Kuran'ı Anlamak ve Yaşamımıza Yansıtmak kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bu yılın Kuran yılı olarak tespit edilmesi Dolayısı ile Kuran-ı Azimüşşan'dan bahsetmek istiyorum. Eğer bir şey Ali ise yüksek ise üstünse Fazileti değeri çok fazla ise onu anlatmak kadar zor bir şey yoktur. O zaman ne yapacağız? Onu onunla anlatacağız. Mesela,…
Kuran'ı Anlamak ve Yaşamımıza Yansıtmak ne anlatıyor?
Kuran'ı Anlamak ve Yaşamımıza Yansıtmak kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bu yılın Kuran yılı olarak tespit edilmesi Dolayısı ile Kuran-ı Azimüşşan'dan bahsetmek istiyorum. Eğer bir şey Ali ise yüksek ise üstünse Fazileti değeri çok fazla ise onu anlatmak kadar zor bir şey yoktur. O zaman ne yapacağız? Onu onunla anlatacağız. Mesela,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bu yılın Kuran yılı olarak tespit edilmesi Dolayısı ile Kuran-ı Azimüşşan'dan bahsetmek istiyorum. Eğer bir şey Ali ise yüksek ise üstünse Fazileti değeri çok fazla ise onu anlatmak kadar zor bir şey yoktur. O zaman ne yapacağız? Onu onunla anlatacağız. Mesela, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Ya Rab, Sen kendini nasıl vasfedersen, sen öylesin. O zaman biz Rabbimizin sıfatlarını anlatabiliriz. İsimlerinden bahsederiz. Fiillerinden bahsedebiliriz Ama zatından asla katiyyen O hiçbir şeye benzemez Kuran-ı Kerim'de onun kelam sıfatı olduğuna göre Onu nasıl anlatacağız biz nasıl söyleyeceğiz? Ne ifade edebiliriz ki? Onun okuyuşu bile değişik. Nasıl okuması değişik olacak, hepsi Kuran okuyor. Ana okuyor, baba okuyor, çocukları okuyor, öğrenciler okuyor, Kuran kurslarında okunuyor. Okunuyor Kuran-ı Azimüşşan.
Ama şu şekilde okuyabiliyor muyuz? Kuran okurken bizzat onun huzurunda, bizzat onun huzurunda onun dinlediğini bilerek okumak. Şimdi bir hafızlık üzerine çalışma yapan bir öğrenciyi düşünelim. Evinde okumasıyla gelip de hocasının önünde okuması bir olur mu? Elbette bir olmaz. Evde okuyuşuyla ders veren hocasının yanında okuması farklı olur. Bir Kuran-ı Kerim okutan kıymetli bir insan, talebelerinin arasında birisinin rengini çok altmış bir vaziyette görür, uçuk bir şekilde görür. Şeklinden belli, şemailinden belli bir değişiklik var diğer öğrencilere nazaran. Bütün öğrenciler ayrıldıktan sonra o öğrenciye işaret eder. O kalır der ki yavrum sende bir farklılık var. Nedir bu? O da efendim ben Kuran azimüşşan'ı yatsı namazından sonra namaza başlıyorum, namazda Kuran'ı hatmediyorum. Der ki evladım seni bugün hocayı dinlediğini düşünerek oku Kuran-ı Azimüşşan'ı.
Okur ne kadar okudun deyince efendim anca hocam tecvidine, hurufatına, o harflerin nasıl çıkışına, kıraatine, nazır olduğunu, baktığını düşünerek okuyunca yarısına bile varamadım. Bugün seni Resulullah'ın dinlediğini düşünerek oku deyince, efendim bir cüz dahi okuyamadın çünkü huzur çok yüksek. Bugün de rabbımızın seni dinlediğini düşünerek oku deyince bir de tembihatta bulunuyor aman ha yalan söyleme. Ancak sana ibadet ederiz ayeti cellesine gelince yalan söyleme dediği için gönlündeki manialar engeller gözünün önüne gelir. Çünkü ancak sana ibadet ederiz derken zevcesi gelir hatırına. Yalan söyleme dedi. İbadeti sırf Mevla için yapacak hanımı geliyor. Tekrar başlıyor çocukları geliyor. Onların geçimi geliyor. Onların görevleri vazifeleri birtakım işleri geliyor. Daha sonra malı geliyor. Mülkü geliyor. Konusu geliyor. Komşusu geliyor. Her şey hatırına gelmeye başlıyor. Parası geliyor.
Altunu geliyor. Dümüşü geliyor. Eğer mal mülk sahibi ise hayvanatla meşgulse onlar hatırına geliyor dükkanı hatırına geliyor alışveriş her şey hatırına geliyor. İyake nabudü diye diye namazı tamamlamaya çalışıyor ama ruhunu da teslim ediyor birkaç gün devam ettikten sonra hocası kabrine varıyor Demek ki ruhen çok olgun bir kimse olacak ki Cenabı Hak onun had suresinde haber verildiği üzere bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur gönül gözleri açık olduğu için Bizzat müşahade der ki hocam Cenabı Hak sizden razı olsun İ ya kenabudu ancak sana ibadet ederiz ayeti celilesine kadar okudum Hay olan Mevla'nın huzurundayım der. Hocası da bir derde düşer. Mevla'nın Celle Celaluhu kendisini dinlediğini düşünerek okumaya başlayınca o da ruhunu teslim eder. Böyle bir okuyuş. Daha bu birinci madde. Her şeyine vakıf olan Mevla-i Zülcelal'in dinlediğini bilerek okumak.
Sadece bu Kuran'ı kıraat etme anlamına düşünmeyelim Yatarken de öyle. Acaba yattığımızda ne arzularla yatıyoruz? Kalktığımızda nasıl kalkıyoruz? Sanki kabirden kalkar gibi mi kalkıyoruz? Kalktığımızda dünya endişelerim var Ahiret endişelerim var insana aynı zamanda burada bir ölçü de verir Ehlullah buyururlar ki Eğer yataktan kalktığınızda dünya endişesi hatırınıza geliyorsa siz olgun bir kimse değilsiniz. Yok ahiret endişesiyle kalkıyorsanız rızkımı acaba helalinden temin edebilecek miyim? Bugün Allah Celle Celalü'nün emrine muvafık işlerde bulunabilecek miyim diye ahiret endişesi taşıyorsanız bu sizin hayra doğru gidişinizin işaretidir derler. Allah'ımızın bizzat gördüğünü ve bizi dinlediğini düşünerek okumak çünkü O bizi duyuyor, o bizi görüyor, o bizi biliyor ve görmekte.
Eğer böyle olursa yalvarış ve yakarışla tabii ki okuyuşumuz belli bir insanların okuyuşu gibi değil, hayırlı insanların okuyuşu gibi olacak. Sihir bin Abdullah et-tüsteri hazretleri var. Bu üç yaşında tezkiretül evliyada geçer Ferüdüdddin Attar hazretlerinin, rahmetullahi. Çok baktım acaba bu üç sayısı on üç müdür, otuz mudur, Çok baktım gördüm ki üç. Başka yerlerden de mütalaa ettim. Üç yaşında gece namazına kalkarmış. Üç yaşında kalkıyor bu. Dayısına diyor ki dayı benim kalbim yumuşamıyor. Benim kalbim katılaştı. Üç yaşında bir yavru onun gönlü nasıl katılaşacak ki? O zaman dayısı Muhammed Sevvar Rahmetullahi aleyh kalpte Allahü sırra diyor ki Allah'ın beni görmektedir Allah'ım beni duymaktadır, bilmektedir her halime vakıftır. Bu şekilde düşün evladımdır.
İkinci bir okuyuş Allah'ımızın lütuf ve ihsanı olarak ona yalvarış ve yakarış bizzat Rabbimize hitap ediyormuş gibi ve Onun hitabı gibi diyemeyiz. Her şeyde müstesna olan Rabbi Zülcelal'imiz gönül olarak onu müşahede ederek okumak var. Bir üçüncü şekli var ki Artık kendisinden de geçmiş. Rabbimizin yüce kudretini müşahede ile ne kendini görüyor, ne de kelamı ilahiyi görüyor, ondan başka hiçbir kimseyi görmeyerek yapılan bir okumadır. Bunu nasıl izah edeceğiz? Herhalde yediğimiz yemeğin çok lezzetli deriz ama lezzetini gösteremezsiniz. Çok tatlı olmuş. Yemek o kadar güzel olmuş ki diyorsunuz ama o güzel olmuş ki dediğiniz, çok lezzetli dediğiniz bir taklının lezzetini gösteremiyorsunuz. Aynen onun gibi. Nasıl izah edilebilir ki bu? Mümkün değil. Böyle bir okuyuşta Kuran-ı Azimüşşan'ı mütalaa edebilmek ne kadar değiştirir bizi.
O okuyuşlarımız şu hatırımıza geliyor, bir tanesi istiğfar okurken Ali Kerim Allahu Teala efendimiz yalan söyleme diyor. Ya ne yalan söyleyeceğim? Yalan söyleme. Ne yalan istiğfar okuyorum dilin okuyor. Ama kalbin okumuyor derim. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan'ın ilk hitap ettiği yer gönüllerdir. Gönüllere hitap ettiği için Ebu Cehil'in bile, bir kafirin bile küfürle paslanmış kalbine bile hitap ediyor, değil bir mümin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kuran Azimüşşan'ı geceleri okuyorlar, Ebu Cehil ve onunla beraber olanlar gece gizli kimseye görünmeden birbirleriyle anlaşarak da değil bu. Gizli efendimizin hane I saadetinin, penceresinin diyelim önüne oturuyor, Kuran'ı dinliyor. Bununla beraber diğer Ebu Cehil tıynetinde, ahlakında, küfründe ısrar eden kimseler de geliyor.
Birer ikişer üçer beşer gelip dinliyorlar ve birbirlerine diyorlar ki aman ha içimizdeki zayıflar fakirler yoksullar bizi görüp de alaya almasınlar belki iman ederler çekilip gidelim diyorlar. Daha ortalık aydınlanmadan ayrılıyorlar. Bir gün böyle devam ediyor, iki gün devam ediyor, üç gün devam ediyor sonra tam karar alıyorlar. Sakın ha bizim aleyhine düştüğümüz atalarının dinini terk etti dediğimiz Muhammed'in gönlüne inen Kuran-ı Azimüşşan'ı dinliyor derler diye gelmemeye karar veriyorlar. Onlara bile tesir ediyor. Ebu Cehil, Ebu Cehil efendimiz Mekke'den Medine-i Münevvere'ye hicret ederken Mekke-i Mükerreme'den gizlenmiş olduğu mağaranın önüne kadar geliyor. Orada bir sözü var Ebu Cehil'in, diyor ki kendisi gitti ama eseri kaldı. Kendisi gitti ama eseri olan Kuran-ı Azimüşşan kaldı, bununla bütün kapıları çalıp onların imana ve İslam'a gelişlerini temin ederler diyor.
Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anhın gönlü çok rakikti, yumuşaktı, hassastı. Hatta efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Sıddık namazı kıldırsın deyince Aişe annemiz mani olmaya çalıştı. Dedi ki babam çok hassastır, Resulullah'ın makamında nasıl Kuran okuyacak demiştir. Kuran okurken çok tesir bırakırdı. Biliyorsunuz Habeşistan'a hicret için yola çıktı. Dediler ki böyle asil bir aileden birisi nasıl orada hizmete çıkıyor, Geri dönsün, döndüğünde kendisini himayesi altına alan aşiret reisine müşriklerin uluları dediler ki Kuran'ı açıktan okumasın. Çünkü bizim fakirlerin gönlüne tesir ediyor. Kalplerine tesir ediyor. Değil o dokuz sene papaz okulunda okumuş kilisede görev yapmış bir tanesi ilgisini çeker. Der ki ben bu İslam'ı araştırmak istiyorum derken Şam'da Lübnanlı Muhammed isminde birisiyle karşılaşır.
Bir hayli konuşurlar, konuştuktan sonra o Muhammed ismindeki Müslüman Fetih suresini okumaya başlar. Okurken, okurken bu Gayri müslimin Renginde bir değişmeler başlar. Neredeyse bayılıp düşecek gibi bir hal arz eder. Neredeyse bayılıp düşecek. Derhal Müslüman olan zat Kuran-ı Azimüşşan'ı terk edince okumayı der ki devam et, devam etmek istemez ısrar eder devam et, devam etmek istemez devam ettir ve Kuran'ın karşısında İslam'ı kabul eder, İslami bir müesseseye gir orada kelimei şehadeti getirmek suretiyle. Anlatmakla bitiremem Amerikalı bir film yıldızı. Hastalanır. Bir hafta kala, bir hafta kadar hastanede kalır. Yanındaki de Müslüman bir hanım. Bir hafta kaldıktan sonra der ki, sen bir hafta boyunca müzik dinledin. Bu müziğin bandını bana verir misin? O da der ki ne müziği okuduğum Kuran'dı der imanına vesile olur.
Hakikaten Kuran gönüllere tesir eder değil Kuran-ı Azimüşşan dinimizin itikat, ibadet, ahlak yönlerini ele alan ezanda dahi öyle Yine bir gayrimüslim Antalya'ya gelir Antalya'da bir Türk genci ile anlaşırlar Onunla gezip tuzarken gezip, dolaşırken minareden duyduğu ezan kendisini öyle etkiler ki Allahu Ekber, Allahu Ekber kelime-i tayyibesi onun karşısında Konya'ya gelip imana dahil olur. Bizzat yaşadığım bir husus oldu. Bizzat yaşadığım Allah'ımıza şükür olarak söylüyorum, hamdederek söylüyorum. Bir Almanya seferinde dedim ki bir kimsenin olsun hidayetine vesile olsak nasıl kurtulacağız? Biz rabbimiz yanında kendimizi nasıl kurtarabileceğiz? Bir kurtuluş çaresi olmaz mı düşüncesiyle, çünkü efendimiz Aleyhissalatü Vesselam bir gün sancağı ben insanların en hayırlısını vereceğim.
Sahabe bütün kendilerine beklerken Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Ali efendimize veriyor ve buyuruyorlar ki ya Ali senin delaletinle bir kimsenin hidayete erişmesi kızıl develeri Allah yolunda infak etmekten daha hayırlıdır düşüncesiyle. On altı yaşında Sare isminde bir kız çocuğu, tabii heyecandan gece uyuyamadığımı söyleyebilirim. Geldi, oturuyor, Kuran Azimüşşan var, kelime-i şehadet bir dosya kağıdının üzerine yazılmış. Onu talim edeceğiz ayağa kalktı. Cemaatte ayağa kalktı kelime-i şehadeti okuduk. O andaki gönlümüzdeki hali anlatmam mümkün değildir. Sonra sordurdum dedim ki acaba ne hissetti? O kelime-i şehadeti okuyunca söylemiş olduğu söz gönlüm doldu. İşte Kuran gönlü doldurur kalbe hitap eder. İlk hitap yeri oradadır.
Adana'nın Kozan'da üstad zalimiz Hacı Hasan efendi üstadımız vazı nasihatte bulunur, cemaat ağlar, bir ahraz ağlar, o ahraza der ki evladım senin kulağın duymuyor, konuşmada zorluk çekiyorsun Sen neden ağlıyorsun cemaate ağlıyor ama kalbini gösterir gönlüme tesir ediyor diye. Tabii ki her sözün tesiri olmaz Her silah diyelim on ikiden vurmaz. Her kaşıktan da yenmez. Ancak namlusu temiz olan bir silahın atmış olduğu kurşun hedefine uğrar. Yalanı yok, gıybeti yok, iftirası yok, dedikodusu yok, gözünü haramdan korumuş, kulaklarını yanlış sözleri dinlemekten bütün azalarını muhafaza etmiş, gönlünü korumuş, sırrını korumuş, ruhen ullileşmiş insanların Elbette ki tesirleri olacaktır. Onlar öyle müminlerdir ki Cenabı Hak sikrolunduğu zaman gönülleri onların aşka ve heyecana gelir. Bu o demektir. Nurlanır demektir. Yine bunu izah edemezsiniz.
Tarif edilmez bir zevk ile eğer gönlüne dokunulmuş ise gözünden neşter akmaya başlar. İlahi nurun aşk ve muhabbetin gönülde kaynaması suretiyle. Kalplerinde kalplerinde ürperti meydana gelir. O ürperti bizim gözümüzün bir hareketi bir parmağımızın hareketi gibi değil o. 0 ilahi bir sırdır, kalpleri ürperir onların. Allah'ımıza aşk duyar, muhabbet duyar, zevk içerisinde olur. Allah'ın ayetleri okunduğu zaman onların imanlarını artırır. Hazreti Ömer'in imanına ne diyorsunuz siz? Hazreti Ömer'le Hazreti Sıddık'ın radıyallahu anh'a imanları şu şekilde beyan buyurur, Hazreti Sıddık Radıyallahu anh Zat-ı Muhammediyeyi gördü ve iman etti. Hazreti Ömer'in imanı ise Efendimizin mübarek başını almak için giriyordu yolunu değiştirmek için senin inişten senin kız kardeşini iman etti deyince yönünü o tarafa çevirdi.
Daha kapıya yaklaşırken Kuran sesleri duydu esamne ta Altıncı ayeti celilede semavat ve arz arzın altındaki her şey ona aittir ayeti cellesini duyunca gönlünde öyle bir ürperti öyle bir heyecan öyle bir aşk meydana geldi. Biz putların zannediyorduk demek ki Cenabı Hakk'a aitmiş diyerek o okuduğunuz dedi sahifeleri getirin. Biliyorsunuz Ceylan derisi üzerine yazıyorlardı veya başka bir deri de olabilir Ceylan derisi ekseni de yazıyorlar. Dedi ki kız kardeşi ben getiririm o yazılan yazıları ama sen müşriksin, yıkanman gerekir, bir gusül abdesti alman gerekir aldığı ve o ayetleri okuyunca Cenabı Hakk'a aşkla muhabbetle iman etmiştir. Hazreti Ömer'in imanı Zat-ı Kibriya'ya olan aşkındandır.
Ve kendisi bir defasında Mescidi Saadet'te Kuran okunurken sağ tarafına düştü, bir tarafa düştü, onu örtüler içerisine götürdüler, Ashab-ı Kiram günlerce geçmiş olsun Ya Ömer geçmiş olsun Ya Ömer Hz Ömer'in böbreğinde bir rahatsızlık yoktu Safrasında yoktu ciğerinde yoktu gözünde kulağında elinde ayağında Ağzasında yok dinlemiş olduğu Kuran'ın tesiri ile kendinden geçmişti Efendimizin biliyorsunuz Sallallahu Aleyhi ve Sellem üç saf geriden aynen bir tencerenin kaynadığı gibi gönlü alilerinin kaynadığı duyulurdu. Burada Kuran Azimüşşan'ın tarifini yapıyorum. Kuran Doğumundan ölümüne kadar İnsanın hayatını programlayan ilahi bir reçetedir. Kuran'ın İlahi pınarından kana kana içmeyi Cenabı Hak cümlemize lütfesin. Fatiha ile başlayıp Nas suresi ile son bulan vahiyler toplamının ismi olan Kuran-ı azimüşşan, Evvela Kuran'ın tesiri gönüllere olur.
Biliyorsunuz Esad Bin Zürare, Mus'ab Bin Umeyr Medine'ye Kuran muallimi olarak gönderildiler, hemen hemen her kapıyı çaldılar. Müsaade edilince içeri girdiler dediler ki eğer arzu ederseniz sizi Allah'ın kelamından okuyacağız biraz oturun biraz dinleyin. Kuran okunduğunda Cenabı Hak'ın hidayet lütfetmiş olduğu insanlar derhal iman ediyordu. Gönüllere böyle tesir ediyordu. Fakat müşrikler o kadar azmıştı ki o kadar yolunu şaşırmıştı ki Mekke'nin bütün yollarını tutuyorlardı. Mekke-i Mükerreme'ye gelen insanlar Muhammed'i dinler de Kuran-ı Azimüşşan'ın tesiriyle gönüllerine bir iz yapar da iman ederler korkusuyla bütün yolları tutuyorlardı. Şairlerden birisini öğütlediler dediler ki aman ha dinleme onu Muhammed diye birisi çıktı atalarının dinini terk etti. Onu katiyen dinleme dediler.
Sözde sihir vardır dediler o kadar tesir etti ki kulaklarına pamuk bile tıkadı kulaklarına pamuk bile tıkadı fakat Cenabı hakk'ın tecellisi Kabe-i Muazzama'ya girdiği zaman bir zat gördü ama o etrafında bulunan hiçbir kimseye benzemiyordu oturuşu başka bakışları başka her hali başka efendimizdi o Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaza başladı dedi ki ben şair bir adamım akıllı bir kimseyim kulağından pamukları çıkardı. Dedim eğer gönlüme yatarsa kabul ederim aksi halde itmem dedi. Kuran'da öyle bir icaz var ki, belki söz sözün içerisinde devam ediyor anti parantez, şimdi Sebayi Muallaka Kabe-i Muazzama'nın duvarına yedi tane şair şiirlerini yazıyordu ve asıyorlardı. Yazıp o sahifeleri asıyorlardı. Onlardan bir tanesinin evladı okunan Kuran-ı Kerim'den birkaç ayet ezberleyiverdi Ey Arz suyunu yut. Ey sema suyunu tut. Şair olan babasına bu ayetleri okuyunca evladım bunu nereden duydun dedi.
Bunun ilahi kelam olduğunu anlayınca dedi ki bu sözünü karşısında bizim hiçbir söz söyleyecek ne halimiz var ne de ayrımız var olduğu gibi gitmiştir. Muhammed Hamidullah şunu anlatır notalar üzerine çok malumatı olan bir kimse Belki de bu hususta üstat durumunda diyelim. Çok kabiliyetli. Kuran Azimüşşan'ı merak eder, okur. Fakat bir yeri kafasına bir türlü oturtamaz. Der ki üstat ben Kuran'ı okudum ama bir yer benim bir türlü ne gönlüme ne de kafama yatmıyor. Nedir o deyince Amenerrasulü'de geçen oradaki vav. O vav'ın üzerinde de hemze var. Hemze onu uzatır. Şimdi o onu bilmediği için diyor. Bura oturmuyor. Der ki bu vavun üzerindeki hemze onu uzatır. Bu tuhirna deyince Kuran'ın icazı karşısında hayran kalır. Bunları anlatmakla bitiremem. Kuran'ın tesiri hususunda. Evvela Kuran-ı Kerim gönüllere hitap eder. Hiçbir şey anlamasak dahi hitap ettiği yer gönüldür.
Onların vücutları ve kalpleri Allah'ın zikri ile Kuran ile onun sıfatlarını anmakla, asarını, yüce kudretini ifade etmek suretiyle gönülleri yumuşar diye buyuruluyor. Şimdi derileri nasıl yumuşuyor? Siz hiç istemediğiniz bir mecliste bozulsanız ne olur? Adeta derileriniz gerilir sizin. Zaten dersiniz, bu adam ne kadar asabi bir adam, kaşları çatılmış, böyle yüzü de abus bir şehre dersiniz. Ama çok sevineceği bir yer olursa, diyelim ki dünyevi bir işi var, o hallolmuş. Yillarca hallolmayan bir işi hallolmuş. Bir sıkıntısı var, o giderilmiş. Büyük bir nimete mazhar olmuş. Onu siz durdurmanız mümkün değil. Bütün her tarafı sanki tebessüm ediyor gibi görünür. İşte Kuran-ı Kerim ve onun sohbetinin, onun müzakeresinin yapıldığı her yerde onların vücudunda bambaşka bir rahatlık, huzur meydana gelir. Kalbi de Allah'ın zikri ile yumuşar diye buyruluyor.
Yumuşadığı zaman ne olur anlatmakla bitiremem. Ailesiyle güzel geçinir. Eviyle güzel geçinir. Gönlü yumuşadığı zaman iş yerlerinde arkadaşlarıyla da hep hayırlı kimse olarak anılmaya başlar. Ticaretinde de öyle, insanlar arası münasebetlerinde de hep yumuşak bir tabiat sergilemeye başlar. Kuran-ı Kerim'in tesiriyle içbetiz. Kuran-ı Kerim gönüllere hitap eder. Gönüllere hitabı ile o insanda meydana getireceği elindeki cömertliktir. Dilindeki öğüttür nasihattir. Kulağındaki hayır sözleri dinlemektir. Gönlündeki yumuşaklık acaba kış günü yaklaşıyor bu komşumuz veya yoksul olan kimseler haberini alıp araştırıp çünkü gönlünün yumuşaklığıyla onları da araştırarak bunun yiyeceği içeceği odunu kömürü nasıl temir ediliyor diye bu dertlere düşmeye başlar. Gönlün yumuşaması ne demektir? Gönlümüzün katı olmasının neticesi gözümüzden yaşlar da akmıyor bizim.
Diyoruz ki ibadet ve taatten zevk duyamıyoruz. Bir namaz kılacağız namazı acaba farzından nasıl kılıverip geçiştiririz onu düşünüyoruz neden kalbimizin katılığından yapacağımız vazife çok az Yarım saat kadar süren bir vazife de dahi bir türlü sabredemiyorsak bu gönlümüzün katılığındandır. İmamın arkasında namaz kılarken biraz uzaması dahi bizi rahatsız ediyorsa Aldığımız Evrad ve Ezkara Diyelim ki kardeşlerimize diyoruz Buruc suresi Fetih suresi Saffet suresi Ve Enbiya suresi okuyacağız. Efendim biz Burud suresini okuyoruz Fetih suresini okuyoruz İşte Saffet suresini ama Enbiya suresinde zorlanıyor neden bu Nedeni gayet açık. Bizim Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken kim Rabbımızla konuşmayı severse Kuran-ı Azimüşşan okusun. Onunla kelam etmek ne demek? Diyelim ki bir kadınla anlaştı. Cenabı Hak muhafaza buyursun, yanlış bir fiile düşmekten anlaştı.
Onunla telefonla konuşurken değil telefon bizzat yüz yüze konuşurken onun zevki bambaşka oluyor ve gününü iple çekiyor acaba Yarın nasıl olur da karşılaşır bir konuşuruz bir görüşürüz diye bu bir dünya kadını Abdullah Bin mübarek hazretlerinden anlatılır Bir gün mecazi aşka düşer, bir kız çocuğu evinin karşısında ona bakıyor ezan okunur der ki bu yatsı ezanı da ne tez okundu. Ona Rabbimizin bir ilhamı olmalı ki, bir hidayetinin yetişmesinin sırrı tecelli etmeli ki, Behey-i şeheviye arzusunun düşkünü olan kimse o okunan sabah ezanıdır der. Eğer biz Rabbi Zülcelal'imize aşık olursak, şu dünyevi nimetlere mecnun olduğumuz şu kadına ve kıza ve maddi değerlere onun bizzat o kadına o güzelliği o malı mülkü verenin esvağı eğer biz eğer biz müessire geçecek olursak eserden müessire geçecek olursak Cenabı Hakk'a doymamız mümkün değildir.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sebeple iştiyakım Rab'bamadır der. Arzum, isteğim, aşkım Mevla'yadır der. Eğer biz gönlümüzü ona çevirecek olursak Mevla'yı Zülcelal'e çevirecek olursak Kuran-ı Azimüşşan'dan doyamayız. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken İmamı Şafii Rahmetullah Ali Hazretleri, Şimdi hafız olmadığı söylenir padişah Harun onu bir camiye imam olarak tayin eder. Der ki yalnız ya imam sen Ramazan-ı Şerif'te Teravih'te her gün bir cüz okuyacaksın. Kuran'ı Ramazan-ı Şerif boyunca hatmedeceksin. Hafız olmadığı için öyle bir aşkı öyle bir muhabbeti var ki her gün bir cüz ezberler. Bir cüz ezberler ve imameti bu şekilde gerçekleştirir.
Eğer aşkımız olursa İmam-ı Azam Rahmetullahi Ali Hazretleri, İmam-ı Azam Rahmetullahi Ali Hazretleri Ramazan-ı Şerif'te altmış bir hatim iniyor gündüz bir gece bir Bir de teravihte Menkıbesinde geçer bir şer'i meseleyi halledemeyince Kuran'ı kırk defa hatmetti Olur mu bu? Allah'ımız velilerine tayyi lisan da verir. Nasıl olmaz? Efendimizin Miraç hadisesi nasıl tecelli etti? İşte yatağı soğumadan denir. Çok kısa bir zamanda ama bin bir kelamı kıldı, haber verdiğine bak neler söylüyor, kitapları doludur ciltler dolusu Efendimizin Miraç hakkında oradaki gördüklerini beyan eden sözler var. Nasıl oldu mu? O tayyi lisandır. Nübüvvet ölçüsü ve risalet ölçüsü içerisinde, medilerde de velayet ölçüsü içerisinde gerçekleşir. Kişi bilmediğinin düşmanıdır denir. Mesela Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz naklediliyor.
İşte atın üzengisine ayağını koyduğu zaman bir diğerine basacağı anda Kuran'ı hatmettiği. Nasıl inkar edersin bunu? Şimdi bir anda bilgileri sen alamıyor musun bilgisayardan? Bir anda bilgileri veriyorsun sen ona? Eğer gerçekleşti mi bilmiyorum daktilövene gerek kalmadan bir anda okutacak cihazların geliştiği de söyleniyor. Bu artık demirinde ne bileyim maddi olan değerlerde olur da Allah'ımızın Nur olarak vermiş olduğu akılda, gönülde kendi mekanı olan muhabbetinin girmiş olduğu mekan olan gönüle nasıl girmez bu? Gönülden nasıl zuhur etmez? Tabii bunu zaman izah ediyor ve bildiriyor Cenabıhakk'a aşkımız ve muhabbetimiz olacak olursa hiç şüphesiz bu şekilde devam eder sonra Muhammed Baki Billah Hazretleri yatsı namazını kıldıktan sonra gece Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmediyor.
Biraz istirahatten sonra sabah namazına geliyor sabah namazından İşrak vaktine kadar şöyle güneşin doğma zamanına kadar sabah namazının müddeti bittikten sonra yirmi bir defa Yasin-i Şerif okuyor sonra elini kaldırıp Ya Rab geceler ne tez geçiyor Ya Rab geceler ne tez geçiyor Ne ki yaptığımız vazife ne ki bizim? Zaten onunla biz cennetini değil rızasını elde edeceğiz. Mühim olan bu. Yaptığımız o vazifeler bizim evimizin güzel geçimini temin edecek. Yaptığımız o vazifeler çocuklarımızı nerede gezip nerede dolaşıyor, nerede vakit geçiriyor, hangi işlerin peşinde bunu takip etmemizi öğütlüyor bize. Bunun dersini veriyor. Nefsimiz ve etrafımız ve bütün insanlığın kurtuluşunu temin etmesi gerekiyor. Tabii Kuran-ı Azimüşşan'a doymak mümkün değildir.
Hiç unutmayız Amcamız Kuran-ı Azimüşşan'a çok düşkündü Abdullah Efendi Diye maruf Kuran-ı Azimüşşan üzerinde de efendimiz buyuruyor Sallallahü Aleyhi ve Sellem nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz Allah'ın huzuruna öyle varırsınız, Kuran-ı Azimüşşan üzerinde de ruhunu teslim etmiştir. Mesela adam avcıdır, ava çok düşkündür, dağda ölenleri biliriz. Cenabı hak korusun, bunu olumsuz yönlerini söylemek istemiyorum, O hale düşmemek için mesela Zikrullah'a aşık doyamıyor. Allah'ımızı zikretmeye doyamıyor. O kimsenin de Zikrullah halkasında ruhunu teslim ettiği görülür. Kayseri ulemasından kıymetli bir zat bir Kadir gecesinde cemaate zikir yaptırıyor zikrullah anında ruhunu teslim eder Mevla'ya.
Abdussamed Rahmetullah Ali hakikaten Kuran'da muallim olan bir zat ve kendi evladı anlatıyor diyor ki babam gusül abdesti alır, yiyeceğine içeceğine dikkat eder, konuşmalarına dikkat eder, kendisini ayrı bir mekana alır, istiğfarlarla tövbelerle artık kendine mahsus Cenabı Hakk'a büyük bir dönüşle dönüşle Kuran-ı Azimüşşan'ı okumaya hazırlanır ve yüreği giderdi diyor Vakıa suresini okurken ruhunu Mevla'ya teslim etmiştir demek ki dünyada Kuran nimetiyle nimetleniyor. Zaten Kuran'da da maddi nimetler olarak görmeyin siz onu. Onlar hep manevi de nimetlerdir Kuran-ı Azimüşşan'da geçen. O hurmalardan anlatılıyor. Kirazlardan anlatılıyor. Ve Fatiha'in ketira Çok meyveler buyuruyor. Sınır koyamazsınız. Biz yıllar öncesi kivi diye bir nimeti bilmezdik. Şimdi o çıktı daha başka birçok meyveler çıktı. Allah'ım hep bunlara işaret ediyor zaten Kuran-ı Azimüşşan için bir sınırlama getiremezsiniz.
Biz daha Kuran'ın tarifi üzerinde duruyoruz şu anda. Demek ki Kim Rabbımızla konuşmayı severse Kuran okusun. Diyoruz ki yarattığı bir mahluk ile dahi konuşmaya adam doyamıyor. Diyor ki ben diyor, İsa Cumhur'da konuştum diyor. Ben diyor, Başbakanla konuştum. Siz diyor ne zannediyorsunuz bakanlarla konuşuyorum ben diyor. Onunla konuşmasına o kadar bir değer veriyor ki O artık Melikler meliki olan Mevla-i Zülcelal ile konuşmak ne demek? Bunu nasıl temin edeceğiz biz? Nasıl sağlayacağız? Çünkü çok önemli bir konuyu ele almış oluyoruz. Efendimiz Hadis-i Şeriflerinde buyuruyorlar Buhari'de Fedailul Kuran bu bölümde geçer. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyorlar: Kalpleriniz Kuran ile bütünleştiği sürece Kuran'ı okumaya devam ediniz. Ne zamanki bir ayrılma söz konusu olursa okumayı bırakınız. Bu terk edin değil.
Yalnız gönlümüzü Kuran'ı okurken onunla alaka kurmaya alıştıracağız bu da sohbetlerle olacak zikirlerle olacak rabıtayla olacak murakamelerle olacak Hz. Aişe radiyallahu anha Annemiz efendimizi tarif buyururken Onun ahlakı Kuran'dı der Ali Kerremallahu veche radiyallahu anh ne anlamadan yapılan ibadette ne de düşünmeden yapılan kıraatte bir fayda vardır. Şimdi tasavvufu tarif edecek olursak aklımız başımızda olarak yapmaktır her yaptığımız işi. Ali efendimiz buyuruyor radiyallahu anh ne anlamadan yapılan ibadette diyelim ki biz tesbihat yapıyoruz istiğfar ama anlamadan yaparsak papağan gibi okur geçer gideriz ama anlayarak yaparsak akıl baliğ olduğumuzdan bu zamana kadar yaptığımız hatalarımızı göz önüne alıp Ehlullah'ın bir hata işlediği yerden geçerken terlemesi gibi olur.
Aynen Üstad-ı Ali'mizin üstazları Sami Ramazanoğlu Hadis Sallallahü Sırrı hazretlerine ifade ettiği söz gibi olur Ali kerimallahuçh efendimiz ne anlamadan yapılan ibadette, ne de düşünmeden yapılan kıraatte bir fayda vardır. İmamı Gazali Rahmetullahil Bari Kuran-ı Kerim'i gereği gibi okumak için dil, akıl ve kalp işbirliği içinde olmalı, dil okumalı, akıl tercüme etmeli. Şibli, Kuran'dan ancak kalbi Mevla ile olan ve bir an ondan gafil olmayanlar anlar, hakkıyla öğüt alır. Gazali rahmetullahali Kuran okumaktan maksat amel etmektir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hadis-i Şeriflerinde bize bir tavsiyede bulunuyorlar. Eğer okuduğunuz Kuran-ı Azimüşşan size emri ilahiyi yerine getirip nehyettiğinden kaçındırmıyorsa siz Kuran okuduğunuzu zannetmeyin Kuran'ı okuyunuz. Sizi yasaklamış olduklarından kaçınarak okuyun, emrettiklerinde tutarak.
Eğer sizi size bunu temin etmiyorsa okuduğunuz Kuran emri ilahiye uyup nehrinden de kaçırmıyorsa Kuran okudum demeyiniz buyuruyor. İmam-ı Gazali Kuran okumaktan maksat amel etmektir. Şüphesiz bunda diri bir kalbi olan yahut şahit olarak kulak veren kimse için bir ibret ve öğüt vardır. Gaf suresi ayet otuz yedi. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh, şiir söyler gibi Kuran okumayın, onu çürük hurma atar gibi dağıtmayın, onun incelikleri üzerinde durun, kalbinizi onunla harekete geçirin. Hadis-i Şerif'te karanlık geceler gibi işler karıştığı zaman Kuran-ı Kerim'e sarılın. Ve Kuran-ı Kerim'in icazı üzerinde de vakit bulursam görüşmeye çalışırım. Cenabı Hak cümlemizi Kuran ile yoğursun. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Kuran'ı Anlamak ve Yaşamımıza Yansıtmak | Mihmandar