Bismillahirrahmanirrahim kulluğumuzu her an bileceğiz. Bir an bile kul olduğumuzu hatıramızdan çıkarmayacağız. Cenabı hakk'ın bizi gördüğünü, bildiğini bileceğiz. Bir de ibadet ve taatteki ağırlık daha çok şeyden geliyor, şer'i mübine aykırı davranışlarımızdan oluyor. Gözümüzün bir harama bakması bizde gerçekten ibadet ve taate el kaldırmaz. Sonra kulağımızın duyduğu uygunsuz sözler, azalarımızı iyi korursak bir de kalbimizi muhafaza ettiğimizde kimin huzurunda olduğumuzu hatırlarsak bu hal kalmaz bizde. İkinci olarak böyle dünya sözleri, dünyanın rahatlığı, böyle ahirete önceliği vermeyip de dünyaya önceliği verirsek ibadet ve taatin zevki de kalmaz. El-ayak da ibadet ve saate ne yürür ne saatte de mu kim olur. Bir üçüncüsü de gafillerde bulunma. Çok tesir eder bu. Bak şimdi görüyorum bazı kimselerde de gariban rahatsızlıklar var.
Böyle girdiği zaman Allah korusun az bir münasebetle bir aksacak olsa, tabii korumamız gerekir kolumuzla korumamız gerekir. Eğer koruyamazsak o ortam içinde bulunursak hemen kapılıyor hastalık. Bu maddi olanı. Manevi onların görüntüsü bile. Çünkü zalimlerle göz göze gelmeyin, bakışları zehirli oktur buyruluyor. Kardeşimiz haklı. Şöyle Beylerbeyli Adil Bey var. Kalp zikrinin duruşunu Es'adi Erbili Hazretleri'ne arz edince buyuruyor ki evladım Ayasofya'da namaz kılmışın, herkes ayrılmış, siz mevlit dinlemek için oturmuşsunuz. Karşınızda bu mübarek olan muhalif bir kimse varmış, kalbinin siyahlığı size aksetmiş, ondan zikiniz durmuş buyuruyor. Salihler de bulunursak o zevk hasıl olur. Dikkat edeceğiz, azalarımıza Cenabı hakk'ın her an karşısında olduğumuzu bileceğiz. Tasavvufta bir terim var, bir husus var. Kişi der nefsini Firavun'un nefsinden yetmiş iki derece aşağı görecek.
Mesela genç birisi ise bu benden daha az günah işlemiştir. Yaşlıysa o benden daha çok taat yapmıştır. Belki o anda kusurlu olabiliriz ama bu kalbimin sevmediği kişi öyle bir tövbe eder ki aynen İbrahim bin Edhem'ler gibi Şaki Belhiler gibi vesaire dolu. Allah'ın dostları isyandan kurtulup Allah'ın veli kulları olmuş ihlaslarıyla ihsan ve takvaya riayetleriyle. Bunu bu şekilde düşüneceğiz. O da Allah'ımızın bir kuludur. Haydi ben de bu hale düşersem ne olacak diye onun hidayetini isteyeceğiz. Hor görme kimseyi sak ol, benem Halık ol bana kul, belki ola senden makbul, hatırın al öylece gel. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanınız, Resulullah'ın ahlakıyla tahalluk ediniz buyuruyor. Şer-i Mübin'e riayet etmek suretiyle zahirde dinimizin emirlerine dikkat edeceğiz, batında da takvayı terk etmeyeceğiz.
Çünkü Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz mübarek şehadet parmağı ile mübarek kalplerine işaret ederek ettakuhahuna diye işaret ettiler. Bu bile kafidir Allah'ın izniyle. İçiyle, dışıyla Müslüman, mutmainne sıfatı, radıyeten merdiye dışında Kuran'ın hükümlerine riayet ediyoruz, ahkam-ı ilahiyeye göre hayatımızı tanzim ediyoruz. İçimizde Kuran-ı Azimüşşan'daki o ilahi esrarı ilmelyakin, aynelyakin, hakkadyakin ile erişiliyor. Yine mi anlaşılmaz bilmem. Bu haşyettir, Rabbimize büyük bir saygıdır, takvadır ve ona kalbin yakınlığı ve ünsiyet dostluk hallerdir. İsa Aleyhisselam buyuruyor ki evvela kendinize vaz edin. Evvela kendinize vaz edin. Ondan sonra insanlara böyle olduğu zaman şunu düşüneceğiz. Ya Rabbi ben bu meclisin en hakiriyim, içimizden diyeceğiz.