Elhamdülillahi hatta hamdii vessalatü vesselamu ala rasuline Muhammedin ve ala ali ve sahbihi ecmain. Keyif Suresi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar, her kim Cuma günü onu okursa, yani Kehf suresini okursa, Allahü teala bu sebeple o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi içindeki günahlarını mağfiret eder. Yalnız küçük günahlar bu. Ayrıca kendisine semaya kadar gelişen bir nur verilir ve Deccal fitnesinden korunmuş olur. Her kim yatacağı zaman bu surenin sonundan beş ayet okursa korunur ve gecenin istediği vaktinde de uyandırılır. Bu son beş ayet, Kehf Suresindeki Esriail billah ila ahiriş sure, buraya kadar devam eder. Sonra diğer fezaini de var bu surenin. Keyif Suresi şu konular üzerinde de durur. Birisi Ashab-ı Kehf, ikincisi Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselam'ın kıssası. Üçüncü olarak Zülkarneyl ve bu arada Yecüc ve Mecüc de girer tabi.
Bunun yanında iki kimseden bahsedilir. Birisi zengin, çok zengin. Bal sahibi, bahçe sahibi ama inançsız. Bir diğeri de hakif ama inançlı. Bunların misalleri de verilir. Üseyd bin Hudayr radiyallahu anh Kehf suresini okuyordu, Kehf suresini. Okurken yanı başında da bir ad var, ad birden kükremeye başladı. Çok da korktu acaba bir bela, bir sıkıntı mı geliyor diye. Yanında da bir çocuğu vardı, ona sıkıntı vermesinden de çekindi. Sonra bunu Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e nakletti. Dedi ki ya Resulallah ben işte Kehf suresini okuyordum, Okurken böyle bir hadise başından geçti. Buyurdular ki oku Yahu dayıiroğlu, oku Yahu dayıiroğlu ve dedi ki Ya Rasulallah semadan böyle bir bulut iner gibi oldu. O buyurdu sekinedir. Allah tarafından celle celalühü bir rahmettir, gönüllerin hoşluğudur, bir huzurdur ve bir nurdur buyurdu Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem.
Yahudayr oğlu, o bir nurdur. Kuran'ı tebçil için, yani Kuran'ı daha bir üstün halini ifade etmek için gelmiştir, on ayetini ezberlerse ama baştan bu Kehf suresinin baştan on ayetini eğer ezberleyecek olursa, o kimse aynı zamanda ezberleme suretiyle hadiste geçen ifade, kim Kehf suresinin on ayetini ezberlerse Deccal fitnesinden de korunmuş olur buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Nüzul sebebi de şu, bu mutlaka verilir. Sure-i Celile-i Cemile'nin iniş sebebi de şu, Kureyşliler İslam'ın yayılmasını, tabii Kureyş'ten müşrik olanlar İslam'ın yayılmasını hiç istemiyorlar. Onlar atalarımızdan devraldığımız din diyorlar başka bir şey demiyorlar, yayılmasını istemiyorlar İslam'ın. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem İslam'ı anlatırken ona mani olmaya çalışıyorlar. Onlardan birisi de Nadır bin Hars. Bu hatta bir beldede bulunuyor.
Ben diyor Muhammed'in anlattığından daha güzelini size anlatayım gelin diyor. Şöyle efendimizden vazgeçirmek için insanları, sallallahu aleyhi ve sellem, Kureyş'in müşrikleri diyorlar ki ey Nazır bin Haris, biz sizin yanınıza Ukbe bin Muayt denen bir kahiri verelim, bir müşriği verelim. Beraber siz Medine'deki Yahudilere gidin, bir çözüm bulun, dedi. Bu ilerleyip gidiyor, önüne geçin bu işin, dediler. Bunlarda vardırlar Medine'deki o Yahudilere dediler ki sizler ehli kitapsınız. Başımızda bir bela var, Muhammed diye biri çıktı. Anlatıyor İslam'ı aklı yetmeyenler de hep onun peşinden gidiyorlar. Bizi dediler, kurtar bir yol göster biz daralıyoruz, gittikçe de çember daralmaya başladı. O Yahudi dedi ki Muhammed'e üç tane soru soracaksınız. Bir, o mağaraya sığınan yedi tane genç var ya, yedi tane genç, onu bir sorun dedim.
Bir de bir gencin yolculuğunu sorun, bir gencin yolculuğunu sorun, şeygah olan adamın sorun diyorlar. Üçüncüsü de ruhtan sorun. Bunlar Efendimizin huzuruna geldiler Sandalulaezillallah. Cenabı hak, Bu sureyi Celile'yi Cemileyi indirdi. Tek tek tek Efendimiz anlattı ama inkar var ya gönüllerinde inkar dediler. Yok, sihir dediler. Çeşitli bahanelerde buldular, bulundular yine kabul etmediler. Sure-i Celile-i cemile'de sadece bu Ashab-ı Keyif ve Zülkarneyn Yecüc ve Mecüc ve bunun yanında Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselam'ın vakası anlatılmıyor. Daha başka konular da var. Dediğimiz gibi bahçe sahiplerinden anlatılıyor. Kehf Suresi'nde otuz iki ile kırk dördüncü ayeti Celile'ye kadar. Kısaca özetleyeyim. Şimdi Rabbimiz otuz ikinci ayet Rabbimiz buyuruyor onlara şu iki adamı misal ver.
Birine kafir olana her türlü üzümden iki bağ vermişiz ve ikisinin de etrafını dolu, da dolu, evi de dolu, her taraf dolu. Cebide dolu, kasası da dolu, kesası da dolu. Çok zengin. Zengin o da şımardı. Varlık sahibi ya, şımardı. Ben dedi ölecek miyim, hiç ölümü neyi kabul etmiyor. Ben dedi ebedi yaşayacağım dedi. Bu mal mülk benimdir dedi. Diğer mümin olan Fakir, yoksul dedi ki gel bu çılgınlığı bırak, belanı bulursun dedi. Fakat bu azdıkça azdı, azdıkça azdı. Rabbi Zülcelal'imiz öyle bir musibet verdi ki bir gün ne bağ var, ne bahçe var, ne mal var, ne mülk var. Hepsi bitmiş. Şimdi buradan derhal alaka kurarız Kasas Suresi ile. Kasas Suresi'nde biliyorsunuz Karun. Aslında Karun çok iyi bir kimse. Karun demek ay yüzlü demekmiş, ay yüzlü. Şimdi bu ibadete kendisini vermiş.
Şeytan bunu şaşırtacak ya, bir derviş kılığına giriverdi yanına ibadet ettiği, buna savma da derler, çile de derler, çileane de derler, halvetane de, giriverdi. Dedi ki müsaade eder misin şeytan diyor bunu, ben de ibadet, tabii canım niye ibadet etmeyeceksin, yet burada. Bir gün dedi ki Karun dedi, şimdi bize her yerden yemek geliyor. Ya biz haftanın bir gün olsun çalışsak da bizim elimizden başkaları yese içse böyle daha güzel değil mi? Şöyle bir düşündü hakikaten doğru dedi, biz hep başkasından geleni yiyoruz dedi. Biz de çalışalım, çalıştılar ama Karun'un kafası müthiş. Dünya işlerini bilirdi, çok müthiş bilirdi. Sonra Musa Aleyhisselam biliyorsunuz zekat ile emretti, Rabbimizin emrini duyurdu, o zaman dörtte biriydi. Malı şöyle bir ayırdı, bir dal kadar. Zaten hazineler Usbe diye geçer. Koskoca bir cemaat ancak taşıyabiliyor hazinelerini, anahtarlarını. Kimseye bir şey verdiği yok.
Bakın böyle şımardı ki ashable, Şımardı ya, Karun ise o servet sırf bendeki bilgi sayesinde bana verildi, ben kafamı çalıştırdım, gayret gösterdim. Bir başkasının dedi ne alakası var, benim bağımla ne alakası var, bahçemle ne alakası var, dükkanınla, fabrikamla ne alakası var dedi. Benimle beraber mi çalıştırtılar? Şımardı ya. Ibadet, taat hep terk etti. Burada alacağımız ders hepimizi takip eden bir şeytan var. Hangi kılıkta gireceğini çok iyi bilir. Bak ona ibadet ve taat kılığında girdi. Sonra dünya ile de aldattı. Aldattı Musa aleyhisselama bir iftiraya kadar girdi. Tabii çok ağır bir iftirada bulundu. Namus iftirası kadar ağır bir şey Namus iftirası kadar ağır bir şey olamaz. Çok ağır bir iftirada. Allah'ımız Celle Celalühu ona müsaade buyurdu. Bir kimseyi ayarladı, ayarladı.
İşte o kadın diyecek ki ona çokça para verdi, yani malını mülkünü saymakla bitiremezsiniz, anlatmakla bitmez tefsirlerde gece. Kadın diyecek ki benim işte batnımdaki çocuk Musa'dandır. Şimdi bir bayram günüydü herkes toplanmış, onu rezil etmek istiyor. İşte ceza olarak faiz yerse insan şöyle ceza, ondan sonra zina ederse şöyle ceza. Varun dedi ki sen de mi? Evet ben de olsam cezası taşa gömülmektir. Kadına işaret etti, karnım kalktı. Karnındaki çocuktan ses geldi. Ben Musa'dan değilim dedi falan, dağdaki bir çobandan kadın ne yapıyorsun dedi. Ben yapmıyorum Allah'tır bunu yapan dedi. Benim karnımda küçücük bunu söylüyor dedi. Ve teberni, tabii temiz oldu ortaya çıktı. Yani şımarırsa Allah muhafaza buyursun bu şekle gelir. Rabbimiz buyuruyor Seksen birinci ayetcilerle Derken biz onu hem de sarayıyla birlikte yere geçineverdik. Niye diyeceksiniz neden?
Harun batmada malı mülkü, şimdi Musa aleyhisselam öyle mi? Tefekkür, izan, akıl sahibi ki ilahi bir akıl. Şimdi zaten yakın, çok yakın kendisini, akraba. Şimdi diyecekler ki işte Musa Aleyhisselam bunun malına göz koydu, onun için yere batmasın istedi demesinler diye bütün sarayıyla, malıyla, mülküne yere getiriverdik. O zaman Allah'a karşı yardımına gelecek taraftarları da olmadı. Kendisini kurtaracaklardan de durum aynısı. Biliyorsunuz orada bahçe sahipleri var. Kalem Suresi'nde anlatıldığı üzere anlatıldığı üzere. Bunlar üç tane kardeş, üç tane kardeş. Babaları da çok sahi bir kimse, çok cömert. Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de bunları da ifade buyuruyor. Ayeti celilesi ile bildiriliyor. İşte biraz önceden alacak olursak o bağ sahiplerine de bela verdiğimiz gibi onları da sınamayacağız, sınayacağız. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Yani bu dünya bunların ebedi malı mülkü mülki buyuruyor Cenabı Hak. Şimdi babaları cömert, çok cömert. Hepsini topluyor onlara ikramda bulunuyor. Şimdi babaları hepsini topluyor, onlara ikramda bulunuyor. Şimdi babaları ithal etmiş. Şimdi büyük kardeşleri diyor ki eski diyor alışkanlıkla yine fakirler, yoksullar gelir. Bizim baktığımız, çektiğimiz ilaçlamasıydı, gübrelenmesiydi vesair budanması birçok işleri var. Bunları yorumlar bizimle beraber yapmadı. Şimdi gelip onlar epey bir malımızı mülkümüzü götürecekler, meyvelerden toplayacaklar. Gelin erken gidelim, belli bir gün var. Sabah erken gidelim, biz dediler toplayıverelim şu meyveleri onlara bir şey kalmasın dediler. Hadi, küçük kardeşlere dedi ki gelin yapmayın, yanlış ediyorsunuz. Babamız ne yapıyorsa öyle, yok desen aklın gitmesin der. Vardılar zaten buyuruyor Cenabı Hak.
Diyor ki içlerinden en mutedil olanı demedim mi size tespih etseydiniz, Allah'ım sınırsız şanını yüceltseydiniz, zalimlerden olmasaydınız. Çünkü varıyorlar bahçenin durumu şu, buyuruyor Cenabı Hak. Sırf bir engellemeye güçleri yeterek gayretlerine ulaşmada kararlı erkenden gittiler. Şimdi bahçeyi bulamıyorlar, gittiler ama bahçeyi bulamadılar. Zaten karanlıkta gittiler kimse görmesin diye bir bahçe yok. Bahçe var ama Mevlamız buyuruyor ki fakat bahçeyi gördüklerinde biz herhalde yanlış gelmişiz dediler. Zaten umut edin olan, babasının yolunda giden hayırlı söz dedi ki siz daha dedi şaşırmana değil, çıkarken şaşırdınız. Siz niyetle şaşırdınız, niyetinizi bozdunuz dedi. Ben nahnu mahrumum, yok biz mahrum edilmişiz dediler. Sonra vardılar baktılar ki Kuran-ı Kerim'in ifadesi ile tamamen yanlış, kül olmuş bahçe diyecek hiçbir hayrı da kalmamış. Ağ gibi.
Demek ki Süleyman Aleyhisselam gibi bizim yapacağımız nedir? Allah'ımızın ona vermiş olduğu malı mülkü tarif edemeyiz, ifade edemeyiz. Ama Süleyman Aleyhisselam öyle bir peygamber ki öyle bir Allah'ın sevgili kulu ki bakın ne diyor, onun iliştiği nimet, tarif edilemez, anlatılamaz mümkün değil. Este ibi billah, galehada min tahili rabbi. O mala, o mülke, o Belkıs'ın tahtının da geldiğini görünce bir anda geliyor. Bu dedi Rabbimin bir fazlıdır, ikramıdır, ihsanıdır. Acaba şükür mü edeceğim, Bu nimete karşı Rabbime kulluğumu mu yapacağım? Yoksa inkarında bulup da ne secdedir, ne taattir, ne cihadtır, ne tebliğdir, ne davettir, ne hizmettir, her şeyi terk edeceğim. Her şeyi şeyi apaçık Rabbi Zülcelal'imiz bize bildiriyor. Bazı hususları burada ders almamız gereken yönlerini vermek istiyorum çünkü çok önemli.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme geldiler, Nebiye Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Keyif Suresi nüzul etti tek tek tek haber verdiler. Artık Eshabü'l-innellezîne kezzebu bilayatin her vestekber buhranne- giriyorlar. Kehf Suresi'nde baktığımız zaman biz Ayet-i Celilelere dokuz ila onuncu Ayet-i Celilede, esabi. Bu rahim kelimesi yazılı bir taş şeklinde de levha olarak da ifade edilir. Sonra Ashab-ı Rakim dendiği Bunlar, o genç yiğitler mağaraya çekiliyor. Pekala dediler. Ey Rabbimiz bizlere katından bir rahmet ihsan edip ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla. Şimdi bize bu hadise anlatıldı. Bir kardeşimiz Ashab-ı Kehf'i çok tatlı bir şekilde anlattı. Sadece bu anlatış tarzı ile bitmez. Burada bize çok öğütler ve nasihatler var. Başta Ashab-ı Kehf'in mağarada kalışı var. Allah'ımızdan bir rahmet dileyişleri var. Bir bekleme süreci var. Nedir bu?
Niye bekle bunları? Neden bir Rahmeti İlahi istediler? Allah'tan rahmet istiyorlar, Bir dua şeklinde. Mesela Rahmet kendi katından bize rahmet ihsan et Ya Rabbi. İşlerimizde de bize bir kolaylık, bir kurtuluş, ihsan et Ya Rab diyorlar. Bu bizim dualarımızda geçer, huşu demektir. Bir kere onlar mağaraya sığınmalarının sebebi şu, bir kere batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşamamak için Al-i İman Suresi'nde otuz yedinci Ayet-i Celile-i Cemileye baktığımız zaman, ne göreceğiz orada İslami? Çok mühim hepsinin üzerinde ayrı ayrı Allah'ımız lütfederse durmamız icap eden konulardır. Çünkü Al-i İman Suresi otuz yedinci Ayet-i Celilede anlatmak istediğimiz şu, batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşamaları. Giyimleri, kuşamları, himeleri, içmeler, yatmaları, kalkmaları, işleri, güçleri, insanlar arası muameleleri, ailevi münasebetleri, her türlü tavırları.
Çocukların internetin karşısındaki durumları, vaziyetleri, nereleri karıştırdıkları, kimlerle arkadaş olup kimlerle oturup kalktıkları, okullardaki durumlarımız vesaire, iş yerinde, işçi ve işçilerin arasındaki münasebetler hepsine bir misaldir bu. Hep bu yerdeki yanlış hareketlerden kaçıp bir mihraba sığınmalarının neticesi Meryem annemizin lütuf ve ihsane nail oluşuyor Ashab-ı Kehf'te olduğu gibi. Bakın evlatlarımızı yetiştirmeden tutun, batılların yaşantısından uzaklaşmakla birlikte gelecek lütfu bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul buyurdu. Ne demek? Rabbimizin güzel bir kabulle kabul etmesi. Biz ibadetimize, taatçilerimize rızasını bulacağımız amelle güzel bir kabulle kabul olmak istiyoruz. Mesela bir yere misafir oluyorsunuz, ikramını hiç gözünüze görmüyorsunuz. Yüzünüze bir tebessüm etse hoş geldin, sapa geldin, ben sizi gördüm ama sanki rüya görmüş gibi oldum.
Böyle bir iltifat, onu unutmaz işte. Sen istersen balık böreğin bütün önüne getir. Hayır o değil. O güzel karşılamadır o. Çok iyi bir şekilde. Çünkü gelirken yerine göre acaba nasıl karşılanacağız diyor. Ama sen onu en güzel şekilde karşılıyorsun. Eba İbn Mübel Ensari'nin hanelerine Efendimiz varırken zevce-i muhteremelerinin hoş geldin etrafınla ya demesindeki o iltifat sahabede öyle bir güzellik meydana getiriyor ki hadis kitaplarında geçiyor. Çok diyor güzel bir şekilde karşıladı gelenleri. Hele bir veli karşılayacak, bir Nebi karşılayacak, Cenabı Hak karşılayacak. O ne büyük bir nimet, ne büyük bir insan. Esselami ihsan. P bir muhtaç olan kimseye olan hizmetimiz, gayretimiz, aman ha bir sıkıntı varmış deyip ne yapıyoruz, diyelim ki bir hasta. Aman ha yetişelim, durumu da belli. Belki bir ilaç alınacaktır, gerekli işlemler olacaktır.
Buna da durumu müsait olmadığı için yetişelim, bir hizmet edelim. Allah'ımızın razı olduğu amelliler bu işte. Ve enbete nebeden hasene ve onu en güzel bir surette ne zaman Zekeriya Aleyhisselam mihrapa girecek olsa, onun yanında kış gününde yaz meyveleri, yaz gününde ne bileyim her türlü ikramı görüyor. Şimdiki gibi değil daha iyi. Kış gününde üzümler görüyor, muzlar görüyor, çilekler görüyor, de üzümler görüyor, muzlar görüyor, çilekler görüyor, erikler görüyor, nimet dolu bütün gün. Diyor ki Ya Meryem bu sana nereden geliyor, bu nimetler yok şimdi, hiç kimseden bulunmayan nimet eden. Bu Allah'tan geliyor Celle Celalühü. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Neden bu geliyor? Batilların yaşadığı gibi yaşamadığı için Resulullah nasıl yaptı öyle yaparım diyor. Resulullah nasıl bize taharet yapmamızı emretmesi öyle yap diyor.
Resulullah nasıl tırnak kesimi, bıyıklarımızın düzeltilmesi, saçımız, sakalımız, koltuk, hasır, tıraşları, temizlenmemiz, kıbleye karşı dönüp abdest almamız, yavrumuza en güzel ismi vermemiz, edebi ilahi ile edeplendirmemiz, bir hanımımızı gibi hazırlamak, ümmetin istifadesi için. Bir damadımızdan tutun, torunumuzdan tutun, etrafımızdan tutun, hepsini en güzel şekilde bir yetiştirmeye gayret ederseniz Allah size Meryem validemize nasıl ikram bulun, ikramda bulununca size de bulunun. Olmadığınız yerden yağdırır da yağdırır. Cenabı Hak verir bunun dersleri bize verilmiş olur. O zengin inkarcı ile fakirin durumu, Kehf Suresi'nde otuz iki ile kırk dördüncü Ayet-i Celileler de geçmektedir. Bunun yanında birçok hakikatler var, ifade buyrulmaktadır.
Biz baktığımız zaman Ashab-ı Kehf'e, ashab-ı inne Ashab-ı Kehf ve rabbim kanu minayetine acaba hakikaten muazzam muazzam bir hadise üç yüz dokuz yıl ne demek bu. Üç yüz dokuz sene ne kadar kaldınız? Bir gün ve bir günün yarısı kadar. Bu nelere misal? Bu öyle hakikatlere misal ki insan öldüğü zaman bir Evliyaullah'ın kabirde kalışı göz açıp bürümünceye kadar iki adımlık bir iş. Bir adımı dünya, diğer adımı okra. Bunu ifade buyuruyor Cenabı Hak, bunu anlatıyor bize. Velhamdülillahi Rabbil alemin.