Kamil Müminin Sıfatları ve Ruh Arınması kaydında Tanıyamadım Kim oluyorsunuz siz? Tanıyamadım. Şöyle bir hatırtür. Yakın oturuyorsunuz birbirinize. Siz bildiniz mi? Yakın oturmayın birbirinize. Çok güzel. Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahalim ve teala, Bu Kamil müminin sıfatları anlatılıyor. Biz bunu şu şekilde düşünürüz.…
Kamil Müminin Sıfatları ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Kamil Müminin Sıfatları ve Ruh Arınması kaydında Tanıyamadım Kim oluyorsunuz siz? Tanıyamadım. Şöyle bir hatırtür. Yakın oturuyorsunuz birbirinize. Siz bildiniz mi? Yakın oturmayın birbirinize. Çok güzel. Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahalim ve teala, Bu Kamil müminin sıfatları anlatılıyor. Biz bunu şu şekilde düşünürüz.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Tanıyamadım Kim oluyorsunuz siz? Tanıyamadım. Şöyle bir hatırtür. Yakın oturuyorsunuz birbirinize. Siz bildiniz mi? Yakın oturmayın birbirinize. Çok güzel. Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahalim ve teala, Bu Kamil müminin sıfatları anlatılıyor. Biz bunu şu şekilde düşünürüz. Kederlerden sakınmak derken, bizi ahirette kederlendireceklerden korunmak. Yoksa dünyanın ızdırabıdır, kederidir, sabredildiği zaman mükafat ol. Fakat ahirette bizi kabre girdiğimizde dedirtecek hallerden korunmak çok mühim olan. Böyle uygunsuz ahlak olabilir. Başta itikadi nokta diyelim. Ahlak diyelim. İbadet diyelim. Bunlar da yanlış davranışlardan güzel ahlaka geçmek. Çünkü temizlenmek manasında. Pak olmak, tertemiz olmak. Öyle bir geniş anlamlar var ki bu hadesten taharet denir, necasetten taharet denir, Ondan sonra elbisemizin temizliği denir.
Zahiri pak olmakla birlikte bahtinen de temiz olmak. Mesela fikren temiz olmak. Şu konu pekişlenmiyor. Düşünürüm böyle kendi kendime. Böyle kalbin tezkiyesin. Yok, nefsin tezkiyesi kalbin tasfiyesi. Bu önemli bir tabir. Nefsin tezkiyesi denildiği zaman nefsin kötülüklerden arınması demek. Kalbin tasfiyesi ise güzel hallerle dolması demek. Füyuzati ilahiye ile tecellilerle, varidatla, ilhamat ile dolmak demektir. Burada beynin tezkiyesi, beynin tezkiyesi dediğimiz zaman beynin beynin böyle kötü fikir ve düşüncelerden, kötü itikat ve fikirlerden muhafaza olması. Sonra tasfiye olur mu? Murakabiye geçersek olur. Biz o zaman konuyu hemen toplayalım, çok dağıtmış oluruz. Bunun üzerinde çok kuruluyor hadis-i şeriflerde de görüyor. Yetmiş bin yıllık cehennemin dibine düşüren bizim boş sözlerimiz. Görünce ürpermemek mümkün değil.
Çünkü söyleyen muhbir-i sadık sözünde doğru olan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Fakat mesela biz bir yerden geliyoruz. Buralar kenar bir yer. Kırsal da bir memleket, kötü demiyorum. Kırsal yer der. Bu ta dağlarda oturanlarda bile eskiden biz bu şehirlerde olurdu. Mesela on ikiden evvel yatmazlar. Işıklar yanar. Aynen burada da meydana geldi. Yani işlerin güçlerin olduğu zamanda dahil bakıyoruz gece yarısına yaklaşacak neredeyse yatmalar. Ne konuşuluyor o anda? Efendim evlat ve ezkar okuyacağım ama zamanım yok. Öyle zamanlar var ki bizim o bezde tarağımız yok. O tarafa kafamız, beynimiz basmıyor da ondan. Bir mobilyacı kardeşimiz şunu anlattı bize. Çok da takip etti. Bu yıllar öncesi şu oldu buna. Efendim dedi hiç unutmam dedi. En uzak yerde, mahallede böyle şehirle hiç münasebeti yok. Bir sayıyla, bir numarayla geliyor diyor.
Ben işte, ben işte şu sayıdaki şu no'lu koltuğu istiyorum. Bunu diyor yeniden biliyor. Bak, aklımız bir şeye basarsa onu çok iyi anlıyoruz. Ama ukrevi yönlere basacak olursa gerçek olan da o zaten. O zaman dünyamız da hallolur bizim. Bakın halkımızın en çok şaşırdığı nokta şu. Ben tarikat-ı Ali'ye girerim ama evim barkın ne olacak? İşim gücüm ne olacak? Çocuklarım evlenecek, o ne olacak? Bunun kadar yanlış, cahili bir görüş olamaz. Çünkü yanlış düşüncelere dalılmış. Öyle bir derviş profili ortaya çıkartılmış, öyle bir tarikatın şekli ifade edilmiş ki bu cahilliği dönemdedir. Halbuki tarikat, tasavvufu, şeriatı en güzel şekilde yaşamak. Ticareti dürüst yapmak. Yavrularımızı İslam'ın edebi ile edeplendirmek. Dünya işlerimizi helalinden kazanmak. Nasıl yanlış girmiş bu düşünceler? Yanlış. Şundan olsa gerek. Allah'ımızın ilk sıfatı ilimdir.
Peygamberimizin Rabbımızdan istediği sallallahu teala aleyhi ve sellem ziyadesini istediği ilimdir. Rabbizi-i Yale'na. Hep cehaletten zuhur ediyor. Çok anlattım bir daha anlatacağım. Oturuyorum. Bir tanesi geldi. Sorudan soruyor. Kıymetli de bir hocamız var yanımda. O ayrıldıktan sonra dedi ki efendim ne yoruyorsun kendini dedi. Bir kere dedi, açık bir ilmihaldir veya hayırlı bir eserdir. Bir sahife olsun okumamıştır. Yorma kendini. Ben bir kitap hissesi hazırlayayım. Asrın okusun öyle sorsun. Bilmiyorum. Yeri de değil, anlatılması da pek hoş olmaz. Fakat uçakta gördüklerimi anlatayım size. Yolculuklarını. Yolculuklarda böyle gayrimüslim memleketlerden gelenler, emin olun çok da kalın kitaplar. Okumayı hiç bırakmıyor. Hep okuyorlar. Daha başka şekilleri var da o uygunsuz. Çünkü münasebetsiz yerde de okuyorlar. Rabıta dindiği zaman hep ne geliyor hatıra? Şeklini hatırlayacağız.
Şeklini değil, onun onun siretini hatırlayacağız. Mesela biz mürşidimize rabıta yapıyoruz. Şurayı hatırlıyor muyuz? Onun yemeğin başına bile çok zor geldiğini kitap mütalaasından dolayı. Hiç şunu rabıta ediyor muyuz? Rızkın helalinden temin edilsin diye levha yaza yaza dişlerinin döküldüğünü düşünüyor muyuz? Rızkım helal olsun diye yavrularına helal lokma yedirmenin derdine düştüğünü hiç at edilebiliyor muyuz? Mesela Allah'ım benim canımı kullarına irşad ve ıslah olurken al dediğimi hiç hatırlıyor muyuz? Ne kadar yanlış ifade edilmiş. Ne kadar yanlış. Bunların hep kökü kökeni, temeli cehaleti. Bak ne diyoruz biz? Asrı saadet. Efendimiz var sallallahü teala. Ondan itikadi konuları öğreniyorlar. İbadeti öğreniyorlar. Ahlakı öğreniyorlar. Beşeri münasebetleri öğreniyorlar. Ama bir de cahiliye dönemi var. Hiç kural kaide diye bir şey yok.
Efendim alınmayalım da bizim oturmalarımızın çoğu da öyle. Mesela insan bazen bir araya geliyor. Emin olun konuşmalar görüşmeler hiçbir şeye dayanmıyor. Ya konuşuyoruz bu söz, kitabı kelime uygun mu? Bir harekette bulunuyoruz. Bunu Resulullah yapmış mı zannediyor bu arada? Yok. Ondan şunu yapalım. En çok hatırladığım bu ama bunda dikkatli olalım. Üç yüz dokuz, üç yüz on üç, bir rivayette üç yüz on beş Bedir ashabının sayısı. Efendimiz gece Allah'ımıza yalvarıyor. Ne diyor Salli Allahute? Ne diyor demeyelim? Bir başkası gibi değil. Ne buluyor? Ya Rabbi azıcık bir Müslüman. Bunlar da helak olursa dinini kim koruyacak? Tarih ehli insanlarımız sımsıkı tutunmazsa kim dikkat edecek? O zaman üç kişi, beş kişi, yedi kişi, kaç kişi olursa bir araya gelelim. Derin derin düşünelim. Kendimizi nasıl yönlendireceğiz? Etrafımıza nasıl hizmet edeceğiz? Bunun devamlı görüşmesini yapalım. Devamlı.
Neyin görüşmesini yapıyoruz? Olumsuzlukların. Şu var ya, bu var ya, işte bunu bırakmadıkça yol alamayız biz. Bunu bırakacağız. Biz önümüze bakacağız. Bir Çimkent'e gitmiştik. Bu Türkiye devletleri var ya, doksan iki yillarıydı. Orada hocanın birisi bir şey anlattığı cami imamı hiç unutmuyorum. Üç Yahudi, altmış üç milyonun kanını aktı dedi. Üç Müslüman nerede? Boş konuşmalar var ya, bizim ölümümüz demek. Helakimiz demek. Artık bu çığırından çıktı. Daha yeni görsel cihazlarda hocalardan birisinin anlattığı hadiseye şahit oldu. Ne olursa olsun, ibret almamız lazım. Bir kimse bir diğerini katletmiş. Bunu da savcılık araştırıyor. Araştırmış, araştırmış hayatta olanlardan bulamamış. Savcı anlatıyor bunu. Yalnız yeni açılan kabirlere bakalım demişler. Savcı demiş ki on bir kabir açtı. On birinin de sırtı kıbleye döndü. Çünkü televizyona döndüğümüz kadar Kuran-ı Kerim'e dönmüyoruz.
Oradaki yayınlara olumsuz yayınlara döndüğümüz kadar kitabı Kerim'e dönmüyoruz. Bu sözlere döndüğümüz kadar hak kelamlarına dönüyor. Evimizin düzeni, intizamı, yememiz, içmemiz, giymemiz bu noktada batıllara dönüşümüz kadar Resulullah'a dönmediğimiz için kabirde de Allah'ımız muhafaza buyursun. Şahit olduğum bir hadise olumsuzluk doğurur diye çekinerek ifade edeceğim. Allah'ımız iki yerde harp ilan ediyor. Biri faiz, birisi de ehlullah'a olan saygısı. Bize bunu memleketimizde bulunan, iltaal etti. Ruhu şadusun. Ahlaken temizdi. Huy çok temizdi. Bu güzel ahlakından, insanlarla güzel geçiminden dolayı çok istemeyen insanlar vardı. Niye seviliyor diye. Ahlakı güzeldi. Hep onun başına toplanırlardı. Ahlakı çok güzeldi. Üstatımızın evladı yetiştirmiş. Bu bize şunu anlattı. Biz Zikrullah'a iştirak etti bunu. Öyle mi güzel zikir yaptırırdı? Emin olun, unutamıyorum. Bunlar denir mi?
Allah derken canım Allah, bağlam. Allah diğeri ama bir cemaat de kendinden geçer. Aşık bir insan. Bu ne yapsa beğenirsiniz? Çok güzel giderken Hacı Hasan Efendi nereden çıktı? Dilimize sahip ol. Dilimize sahip. Ol. Vefat etti diyor hocamız. Baktım ki yönü diyor su bu tarafa döndü. Siması da bozuldu diyor. Efendim, deyin acasın efendimiz kimse hakkında, bilmediğimiz bir mesele ise konuşmanın faydası yok. Yani onun şahsiyetini yaralamak, Hucurat suresinde geçer. Hadis-i Şeriflerde de çokça geçiyor. Diye. Böyle de slimsiz ifadeleri kullanmamak lazım. Bakın burada bir kimse vardı. Herkes alay ederdi. Bir gün yine o kimseyle alay edince diyor ki Hacı Hasan Efendi bana Ahmet Efendi diyor yapmayın demiş. Herkes katılala kapılmayın. Tahammül edememiş. Demiş ki, Hacı Hasen Efendi bile bana Ahmet Efendi diyor. Yap efendim demiş. İnanın geri dedikleri bir adam vardı burada doktordu.
Üstazımız kafasından rahatsız dedi. Deli kelimesi onu rahatsızdir. Burada tabir olarak güzel değil. Tahtacı diye birisi vardı. Efendimiz inan genci de olmasın diye ağaççı dedi. Zarar diye bir adam vardı. Böyle tanırdı. Kar dedi ona. Hele dilini diyeceğim. Türkçesi ağza alınmaz, Ballıoğlu dedi. Şu sultana bak. O sultana baktığımızda neyi görürüz? Efendimizi görürüz Salli Allahu Teala Aleyhi ve Sellem. Abduşems, Abdurcabe. Bu isimler verilenlere ne buyurdu? Abdurrahman buyurdu. İşte insanlarımızın birbirlerinden uzaklaşmasının asıl sebepleri bunlar. Biz bir sıcak suların bulunduğu ilerideyiz. Kardeşimizin biri dedi ki, şu amca dedi. O amca da efendimizin şoförü. Ta ilk Menderes'in rahmetullah onun taşıyıcısı. Üstatimizi çok seviyor. Bir de efendimiz gehir şoförları istiyor. O güzel de bir insandı. Böyle, ahlaka kavuşun. Biri dedi ki, bu zat dedi, baban gölgesi ölürüm dedi.
Ama şu dedi, ibadet değildi o. Bu dirse ben yapmam dedi. Neden? Ahlak çok önemli. Mesela biz burada emniyetsiz fastık üzerinde çok durduk. Genel söyleyin. Bütün peygamberlerimizle elemin vasfunu görürsünüz. Mesela camiler Ramazan ı Şerif'te bu görsel cihazlar bilmem planlar radyolar tiviler vesaireler olmadığı için camilere meyil ederlerdi. İlerlerdi camiler. Şimdi hiç gerek duymuyorlar. Bir toplantı olsa dahi ben diyordu, seyredilerim evimde diyor. Şimdi öyle oldu. O zaman da emin olun camiler boştu. Mürşidimizin camisine aksana kadar doluydu. Kızmaz mıydı? Heyecana gelirdi ama bir derdi ki biz sana kurban olalım. Bir hadis anlatayım size. Üstatımız arabayla geçiyor bir yerden. Hemen durdurmuşlar. Bir grup var orada. Efendim demiş, o grubun temsilcisi olan biri. Daha yeni aleyhimde konuşuyorduk. Amma yedi canımız da olsa sana feda olsun demişler. Görüyor musun?
Muhalifini kendisine nasıl tebşirat çıkılıyor? Güzel ahlak. Demiş daha yeni aleyhindeydik. Amadimiz sana canlarımız feda olsun. Biz üstadımızdan şunu duyardık. Bize atanlar değil de attıranlar bizden değildirdi. Efendimiz bunu söylerdi. Bize atanlar bizdendir derdi. Ama attıranlar, buna sebep olanlar var ya, işte bu benim üstazıma muhalif halde. Selam yok, kelam yok. Ene oldu şimdi? Ne olacak? İki kişi üstadımızın Sami Efendimizin evlatlarından iki kişi hacılıyorlar. Fakat hacca giderken hocanın birisi Sami Efendi hazretlerine tam muhalif. İdrak çok önemli. Teferüs çok önemli. İdrak çok önemli. Feraset çok önemli. Önemli. O iki derviş bakınız ne diyor? Diyorlar ki bu hoca bizim mürşidimizin aleyhinde. Gel biz buna çok hürmet edelim. Böyle abdest suyunu döküyorlar, havlu suyunu tutuyorlar, yemesin de içmesin. Siz kimsiniz evladım demiş. Biz Sami Efendi Hazretlerinin evladıyız.
Eyvah demiş. Bir yerde bulunuyorum, konuşuyorlar kendi aralarında. Birisi dediler bu halktan biri, çok sevindim buna mı? Çünkü Hadis-i Şeriflere dayanıyor yaptığı hareket. Dedi ki birisi bu çok aleyhti. Öyleyse çok hürmet dilerim dedi biri. Kazanırız dedi. Hemen hatırıma geldi. Ve ahsin men esaili. Kötülük geleni iyilik. Idi. Üstazımız buranın altmış dokuzdan sonra yaylaya göçmedi. Yaylaya göçtü üstadımız. Bütün oradaki bulunanlar yerini düzelttiler. Kazmayla kürekle güzel bir çatır. İki taneydi zaten misafir geldiği için. Bir de ihtiyaç içinde çadır burkulurdu üstadımız. Çok edepli. Örmek her şeyden örnek. Herkes koştu. Bir tanesi hiç gelmiyor. Efendimizin yemek teşkilatı da güzeldi. Çay teşkilatı da çok güzeldi. İnanın internetlerden ne görüyorum? Tavşan kanı çay diyorlar. Efendimiz bunu görmemiş, etmemiş kekle buyruldu. Tavşan kanı bir çay olsun misafirine ikram ediyor.
O zaman da bu teşkilat zayıftı. İnsanların durumu pek müsait değildi. Bizde de hacdan çaylar gelir. Bardaklar neler güzel. Ona büyük bir bardakla çay gönderdi. Kendisine muhalif, zıt. Adam ne dese beğenisine, ben hac efendimi ziyaret edecektim yahu demiş. Ondan sonra da görünmedi. Çünkü onur olduğu için nur, nar olan böyle tahammülü zor olur. Bir kimse vardı. Hacı Hasan Efendi'yi gördün mü eriyorum demiş. Dao gibi de bir adamdı. Onun demiş manevi heybetini düşünür. Biz burada vefada hakiki olan böyle verdiği sözde saygı olmak, sırrını muhafaza etmek gafletten kurtulmakla demiş Allahu alem. Hata olursa Cenabı Hak affetsin bizi. Allah'ımız bir kimseye hayır murad ederse o kimseye bildiği ile amel etmeyi ihsan eder. Ve cedel kapısını da kapatır buyururmuş. Ağız kavması. Buyuruluyor ya Yani uğraşmayın. Çünkü bu dedikodu şeytan araya girer.
İleri gittikçe görüyorsunuz işte dünyadaki hadiseleri ne ana tanıyor, ne baba tanıyor, ne evlat tanıyor, ne arkadaş tanıyor, ne komşu tanıyor, ne insanların hak ve hukuku diyor hemen öldürmeye kastediyor. E görüyoruz hepimiz müşahede ediyoruz. Yedeli terk etmek. Ölümü hatırlama ölümü hatırlama senin yoldaşın olsun. Unutma. Bir gün ben de huzura varacağım. Şimdi ölümden hep korkarız değil mi? Ölüm mümine imreneceği bir hale getirin diyor. Hadi şeref oldu. O nedir? Bu nedir? İmreneceği bir hale gelmesi, artıp Rabbimize bir aşkı var, muhabbeti var. Habibini var. Böyle uhrevi amellere olan yönelişiyle, ona olan itibariyle ve oradaki nimet deyince artık bunu uzun boylu söylemeye gerek yok. Artık arzu ediyor. İşte velilerden birine demişler ya Ölümüme bir yıl kaldı, ağlamış. Bir diğeri dedik ki adama havlatıyor musunuz? Ölümü denir mi adam? Bu ne demek? İdam sehpasına doğru yürütmek onu.
Hayır hayır demiş. Mahşuk o hakiki giyme daha bir yıl mutal. O zaman. Uzun endişeler varsa şunu yapacağım, şunu edeceğim. O zaman diyor hayırlı amelden onu meni der. Biz demek ki bir alışkanlık varmış. Öğrenciliğimiz zamanında da böyle girerdik faiz veren meclislere, camilere. Akardık. Böyle girerdik. Zaten okulumuz bizim bir camiye çok bitişik durumdaydı. Bir de o camiyi sevmemiz şahsi olarak söylüyorum. Sami Efendimiz Hazretleri orada namaz kılmış. Bunu duydum. Orayı severdi. Bunu da namaz kılmış dedi. Oraya herhalde öğrenciler çok olduğu için mi neyse, bayizler gelirdi. Vaizin birisini dinliyor. Adamın biri ayakkabıcıya gelmiş. Bana öyle bir ayakkabı yapacaksın ki yedi sene dayanacak. Azrail Aleyhisselam da peşindeymiş. Ölümü çok yaklaşmış. Ölüyormuş Azrail aleyhisselam. Ben bunu bir müddet sonra çok da değil diyormuş bir saat gibini. Cığnını alacağım, emri ilahi böyle.
Adam öyle bir ayakkabı yap ki yedi sene dayansın. Gülüyormuş Azrail Aleyhisselam. Hayatımız bu. Bir kardeşimiz anlattı. Onu saydı yine karşılıyorum. Böyle çok güzel, buna ne denir acaba? Sıva işlerini yapardı. Bir topu olarak yapıştırarak kimseyi kınamak istemem ama. Bu ise özenle, özenle, bezene, bezene yapardı. Böyle vidlaların neyin inşasını buna veriyorlar. Sıvasını, boyasını. Ben diyor yaptım diyor. Adam zengin tabi. Çok güzel diyor ama. Planını çizsin yaptım diyor. Akşam da gelip içimde kalacak. Yarım saat mi dedi bilemiyorum. Evine girmeye yarım saat kana salah verilmeye başladı. Vefat etti. Amel yok. Taat yok. Bir şey yok. Böyle bir cennet talep etmek bir hatadır zaten. Şimdi çocuklarını kişi evlendiriyor. Evlenmeden önce ne yapıyor? Başta evini bir tutuyor.
Ondan sonra bütün buzdolabı, çamaşır makinası, yıkama makinası, kap kaşı, ondan sonra ütü masası, süpürgesi, daha ne diyeyim, gelin dondurucusu yine başımızdan geçtiği için her şeyini alıyor. Perdelerini, düşmelerini, oturma gruplarını, yatak odası, her şeyi. Ondan sonra ne yapıyor? Gelinle damat içeri giriyor. Bakın bir dünya evinde böyle. Ahiret evimiz için itikadımızın tashihi, ibadetimizin ihlas olması, ahlakımızın kemalliği. Bunlar nerede? Beşeri münasebetimiz, yavrularımız, evimiz, parkımız her şekilde. Şimdi şefaat bekliyoruz da şöyle olacak. Biz vilayette bulunuyoruz. Buraya geleceğiz ama tekile çıkacağız. Şimdi bulunduğumuz yer sıcak. Diyoruz ki ne şey olmaz. Ne takus, ne çekme halatı, ne zincir, yakıt vesaire bunları düşünmüyoruz. Nasılsa bura güzel oradan da geçeriz. Erciyes'e geldik ki her taraf takıl tak. Dinamo kömürü tüketmiş. Araba gitmiyor. Zaten otomatik itelim.
Aman ha! Olmaz bu. Bu bir Renault değil. Bu bir muvgatizi yirmi dört değil. Vesaire deyin. Olmaz. Ne yapalım? Şöyle bir düşündüm. Telefon elimde tanıdıklarımı aradı. Ne geldi hatırına dedi? Yarın kabre girdiğimizde o hengame başladığında kimi arayacağız biz? Eğer Allah'ımızın kitabına sımsıkı tutunmuşsak, şefaati Kuran'dan bekleyeceğiz. Eğer sünnet seniyyeye dikkat etmişsek Habibi kibriyada. Eğer edeb-i Muhammediye ile edeplenmişsek sada-ı kiram'da. Yani burada tanışıklık temin etmedikçe orada tanışıklık olmaz. Burada tanışacağız ki orada onlar bizim elimizden tutsun. Arif, Şimdi arif zaten hakkı tanıyan kimse bilmek celle celalühü. Onlar işin sırrına mazhar. Bu sırrına mazharı diyeyim size. Bu bunu çok konuşuyoruz. İşte esrarına erişmiş bilmem filan. Bu esrarına erime kalp gözü. Başka değil. O Rabbımıza konuşmaya mani olan hitabı engellerin kaldırılması. Başka bir şey değil.
Aman ha diyor şimdi yol işaretleri, bilmiyorum memleketimizde var mı? Bu Avrupa'da nedir? Açtığınız zaman siz artık radyosunu mu diyeyim neyse, bütün gösterisi yirmi kilometre ötede yol çalışması var. Bak gittiniz bilirsiniz. İşte kırk kilometre ötede yol bozuk. Bunun gibi. Şöyle, her şeyi hemen hemen haber verir. Ne yaparsınız? Gidemezsiniz. Gidecek olsanız yolu aşamazsınız. Şimdi bir kere biz dedemin çok güzel bir evladı var. Diyor ki yolun taşı ellenecek. Bellenirse bellenecek. Şemsi yine dinlenecek. Taşına kurban olurum. Bu hadiseyi anlatayım size. Üstadımıza gelmiş. Bir pakraç da bal getirmiş. Bir pakraç bal getirmiş. Efendimizin gözüne bal çok çirkin görülmüş. Eline vermiş. O itham da anlayamamış çerezden herhalde başka bir şey koymuşlar diye. Sonra baktığında bal, herhalde unuttular demiş. Üstazımız da red buyurmuşlar, reddetmişler. Onun üstüne bir şiir yazmış. Şairliği varmış.
Senin baban böyle miydi? Senin baban böyle mi derdi? Sonra dedemin çok iyi ihvanından biriyle karşılaşmış. Demiş ki Abdullah ne yapıyor? Tam şimdi kendini helak ediyorsun demiş. Bırak böyle bir sözü demiş. Efendimiz çocukluktan veli, çocukluktan veli. Anlatmakla bitmez o. Ne yapıyorsun sen demiş. Helak ediyorsun kendini. Hem dünyanın hem de ahiretini. Onun üstüne döndürmiş. Demiş ki, yolun taş yok. Bellenirse bellenecek, şemsi yine dinlenecek, yolun taşı ellenecek taşına kurban oldu. Ne dersen dinlemiş yine kurban. Böyle demezse insan kurtulamaz. Bunu da herkese yapmazlar onu da yüksel. Bundan ta yıllar öncesi Sami Bendi hazretleri ihvanı imtihan etme Hasan Efendi. İmtihan edilecek ihvan kalmadı diyor. Kalben imtihan edin diyor. İşi tatlıya bağlasak güzel olacak. Dedik ama share run diye geldi. Orayı geçeyim. Nereyi bulabiliriz Allah? Denk getir. Kamil insan nedir?
Hakikatlere yapışan kimsedir. İnsanların elinde olana değil de hak olana yakışır.
Kaynak: Genel
Kamil Müminin Sıfatları ve Ruh Arınması | Mihmandar