Kalp ve Ruhun Arınması ve Hidayete Ulaşma | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kalp ve Ruhun Arınması ve Hidayete Ulaşma
Kalp ve Ruhun Arınması ve Hidayete Ulaşma kaydında Beş. Kalbi anlattılar. Birincisi ölü kalp. Esnura, Tabavullahü alagulubi. O mühürlü olan kalptir. İkinci bir kalbi anlattınız, o da mariz kalp, hasta kalp. .Onların kalplerinde hastalık var, daha da ziyadeleşiyor. Gerçekten öyle bir hastalık tedavi edilmezse, mesela basit, böyle birkaç ilaçla tedavi olabilecek hastalık, onun üzerinde…
Beş. Kalbi anlattılar. Birincisi ölü kalp. Esnura, Tabavullahü alagulubi. O mühürlü olan kalptir. İkinci bir kalbi anlattınız, o da mariz kalp, hasta kalp. .Onların kalplerinde hastalık var, daha da ziyadeleşiyor. Gerçekten öyle bir hastalık tedavi edilmezse, mesela basit, böyle birkaç ilaçla tedavi olabilecek hastalık, onun üzerinde durulmazsa, aldırış edilmez, bakılmazsa o Allah korusun ölüme kadar götürüyor. Bundan hemen tedaviye başlayın buyuruyor. Bir üçüncüsü gafil kalp Eserleri. Kalbi Cenabı Hakk'ın zikrinden gafil olan kimselere buyuruyor tabi olmayın. Onların her işleri aşırılıktır. Öyle mi? Sonra uyanık kalp anlattılar dördüncü olarak. O da ihsanle Ela birikrillahi tatma innulkuluh Kalpler ancak Allah'ın zikri ile huzura iner buyuruyor. Ancak Zikrullah ile huzura iner. Sonra beşinci bir kalp var, ona diri kalp diyorlar.
Essenna, men haşyer rahmana bil gayib ve ceebi kalbim O kalp Allah'ımızın azamet-i ilahiyesinden dolayı huzura ermiş ve Rabbimize yönelen halp olarak ifade ediliyor ve yine kendileri buyuruyorlar. Aklın aklın aklı kendisine haz yıldızlarının olduğunu beyan buyuruyor. Aklın kendisine haz yıldızları vardır. O yıldızlar şeytanları deferaf eder. Sonra tekrar ele alıyorlar. İlimlerin de kendisine haz amel ayları vardır. O da buyuruyor, kalplerin ışıkları ve gözleridir onlar. Haltlerin açılmasına vesile oluyor. Sonra bir de marifetlerin, marifetlerinin ışığı vardır ki o güneştir. Onunla da ariflerin esrarı, onlara eşyanın hakikati görünmeye başlıyor. Bunu Sami Efendi Hazretleri ifade buyuruyor kitaplarında ve sonra öyle ele almış ki kalbin buyuruyor iki tane kapısı var. O kalbin iki kapısından biri dışarıya açılır.
Zahiri olan ilimlerdir, İşte medreselerde, okullarda, kitaplardan, hocalardan, öğrendiğimiz ilimlerdir. Yalnız bir de kalbe açılan hapı vardır ki iç alemine, onunla da Rabbimizin Kehf Suresi'nde buyurduğu esalne min ledün ne ilme kendi tarafından ilim lütfediyor Cenab-ı Hak. Bir de essamu fe elhemeha fücuraha ve takvaha. Rabbımızdan ilhamat-ı ilahi oluyor ki sonu yok onların. Ne güzel ifade buyurmuş. Mesela bunlara biz erişemiyoruz, misal olarak söylüyorum, bunlara diyelim erişemiyoruz. Erişemeyiz, sebeplerini de. Efendi Hazretleri şu şekilde buyurmuş, aza ve cevariyyini masiyetlerden korumamak. Mesela göz harama bakıyor, Allah korusun. Kulağımızın uygunsuz bir söz dinlemesi. Eğer okumuşsak yine Sami Bendi Hazretleri yedi kat semada amellerin Rabbimiz katına yükselmesi için her sema katında bir melek beliriyor.
Mesela yaptığımız ibadette riya var, gösteriş var, kabul olmuyor ve hatta kişinin yüzüne çarpılıyor. Kibir varsa öyle, hasetlik varsa öyle. Makbul olan nedir? Tertemiz olan. Sırf Allah için ama öyle ibadetinde taatinde çok riayet ediyor. Asıl dikkat edeceğimiz çok ibadet edebiliriz. Ama asıl azalarımıza dikkat etmek günahlardan koruyabilmek. Mesela bazen doktorlar tavsiyede bulunuyorlar. Diyorlar ki ben size ilaç vereceğim ama mühim olan perhizlerdir, diyorlar. Perhizlere dikkat et, belki ilaca da gerek kalmayacak. Bizim başta günahlardan azalarımızı korumamız gerek. Kişi böyle cüzdanında diyelim kasasında da olur, kesesinde de olur, gelişigüzel kazancını harcamaz. Der ki ben bunun kazanına kadar ne zahmetler çekiyorum deyip onu çarçur etmez. Bu Allah'ımıza olan kulluğumuzu riyadır, kibirdir, ucubtur, benliktir, dedikodudur. Bunları da mahvedemeyiz, katliye.
Kalp ve Ruhun Arınması ve Hidayete Ulaşma ne anlatıyor?
Kalp ve Ruhun Arınması ve Hidayete Ulaşma kaydında Beş. Kalbi anlattılar. Birincisi ölü kalp. Esnura, Tabavullahü alagulubi. O mühürlü olan kalptir. İkinci bir kalbi anlattınız, o da mariz kalp, hasta kalp. .Onların kalplerinde hastalık var, daha da ziyadeleşiyor. Gerçekten öyle bir hastalık tedavi edilmezse, mesela basit, böyle birkaç ilaçla tedavi olabilecek hastalık, onun üzerinde…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mesela gıybet mahveder, hasetlik, ateşin odunu yediği gibi gelir ve dikkat edin. Burada en önemli olan azalarımıza dikkat edin. Üstadımızın şeker rahatsızlığı vardı. Çok dikkat ediyor ama şeker düşmüyor. Bir eczacı dedi ki efendim dedi, bir eczacı dedi ki efendim dedi, abi biz oraya söylüyoruz. Meyvelerde durumum nasıl efendim dedi. Meyvelerde dedi biraz fazla alıyorum. İşte dedi bu hastalığın çoğalmasına sebep budur. Muhakkak yaptığımız bir yanlışlık var. Yoksa, nakşi yolu kırk günde yetiştirir bu, kırk günde. Bir yerlerden kaçırıyoruz biz. Azalarımıza sahip olmayış bizi değiştiriyor. Mesela gönlümüzde gönlü Cenab-ı Hak zatı için yaratmıştır. Tecellilerin olduğu yer, füyuzat-ı ilahiyenin indiği yer, yer kötü bir düşünce, havatır geldiği zaman kayboluyor. Buna dikkat edeceğiz. En önemli olan bu. Azalarımızı günahtan koymak.
İkincisi ibadetlerin ruhuyla ve ve içinden gelerek değil riyakarlıkla ve tasannu ile yapmak. Gösteriş diyor. Burada Efendi Hazretleri öyle bir beyanda bulunmuş ki ibadetlerinin ruhuyla diyor. Mesela ibadetlerin ne vardır? Mali olanlar var, kurban kesildi. Bu mali bir ibadettir. Diyelim zekat veriliyor, bu mali bir ibadettir, mala dayanır. Bir de ne var? Bunun yanında bedeni taahhütler var. Yapmış olduğumuz namazlar vesair vazifelerimiz. Bir de hem mali hem bedeni hac gibi şu ilmihallerde büyüklerimizin tavsiyelerinde geçer, kalbi taatler var. Bu kalbi taatler bütün ibadette mevcut. Mesela Zikrullah'ta nedir? Bedenen yapıyoruz, Allah diyoruz. Bunun kalbi olan yönü zikrederken zikrettiğimiz Mevla ile olabilmek. Mesela biri bu. Buna benzer. Namazsa haşyettir. Haşyet bedenin vazifesi değil kalbin vazifesidir. Rabbimizin azamet-i ilahiyyesine karşı duyulan büyük bir şevk, büyük bir tazim.
İnşallah vazifelerimizde yoğunlaşırsak bu meydana gelir. Bir de tuttuğumuz zaman bırakmayacağız. Anlatıyorlar, şu madenlerden anlatıyorlar. Bu madenlerde bir damar takip ediyorlarmış damar. Eğer madeni bulursa ona damar diyorlar. Mesela yüz sene devam edecek olan maden tespit ediyorlar. O yüz sene devam eder diyorlar. Ama o damar takip edilecek. Biz de eğer kalbimizde bir huzur hali meydana gelir, Gönlümüze füyuzat-ı ilahiye damlamaya başlarsa bırakmayacağız. Diyelim ki bir incelik, bir hassasiyet, böyle bir gözyaşı, nedamet hasıl olduğu zaman bunu bırakmayacağız. Bunu işte uygunsuz meclislerden nelerle azalarımıza dikkat etmemek suretiyle heba-yı mensur etmeyeceğiz, helak etmeyeceğiz, uğrayacağız. Bunu devam ettireceğiz biz. Onun için Allah'ın Resulü yol gösteriyor sallallahu aleyhi ve sellem. Hayrul amel efdalü'l amel et ve muhayinkalle. Az da olsa devamlı olandır.
Bu aldığımız vazifeleri neleri işlerimize, güçlerimize mani değil zaten. Dikkat ederek, riayet ederek, koruyarak, kendimiz kendimize bir irşadçı olarak eğer Allah'ımız hayır murad ederse bu nimetle bahşediyor. Şöyle hasıldur, ne güzel demiş ibadetlerini ruhuyla ve içinden gelerek değil de riyakarlıkla ve kendisini süslemekle yapmak diyor basiretimizi, bizim Allah'ımıza yönelmesine engel olan hallerdir. Şu telefon bize her şeyi gösteriyor. Yerine göre birçok yerine tavsiye ediyoruz. Alıyoruz elimize, mesela burada çok güzel çekiyoruz. Bazen de dağ aralarından geçerken bakıyoruz ki çeken telefon çekmez onu. Ne diyoruz? Dağa engel oldu. Bu nefsimizin hevası var. On beş madde halinde izah edilir. Bu nefsimizin arzu ve istekleri mani olur. Bunun için Bayezid'in İslami Hazretleri Allah'ım diyor, ben sana nasıl vasıl olabilirim? Da'al nefsek ve ta'al.
Nefsinin arzularını bırak ya Bayezid, öyle gel. Üçüncüsü halkın elinde olanlara tamah etme. Ne takdir etmişse ona rıza göster. Salih bir niyetle, güzel bir şekilde Allah'ın rızasını murad ederek Ehlullah tarîkına giren, sohbet ve riyazat meşakkatlerine katlanarak müridlik nuruyla nurlanan ve arzu ateşini yakarak, bu ateşin ışığıyla saadet ve şekavet sebeplerini görerek sohbete devam ile hizmete bel bağlayan, halvetin adabına riayet ederek nefsine dünyadan el çektiren, heva ve hevesi gönlünden söküp atan, kalbinin safaya yani temizliğe irmesinden sonra ruhunun envarından şevk ve zevk pınarları fışkıran kimse bütün bunlardan sonra Allah'ın meklinden emin olup nefsinin oyununa gelirse bir sürü havatır ve vesveseler onu rahatsız ede ede işini bitirir. Kalbinde doğan marifet güneşi batarak tekrar nefsinin zulümatına bürünüp, usulünden evvel visal bağı kopar.
Cennet gibi bir hayat ve huzurdan sonra kötü bir hale düşer ve izah edip devam ediyor Üstadımız Hazretleri. Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Rabbimiz Daha Allah'ımızın huzuruna varmadan, ölmeden önce ne yapacağız? Ölmeden önce ahiret için hazırlığımızı yapacağız. Şimdi şu düğünler bile büyük bir ders, büyük bir öğüt. Mesela gelin hanım gelecek, kayınvalidesinin, kayınbabasının evine gelmiyor. Ayrı bir ev tahsis ediliyor. Onun artık mutfak takımları mıdır, oturma grupları mıdır, her şey hazırlanıyor ve gelin hanım oraya giriyor. Biz ahiret evine girerken bir kere itikat noktasında sahih, imanımız taklitten tahkike geçerek, Odamızı böyle süsleyeceğiz biz ahiret evimizi. İbadetimizi Rabbimizi görür gibi ibadet yapmak suretiyle ahiret oralarımız tezyin edilecek, süslenecek.
Daha sonra ahlakımız ahlak-ı Muhammediye olarak ahlak-ı ilahi olarak tanzim edilecek ki biz ahirete göçtüğümüz zaman ev, Allah korusun ya cehennem çukuru ya da cennet bahçesi haline getireceğiz. Biz bunu bu dünyada yapacağız, orada değil. Biz bu dünyada o ahiret evimizi hazırladığımız zaman, ravvakum min riyadıl cennet ev hufratum min hufari miran, Ya cennet bahçesi ya cehennem çukuru. Buradan hazırlık yapacağız. Bak bir gelin hanımın, bir düğünün bize vermiş olduğu dersler pek çoktu. Mesela bir gelin anım için ne yapılıyor? Sandık hazırlanıyor. İmam-ı Ali, keremallahu veçe buyuruyor ki: El-Kavru sanduku'l-amer. Habir amel sandığıdır. Bunda yoğunlaşacağız. Acaba ben kabre ne götüreceğim, ora için ne hazırladın? Büyüklerimiz dört esas üzerinde dururlar, birisi de budur. El-İstiğadab lievmirrahit. Ahiret günü için hazırlık yapın, diyor. Hazırlık yapın.
Bir de müridin yetişebilmesi için ana karnı hayatı. Ana karnında çocuk göbek bağı ile gelişimini sağlıyor. Vücut gelişimi göbek bağı ile. Bizim de bu dünyada bir mürid olarak keşke, bunu Sami Efendi Hazretleri mürid tabirini kullanmamıştır. Salik demiştir. Ancak bu yola giren diyor. Mürid olmak iradesini tamamen Rabbimize teslim etmiş ve aynı zamanda murat olunan kimselerdir. Üstazarımız gibi, seçkin evlatları gibi. Allah'ımız murad ediyor onları, seçiyor. Mesela Allah'ımız Kitab-ı Kerim'inde Ya eyyuhennas, ey insanlar buyuruyor. Bak seçilen kimseye nasıl ifade buyuruyor. Yine de insan olarak yaratılmamız nedir? Hayvanlardan seçilmedir. Sonra iman edenler diye imanıyla seçiliyor. Müttakiler buyruğu takva ile seçiliyor, mukarreb kul olarak seçiliyor. Ya ibadi diye kendisine has kullar olarak seçiyor Cenab-ı Hak. Bu bizim yaratılış, yaşantımız ve huyumuzla alakalıdır.
Demek ki ana karnındaki çocuk göbek bağı ile gelişiyor. Biz de kalp bağımızla, mürşid-i kamilin kalbine bağlanmak suretiyle rabıta döneminde rabıta ile gelişir mürşit. Sonra murafe veya adım atılır. Her şeyimizin Allah için olması, mesela biz kurban taatinde bulunduk. Sa'y zamanlarda da kurbanlık hayvanlar kesilirken besmele ile kesilir. Eğer besmele ile bismillah dinmezse o helal olmaz. Bizim işlerimizin de düzgün olması için bir kere Rabbimizle münasebetimizin devamlı olması gerekiyor. Ehlullah buna işaret etmiş hatta bayramı tariflerinde bu beyanda bulunmuşlar. Buyuruyorlar ki alıp verdiğiniz nefes alırken de verirken de Mevla ile olmalı Mevla ile olmalıdır diyorlar. Alırken de Mevla ile verirken de Mevla ile. Bir nefes dahi Allah'u Zülcelal'den uzak kalmayın.
Bunu yaşayanlar öyle bir zevke nail olmuş ki, buyuruyorlar ki bir nefes Cenab-ı Hak'tan gafil olmak bize cehennem ateşinde yanmaktan daha biter, diyorlar ve bayramı tarif ediyorlar. İnşallah bayramımızı et bayramı gibi yapmayız. Allah korusun. Allah'ımız muhafaza etsin. Çünkü kitabı kerimimizde Rabbimiz Eshabü'l-Menîn-in min'aluhud takvaminkum Sizin kesmiş olduğunuz o hayvanlarda etler ve kanlar değil, Cenab-ı Hakk'a ulaşan takvanız buyuruyor. İşte ibadetteki kalbi ciheti budur. Bundan mahrum olarak yapılan taat herhalde biz bahçelerimize diktiğimiz o fidanlar gölgelik olsun diye dikmiyoruz onu. Bir kışın yakacağımız odun olsun diye de dikmiyoruz. Ne için dikiyoruz onu? Meyvesi için dikiyoruz. Allah'ımız bizi bu dünyaya gönderirken ve mahalat-ül cin ve'l-ins illa aliyabudun kulluk için göndermiyor. Yoksa bizi başıboş bırakılmış, ah buyurun hayvan gibi değil.
Kuran-ı Kerim'de geçtiği için diyor. Onlar hayvanlar gibidir, hatta hayvanlardan daha aşağı. Hayvanlardan daha aşağı olmak hayvanlar mes'ul değil. Mesela bir hayvan kurban mı kesecek? Yok. Ta'ten bulunacak ibadet yok. Mesul olmadığı halde biz meslül durumdayız, yapmazsak ondan da daha aşağıdır buyuruyor. Cenab-ı Hak A'raf Suresi'nde. Biz bayramımızı yaparken Abdülkadir Geylani Hazretleri öyle buyuruyor. Hatta daha bayram ifadesinde zaman müsaitteyim. Bir dervişin diyor, alıp verdiği her nefes ona bayramdır. Söyleyin okuyacağım hadis-i şerif onlar için bayram değil de nedir? Bir gönlü Cenab-ı Hakk'a aşık olan kimsenin Allah'ımızın aşkıyla yanıyor böyle. Yalnız sahili temkinde kılarlar, kalbini çok geniş tutar. Dedemin dediği gibi yerle bir gökleri koysan had'iyen doldu demem diyor.
Es'adi Erbili Hazretleri'nin gönlüne şahit olmuş da yedi kat sema ve arzı diyor içine koysan katiyen doldu demem, Allah öyle bir gönül vermiş onlara. El-Kalbü Arşullah, Kenzullah ve Beytullah olan bir hal bu. Bizim göbek bağı dediğimiz ana karnında çocuğun gelişimi için, yetişmesi için ne kadar önemli ise, bizim ruhani ve manevi hayatımız için de kalp bağı çok önemlidir. Hiçbir zaman ondan uzak olmayacağız. Sonra zaten o ortadan çekilir. Bir çocuk devamlı anasının sütüyle beslenmez. Belli bir noktaya gelince ana onu sütten keser. Artık diğer yiyecekleri yeme haline geldi mi bırakır. Bakar ki arş-ı azamdan dahasını diyelim. İnşallah anlatılır, siz okursunuz. Arş-ı azamdan onların rızkı gelir. Daha da öteden gelir. Bunu ehli bilir. Eğer bunları burada yapmazsak onu da zikret. Burada dinlenecek. Biz okumadık değil. Allah'ımıza hamdederek diyorum, hem de okulların en yükseğinden mezun olduk.
Üstadımızın sohbetini bir profesör olmaya, her şeye tercih ettim onun sohbetini. Yoksa en yükseğiydi. Fakat hakikati onun sohbetinde gördüm. Onun yudum yudum içmiş olduğu o sularda gördük. Siz burada bayram için geldiğinizde bizimle bayramlaşmıyorsunuz. Mürşid-i kamilimizle bayramlaşılmış oluyor. Onları hayattadır. Onun için gelmeyen kardeşlerimize bir bir tembih edeceğiz. Gidin de Haccasan Efendimiz'le bayramlaşın diyeceğiz. O ihvanını bekler. Efendim, leyse laid demek ki her nefesleri onların bayram. Bir cezbellenip cezbe deyince o sıçramalar ne değil? Gönülde öyle bir Cenabıhakk'a aşk var ki, mesela Muhammed Bahaeddin Hazretleri, üstazı dedi ki seni doyuracak bende hal kalmadı Baha ettim dedi. Yani öyle bir kabiliyetin var ki dedi, başka mürşitler bul, benim kalp göğüslerim kurudu dedi. Ve kalbini arş-ı Azam açtı tabii.
Bir gün diyor, arş-ı Azam, yerlerde gördüm diyor Bayezid-i Bistami Hazretleri. Tarifi yok arş-ı Azam'ın. Ya Arş, biz sana kalplerimizi açıyoruz, bu ne hal, bir de görüyoruz. Ya bayezid yeryüzünde Allah'ın öyle kulları var ki biz de onlardan istifade ediyoruz. Bir hadis kutsi okuyacağım. Cenab-ı Hakk'ın öyle kulları vardır ki onların kalplerinden bu söylediğim hadis-i kutsidir. Öyle kalpleri vardır ki, o kalpten Cenabı Hak zatına bir pencere açar. O pencerenin Rabbimizle Cafer-i Sadık Hazretleri'nde olduğu gibi bir mükaneme başlar. Bir sohbet başlar. Böyle konuşma değil o sohbet. Sükutu ile bin senenin alacağını alır o, 0 sükutu ile. Yani bin bir kelamı kılan Allah'ın Resulü, kelamla değil o. Bir feza olduğu o demde runuma, ne mekan var anda ne arzun sema, ikem okeyfane gösterdiği cemal. Tarifi yok. Hani anarken ben o miracı serapan nur olurum.
Tepeden tırnağa nur olur bütün hain durumum, hani anlatmaya diyor kimsenin gücü yetmez, serapa nur olur gönlümü anarken ben ümidim, ben andığım zaman buyuruyor nur olurum. Öyle bir iletişim. Sonra yeryüzü nasıl güneşle, ayla, yıldızlarla aydınlanıyorsa, onların gönlündeki nur ile de semavat aydınlanıyor. Cenab-ı Hak mahrum etmesin, bu bayram değil de nedir? Onun için Hacı Bayram Veli, Gaddesallahu sırra Bayramı mimdi, bayramı mimdi, yar ile bayram edelim şimdi demiştir. Veysel-i ay bir lübsin-niamat ve eklü tayyibet ve muane katü'l müstahsenat ve temetru billezati ve şehevat. Yeme, içme, arzular, istekler, o tatlı yemekler, güzel elbiseler bunlar değildir bayram buyuruyor Abdülkadir Geylani Hazretleri. Evet giyilecek, gidilecek ama Allah'ımızın nimeti olduğunu bilerek Lakin ne'layb bir zuhuri alametil gabilli ve taat. İbadet ve taatin Cenabı hak katında kabulüdür.
Ve tekfir-i zünub ve hatiyat. Hatalarımızın ve günahlarımızın yok olmasıdır. Aynı zamanda günahlarımızın sevaba tebdilidir ve derecelerin, makamların yükselmesidir. Ve inşirahis sadri bir nur-i liman İmanın nuruyla sadrın tarifi olmayan bir sürura, bir genişliğe gelişmesidir. Ve sükunil galbihihuvetil yakîn İmandaki kesin inançla kalbin huzura ermesidir. Buyuruyor ki gönülde ilmin, bu Allah'tan gelen Celle Celalühu, ilmin deryalarıyla öyle coşar ki dilinden de hikmet, böyle eşyanın hakikatini bildiren, marifetullah'a dayanan sözler akmaya başlar. Bayram, Hüvem, Külli yevm min yaktahu'l mümin fitatihhi Mevla. Tatiyle kul, Mevlamıza tamamen Rab oluyor, odaklanıyor Rabbimize. Ve zikri, Onun zikri ile ve şükrü ile tamamen ona teslim olmuş. Vakdu tecelli keyfe makam Ne olursa olsun her an Rabbimizin tecellisine mazhar. Es'adi Erbili Hazretleri'ne soruluyor.
Efendim hiç tecelliye mazhar oldun mu? İşte şu halim diyor. Her an o tecelliye mazharmış. Gecesinde de gündüzünde. De. Ve külli yevmin lillah yahillah hafi. Cenab-ı Hakk'a hiçbir zaman asi olmadığı an. Yalnız buradaki isyan şu Böyle bedeniyle, azasıyla yapmıyor. Azasıyla yapmıyor. Halben de yapmıyor. Şimdi bir hatayı işlememek var. İkincisi kalpten de işlememek var. Mesela gönlüne kötü duygular geliyor. Üçüncüsü artık hak geldiği zaman batıl zail olur buyruluyor ya, gönlünde o rabıtanın, o istiğfarın, o tevhidin, o salatü selamın, Allah yolundaki gayretin, çabanın, cihadın nurları vurmak suretiyle nefsani ve şeytani hiçbir hal kalmıyor. Yarı semtinden de geçemiyor zaten o.
Onun için büyüklerimiz buyuruyorlar ki hakikate vasıl olmak için bu tarikat girip de Allah'ın kitabından ve Resulünün hadislerinden az çok bir mana çıkarabilecek kadar ilim tahsil ettikten sonra ledünni ilimleri öğrenmek için kalbini masivadan tecrit etmeden ve zikrullah ile murakabeler ile meşgul olmadan maksuduna vasıl olabileceğini zannedene taacçip olmalı. Onun için dedem bile Ezadi El-Bili Hazretleri'nin halifesi buyuruyor ki icazetnamesine şeyh diye yazılan mübarek bir kimse. Ben, sivayı sevmesem, gönlüme de koymazsam, gayri sevda bilmezem, rehberimden dönmezem buyuruyor. Ben diyor Allah'tan gayrı hiçbir şeyi sevmezem ve sonra rehberimden diyor, dönmezem. Girdim bu yola, bağlandı bendim, gidemem gayriye. Adımımızı attığımız zaman katiyen yok. Çünkü bu yolda fasıla yok elhamdülillah. Üstadımız, tezgahımız aynen devam edecek buyurdu.
Biz de bu yolu bir kıtmiri olarak devam edeceğiz inşallah. Bu kimse ilim tedris ve tasnifine bin sene hasr-ı nazar etse hakikatin kokusundan bir zerre duyamaz. Gönlünü diyor, arıtmadıkça mümkün değil. Üstadımızın bir sohbeti hiç hatırımdan çıkmaz, elhamdülillah. Murakabe-i akrabiyete gelir buyurdu. Murakabe-i akrabiyete Cenab-ı Hakk'ın kuluna, kulundan yakın olduğunu burada nefsi tamamen ezmedikçe bu durmazdı. Nefis ıslah olmaz, illa akrabiyet, böyle Rabbımızın bize bizden yakın olduğu düşüncesinde olup en az on beş dakika, normal yarım saat, fazla olanı bir saat ama bunun dışında da hiç unutmuyor. Rabbim beni görüyor ve güzel. Zaten kalbine ilahi doğuşlar olarak bırakmaz onu. Böyle oturduğu yerde dahi kendi kendine böyle kendisini arasa bulamayacak bir hal yaşar. Onun tarifi yok, cennetlerin üstünde bu anlatılan, cennetlerin üstünde bir nimet. Cennetü'l maarife dayanır.
Amelsiz ilim akimdir. Yani semeresi, meyvesi yoktur. İlimsiz amel de sakimdir, hastalıklıdır. Öğrenileceği en güzel şekilde öğrenip o şekilde amel etmek de sırat-ı müstakimdir. Gerçekten Kemal Edip kırkçıoğlu'nun dediği müsamebebenimiz. Böyle bir er, böyle bir halife bırakır diyor. Böyle bir Esad-ı Erbili böyle bir yerine vekil dikerdim ve şuna kani olalım üstadımız Sami Efendi Hazretlerinin cildi Sani'siydi, ikincisiydi. Bunda ayrı bir cesede görüşülür bitmez ve tükenmez. Bitmez güzelin vasfı, ağaçlar kalem olsa. İnşallah biz Fatiha Suresi'nde de okunan Yesene ihtinas sıratul mustakih, Ya Rabbi bizi dosdoğru yolda kıl diye hidayet talebinde koyuyorum. Bunu hidayeti amme diye ele alıyorlar birincisini, umumi. Bütün zihayatı içine alır hayat kullanımları. Her birisi kendine menfaat verecek şeyi bilir.
Mesela bir tavuktan civciv meydana geldiği zaman o otun çöpün içerisinden taneleri aramaya başlar. Bir koyundan meydana gelen kuzu anasının memesini tutar. Zarar verecek şeyden de kaçar Rabbimiz Taha Suresi'nin sonra. Rabbimiz odur ki her şeye hilkatini vermiş, yaratılışını. Sonra ona yolunu göstermiştir. Yine özel hidayet vardır ki demek ki insanlar sınırsız. Şu memlekette elmanın bile çeşitleri var. Mesela döküntü olanları var, külah olanları var, ekstra olanları var, her meyvede var bunun. Toprakta bile var. Şu havada bile var. Müminleri içine alır, Allah'ın kendine iman edenlere cennetin yolunu göstermesidir. Esarlı, innellezine hemenu ve aminus salihat Allah'ımıza sonsuz şükürler olsun ki müminiz Cenabı Hak imanımızı tahkike ulaştırsın. Allah'a iman eden ve salih ameller işleyenleri Rab'leri imanlarıyla hidayete eriştirir. Bir de hidayeti ehhas vardır. Daha seçkin kullar.
Aslında bizi bu hale getirmeye çalışıyorlar. Bak bir maden. Öyle madenler var ki bir dramı yüz trilyon dolara bedel. Bir madenin bir dramı. Ne yapıyorlar? Bir cezberinin diyor göz açıp yumuncaya kadar taatine insanların ve cinlerin ameli kadar mükafat veriliyor. Her nefes Rabbimize terakki içerisinde. Hakiki hidayettir ki hakikate buradan yol bulunur. Bu Allah ile Allah'a gitmektir. İnşallah bir niyet arz edeceğim. İnşallah yahut Allah'ın kulunu kitabıyla hidayete eriştirmesidir. Allah dilediğini kendine seçer, ona yönelenlere de kendisine varan yolu gösterir. Allah kendisine yönelenleri vücudu beşerilerinin zulümatından kurtulup, vücudu ruhanilerinin nuraniyetine ulaştırır. Yani bir derviş, bir tahrik mensubu nefisten konuşmaz. Çünkü nefis mertebesini geçmiştir. Mevlana'mızın buyurduğu gibi 10 mezbelesinden geç diyor. Hakikate ulaş diyor.
Yani şununla bununla dünyanın geçici süsleriyle aldatma kendini duymuyor. Bu Allah'ın sıratı müstakime ulaştırılmasıdır. Evet efendim, biz hidayet-i ehas denen daha seçkin üst bir sınıfın güzelliğine erişmek için ne yapacağız? Bunu soruyorlar. Büyüklerimize soruyorlar Allah'ı nasıl tanıdınız? Arafullah Arafübillah. Çünkü burada bir tarif geçti. Buyuruldu ki Allah ile Allah'a gitmek tarifini yaptı. Ben dedi Cenab-ı Hak'tı, onun bana zatını ne kadar tanıtmışsa o kadar tanıdım dedi. Elhamdülillahi Rabbil alemin el-Fate.