Kanaat ve Zühdün Önemi ve Manevi Arınma | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kanaat ve Zühdün Önemi ve Manevi Arınma
Kanaat ve Zühdün Önemi ve Manevi Arınma kaydında Ve Hu vel hakimul habi. Mevzuu kanaat olarak aldın. Çünkü yaşantılarımızda aza kanaat durumu çok zayıf. Rabbi Zülcelal'imiz sayısız nimetlere mazhar kılmasına rağmen gözlerimizde ve gönüllerimizde bir doyumsuzluk var. Eskiden bulunduğumuz mahalde vasıta çok azdı. Tabii büyük şehirler değişir de bu gibi yerlerde bile evlerimizin önünde…
Ve Hu vel hakimul habi. Mevzuu kanaat olarak aldın. Çünkü yaşantılarımızda aza kanaat durumu çok zayıf. Rabbi Zülcelal'imiz sayısız nimetlere mazhar kılmasına rağmen gözlerimizde ve gönüllerimizde bir doyumsuzluk var. Eskiden bulunduğumuz mahalde vasıta çok azdı. Tabii büyük şehirler değişir de bu gibi yerlerde bile evlerimizin önünde birkaç tane araba var. Yiyeceklerimiz, içeceklerimiz Elhamdülillah Rabbimiz lütuf ve keremde bulunmuş, evimiz, barkımız, her şeyimiz olmasına rağmen, işte evimizde bulunan kimselerin bir başka evde bulunmaları hepsi için bilemiyorum. İşte bir başkasının evinde mutfak takımı olarak şu var, evlerindeki oturma grupları şu şekilde örtüleri, döşemeleri, perdeleri bu tarzda bizim de böyle olsun diyerek ihtiyacımızı karşılayan eşya bulunmasına rağmen daha bir başkalarına meyletmek, Rabbimiz katında da güzel bir davranış ve hareket değildir.
Şunu görünce gözlerimizin dolmaması, gönüllerimizin mahzun olmaması mümkün değil. Aişe-i Sıddıka validemiz Radıyallahu Anh'a Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem dürülüp dökülen elbisesi yoktu buyuruyor. Fakir bir sahabenin giyimi için bütün Ashab-ı Güzi'nin evi derdest edildi de ikinci bir elbise bulunamadı. Hazreti Talha radıyallahu anh sabah namazına bir gün gelmedi. Efendimiz sordular sallallahu aleyhi ve sellem ya Talha niçin gelmedin? Ya Resulallah gelmez olur muyum? Sizin arkanızda namaz kılmak kadar büyük bir bahtiyarlık olamaz. Ölsem dahi emekliye emekliye gelir mübarek arkanızda namaz kılarım ama bir tane elbisemiz var. Hanım evladınız, ümmetiniz onunla kılıyor. O kıldıktan sonra da ben kılıyorum, namazı hiç sevmiyorum. Yine Aişe-i Sıddıka validemiz annelerin annesi Ümmühatu'l Mümini buyuruyor ki ne zaman karnım doysa Resulullah'ı hatırlarım.
Çünkü arpa ekmek karnını doyurmadan bu dünyadan çıkıp gitti. Acaba Resulullah'ın yiyeceği içeceği yok muydu? Öyle bir peygamber ki Allah'ımız bize onu lütfetmiş Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Fedekte arazisi vardı, ganimetlerin beşte biri ona mahsustu, zengindi Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz ama fakirlerin gönlü incinmesin diye ya Rabbi beni fakir olarak yaşat, fakir olarak öl gör, fakirlerle de haşr-ü cem eyle diyor. Sırf onların gönüllerini rencide etmemek için böyle bir peygamber ve onun varislerinde de biz bunu ahlak olarak müşahede ediyoruz. Esad-i Erbili Hazretleri'nin beyitlerinde şu geçer, ne yerden Karun-ı Göçer olsa konar bende. Bela rah'ım da şimdi muayyen bir menzil oldum ben. Üstadımızı görürdüm, öyle bir üzülürdüm, öyle bir üzülürdüm. O zaman Bulgaristan'da camiler park haline getiriliyordum. Camilerin hoparlöründen burada anlatmaktan hicap edeceğim şarkılar söylenirdi.
Kanaat ve Zühdün Önemi ve Manevi Arınma ne anlatıyor?
Kanaat ve Zühdün Önemi ve Manevi Arınma kaydında Ve Hu vel hakimul habi. Mevzuu kanaat olarak aldın. Çünkü yaşantılarımızda aza kanaat durumu çok zayıf. Rabbi Zülcelal'imiz sayısız nimetlere mazhar kılmasına rağmen gözlerimizde ve gönüllerimizde bir doyumsuzluk var. Eskiden bulunduğumuz mahalde vasıta çok azdı. Tabii büyük şehirler değişir de bu gibi yerlerde bile evlerimizin önünde…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mescitlere nasıl söyleyeyim hınzırlar girdirilirdi. Mürşid-i Kamilimiz artık uyuyamaz oldu. Nasıl olduysa Kadir Mısıroğlu'nun eserlerini üstadımız okumuş. Efendimiz Arapça yazıları okumasına rağmen Osmanlıca, o Türkçe eserleri de okur, ağlar ve ağlatırdı. Şimdi bakıyorum kanaatsizliğin neticesi doyum yok ve kendilerinden duyduğum sözleri muhteber eserlerde buluyorum. Buyururlardı ki hikem atayiyeu eser, kanaat Arapça olarak yazılacak olursa gafın üzerindeki iki nokta onun gözünü doldurunun öyle. Ayın oradaki t'nin üzerindeki iki nokta da onu kapatır, uyumsuzluk diye bir şey olmaz. Kişi kani olur yani kanaatkar olur ama tama dendiği zaman o tının boşu, içi boştur. Mim öyle, onun da içi boştur. Ayın ağzını açmış bir vaziyette ne versem doyacak gibi değil. Benim elhamdülillah her şeyim var, bir başkasına diyecek duyarlılık yok.
Kuran-ı Azimüşşan'da geçer, kendileri ihtiyaç içerisinde olsalar bile bir başkasını düşünürler. Hiç unutmam bir bakkal kardeşimiz alışveriş yapılsın diyorduk. Çünkü durumu zayıftı. Aman ha alışveriş yapılsın da geçimini temin etsin. Birkaç defa alışveriş yapıldıktan sonra bir bakkal, bir diğer bakkalı gösteriyor. Benim elhamdülillah durumum güzel, şu bakkal ise pek alışveriş yapamıyor diye. Bu ne güzellik Ya Rab, bu ne güzellik. Daha biz gerçekten mürşid-i kamillerimizde ve onların has evlatlarında görüyoruz. Sofra diyelim, buna mükellef sofra deniyor. Emin olun, tadımlık dahi hiçbir şey almadan yakınımızda bir komşu var, fakir ve yoksul olduğu gibi götürün ve bundan da zevk duyarlardı. Neşe içerisinde olurlardı. Bir başkasının kendilerindense ihtiyaçlarını gidermesi onları memnun ve mesrur eder bahtiyar olurlardı. Hep bana demezlerdi. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh rahatsızlaşmıştı.
Doktorlar dedi ki efendim bal yemeniz gerekir. Derhal sordu, halkın bal yiyebiliyor mu? Efendim işte bir kısmı yiyebiliyor, bir kısmı yiyemiyor, ben de yemiyorum buyurdu. Böyle olsa dünya bal olmaz mı? Böyle olsa insanlar birbirleriyle hoş geçinmez mi? Bakın şimdi Ermenistan, oradaki Azerbaycan'daki asker kardeşlerimiz, Ermeni bir kadın evinde hiçbir kimse yok. Sırtına bir battaniye almış rahatsız, Kadın korkuyor, acaba askerler beni öldürecek mi diye. Onlar da hal ve hatırını soruyor, ihtiyacını gideriyor. İslam'daki güzelliğe bakın. Askerlerimiz bakın biz bunu sınır boylarında görüyoruz. İhtiyaç içerisinde olan fakiri ve yoksulu yaşlıları yerine göre sırtına alıp hastaneye götürüyor. O yavrulara onlar tabi nasıl bir hayat geçirilmişse askerleri görünce kaçıyorlar. Bunlar çantalarını veya neyse artık onları açmak suretiyle çikolatalar vesaireler veriyorlar, oyuncaklar veriyorlar.
Trafikteki kardeşlerimiz de bu. Bunu görmek bizi bahtiyar etmez mi? İşte ülkemizin asıl gelişmesi budur. Cenabı Hak her yönden de geliştirir. Harp sanayi olarak da geliştirir, ekonomik olarak da geliştirir vesair yönden de geliştirir. Elhamdülillah zengin dediğimiz ülkelerin içerisine girecek şekilde derken onların zenginliği Afrika'daki aç kardeşlerimizin uranyum madenlerini sömürmek suretiyle onları bir işçi kullanıp servetlerini elde etmek suretiyle bak bizim ülkemiz ne diyor? Biz elbaba giriyoruz vesaire giriyoruz. İşte Ermenistan'da sıcak olduğu için gündem onu söylüyorum. Biz sizin ülkelerinizle hiçbir gözümüz yok. Libya'ya bunu söylüyor, Doğu Akdeniz'de bunu söylüyor. Hiç bizim bir başkasının malını mülkünü alalım, elde edelim demiyoruz otuz yıl olmuş kara bağ. Adamlar memleketimizde gelmişler tabii değişik yerlerde de bulunmakla birlikte kara bağı diye.
Hubbul vatan meyal iman, vatan sevgisi imandandır. Nasıl vatanını seviyorsa mahallesine bulunduğu yere Karabağ diye isim veriyor. Hasret memleketine otuz yıldır memleketinden çıkarılmış, zorla elinden alınmış, Rabbimiz yardımını lütfetsin. O yardım ashabına inkansullaha yans sıkkın. Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder. Şimdi hiçbir şey bedensiz değil. Tasavvufi eserlerde görürüm, bel kemiğini kıracak kadar eza görünmedikçe veli olamaz. Hem de şeyde görürüm, hem muteber eserlerde bir kısım insanlardan da duyuyorum kıymetli. Cenabı Musa Aleyhisselam Rabbimizle mükaleme, onun için Tur Dağı'na giriyor. Çok veli bir kimseyi görüyor. Döndükten sonra bakıyor ki kemikleri bile kalmamış. Ya Rab nedir bunun sebebi? Ya Musa o benden öyle bir makam istedi ki çalışmasıyla elde edemezdi.
Meğer bir korkuymuş, Bu bir misal ama onlar derdi bela saltanatın iki cihana vermezem diyen kimselerdir. Öyle bir nimete mazhar ki onun içerisinde yaptıkları her harekette ve gördükleri sıkıntılar da dosttan geliyor diyerek elem duymuyor. Abdülkadir Geylani, Kaddafi Sallallahu Sırrı hazretleri kader oluğunun altına yat, yılan, akrep ne gelirse razı ol. Çokça duyduk, tekrar yüz seksen defa olsa yine güzeldir. Bunu Sami Bendi hazretlerinin mübarek dilinden duydum ama onun anlatı şekli çok güzeldi, bambaşkaydı. Böyle anlattığı mesailde insanı adeta o hayatı yaşatıyordu. Bir düğün münasebetiyle görmüştüm, seçkin insanların bulunduğu bir topluluktu. Görüştüler, mahşer aleminden bahsettiler. Ayrıldıktan sonra Üstadımız dedi ki, oğlum nasıl gördün Efendimiz hazretlerini? Tabi huzurunda bir şey diyemem ama sorunca da konuşmam gerekir, Onu üzmemek için, çünkü onun da bir rahatlaması lazım.
Şükür edip bir tanesi gelmiş, oğlum nasılsınız? Başını yayıyor. Oğlum baban nasıl? Başını eğiyor, dilde hiçbir kelam yok. Ondan sonra amcan nasıl, memleket nasıl, yediğimiz içtiğimiz orayla alakalı olan bir kimseye üstadımız diyor ki, böyle mi edep verdin? Bu edep midir? Benim şekerim tansiyonum göklere çıktı diyor. Yani sorulunca güzel bir et diyor, hak beliriyor. Efendimiz Hazretleri, şimdi Kıyamet Mahşer o durumlardan anlattı. Bizim dememize gerek kalmadan buyurdular ki bunu hissediyordum biiznillahi teala. Nereyi anlatsa cennete anlatsa sanki cennete giriyorsun. Buyurdular ki Sami efendimiz bir hadiseyi anlatırken onu yaşatır diye gerçekten öyle. Nasıl gördün deyince kendileri anlattılar. O manevi bir tahtın üzerinde Nebi-i Ekrem Efendimizden bahşolunan Sallallahu Aleyhi ve Sellem hırka-i saadet, bu değişik şekiller olur onu söyleyeyim ama.
Hep bildiğimiz tarzda bir aba tarzı olmaz, başka şekillerde de olur. O ehlince malum, Onlara öyle ikramlar olur ki bunu tarif edemem, gönüllerine olan ikramla bunun sözünü bile eğitmezler bunlar. Ahbil tanıyabilsek, ahbil görebilsek. Allah'ım diyorum Celle Celalühü bizim gönül gözlerimizi açsın, gördüğümüz onların kalplerinin yanında kalplerinin yanında bir buğday tanesi kadar bile olmayan dünyadır. Öyle dünyalar var ki, zaten bu dünyadaki hayatımız şeri esasa uygun muttaki bir hayat yaşamazsak, Melekut aleminin penceresi bize açılmaz. Melekut aleminde mukarrebun vasfını elde etmedikçe de Cebarud ve Lahud alemi açılmaz. Diyorum ya her şey bir bedel karşıtı. İnşallah yanlış söylemem insanın çalışmasının mukabidi vardır buyuruyor Cenabı Hak. Kuran-ı Kerim'i alırsam hata etmemeye çalışırım. Demek ki Müslüman olsun, Müslüman olsun hem de olmasın.
Nasıl çalışırsa o çalışmasına mukabil nimete mazhar olur ama mümin çalışacak olursa Allah'ımız mümine ihsanı daha fazladır, mümin olması hasebiyle. Yeter ki biz vazifelerimizi güzel yapalım. Rabbi Zülcelal'imiz ihsan ediyorum. Efendim okuduğum gibi Eshabne ve yani ikramını ve ihsanını ifade etmek istiyorum. Yani Sami Bende Hazretleri böyle lütf olunan manevi bir saltanatın içerisinde bunun yanında o hil'at deyince bunu bitiremeyiz. Hemen Sure-i Bakara'da ikinci cüz'e bakacağız. O tabut meselesi var. Musa Aleyhisselam'ın vesair peygamberlerin çok kıymetli olan eşyasının bulunduğunu ve Talut'un muvaffakiyetinin de işte o sanduka nerede bulunursa o muvaffak. Mesela efendimizin mührü saadetinde Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sen her ne yerde bulunursan bulun, sen Nusret'e Allah tarafından yardıma mazharsın.
Ashab'ın da bu şekilde Bedir Muharebesi'nde üç bin ve beş bin melekle senin yardımına koşulmaktadır. Afganistan'daki, Hindi, Kuş Dağları'ndaki hadise de bunu ifade eden. Yeter ki biz ona sadık olabilelim. Asıl bunu düşüneceğiz. İşte başımda şöyle sıkıntı var, bir türlü kurtulamıyoruz bela ve musibet hepsi. Essanu ma'yyetegilla yechu'l-mev ma'race Kim Allah'tan korkar? Cenabı Hak ona lütuf ve ihsanda bulunur. İşte Ashab-ı Rahim'in durumu ve Ashab-ı Kehf. Onlar Tevhid inancından zerre kadar taviz vermediği için Cenabı Hak üç yüz dokuz sene uyutuyor ve yanları belleri ağrınmasın diye sağdan sola döndüriliyor, havasız kalmasın diye fecver diye geçer Kuran-ı Kerim'de. Bir açıklık var, koruyor Mevla-yı Zülcelal. Her taraf ateş gibi olmuş sulümde ama Allah'ımız muhafaza ediyor. Neden? Ondan korktukları için, Rıza bırakayım dövdü.
Üç kişinin sefer yaptıklarında bir yere sığınmaları, yağmurun şiddetli yağışıyla ve o yağmur, yağmur hasebiyle de büyük bir taş yuvarlanarak kapatıyor. Cenabıhakk'a yapmış oldukları razı olacağı amellerle kurtuluyorlar. Her şey böyle. Balığın Yunus Aleyhisselamı öyle olmadı mı? Efendim dünya diyorsun bakıyoruz, baktığımız yerine daha ulaşamadığımız neler var? Manevi olarak sıkmıyor mu bizi? Asr-ı Saadet yaşanmıyor diye sıkmıyor mu bizi? Nasıl kurtulacağız? Yusuf Aleyhisselam da kuyuya düştüğünde Yunus Peygamberimizle balığın karnında, melekler, melekler biz yanıp tutuşuyoruz Ya Rabbi. Kulların birisi kuyuda birisi balığın karnında. La ilahe illa ente subhaneke inni küntü minellimih. Diyoruz ki muzdaribiz. Hiç oturduğunuz kalktığımız insanlardan hiç Rabbimizin azametine ait konuşma var. Kendi arkadaşlarımızda bile tahrik ehillerinde bile hep boş. Konuşmalar boş. Bakışlar boş.
Duymalar o şekilde. Nasıl huzur meydana gelecek? Dokuz yüz otuz dörtte Sami Efendi Hazretleri memleketimizi teşrif buyurduğunda zaten onunla şereflenmiştir, varıza bir tap ve güzellik. Gerçekten bakarım şu dağlara nelere, onların mübarek gözleri ilişti diye. İsterseniz bunu çok acayip şekilde mi görürsünüz? Nasıl görürseniz görün. Bu bizim duygumuzdur. Gönlümüzdeki bir haldir. Onlar ayaklarını bassınlar diyeyim. Efendim geldiğinde okuduğu ayet. Her şeyin bedel karşılığı dememizin ispatı, Taha suresindeki bu Ayet Cellenin okuduğum son bölümünde. Siz dünyada iken görünmezdiniz, marifet haber verilir, böyle üstünkörü geçerdik. Hakikat haber verilir, üstünkörü. İşte bunlar Bayezid zamanında, Marufu Kerhi zamanında değil. Kendimiz de oyalar dururduk. Yani işin altına girip de biz de öldüğümüz zaman bunların hiçbirisi yaşanmaz, yaşayalım demedi.
Kıymetli bir zattı da derdi ki başınız gözünüz yarılmadan gelin yahu. Yani meleklerin ölüm anındaki kabirdeki tokmaklarını yemeden gelirim. Öyle olsun ki Melekler desin ki Esselamün aleyküm, Tıbtum fetkuluhu halidin. Tıbtum kelimesinde bu hepsi ifadelerinde birincisi nedir? Şirkten ve küfürden kaçmak, ikincisi haramdan kaçmak, üçüncüsü şüphelilerden kaçmak, dördüncüsü helalde bile dikkatli olmak, beşincisi biraz ilave olduğundan, yoksa dört maddedir bu. Son olarak da masiva Allah'tan gayri gönüllerden çıkaran insanların, yoksa kolay değil. Şimdi dualar neler ediyor? Efendimiz efendim diyorlar, kabul olan dualar yapıyoruz, hiçbir tesiri yok. Bunu zaman zaman söylüyoruz ya, bir türlü biz tabancadan, silahtan, attığımız kurşun hedefe ulaşmıyor. Şimdi bu değişik zaten şifrelerle yapılıyor. Bir odanın içerisinde yürütülüyor.
Yani muharebe dediğiniz zaman göçlerle bilmem falanlarla değil, her şey değişmiştir, şifreleri var. Mesela bir ülke diğer bir ülkeye silah verirken, yerine göre şifresini kendisi muhafaza ediyor. Neler var neler var. Bu ayrı bir konudur ve işlenmesi gerekir. Çok önemli ama Enfal Suresi'nin altmış. Ayet celleye baktığımız zaman bunun sırlarını görürüz. Ayet-i celilesi ile. İşte Kuran-ı Kerim on dört asır küsuratıyla, hayır daha anlaşılamamıştır Kuran-ı Kerim. Bakınız bazı silahları Nemrud'un burnuna giren o sinekle ürettikleri çok büyük maddi gelişimler var, teknolojik gelişimler var. Neler anlatılıyor, ne? Belkıs'ın tahtının göz apaçık yumuncaya kadar ki getirilmesindeki teknolojiyi bugün ele almaya çalışılıyor teknolojide. İşte rüzgarın Süleyman Aleyhisselam'a verilen insü cinnin ve rüzgarın emrinde oluşu daha neler ve neler Miraç hadisesi. Nasıl inkara kalkılır?
Bütün sahih kitaplarda mevcut. Zaten zaten dert ağlatır, ne derler aşk söyletir böyle bir ifade var. Şimdi dertlenince öyle oluyor. Etrafındaki o nimetler, bereketler, ihsanlar, bağlar, bahçeler ta bizim Tarsus'a kadar uzanır. Bakın görüyorsunuz geçmişlerimiz delilerdi ki bereket teknesi. Mesela bir bölge olarak, Akdeniz olarak bizim bu cihet derlerdi ki bütün memleketin yiyeceğini, içeceğini, sebzesini, meyvesini neyse teyimini diyor diyerek, dediler. Mesela bu doğudaki, Iğdır'daki o nimet, o bereket. Gördüm emin olun Allah'ımız öyle bir nimet lütfetmiş ki bilhassa memleketimiz, Manevi nimeti demiyorum hepsi ayrı bir konu. Ama maddi olarak da bir uranyum madeni dört yüz sene halkımız çalışmasa Cenab-ı Hak sırtüstü yasa bile bereket ihsan buyuruyor ve geçindiriyor. Neler vermemiş ki Mevla? Daha biz maden görmemişiz, maden görmemişiz. Hele bunların işleniş şekilleri.
Tabii ki pazarlama çok önemlidir. Mal olabilir, mülk olabilir ama pazarlama bir ayrıdır. Onun pazarlanış şekilleri ne oldu? İsra suresinde Mekke'den işte Kudüs-i Şerife kadar Ayet-i celîlere geçiyor. İnkarı küfre götürür ve diğerleri Hadis-i Şeriflerden beyan buyuruluyor. Yani teknolojiyi anlatırken bu ses hızlarından tutun ışıklardan vesaire bu ışık çok önemli. Çok önemli ışık öyle bir yayılıyor ki Allah'ımız diyorum manevi cihetiyle git tebu firas etel mümin. Kamil müminin anlayışından sakının, Onlar Allah'ın nuruyla bakar diye buyuruyor. Onur kalpte olduğu zaman evde diyelim muazzam bir ışık var. Bakıyorsunuz dışarıdan geçerken ne kadar da güçlü bir ışıkmış pencerelerden vuruyor. Göz penceresinden ibret olarak vurur, kulak penceresinden hikmet olarak elden cömertlik olarak. Kardeşlerimizin durmayacağına inanıyorum.
Mesela verener derneğimiz bugün gözleri görmeyen o Afrika'daki kardeşlerimiz için ne yapıyorlar? Yardımda bulunuyorlar. Öyle çok yüksek meblağ da değil. Ne nimet gözü görmeyen insanların görmesini temin etmek, okuyorlar. Nimet içerisindeyiz ondan bilemiyoruz. İnan orayla alakalı bir kimseden duydum. Hiç unutmuyorum ben bu nimetlere mazhar oldukça Allah'ım lütfet ihsan et bize de şükürler ver diyorum. Yıkanmaları onların sözünü bile söylemekte böyle içimiz tahammül etmiyor, yıkanamıyor. Siz orada bir kuyu açtırıyorsunuz. Suların attığındaki onların gözlerindeki ışıltıya bak. Verenel derneği diyerek verilen o paketlerde o yavruların sevincine bak. Allah'ımızın razı olacağı amellerdir bunlar. Şimdi biz Sami Efendi Hazretleri buraya geldiği zaman, ta suresindeki işte kim zikrimizden ayrılırsa tefsirlere baktığımız zaman Kuran'ımızdan en fulasa olan da budur.
Zaten Kuran'dan ayrıldığı zaman namazdan da ibadetten de cihadtan da tebliğden de davetten de bir fakir ve yoksula acımaktan da mümin kardeşlerimizin ızdırap duyduğundan, muzdarip boğulmaktan da hepsinden ayrılır. Ayrılma dindiği zaman eli de ayrılır. Bizim de bir ihtiyacımız var. Hele elin ayrılması kadar elim bir şey olamaz. Çünkü anahatsız olunca öyle oluyor. Bakın çok varlık sahibi birisi, artık memleketimizin de dışına çıkmış, tarif edilemez, Beş altı yavruyla kaldık babamızdan, geçimimizde zorluk çekiyoruz. Ya Bilal, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Ya Bilal, kesenin ağzını bağlama Allah da sana bağlar. Emin olun gönülleri bağlanıyor. Onun için kanaatkar bir fakirimiz padişahlar gibi yaşıyor. Gönül olarak tarif edelim. O ise at. Fakirlik aleyhissalatü vesselamın efendim ifadesiyle iki kaşının arasına yerleşmiş oluyor.
At, doy bir kardeşimiz misalleri vermemin sebebi şu, bizim ipek hocamız efendim çok güzel oluyor da bazı misaller mi anlaşılsın daha diye. Bundan dolayı diyorum, çok diyor benim diyor yakınım varlık sahibi bir ziyaretine vardı. Nasılsınız, Mustafa, neyse artık ismin, bilinmemesi çok önemli. Yoksa fitneye meydan vermeyiz biz katiyen. Katiyen. Görevimiz Nebiyyeten Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ben lanetçi değilim, ben rahmet peygamberiyim. Niye bağırdın dersen, insanın bazen can damarları olur. Koyunu kesersiniz de o can damarına gelince çırpınır. Herhalde bizim de dualarımızla efendimize inşallah bir iddia olarak değil sevgimiz var. Onun için sesim yükseldi. Çok üzüldüm, siz de bundan mahzun oluyorsunuz. Görsel cihazlarda vesairelerde, efendimizden bahis edilirken aleyhisselatu vesselam, ayağın üzerine atması. Kimden bahsettin? Muhammed diyor, peygamber deyip geçiyor.
Allah'ımız ona ikram edin, Fetih Suresi'nde. Hucurat suresinde geçer, Nur suresinde de geçer. Birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın. O Allah'ın resulü. Öyle bir peygamber ki ve refanna alakel zikra, şanını yücelten Rabbimiz, daha mevzuya giremedik. İnşallah girmeye çalışacaksın. İnşallah biliyorum sizi böyle bu konu üzerinde bekletip durduğun Efendimize olan saygısızlığa tahammül edemiyorum. Bu da etiket sahibi insanlar, dayanamıyorum tahammül edemiyorum. Gerçekten dinliyorum, çok güzel konuşuluyor tabi. Peygamberimize geldiğinde diyorum, onu Allah'ımızın emrettiği şekilde, yani diğer peygamberlere Ya Nuh, Ya Musa, Ya Eyyühen Nebi Allah Celle Celalühü Tahiyyat'ta Ettahiyyatü lillahiossalavatu atta isabatü esselamu aleyke eyyühen Nebi. İnşallah bunu Rabbimiz lütfederse ayrı bir ele almaya çalışalım. O Tahiyye var ya okuduğumuz, oradaki oturuş var ya Tahiyyatta, Rabbimizin huzurudur o.
Onun zevkini tarif edebilir misiniz? Onu en gizli bir yere koysanız, her şeyden mahrum etseniz, Tahiyyat'ta oturduğunda aldığı gıda onu cennetlerin üstünde bir cennette yaşatır. Cennette değil, cennet müşahedelerde yatırır, orada oturtturur. Efendimiz hususunda sallallahu aleyhi ve sellem bunu çok anlatırız. Al-i İman suresinde seksen bir ayetinde, Binlerce desem yine diyorum mesela. Bakın bütün peygamberlerden ahit alıyor. Daha onun zamanı devri değil. Neden? Efendimizin şerefinin yüksekliği, aynı zamanda onların da ümmetlere bunu bildirmesi için geldiği zaman devrinizde, bakın, O'na mutlak iman edeceksiniz. Biz İsa Aleyhisselam'ın risaletini her zaman Amenerrasulü'den diğer peygamberlerinde söylüyoruz. Akıllı diyor bir kimseydi. Ya peygamberdi. Resulü Ekrem de sallallahu aleyhi ve sellem İsa Aleyhisselam bile ona aşkından muhabbetinden yeryüzüne inecek.
Musa Aleyhisselam efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem benim devrimde olsa benim şeriatime uyacak diye buyuruyor. Veletansuranne onun dinine yardım edin. Hepimize öğüt bu. İşte bu o zaman doldu, bilmem filan değil. Aman bilen kimselerden talihime çalışalım. Söz alıyor. Biz kanaati nasıl anlatacağız şimdi? Kalbimizi de kanaatsiz bir hale getirmeyeceğiz, tamah ise Allah'a tamah edeceğiz muhabbetine, artık böyle tamamlayın. Çünkü önümdeki yazılar pek çok Vahid Celaleler ve Hadis-i Şerifler Resul-i Ekrem'in muhabbetine, onların sevgisine götüren kimselerin aşkıyla, ama bir tarif olsun yapalım. Bize gerekiyorsa diğer efendimizin mübarek sözleri de var, sözleri de var. Eğer biraz yiyeceğiniz varsa sizi örtecek ve bir de başınızı sokacak haneniz varsa yeter, buyruluyor. İşte halimiz, evlerimiz neredeyse arabamız kapının önünde kapımızın birkaç olduğu gibi evlerimizdir.
Minel mel busi vel mefruşi vel meffur ve ahirizelik. Giymemizde emin olun anlattım belki haldroblarımızı açtığımız zaman gömleklerimiz sayılamıyor. Hepimizde var bu. Bazı kimseler müstesna onlara ölçüleri de gönlüne gelen güzel hallerle ve onlar kuşatılmıştır zaten. Ricailü'l-gayib'le kuşatılmış, Eftat zümresiyle kuşatılmış, onlara ağzına sokacağı bakmaya kadar Rabbi Zülcelal'imizi koruması altında. Veli ne demek? Bir ifadeyle hafiyl Allah'ımız koruyor onu. Evet, giyiminde. Vel mefruj, evinin döşemesinde. Vel mefkur yemesinde, o ailelerlik bir yerleri hususunda nedir o yetecek kadar. Biraz olsun yazdıklarımızı ifade etmeye çalışırız dualarımızı. Öyle ki onlar ve Mücanebetü'l-ketiran şok olduğu zaman onu ne yaparlar? Elbette çok olacak, varlık sahibi de insanlar. Hace Ubeydullah Hazretleri bir tarlasında üç bin kişi çalıştırıyor. Saraylarda mı yaşıyor?
Basit bir evde seccadesinin üzerinde yatağa girmiyor. Seccadenin üstünde başı hikmet vaziyette ihtiyacını gider mi? Allah Allah ve terpilululluvi ve terrafru öyle şu makama geleceğim mi? Yok. Manevi olarak da öyle kendileri öyle bir halin içerisinde bu bu neden zuhur ediyor? Onların kendilerini küçük görmeleri. Efendim şimdi adam köyünden dışarı çıkmamış, ölünceye kadardı. Sonra yüksek bir tepe var, oradan böyle Kayseri'ye doğru ovayı görünce o yetmiş üç ve yetmiş dört Kıbrıs çıkartması olmuştu. Diyor ki memleketimizin bu kadar arazisi var da Kıbrıs'la ne işi var? Çünkü Bildiği o kadar. Şimdi bir göek düşünelim, onu görmüş başka bir şey görmemiş, o gözünde büyük görünüyor. Bunun yanında bir barajı görse, bunun yanında bir bölük görse, bunun yanında bir denizi görse, okyanusu görse hiçbir şey değildir.
Şimdi onlar Allah'ımızın azamet-i ilahisini müşahede edince velilerden bizzat ben diyor o hilbet ilahinin karşısında bir sinek kadar kalmadım ve Bedul C onlar yani yüksek makammış, mertebeymiş, onları tamamen ellerindeki varlığı da Rabbimiz yolunda sarf ederler. Meşş şefkatu ala'l-kalb, insanlara karşı çok merhametlidirler ve tevavu ralli sahiri vel kebir büyüğe ve küçüğe karşı saygılı derler. Ve'l itaru fi vakful haceti ile kendileri muhtaç olsa bile ihtiyaç sahiplerini düşünürler. Şimdi Ve'husnu zanni billah Allah'ımıza güzel bir zanda Vel' İhlasü fil müsabaka te aletetaad, taatte ve ibadette müsabaka diyor zaten. Asıl onların Allah'ımıza kavuşma yolundaki arzu ve istekleri, bunda da ibadet ve taatle samimidirler. Vel'l-müsarat-ı ile cemi'l hayrat, bütün hayırlı işlerden öncülürler ve teveccühü illallahu Teala Cenabı Hak'a yönelmişlerdir ve l-yin gutau ile tamamen ona bağlanmışlar.
Onun hükmüne razı olmak suretiyle onun kapısında, Es'ade Elbili Hazretleri bir beyti hatırıma geldi. Vam değilmiş Hamdi olmak sihri gül şenden cüda. Neşre var yadında deliler gül feda bülbül feda. Şimdi şeyhi asırdan duydum şu yolda bir nida. Hamdi Yazır hocamız, Esa-i Erbili Hazretleri için şeyhin aslı şeyhi diyor. Dergehi pir-i muhandeha kiphalul-esada o zaman idrak edersin rütbe ibalağa nedir? Titabi edebiyatta toz toprak ol deyince mütevazi ol, evradını ve ezkarını vermiş olduğu çek. Onların emirlerine Rabbımızdan gelen bildirdiği emirlere, yani bir vahiy olarak almayın bunu, Emri ilahi Kuran'da bildirilen Kuran-ı Kerim diyor haciz deyin. Bunlara uyun ki o zaman yüksek rütbe nedir anlayabilirsiniz. Allah'ımızın kapısında bu yok olmak değil de nedir? Bunu Mehmet Akif'in ismini biliyorsunuz. Akif ya, o da hiç şüphesiz Rabb'ımızın kapısında sail durumunda ona muhtaç olduğunu ifade eder.
Taceddin dergahına gidip gelmek suretiyle de bu güzel hale mazhar konmuştur. Zaten ilahi bir yerden ilahi bir güç Cenabı hakk'ın lütuf ve keremine mazhar olan aynen Hazreti Fatih'in buyurduğu gibi Cahhidu fillah oluptur niyetin enbiyau evliyaya istinaden var benim. Eğer Necip Fazıl Rahmetullahi aleyh fikirden müstesna söylediği sözleri bile mahkemede hakim diyor ki, Necip bey anlayamıyoruz. Bu güç ve kuvvet Allah'ın izni ile Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin teveccüatı geldi. Bitiremem yani. Allah'ın izni ile. Nessabru ala devemil müceahede ve muhalefeti levab. O kadar güzel ki ifade, şimdi mücahedeiz, gayretimiz çabamız bir müddet değil. Her zaman ölünceye kadar Rabbimize kulluk vazifemizi yapmak suretiyle nefsimizin arzularına dur demekle ve mücane ve topedığı dönem nefsin arzularını da istediği gibi vermemek. Vel muhalefetü lehe ona da muhalefetle elde edilir, buyruluyor.
Daha devam eder, sizleri yormak istemiyorum. Velhamdülillahi Ya Rabbi Alemin aleyhisselatu vesselam Efendimizin ruhu pakilerine, ehline ashabına, peygamberanize ve piranzem, bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.