Kamil İnsan ve Ahiret Hazırlığı kaydında Kamil müminin sıfatları anlatılıyor. Biz bunu şu şekilde düşünürüz. Kederlerden sakınmak derken bizi ahirette kederlendireceklerden korunmak. Yoksa dünyanın ızdırabıdır, kederidir, sabredildiği zaman mükafat o. Fakat ahirette bizi kabre girdiğimizde Eyvah dedirtecek hallerden korunmak, çok mühim olun. Böyle uygunsuz, ahlak olabilir, başta…
Kamil İnsan ve Ahiret Hazırlığı kaydında Kamil müminin sıfatları anlatılıyor. Biz bunu şu şekilde düşünürüz. Kederlerden sakınmak derken bizi ahirette kederlendireceklerden korunmak. Yoksa dünyanın ızdırabıdır, kederidir, sabredildiği zaman mükafat o. Fakat ahirette bizi kabre girdiğimizde Eyvah dedirtecek hallerden korunmak, çok mühim olun. Böyle uygunsuz, ahlak olabilir, başta…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kamil müminin sıfatları anlatılıyor. Biz bunu şu şekilde düşünürüz. Kederlerden sakınmak derken bizi ahirette kederlendireceklerden korunmak. Yoksa dünyanın ızdırabıdır, kederidir, sabredildiği zaman mükafat o. Fakat ahirette bizi kabre girdiğimizde Eyvah dedirtecek hallerden korunmak, çok mühim olun. Böyle uygunsuz, ahlak olabilir, başta itikadi nokta diyelim, ahlak diyelim, ibadet diyelim, bunlar da yanlış davranışlardan güzel ahlaka geçmek. Çünkü Ettenathi temizlenmek manasındadır. Pak olmak, tertemiz olmak Öyle bir geniş anlamlar var ki bu hadesten taharet denir, necasetten taharet denir, ondan sonra elbisemizin temizliği denir, zahiri pak olmakla birlikte bahtinen de temiz olmak. Mesela fikren temiz olmak. Şu konu pek işlenmiyor, düşünürüm böyle kendi kendime. Öyle kalbin tezkiyesi, yok nefsin tezkiyesi kalbin tasfiyesi. Bu önemli bir tabir.
Nefsin tezkiyesi dendiği zaman nefsin kötülüklerden arınması demek. Kalbin tasfiyesi ise güzel hallerle dolması demek. Füyuzat-ı ilahiyye ile, tecellilerle, vahridatla, ilhamat ile dolmak demektir. Burada beynin tezkiyesi, beynin tezkiyesi dediğimiz zaman beynin, beynin böyle kötü fikir ve düşüncelerden, kötü itikat ve fikirlerden muhafaza olması. Sonra tasfiye olur mu? Murakabeye geçersek olur. Biz o zaman konuyu hemen toplayalım, çok dağıtmış oluruz. Bunun üzerinde çok soruluyor Hadis-i Şeriflerde de görüyorum. Yetmiş bin yıllık cehennemin dibine düşüren bizim boş sözlerimiz. Görünce ürpermemek mümkün değil. Çünkü söyleyen Muhbir-i Sadık, sözünde doğru olan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Fakat mesela biz bir yerden geliyoruz, buralar kenar bir yer, kırsal da bir memleket, kötü demiyorum, kırsal yer der.
Bu ta dağlarda oturanlarda bile, eskiden biz bu şehirlerde olurdu, mesela on ikiden evvel yakmazlar, ışıklar yanar, aynen burada da meydana geldi. Yani işlerin, güçlerin olduğu zamanda dahi bakıyoruz, gece yarısına yaklaşacak neredeyse yapmalar. Ne konuşuluyor o anda? Efendim Evrad ve Ezkar okuyacağım ama zamanım yok. Öyle zamanlar var ki, bizim o bezde tarağımız yok. O tarafa kafamız, beynimiz basmıyor da ondan. Bir mobilyacı kardeşimiz şunu anlattı bize: Çok da taaccüb ettim, bu yıllar öncesi, şu oldu buna. Efendim dedi, hiç ummam diyor. En uzak yerde, mahalde böyle şehirle hiç münasebeti yok. Bir sayıyla, bir numara ile geliyor diyor. Ben işte şu sayıdaki şu nolu koltuğu istiyor. Bunu diyor, birden biliyor. Bak, aklımız bir şeye basarsa onu çok iyi anlıyoruz ama uhrevi yönlere basacak olursa gerçek olan da o zaten. O zaman dünyamız da hallolur bizim.
Bakın, halkımızın en çok şaşırdığı nokta şu Ben Tarikat-ı Aliyyeye girerim ama evim barkın ne olacak, işim gücüm ne olacak, çocuklarım evlenecek o ne olacak. Bunun kadar yanlış, cahili bir görüş olamaz. Çünkü yanlış düşüncelere dalılmış. Öyle bir derviş profili ortaya çıkartılmış, öyle bir tarikati şekli ifade edinmiş ki, bu cahiliye dönemdedir. Halbuki tarikat, tasavvufu, şeriatı en güzel şekilde yaşamak. Ticareti dürüst yapmak, yavrularımızı İslam'ın edebi ile edeplendirmek, yanlış girmiş bu düşünceler, yanlış. Şundan olsa gerek. Allah'ımızın ilk sıfatı ilimdir. Peygamberimizin Rabbımızdan istediği Sallallahu teala aleyhi ve sellem ziyadesini istediği ilimdir. Rabbi Zıdni'l-Ma'l-Hub. Hep cehaletten zuhur idi. Çok anlattım, bir daha anlatacağım. Oturuyorum, bir tanesi geldi, sorular soruyor. Kıymetli de bir hocamız var yanımda, o ayrıldıktan sonra dedi ki Efendim, ne yoruyorsun kendini?
Dedi. Bir kere dedi, açık bir ilmihaldir veya hayırlı bir eserdir, bir sahife olsun okumamıştır, dedi. Yorma kendimi, ben bir Kitap hissesi hazırlayayım, asrın okusun öyle sorsun, dedi. Bilmiyorum yeri de değil anlatılması da pek hoş olmaz. Fakat uçakta gördüklerimi anlatayım size yolculuklarda. Yolculuklarda böyle Gayrimüslim memleketlerden gelenler, emin olun çok da kalın kitaplar. Okumayı hiç bırakmayın. Hep okunur. Daha başka şekilleri var da o uygunsuz. Çünkü münasebetsiz yerlere okunur. Rabıta dindiği zaman hep ne geliyor hatıra? Şeklini hatırlayacağız. Şeklini değil, Onun, onun siretini hatırlayacağız. Mesela biz mürşidimize rabıta yapıyoruz. Şurayı hatırlıyor muyuz, onun yemeğin başına bile çok zor geldiğini kitap mütalaasından dolayı. Hiç şunu rabıta ediyor muyuz, rızkım helalinden temin edilsin diye levha yaza yaza dişlerinin döküldüğünü düşünüyor muyuz?
Rızkım helal olsun diye yavrularına helal lokma yedirmenin derdine düştüğünü hiç hatırlayabiliyor muyuz? Mesela Allah'ım benim canımı, kullarına irşad ve ıslah olurken av dediğini hiç hatırlıyor musun? Ne kadar yanlış ifade edilmiş, ne kadar yanlış. Bunların hep kökeni, temeli cehalet. Bak ne diyoruz biz Asr-ı Saadet Efendimiz var, ondan itikadi konuları öğreniyorlar, ibadeti öğreniyorlar, ahlakı öğreniyorlar, beşeri münasebetleri öğreniyorlar. Ama bir de cahiliye dönelim. Hiç kural, kaide diye bir şey Efendim, alınmayalım da bizim oturmalarımızın çoğu düz. Mesela insan bazen bir araya geliyor. Emin olun konuşmalar, görüşmeler hiçbir şeye dayanmıyor. Ya konuşuyoruz, bu söz Kitabı Kerim'e uygun mu? Bir harekette bulunuyoruz, bunu Resulullah yapmış. Sen de Allah'ım, yok. Ondan şunu yapalım, en çok hatırladığım bu, ama bunda dikkatli olalım.
Üç yüz dokuz, üç yüz on üç, bir rivayette üç yüz on beş Bedir Ashabı'nın sayısı. Efendimiz gece Allah'ımıza yalvarıyor, ne diyor, Sallallahu teala, ne diyor demeyelim, bir başkası gibi değil, ne buyuruyor? Ya Rabbi azacık bir Müslüman, bunlar da helak olursa dinini kim koruyacak? Tarih-i Ehl-i insanlarımız sımsıkı tutunmazsa kim dikkat edecek? O zaman üç kişi, beş kişi, yedi kişi, kaç kişi olursa bir araya gelelim. Derin derin düşünelim. Kendimizi nasıl yönlendireceğiz, etrafımıza nasıl hizmet edeceğiz? Bunun devamlı görüşmesini yapalım, devamlı. Neyin görüşmesini yapıyoruz? Olumsuzlukların. Şu var ya, bu var ya, işte bunu bırakmadıkça yol alamayız biz. Bunu bırakacağız. Biz önümüze bakacağız. Bir Çin kente gitmiştik. Bu Türki devletler var ya, doksan iki yilları ikide, orada hocanın birisi bir şey anlattı, Cami imamı hiç unutmuyorum. Üç Yahudi, altmış üç milyonun kanını aktı.
Üç müslüman nerede? Boş konuşmalar var ya, bizim ölümümüz demek, helakimiz demek. Demek. Artık bu çığırından çıktı. Daha yeni görsel cihazlarda hocalardan birisinin anlattığı Hadiseye şahit oldu. Ne olursa olsun ibret almamız lazım. Bir kimse bir diğerini katletmiş. Bunu da savcılık araştırıyor. Araştırmış, araştırmış hayatta olanlardan bulamamış. Savcı anlatıyor mu? Yalnız, yeni açılan kabirlere bakalım, demiş. Savcı demiş ki: '' On bir kabir açtı. On birinin de sırtı kıbleye dönüktü. Çünkü televizyona döndüğümüz kadar Kuran-ı Kerim'e dönmüyoruz. Oradaki yayınlara, olumsuz yayınlara döndüğümüz kadar Kitabı Kerim'e dönmüyoruz. Boş sözlere döndüğümüz kadar Hakk Kelamlarına dönmüyoruz. Evimizin düzenli, intizanı, yememiz, içmemiz, giymemiz bu noktada batıllara dönüşümüz kadar Resulullah'a dönmediğimiz için, kabirde de Allah'ımız muhafaza buyursun, sırt kıbleye geliyor.
Şahit olduğum bir hadise olumsuzluk doğurur diye çekinerek ifade edeceğim. Allah'ımız iki yerde harp ilan ediyor, biri Faiz, birisi de Ehlullah'a olan sayısız. Bize bunu memleketimizde bulunan, İftihar Etti Ruhu Şarr olsun, Ahlakın temizdi, kuyu çok temizdi. Bu güzel ahlakından, insanlarla güzel geçiminden dolayı çok istemeyen insanlar vardı. Niye seviliyordu? Diye. Ahlakı güzeldi. Hep onun başına toplanırlardı. Ahlakı çok güzeldi. Üstadımızın evladı yetiştirmiş. Bu bize şunu anlattı: Biz Zikrullah'a iştirak ettik onu. Öyle bir güzel zikir yaptırır, değil mi? Emin olun, unutamıyorum, bunlar denir mi? Allah derken, Canım, Allah, Bağlım, Allah derim ama bir cemaatle kendinden geçer, aşık bir insan. Bunu ne yapsa beğenirsiniz? Çok güzel giderken: '' Hacı Hasan Efendi nereden çıktı?'' Abi dilimize sahip, dilimize sahip. Vefat etti diyor hocamız, baktım ki yönü diyor sol tarafa diyor.
Siması da bozuldu diyor. Efendim, değil Acrasını Efendimiz kimse hakkında bilmediğimiz bir mesele ise konuşmanın faydası yok. Yani onun şahsiyetini yaralamak. Hücurat Suresi'nde geçer, Hadis-i Şerifler de çokça geçiyor. Ve la tene ve zübilel-ka diye. Böyle sevimsiz ifadeleri kullanmamak lazım. Bakın burada bir kimse vardı, herkes alay ederdi. Bir gün yine o kimseyle alay edince diyor ki Hacı Hasan Efendi bana Ahmet Efendi diyor yapmayın demiş. Herkes kötü lakap olmalı. Tahammül edememiş, demiş ki: Hacer sen Efendi bile bana Ahmed Efendi diyor, yapma demiş. İnanın geri dedikleri bir adam vardı burada doktordu. Üstadımız kafasından rahatsız dedi. Deli kelimesi onu rahatsız etti. Burada tabir olarak güzel değil. Tahtacı diye birisi vardı. Efendimiz inan genci de olmasın diye ağaçtı dedi. Zarar diye bir adam vardı, böyle tanırdı kar dedi.
Hele birini diyeceğim Türkçesi ağza alınmaz, Ballıoğlu dedi. Şu Sultana bak. O Sultana baktığımızda neyi görürüz? Efendimizi görürüz sallallahu aleyhi ve sellem. Abdülşems, Abdülkab'a. Bu isimler verilenlere ne buyurdu? Abdurrahman. İşte insanlarımızın birbirlerinden uzaklaşmasının asıl sebepleri bunlardı. Biz bir sıcak suların bulunduğu yerdeyiz. Kardeşimizin biri dedi ki şu amca dedi, o amca da Efendimiz'in şoförü. Ta ilk Mendelesin, rahmetullah onun taşıyıcısı. Üstadımız çok seviyor, Bir de Efendimiz ehil şu forlular istiyor. O güzel de bir insandı, böyle ahlakı hoş. Idi. Biri dedi ki bu zat bana dur diye söylüyor. Ama şu dedi, ibadetliydi o, bu dersi ben yapmamız dedi. Neden? Ahlak çok önemli. Mesela biz burada Emniyetsiz Faslı üzerinde çok durduk, genel söyleyin. Bütün peygamberlerimizle El-Emîn vasfını görürsünüz.
Mesela camiler Ramazan içeride bu görsel cihazlar, bilmem filanlar, radyolar, tiviler vesaireler olmadığı için camilere meyil ederlerdi. Dilerlerdi, dolardı camiler. Şimdi hiç gene duymuyorum, bir toplantı olsa dahi ben diyordum, seyrederim evimde, dedi. Şimdi öyle oldu. O zaman da emin olun camiler boştu. Mürşidimizin camisine aksine kadar doluydu. Kızmaz mıydı? Heyecana gelirdi ama, derlerdi ki biz sana kurban olalım Bir hadis anlatayım size. Üstadımız arabayla geçiyor bir yerden, hemen durdurmuşlar. Bir grup var orada. Efendim demiş, o grubun temsilcisi olan biri, daha yeni aleyhinde konuşuyorduk. Ama yedi canımız olsa sana feda olsun. Demişler. Görüyor musun? Muhalifini kendisine nasıl tebşiratçı kılıyor? Güzel ahlak! Demiş: Daha yeni aleyhindeydik. Amadimiz sana canlarımız feda olsun. Biz üstadımızdan şunu duyardık: Bize atanlar değil de attıranlar bizden değildir dedi.
Efendimiz bunu söylerdi: Bize atanlar bizdendir dedi. Ama attıranlar, ona sebep olanlar var ya, İşte bu benim Üstazıma muhalif halde selam yok kelam yok. Ene oldu şimdi, ne olacak? İki kişi üstadımızın, Sami efendimizin evlatlarından iki kişi hacca giriyorlar. Fakat hacca giderken hocanın birisi, Sami Efendi Hazretlerine tam muhalif. İdrak çok önemli, teferruüs çok önemli, idrak çok önemli, feraset çok önemli. Bu iki derviş bakınız ne diyor. Diyorlar ki: Bu Hoca bizim mürşidimizin aleyhinde. Gel biz buna çok hürmet edelim. Böyle abdest suyunu döküyorlar, havlusunu tutuyorlar, yemesin de içmesin. Siz kimsiniz evladım? Demiş. Biz Sami Efendi Hazretlerinin evladıız. Ey Eyvah demiş. Bir yerde bulunuyorum, konuşuyorlar kendi aralarında, birisi dediler: Bu haltın biri, çok sevindim buna mı? Çünkü Hadis-i Şeriflere dayanıyor yaptığı hareket.
Dedi ki birisi: Bu çok aleyhti, öyleyse çok hürmet edelim dedi biri. Kazanırız dedi. Hemen hatırıma geldi ve Kötülük edeni yiyelim. Üstad otuz üç Üsteazımız buranın altmış dokuzdan sonra yaylaya göçmedi. Yaylaya göçtü Üstadımız. Bütün oradaki bulunanlar yerini düzelttiler. Kazmayla kürekle güzel bir çadır, iki taneydi zaten misafir geldiği için. Bir de ihtiyaç içinde çadır kurdururdu üstadımız, çok edepliyim. Örnek, her şeyden örnek. Herkes koştu, bir tanesi hiç gelmiyor. Efendimizin yemek teşkilatı da güzeldi, çay teşkilatı da çok güzeldi. İnanın internetlerden de görüyorum, Tavşan kanı çay diyorlar. Efendimiz bunu görmemiş etmemiş kekle buyruldu. Tavşan kanı bir çay olsun. Misafirine ikram ediyor. O zaman da bu teşkilat zayıftı. İnsanların durumu pek müsait değildi. Bizde de Hacdan çaylar gelir, bardaklar neler güzel. Ona büyük bir bardakla çay gönderdi. Kendisine muhalif, zıt!
Adam ne dese beğenirsin: Ben Hac Efendi'mi ziyaret edecek ettim yahu! Demiş. Ondan sonra da görünmedi. Çünkü o nur olduğu için nur, nar olan böyle tahammülü zor olur. Bir kimse vardı, Hacı Hasan Efendi'yi gördün mü eriyorum, demiş. Dau gibi de bir adamdı. Onun demiş manevi gıybetine. Biz burada: Vefada hakiki olan böyle verdiği sözde saygılı olmak, sırrını muhafaza etmek gafletten kurtulmakla, demiş. Allahü alem, hata olursa Cenab-ı Hakk affetsin bizi. Allah'ımız bir kimseye hayır murad ederse, o kimseye bildiği ile amel etmeyi ihsan eder ve cedel kapısını da kapatır, buyurmuş. Yani ağız kavlası, buyuruluyor ya: Yani uğraşmayın, çünkü bu dedikodu, şeytan araya girer. İleri gittikçe, görüyorsunuz işte dünyadaki hadiseleri ne ana tanıyor, ne baba tanıyor, ne evlat tanıyor, ne arkadaş tanıyor, ne komşu tanıyor, ne insanların hak ve hukuku diyor, hemen öldürmeye kastediyor.
Görüyoruz hepimiz müşahede ediyoruz. Ceddarini terk etmek. Ölümü hatırlama, ölümü hatırlama senin yoldaşın olsun, unutma. Bir gün ben de huzura varacağım. Şimdi ölümden hep korkarız değil mi? El-Mevd, Tokfetü'l-Müht Ölüm mümine imreneceği bir hale getiriliyor. Hadi şey bu nedir, bu nedir imreneceği bir hale gelmesi, artık Rabbimize bir aşkı var, muhabbeti var, Habib-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb-i Neb ile ona olan itibarı ile ve oradaki NİĞİMET deyince artık bunu uzun boylu söylemeye gerek yok, artık arzu ediyor. İşte velilerden birine demişler ya Ölümüme bir yıl kaldı ağlamış. Bir diğer din adama ağlatıyorsunuz, ölümü denir adamın. Bu ne demek idam sehpasına doğru yürütmek onu. Hayır hayır demiş, maşuk-u hakikîme daha bir yıl mı kalktı? O zaman Toffetü'l-mevt. El-Mevvt toffetü'l-mümin olur o zaman.
Uzun oldu. Uzun endişeler varsa şunu yapacağım, şunu edeceğim. O zaman diyor hayırlı amelden onu men eder. Biz demek ki bir alışkanlık varmış, öğrenciliğimiz zamanında da böyle girerdik Vaiz veren Meclislere, camilere atardık böyle girerdik. Zaten okulumuz, bizim bir camiye çok bitişik durumdaydı. Bir de o camiyi sevmemiz şahsi olarak soruyor. Sami Efendimiz Hazretleri orada namaz kılmış, bunu duydu, orayı severdi. Bunu da namaz kılmış dedim. Oraya herhalde öğrenciler çok olduğu için neyse, Ba'izler gelirdi. Ba'izin birisini dinliyorum. Adamın biri ayakkabıcıya gelmiş. Bana öyle bir ayakkabı yapacaksın ki, yedi sene dayanacak. Azrail aleyhisselam da peşindeymiş, ölümü çok yaklaşmış. Ölüyormuş Azrail Aleyhisselam. Ben bunu bir müddet sonra çok da değil diyormuş bir saat gibini canını alacağım, emri ilahi böyle. Adam öyle bir ayakkabı yaptı, yedi sene dayansın. Gülüyor musun?
Azrail'de hadisime. İşte hayatımız bu. Bir kardeşimiz anlattı, onu saygıyla karşılıyorum. Böyle çok güzel, buna ne denir acaba, sıva işlerini yapardı. Bir toplu olarak yapıştırarak kimseye inanmamak istem olmazdı. Bu ise özenle, özenle, beze ne yapardı? Böyle vidlaların neyin inşasını buna veriyorlar, sıvasını boyasını. Ben diyor yaptım diyor, adam zengin Tanrı'nı, çok güzel diyor ama, planını çizsin yaptı. Akşam da gelip içimde kalacak. Yarım saat mi dedi bilemiyorum. Evine girmeye yarım saat kala salah vermeye başladı. Evet bu. Amel yok, taat yok, bir şey yok, Öyle bir cennet talep etmek bir hatadır zaten. Şimdi çocuklarını kişi evlendiriyor. Evlenmeden önce ne yapıyor? Başta evini bir tutuyor. Ondan sonra, bütün buzdolabı, çamaşır makinası, yıkama makinası, kapaşı ondan sonra bütün masasın, Süpürgesi daha ne diyeyim, derin dondurucusu yine de başımızdan geçtiği için her şeyini alıyor.
Perdeler diyeyim, düşmeler diyeyim, oturma gruplarıyla, yatak odası her şeyi. Ondan sonra ne yapıyor, genimle damat içeri giriyor. Bakın bir dünya evinde böyle, ahiret evimiz için itikadımızın tashihi, ibadetimizin ihlas olması, ahlakımızın kemali. Bunlar nerede? Beşeri münasebetimiz, yavrularımız, evimiz, parfüm, her şey. Ve İntizaru şefaati bila sebebi nev'im minel uğuru. Şimdi şefaat bekliyoruz da, şöyle olacak. Biz bir ayette bulunuyoruz. Buraya geleceğiz ama tekile çıkacağız. Şimdi, bulunduğumuz yer sıcak. Hepsi bir şey olmaz: Ne Takus, ne çekme halatı, ne zincir, yakıt vesaire bunları düşünmüyoruz. Nasılsa bura güzel oradan da geçersin. Erciyes'e geldik ki, her tarafta takır takır. Dinamo kömürü tüketmiş, araba gitmiyor, zaten otomatik itelim, ama ama olmaz bu. Bu bir Renault değil, bu bir Murat Gez] yirmi dört değil, bu vesaire. Değil, olmaz. Ne yapalım?
Şöyle bir düşündüm, telefon elimde tanıdıklarımı aradım. Ne geldi hatırına? Dedi. Yarın kabre girdiğimizde, o hengame başladığında kimi arayacağız biz? Eğer Allah'ımızın kitabına sımsıkı tutunmuşsak, şefaati bu andan bellisiz. Eğer sünnet-i Seniyyeye dikkat etmişse Habib-i kiram'da. Eğer Edeb-i Muhammediye ile edeplenmişsek Sada-ı kiram'da. Yani burada tanışıklık temin etmedikçe orada tanışıklık olmaz. Burada tanışacağız ki, orada onlar bizim elimizden tutsun. Ega, ARİF ARİFA ile DÜNYA ARZDIRAREN ARİFA ile DÜNYA ARZDIRAREN Şimdi Arif zaten Hakk'ı tanıyan kimse demek, Celle Celalühu, Onlar işin sırrına mazhar. Bu sırrına mazharı deyin sizin. Bunu çok konuşuyoruz. İşte esrarına ilişmiş bilmem filan. Bu esrarına ilme kalp gözü, başka değil. O Rabbimize kavuşmaya mani olan hicabın engellerin kaldırılması, başka bir şey değil.
Aman ha diyor şimdi yol işaretleri, bilmiyorum memleketimizde var mı, bu Avrupa'da, ne de. Açtığınız zaman siz, artık radyosunu mu diyeyim neyse, bütün gösterisi yirmi kilometre ötede yol çalışması var. Bak gittiniz bilirsiniz. İşte dört kilometre ötede yol bozuk. Bunun gibi, söyleyeyim. Her şeyi hemen hemen haber verir. Ne yaparsınız? Gidemezsiniz. Gidecek olsanız yolu aşamazsınız. Şimdi bir kere biz dedemin çok güzel bir evladı var. Diyor ki: Yolun taşı ellenecek, bellenirse bellenecek, Şemsi yine dillenecek, taşına kurban olun. Bu hadiseyi anlatayım size. Üstadımıza gelmiş, bir pakraçla bal getirmiş. Bir pakraç bal getirmiş. Efendimizin gözüne bal çok çirkin görüyormuş. Eline vermiş, o ilk anda anlayamamış, çerezelerde başka bir şey koymuşlar diye.
Sonra baktığında bal, herhalde unuttular demiş, üstadımız da reddetmişler, onun üstüne bir şiir yazmış, şairliği varmış, Senin baban böyle dedi. Miydi? Sonra dedemin çok iyi ihvanından biri ile karşılaşmış. Demiş ki Abdullah ne yapıyor? Tayım şimdi kendini helak ediyorsun. Demiş. Bırak böyle bir sürü demiş. Efendimiz çocukluktan bir nevi, çocukluktan bir nevi, anlatmakla bitmez onu. Ne yapıyorsun sen demiş. Helak ediyorsun kendini, hem dünyanın hem de ahiretin. Onun üstüne göndermiş demiş ki: yolun taş, yok bellenirse bellenecek, şemsi yine dillenecek, yolun taşı ellenecek taşına Orhan. Ne dersen dediniz yine kurban. Böyle din etse insan kurtulamaz, bunu da herkese yapmazlarını diyemezsin. Bundan ta yıllar öncesi Sami Efendi Hazretleri İhvanı imtihan etme Hasan Efendi, imtihan edilecek ihvan kalmadı. Diyor. Kalben imtihan edin. Diyor. İşi tatlıya bağlasak güzel olacak.
Ive errade dedik ama şerrin diye geldi, orayı geçeyim. Nereye bulabiliriz, Allah denk getir. Kamil insan nedir? Hakikatlere yapışan kimsedir. İnsanların elinde olana değil de Hak olana yakışır.