin kabul noktası da var. İbadette üşenmeler neler, bir tarihte saldırdı bıraktım hep onlar ondan gelir. Bu mukma inme sıfatını elde etsek, çünkü o kişi artık ruhi yönde güçleniyor. Nefis diye bir şey yok. Nefis artık İmam-ı Gazali'nin ifadesiyle rahmetullahi izzete nail oluyor. Nefsin izzeti vardır diyor İmam-ı Gazali. Öyle olmasaydı, esana ya yetuven nefsun mutmainne, ey huzura ile nefis diye Cenabı Hak hitap koyulmazdı. Bu hitap mutmainne tamamen nefsin durulduğu zaman, arzu ve isteklerini bitip, Rahmaniyete durduğu vakit.
Biz okuyoruz Kuran-ı Kerim'de esame ve la tapulu limen yutfet fi sebilillah minval made teş olunsak Allah'ım. Onlara yürü demeyiniz, onlar diridirin. Diğer surelerde de var bunun. Al-i İman Suresine girmeden önünde festebiş yapıyor diye başlar. Mahal hatırladığım Fussilet suresi var, ayet-i cilvelerde. Görünüyor onlara, ölü demeyiz onlar diri diri. Bu dirilik nereden ileri geliyor, bu dirilik nutu kablle enta mutu sırrından ileri geliyor, ölmeden evvel ölmüş, nefsinin arzuları bitmiş, hiçbir kalıntısı yok onda. O zaman tecelli ediyor. Hayatı rahmani bir hayat olur. İzle, istedikleri bu. Nefsimize bağlı olunca hayat, o zaman her şey bitmiş olur. Fakat ruhuna bağlı olacak olursa, Rahman olan Allah'a bağlı olacak olursa, asıl hayata o zaman ilişiyor. Ruhani hayat ile hayat bulunma o noktada. Bunu Mevlana'mız da ifade eder.
Yunus Emre'nin de Rahmetullah Alim var, onda da geçen tenden ölür, ruhlar ölesi değildir. Yani letaif geçmelerle, murakabelerle olmuyor. Mu? Murakabeleri ahlak olarak geçmemiz gerek. Onun üstadımıza ne güzel haber verdi. Çoğanlıktı sohbetlerde. Buyurdu ki adam on kat bina yapar, fakat temelinde tahrip kalıpları olacak olursa, bir ateş isabet etse, gürül gürül yıkılır diye. Aman ahlakımız güzel olsun, ahlakımızın güzelliği ile o binalar ayakta durur diye, ruhani ve manevi, öpüştuk, kaçtımlarla olmuyormuş. Nefsimizin ıslahı gerek. Demek. Bayezid-i Bistami Hazretleri bu derde düşmüş, Allah'ımıza halini arz etmiş. Demiş Ya Rabbi, ben sana nasıl vasıl olayım? Sıradayım isterseniz, Allah'ımızın izni. Bir, istikamet, him, basiret, üç, hikmet, dört, üstat. Suat. Öne üniversitedeki sınıflara benzin mezunu. Yüksek lisans, asistan, doçent, profesör bulara benzin mezunu.
Manevi gelişimlerdir ve sıralanırken fenafil ihvan, fenafişeyh, fenafil resul, fenafillah, dört ayaklı merdiven derken o merdiven ayaklarının mesafesi yerden semaya kadar gider. Hepsi şartlar ister. Biz buna talip olacağız, gayret göstereceğiz. Çalışacağız, Allah'ımız yolumuzu öyle açacak. Tarikat bir kere merasim değil, şekil de değil. Bu bir muhataptır. Biz üstadımızın bir gün mektebim yok dediğine geldik. Evet, bilenler için gelecek bir söz yok. Ebu Talib El-Mekki Rahmetullah Ali Hazretleri Kuran'ınızı tarif buyururken, Ruhul İman, imanın ruhu diye tarif etmiş. Halife-i İsa'de, Mustafa Efendi, Rahmetullah Ali bunun gibi değil, daha bir genç kimseler gelirmiş. Yavrular gelirler, dün vardı burada. Kuran-ı Kerim okumuşlar. Otuz bir hüm üzerinde, tam sayesinde bilen bir ölüm, kök genç. Onları okşarken şunu söylemiş. Bir Kuran'ı hafız olalım. İki ilmiyle amir olalım.
Üç hikmetiyle kamil olalım. Hikmetiyle kemal aldığımız derslere dikkattir. Yoksa kendiliğinden olmaz mı? Biz helva mı yapmak istiyoruz, temel malzeme nedir? Undur, irmiktir, yağdır, şeker şekerdir, süt ve kaymaktan olur. Un var, irmik de var, yağ da var, şeker de var, süt de var, kaymak da var. Var. Bunların bir araya gelişiyle olmaz. Bunları ne yapacağız? O yapılışın şekli var nasıl yapılır diye. Ona bakacağız bunları birbirine katacağız. Usulüne göre orada verilen bilgilere göre helva yapacağız. Bize mukarrebun vasfına ilişmemiz de, de muttaki olmamız da, Ebrar sınıfına erişmemiz de, kamil mümin oluşumuzda da istiğfar var. Tevhid var, salatü selam var, ölüm tefekkürü var, rabıta var, zikirler var, murakabeler var. Hepsi verilmiş. Fenafil ihvan olacaksak da bununla, Fenafiş şey, fenafil resul, fenafillah olmamızda fena hali beka hali bulunun.
Elhamdülillah üstadlarımızı gördüğümüz için Allah'ımız yanıltmasın bizleri, çok öyle. Öyle haller yaşanıyor ki, söylenen sözler mutluci hanların halleri. Fakat ahlaki bir gelişim olmayınca, Allah korusun yerin gibi değil mi? Bu anlattıklarım büyüklerimizden, sohbetlerinden duyduklarım derlerdi. Ah buyurun bir merkepten düşen mi? Uçaktan düşen aynı olmaz. Belki yanı beli biraz ağrır ama uçaktan düşerse parçası kalmaz. Evrak ezkar yükselmelerle bunun yükselmesiyle olmuyor. Ahlak da yükselecek ki o zaman sekine hali meydana gelsin, huzur hali meydana gelsin. İtminan hasıl olsun. Madenler nasıl oluyor? Denirse madenler kazmayı istiyor, püreyi istiyor, ona ait çok malzemeler var. Dozerini istiyor, greyderini istiyor. Dediğimiz gibi bunu madenciler bilir. Bunları çalıştırmak suretiyle elde ediliyor. Cenabı Hak ne madenler vermiş, neler ihsan etmiş.
Öyle ki saflaştırıldığı zaman madenin kıymeti ortaya çıkıyor. Yoksa bir ton bakıyorsunuz bin dolar mukabilinde olabiliyor. Saflaştırılırsa bir kilosu o değerde oluyor. Daha da saflaştırılırsa gramına iniyor. O bor madenleri neleri de değil. Bunun yanında diğer birçok madenler var. Altını var, daha başka bizim ismini çıkaramayacağımız, dolu madenler var. Rodyumu var, iridyumu var, rutinyumu var, osmiyumu var, gramı yüz trilyon dolar seviyesinde olan maden var. Çünkü saflaştırılmış. Ahlakı ahlakı seyyieyken kötü ahlak iken öyle saflaştırılmış ki ahlakı Muhammedi olmuş. Daha saflaştırılmış, ahlakı ilahi olmuş. Bizim derdimiz bu olacak. Bunlara odaklansak nefsani haller biter. Nefsimizin mertebesinde de üyeler, ruhumuzun da. Sadece nefsin mertebesinde değil, saflaşınca ruhun mertebesinde de seçkin bir hale geliyor. Daha da bir saflaşıyor, sırrın mertebesinde de saflaşıyor.
O zaman cezbetun min cezibatirrahman tuvazi ameletsakali Böyle bir kimsenin göz açıp yumuncaya kadar ameli insanların ve cinlerin ameline denk geldi. Kim istemez bu nimete erişmeyi? Bunlar büyüklerimizin vermiş olduğu evrad ve ezkarın içerisindedir, dışında değil. Elde etmişler bunu. Daha misal verebiliriz bu noktada. Padişaha jurnallenen on kişi var. Bunlar memleketin belası diye. En hayırlı insanlar. Derhal idamına buyuruluyor. Cellat bunları diziyor, birinin boğazına derhal kılıç inecek, arkadaki onu iteliyor, kendi boğazını o kılıca teslim ediyor, böyle devrediyor. Padişah da seyrediyor, diyor ki sizin haliniz nedir böyle?
Efendim biz öyle bir hale geldik ki bir göz açıp yumuncaya kadar ki amelimiz insanların ve cinlerin ameline denk istiyoruz ki isar var İslam'da, kendi menfaatini başkasına vermek, onun menfaatini elden elden çıkarmak için çalışmak değil, daha bir üstün olsun diye gayret etmemiz gerekir. Biz aynı bahçenin fidanları sayılırız. Birisi eğer çok meyve veriyorsa bir diğeri onun ayağına çelme takmaz, daha ileri gitsindir ortak bir dönüşümümüz var. Efendim diyor, isar kendi menfaatini başkasına vermek, o daha çok nimete mazhar olsun. Çünkü göz açıp bürümceğe kadar ki ameline bu kadar nimet başvurmuyor. Diyor ki siz eğer Ebrar sınıfı hayırlı kimse değilseniz dünyada hiç kimse olamaz diyor ve serbest bırakın. Tarikatı Aliye boşuna deyin. Onun için şekil ve şemail diye nitelendiremeyiz. Bütün ibadet ve taatlerin nesi var? Bir süzülme var, bir aşaması var. Her ibadet.
Hangisini derseniz deyin, hangisini derse, biraz sonra Allah'ımız nasip ederse namaz kılacağız. Genel ele alan ibadet olarak bir kitaplardan okuyoruz, kocalarımız bize tarif ettiği bir ibadet şekli var. Farz, vacip, sünnet, müstehap bunu bilsek bile güzel. Böylece yapıyoruz, buna bire on Cenab-ı Hak ihsanda bulunuyor. O taatlerimizi yaparken bir de kalbi ciheti var. Kalbimiz de istifade edecek olursa, en azından kıbleye dönüşte bedenin döndüğü gibi ruhumuzun da kalbimizin de dönmesi. Allahu Ekber dediğimizde, Allahu Ekber derken ve bayılan Allah'ın velileri var. Allahu Ekber derken gözyaşlarını tutamayan çok aşıklar var. Allah'ımızın büyüklüğünü ifadede kendinden geçiyor. Artık gönlüne işlemiş, azamet-i ilahiye kalpte tecelli etmiş. O zaman durulup süzülmüş oluyor insan. Ubudiyet noktası bu. O benim Rabbimdır, ben onun kuluyum.
Emredilen taatin tembelliğimizin ortadan kalkması için kim emretti diye düşünsek sabah namazına cemaatle devamında geri kalmaz. Diğer taatlerimiz dedik. Emreden kim bir kere? Allah'ımız emridir. O sünnetleri bize yapmamızı gösteren aleyhissalatu vesselam Efendimiz. Bir üçüncüsü, Uhuvvet, ibadet ve taatin sırlarıdır. Her taatimiz yoktur. Kuran-ı Azimüşşan ve Kuran azimüşşan, hüekelamullah. Allah'ın kelamıdır. Kadim, Veyru Muhalye'nin, Melahmahlubin Melahadisi. İmam Ahmed bin Alik, Ahmed bin Hanbel, bu noktada Rahmetullah Ali ne sıkıntılar çekti. Kuran mahluktur diyeceksin. Kuran Allah'ın kelamı değildir diyeceksin diye cezaevlerini attın. Nasıl hakaretler gördün? Katiyendir, Allah kelamıdır. Mahlukun sözü değildir. Mahlukun sözü dese bütün hükümleri ortadan kaldıracaklar. Ama Allah'ın kelamı Celle dilüldülü ezeli bir kelamdır. Allah'ın kelamıdır.
O katiyen bozulmamıştır ve insanların sözleri değildir. Dahru bir hekem bu ya. Her şeyi ile Rabbimizin koymuş olduğu esaslarda bir hikmet vardır. Onun bilincinde hikmetler var. Şöyle ussaydı, böyle ussaydı, şöyle ussa daha güzel vurmaz mıydı? Hayır, ne buyuruyorsa o. Manevi zevktir diye geçmiş burada, duyanlarımız için Efendimiz sallallahu teala ve sellem nedir? Kuran-ı Azimüşşan'ı tefsir eden, hem mübarek sözleriyle, hem yaşantılarıyla bunu göstermişlerdir. Cibrili'nin vasıtasıyla almıştır. El-gurenke inün hayrür beynene Kendi aramızda Kuran-ı Azimüşşan diridir, ortadadır. Haturun ve nazırun ve şehyhidün aleyhina bizim her halimize şahittir. Cenabı hakk'ın Kitabı Kerim'i, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin bir sözü var. Bir diğer müşayizamda da buna benzer kelamlar ilmi Kuran'ın zahiri ile insanın zahiri telemendir, ikiizdir.
Şeri esaslara Allah'ımızın emrettiklerini bedenen yerine getireceğiz, onu söylüyor. Kuran'ın batını, esrarı ise insanın iç alemi ile tevemen birdir diyor. O da o ruhani güzellikleri yaşamak, o manaları anlayabilmek. Allahu Zülcelal'e götüren bir nurdur, bizi Rabbi Zülcelal'imize götürüyor. Emirleriyle bize bir nurdur, günahlardan sakındırmak suretiyle de nurdur görülmüştür. Allah'ımız kalplere onu yerleştiriyor ve öğrenmemizi de aynı zamanda kolaylaştırıyor. Kuran azimüşşan okuyan kimseler, iki senede hafız olanlar var, bir senede olanlar var, altı ayda olanlar var. Bu bazı haberlerde de geçiyor. Bir gün içerisinde hafız olanlar var. Çoğu bu basında yayında bir de geçti. Bir gece içerisinde hafız olanlar var Kuran-ı Azimüşşan'ın. Elbette güzelliği ulsa gerek. Biz ona dönmeyenin genel olarak günde beş sayfa altı sayfa ezberleyip hocasına ders veren kimseler var.
Bu Kuran-ı Kerim'in güzelliği Allah'ımız kolaylaştırıyor, hiçbir kitapta mümkün değil. Anlayışını da kolaylaştırıyor Cenabı Hak. Eğer aklımız, aklı maade doğru giderse, doğru giderse değil aklı maad olursa, ahiret aklı ağır basacak olursa, onu hıfzı da ezberlemez de kolaylaşıyor. İmam-ı Küseri Hazretleri Kuran şifadır, mindeil cehli lil ulema Alimler için cehaletten kurtulmaya bir devadır. Arifler için sıkıntıların Allah'ımıza vuslatta çünkü şeytan marifetullah'ta bile yol almaya gayret ediyor bizi bozmak için. Yedi yüz mertebeye kadar çıkıyor marifetullah'ta bile. Onu nasıl imrenirsin sen onun manevi hali bilmem falan şer-i şerife uymadıkça mümkün değil. Şeytanın yerine göre oyuncağı oluyor, Allah korusun. Ancak kurtaracak olan Efendimizin mübarek izine canı gönülden teslim olmak. Nasıl ki gademi saadetini mübarek ayaklarını tam basmışsa emri Muhammediyeye tam uymakla mümkün.
Mümkün Herhangi bir söz ki Resulullah'a ummaz red bul. Ancak kabulü ona muvafakatladır. Bu tehlikelerden kurtarır Kuran-ı Azimüşşan. Ve şifarun yine muhabbet ehli için, aşıklar için yine devadır, bazen apık sapık konuşan kimseler için de Kuran-ı Azimüşşan şifa'dır. Bunu Cüneyd-i Bağdadi hazretleri de buyurmuş Lafzul Kuran ve bedenul insan teve'men buyurmuş. Kuran'ın lafzı ile insanın bedeni ikizdir diyor. Ve manen Kuran ve ruhul insan teve'men Kuran'ın manasıyla insanın ruhu da ilk kezdir buyuruyor. İnşallah iyi gayret göstereceğiz, yılmayacağız, ahdimizi hep taz edeceğiz Ve hakikatü'l-Kuran ve hakikatü'l-insan şeyun vahiy ediyor Kuran'ın hakikatiyle insanın hakikati aynıdır buyuruyor. Ne nimet bahşetmiş Cenabı Hak bize Kuran-ı Kerim'i ve Peygamberlerin en güzeli bizim peygamberimiz. Kitapların ahseni bizim kitabımız. Hayırlı ümmet bu ümmet. Daha biz ne istiyoruz?
Allah korusun dikkat etmezsek innel insan eli rabbihi lekenud olmaktan Allah'a sığınırız. İnsan gerçekten nankördür. Dönüyorum, dolaşıyorum üstadlarımızın sözüne geliyor. Bizim bu kadar konuştuklarımızı fulasa etmiş üstadımız hazretleri. Hem de köyde, kentte, bağda, bahçede çalışan insanların anlayacağı şekilde. Böyle konuştuğunu büyük şehirlerde bile efendim siz anlatıyorsunuz, biz ancak sizden anlıyoruz, size ne kadar teşekkür etsek az diyorlar. Yoksa biz çıkaramıyoruz diyor. Efendimiz her yerde kabul görüyordu. Niye? Allah'ımız gönlüne öyle bir lütfetmiş, ihsan etmiş ki bakmayın siz memleketimize. Evet, tanıyanların müstesna. Ama saysanız baksanız dört kişiye çıkmaz. Kendisi bizzat söyledi mübarek hayatında. Bizi bu memlekettense dedi, Kayseri daha iyi bilir, Kayseri'den ise İstanbul daha iyi bilir dedi. Oradansa daha bir dış ülkelerden görüştükleri var elbette.
Bakmayın, bu nasip için. İşin Serda Ahmet Efendi var da şefaatinden mahrum derdi tanımayanlar. Ama bilerek tanıma mahalline bir şey inkar. Şunu dediniz Adam dükkanında çalışıyor, ne güzel bu kadar konuştuklarımızın bilasası oldu. Ne satıyor? Şeker satıyor, pirinç satıyor, çekilatör vesaire. Ev ihtiyaçları ne ise onlardan satıyor. Yaşlanmış artık ayrılacak, ayrılacağı zaman böyle tahtaylığına döşenmiş, eski tahtalar şimdiki gibi değil, Arada açıklıklar var, bize bakmış ki orada küpler bölünüyor, kapağın birisini kaldırmış küp küp altınlar var, dizlerine vurmaya başlamış, Eyvah demiş. Şurada basit yiyecekler, içecekler onları sapmakla meşgul olduk, ekmek veriyoruz, ne yapıyoruz, şu tahtayı kaldırsa idik tahtaları, şu altınları bulur, bunlara hiç gerek kalmazdı.
İnsan diyor üstadımız vefat ettiği zaman şu sadırının tahtaları kalkacak, Gözünün diyor yukarıya dikilmesinin sebebi o tahtalar kalktığı zaman o madenleri görüyor, kalp madeni, ruh madeni, sır madenlerini görüyor. Onun için gözü açık geliyor, Eyvah diyor bunları neden elde etmemişim, onun için şimdiden kazanın diye bize bu güzel müsadere veriyordu. Enyuhennas Hasani Basri, Kaddesallahu Hazretleri ve insanlar, inne hazel guruen şifa umdin, Kuran müminlere şifadır, kalbimizdeki kötü duygu ve düşüncelere şifadır, ediyor. Beynimizdeki arzu etmediğimiz düşünceleri oluyor, hiç istemiyoruz kızım. Hiç o düşünceleri yapmak istemiyoruz ama beynimizde meydana geliyor. Fazla burada mıyım? Elimizin mesela, cimrilik sıfatından kurtulması için Kuran-ı Kerim şifadır. Yaşantınızdaki bir türlü kasap illetinden kurtulamıyoruz.
Gazabımızı yutup insanlara şefkatle, merhametle, en güzel şekilde muameleyi bize öğretmekle şifadır. Temeni tedabihi hude Kim ona uyarsa kurtulur şeylerir. Hemen saraka anhu şeka vebtela Kim ondan yüz çevirirse, Allah korusun şekavete gider, azaba gider, cezaya gider, sıkıntılara düşer. Ehli Kuran'a Kuran ehli, sırf hafız olmak gitmiyor. Hüm ehlullah Onlar Allah'ımızın dostlarıdır. Kuran-ı Kerim'in ahlakı ile ahlaklanmışlardır. Kıraatü'l-guraen Kuran-ı Azimüşşan'ı okumak. Kuran-ı Kerim'i okuma Allahu Zülcelal ile kelam etmektir. Biz Kuran-ı Kerim okuyoruz, dışarı çıktık, diyorlar ki ne yapıyorsun? Biz de diyoruz ki Allah ile konuşuyorduk. Bu sözünde insan yanılmaz. Bu sözüyle yalan söylemiş olmaz. Çünkü Kuran okuyan Allahu Zülcelal ile konuşmuş oluyor. Bu sebepten olacak ki Muhammed Baki Billah Hazretleri Kuran-ı Kerim'i defalarca gece hatmediyor.
Güneş doğacağı zamana kadar da yirmi bir Yasin-i Şerif okuyor. Sonra da ellerini kaldırıp Ya Rabbi geceler ne tez geçiyor deyip ağlıyor. Allah'ımız ile kelam olmasa böyledir mi? Hiçbir. Efendimizin sıfatı, selüli ve sellem, hareketleri, amelleri hep Kuran-ı Kerim'e mutabıktı, ona ölüyordu. El-Fatiha.