Kalp ve Ruh Terbiyesi ve İlahi Yol kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ü İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleye. Cümlemize barigah-ı indi uluhiyetinde ahseni kabul ile makbuliyetler nasip eyle. Behçetü'l-Seniyye'den devam…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ü İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleye. Cümlemize barigah-ı indi uluhiyetinde ahseni kabul ile makbuliyetler nasip eyle. Behçetü'l-Seniyye'den devam ediyoruz. Muhabbetin katında, hakikat ehillerinin yanında, gönüllerimizi irşad eden kimseler üç sınıftır. Birisi hırka, diğeri zikir, bir diğeri de sohbettir. Hırka ve zikirle alakalı olan mürşid ve kamiller, mecazidir. Hakiki olanı, sohbet ile alakalı olan mürşid-i kamirlerdir. Bunların dikkat ettiği edeplerden birisi, niyetlerinin halis olup, halkın kendisine tabi olmasına muhabbet etmemektir. Zira insan bunun üzerine mecburdür. Cibilliyet ve hilkat zalim olmaz.
Bir kere insan tabiatında bir başkasının kendisine uymasını ister ve sevenlerinin de çoğalmasını arzu eder. Bu var, bu tabiatında var. İnsanın tabiatında, grubunun çoğalmasını ister. Seveninin hazır olmasına meyli vardır. Buna gizli şehvet denir. Gizli şehvet demek, tabilerim bana uyanların çok olsun, arzu ve isteğidir. Fakat bu istek, onları Rabbi Zülcelal'imizin yoluna teşvik sadedinde olacak olursa müstesna. Ama bu nefsani olacak olursa, bu doğru bir hareket değildir. Bu bakımdan gereken niyetin düzgün olması. Ya Rabbi, bunlar senin yolunu nasıl dahil edebilirim, nasıl bunları masabi dil Allah, sana kavuşan, gelişen kimseler haline getirebilirim endişesini taşımalıdır. Nasıl bunun ve nefislerimizi mutmain haline getirir miyiz? Tamamen nefis kötülüğünü terk edip Mevla-yı Zülcelal'e teslim olacağı bir hale nasıl getirebilirim? Ruhen bunları nasıl olgunlaştırabilirim der, bu olmamdır.
Ve bunun için de, bu gibi hayırlı kimseler çok gözyaşı dökmüşlerdir. Nitekim sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular, dağın yerinden ayrıldığını duysanız inanın. Fakat bir kişi ahlakını değiştirdi denirse inanmayın. Zira insana huyda halk olunduysa, onu terk etmez, belki muti olabilir. Eğer tabiatı o şekilde ise, nasıl ifade edersiniz? Onu değiştirmenin zorluğu veya yedi diyor. Mesela adam, cimri bir kimse ise zor. Bu huyun değişmesi zor. Diğerlerini buna kıyas eder. Fakat Hadis-i Şerif'in şerhine baktığımız zaman bu ahlakın değişmesinin zorluğunu gösterir. Çünkü aleyhissalatu vesselam vermesin. Ahlakınızı güzelleştirin diye buyuruyor. Şimdi bir ağaç düşünelim. Taze bir kitap. Bunun meyvesi güzel değil. Allah'ımızın halk gittiğine hiçbir şey demeyiz ama daha üstün olan bir meyve var ve halk illet. Kirazında da önde, elmasında da, armutunda da vesaire fidanlarda.
Ne yapıyoruz? Biz bunu aşırılıyoruz. Tamamen kesiyoruz o dalı. Ona eğer bir kabiliyet varsa birkaç kalem takıyoruz. Artık onu değerli olanlar çok güzel, yapaylar. O zaman eski tabiatından bir eser kalmadı. Kalem olarak ne takılmışsa artık bu gelişiyor, o meyve vermeye başlıyor. Eğer güzel bir teslimiyet olursa Rabbi Zülcelal'mizin ehline, Allah'ın kitabına, Resulü'nün sünnetine ve hakiki Mevla dostlarına teslim olunacak olursa, eski tabiatlerimizden misal kalmaz. Çünkü onlar bize öyle bir kalem takarlar ki bu nur-u nübüvvetten gelir. Efendimizin, nübüvvet, peygamberlik nurundan gelir. Nedir o? Zikrullah kalemidir. Ehlullah ile beraber olma neticesinde Habibullah'ın ve zatı Kibriya'nın sevgisine gelişme kalemler, bunlar kul bulur, bunlar kullacaktır ama bir azim iste, bir gayret ister. Yine de diyor Müellifi Hazretleri, ahlak kolay kolay değişmez ama güzelleştir değildir.
Kalp ve Ruh Terbiyesi ve İlahi Yol kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ü İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleye. Cümlemize barigah-ı indi uluhiyetinde ahseni kabul ile makbuliyetler nasip eyle. Behçetü'l-Seniyye'den devam…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Laik olan irşadı için, bu yolu takip etmek isteyene, telkinde acele etmez. O takibi men eder ki, o kimsede marifet-i ilahiye de olan sıdkı zahir olsun. Şimdi müracaat ettiği zaman, o gelişi üzerinde bir yol değil, peygamberlerin yolu. Sıddıy, sadıkların yolu. Sadıklerin yolu. Çünkü dinimizi takva esasına göre yaşamanın yolu. Böyle bir yola müracaat ki, hemen acele etmez. Onu eğitmek için mektebine almak da acele etmez. Onu bir imtihan eder. O seviyeye gelir sağlar. Çünkü ileride bazı nefsine hoş gelmeyen haller olduğunda, münasebetsiz bir harekette bulunmasın diye. Çünkü ağır, neticesi ağır. Şimdi okullarda görüyoruz. Puanı düşükse bu kimse, çok yüksek okullar istiyor. Uluslararası ilişkileri istiyor. Tıpbe istiyor. Hukuku istiyor vesaire. Çok yüksek. Okulları istiyor ama puan çıkmıyor. Puan tutmayınca olmaz. Bu yolun da ehli olabilmek için puanımız tutacak. Nedir o puan? Teslimiyetdir.
O puan muhabbettir. O puan ahlak-ı seyyieden tamamen kurtulup, güzel ahlak ile ahlaklanmanın yolunda sadakattır. Ancak diyor, o zaman alır veren güzel şekilde de yetiştirmeye çalışır. Sonra, bu yolu talip olan kimse istidadına, kabiliyetine bakılır. Ona göre talebinde bulunulur ve bunu da herhalde o kimselerin terazeti, anlayışı hissedecektir. Baktığın zaman ölecektir. Rabbimizin lütfuyla, ihsanıyla bu hakikaten yetiştirilebilir. Biz okullarda bile görürdük. Sınıflarımızda görürdük. Mesela biz sınıfa girdiğimizde, üç tane arkadaşımız onu diğer bir öğretmene haber veriyordu. Gördük ki, bütün öğrenciler üzerine şu üç tane öğrenci hakikaten hafriyat. Bunun üzerinde tutun. Bunlardan Allah'ın ismi ile çok fayda hasıl oldu. O yüzden bu neydi? Onun da iç gözleri, huzuruna gelen insanların durumunu Rabbimizin ütüyle bileceği için, ona göre yetiştirirler. Nasıl yetiştirirler? Üç şekildeyiz. Bir.
Allah'a zarara dokunmasın. Bir bu şekilde idare eder. Bundan bir zarar gelmesin. İkinci, daha da kötü olmaz. Daha da bir sıkıntıya geçmesin. Bir üçüncüsü yetiştirilen cümledir. Eskişehir'de bir zat. Üstadına bir kimseye getirilir. Mektup etsek, dedi ki bununla ilgilenin. Buna işte kalbi eğitimi için tavsiyelerde bulunalım. O varacağı kimseye delil olan kişi mektubu alır. Şöyle bir bakar, böyle ısmarlama iş olmaz diye bir tertiptir ve adam da tehdit eder. Ona üzülerek memleketine döner. Bu mektubu yazan zata hali haber verir ki o da mahkum olur. Ehil olan bir kimseye var. Ver dedim. Ben bir üstada bir kimse gönderdim. Gönderdiğim kişi, Coca kapıda bulunan, yazmış olduğu mektubu alır, yırtar, tik değil, der ki denir. O zaman dedi ki ah dikkat et. Bu kapının evlatları iki şekildedir. Birisi idare edilir. Sırazedir, hürmet edilir. Saygıda bulun, ikramda bulun. Bir de yetiştirilendir.
O kimse der ki, ben bu mübarek yolda yetişmek istiyorum, olgunlaşmak istiyorum. Nefsimin arzularından kurtulma, şeytanın aldatmalarına kapılmamak, Dünyanın geçici zevkleriyle oyalanmamak istiyorum. Yani Rabbamızı bulmak istiyorum. O zaman bunlara katlanacaksın Ve sen bu yolunda manevi bir eri bulacaksın der. Huzuruna gelen kimse Ebrar sınıfından ise, talibi cehennemden kaçırır, cennete talip kılar, ibadete sevk eder. Bakar ki onda hakikaten bir pahaiyet var. Yetişmeye çok müsaade ne müstahhid. O kimseyi eline alır ve bırakmaz. Mesela bizim gibi insanlarla pek uğraşmaz. Onlara güzel güzel tavsiyeler bulunur. Aman dikkat edelim, riayetlerim bir diğerini çeker. Der ki, bak rızkımız helal edin diyorsun. Diğerlerini anlatır ama bunu buna ülser olarak anlatır. Dikkat edin aman yiyeceğimize, içeceğimize haram karışmasın. Yerken taamı kimin verdiğini düşünerek yiyelim.
Bu taam elli bin yıllık yoldan gelir. Zikbullah'ın bir anlamı da, o taamın, o içeceklerin kim tarafından verildiğinin düşüncesi içerisinde yemek ve içmektir. Bu hatırımıza gelir. Bir suyu kaldırıp yudumlarken, bu rahfımın bana bir hikaye mıdır? Bu boşuna bilmemiştir. Ona bunun hep görevini yerine getireceğim duygusunda olmak icap ederdir. Bir aman harr rızkımı seralar. Bu sebeple ne yapmışlar? Bir miras hususunda dahi, içerisinde şüphe vardır diye özel yetiştiriliyor. O haldedir. Şüphe vardır diye şu büyük değerlere haiz olan mağdur, mülkü tertip. Babasının çalışmış olduğu bir mağazada, iki ay kadar fazladan çalışır. Ücretini vermek istediklerinde hayır alalım. Belki babamın bu işe gelmede geç kaldığı vakitler olabilir. Belki gelmediği gün de vardır. Bir şüphe varsa, onun Rabbimiz katında affolunmasını istirham ediyorum, onun için geliyorum.
Yediği içtiği helal Dergi özel bir işittiler der kimseye, aman namaz kılarken kimin huzurunda durduğunu iyi bil. Bizzat Rabbimizin seni karşısına aldı. Onun azamet-i ilahiyyesini düşünelim. Elini kaldırırken, dünyayı kaldırıp arkana atarak. Bir elinde dünyayı, bir diğer elinde de ahireti atıyor. Sadece Mevlamın rızası için duruyorum huzura, diyerek bu şekil değildir. Ve diğer bütün hususlarda dikkat etmesine azami gayret gösterir. Ve sonra aman Kuran-ı Kerim'i okurken, sana vahyolunuyor, sana indiriliyormuş gibi okur. Vahiy efendimizden sonra bitmiştir sanıyorlarsa. Ama Kuran sana indiriliyormuş gibi oku, gaflete düşer. Aynen Muhammed İkbal'e ve Rahmetullahi babasının dediği gibi Kuran-ı Kerim'in üzerinde görüyor evladını. Dedi ki oğlum Kuran'ı. O da dedi ki okuyor. Der ki, Kuran sana indiriliyormuş gibi. Bu şekilde tavsiye ederim. Dev aman ha geceyi boş geçirme. Beraat gecesi geliyor.
Sadece bugün için hazırlık değil, sadece o gece için. Yarın huzur-i ilahiyeye varacağız. Aman ha geceleri boş geçirme. Çünkü manevi ihsanına gece okur, öğretiyor. Daha sonra değil, geztiğin, konuştuğun, görüştüğün insanlar, ya zikredirsin ya da kirletirsin. Seni başka düşüncelere götürecek, yanlış yollara sevk edecek insanlardan bulur mu? Buraya üstadımızın, üstadının teşrifinde, bak özel yetiştirilenler nasıl ele alınır. Dedem Şeyh Mustafa Hulusi Hazretleri derler ki, Eshabı Herbirbi Hazretleri'nin şiirlerinden üstadımıza biraz oturun. Bu gurur bir müddet sonra ilahiler bittikten sonra buyururlar ki, bu dönemde bu kişilerle meşgul olmayın evladım. Bu sen manevi gelişmene zarardır. Sen kalbi, ruhun bütün letaifleriyle, murakabenin daha olgunlaşması için gayreti bu işlerde olgunlaştı. Ruhun nasıl kemale verecekti, bunlar üzerinde tut, bunlarla fazla meşgul olurlar.
Bu düzen yetiştirilenlerdir. Bunları bu şekilde lazım. Eğer Cenabı Hak bir kimseye irşadın mebnası olan şeylere istidat vermemiş ise, ona zikir talim etmek haramdır. Siz bir çocuğun eline çok kıymetli bir eşya diye, yahut bir zümrüt, En azından bir altın teslim edebilir misiniz bir çocuğun yerine? Al çocuğum şu sende dursun denir mi? Mümkün. Aynen onun gibi, kabiliyeti çocuk kadar olmayan bir kimseye de kalkıp, bu yolun esrarından haber etmez. Durumuna göre anlatmaya gelir. Bir gün bize Aksaray'den bizzat geldi. Bu devrede herkesin de hemen hemen haneleri kimse gibi. Yatsı namaz ve müteakip evimizde üstadımızla görüşürler. Biz de hizmetteyiz. Manevi, kat edebileceğimiz mesafelerde anlattılar. Bayağı görüştüler. Sabah oldu. Günlümüz arzu ediyor ki, daha ilerisini konuşsun. O manevi meratibi mertebelerin daha ötesini konuşsun. Mesela fenabillahtan konuşsun.
Beka billahtan konuşsun, cemu cemden konuşsun, ehli Karuntan konuşsun, görür arca güldük. Böyle bir soru tecri edilince buyurdular ki onun hali bu kadar. Ancak bu kararını anlatabildim. Zünnun-i Mısri Hazretleri'nedirler. Üstadın bize manevi sırlardan biraz anlarsınız. Diyor ki evlatlarımız içerisinde et seçkinleri siz tespit edin. Yüz kişi tespit verirler. Der ki madem bu esrardan haber verilecek daha da seçin. Seçenler yirmiye düşer. Dedi ki daha da seçin. Seçe seçen dört kişiye iner. O dört kişiyi bir odaya alır, kapıyı kilitler. Eğer bu Esrarı-ı İlahi'de manevi sırlardan size verecek olsan, bir zındık damgasını bana siz basarsınız. Hace Ubeydullahi Ahrar, Kudse sirruh buyurdu ki, kim ki evvel nazarda, öğrencisinin kabiliyetini bilmezse ve hangi hal ve makama varacağını anlamazsa, ona bu görevi yapmak da cahil değildir. Edeplerden biri, evladının malından tenzih lazımdır.
Malına, mülküne, servetine katiyen göz dikmemelidir. Malından bir şeyde tamama olmamalı. Ülke asla iltifat etmeme. Birkaç misal arz etmek. Adamda yine üç gazımızın üç kase Mahmud Sami Ramazan bunu, Haddiseumullahi Hazretleri'ne fabrikatörlerden birisi. Zarife içerisine bu miktarda bir park bırakır. Şuhebi gemisi Efendi hazretlerine sunudur. Hiç içini açmaz. Zarfın içini hiç açmaz. Bir halamadır, ihtiyacımız yoktur ve esmelidirdir. Diyor ki nasıl bir yardımda bulunabiliriz? Hediyemizi kabul buyurmadılar. İşte damatlar mühendistir. Bizim de birçok iş şeylerimiz var. Bir plan çizdiler. O plan vesilesiyle kendisine bolca ikramda bulunalım. Bu teklifle geldiklerinde, Üstadımız Hazretleri buyururlar ki, hem de öyle bir iş yerinin planını çizdin. Çünkü bu iş yerinde uygunsuz haller bozuldu. Onun da vebali senin üzerinde kalabilir. Bu kadar hassas.
Değil mal, mülk hayatlarında iken amel defterlerine arz olmak, yapmış olduğumuz ezkarın ecir ve mükafatından üstadımızın defterine de havade ediyoruz diyenleri bile kabul etmemiştir. Bu benim ihlasımı bozar. Biz ahirete tek üçüncü siz bilirsiniz buyurmuşlardır. Hiçbir mal ve mülke tenezzül etmemeli. Çünkü bu makam, her makamın fevkındadır. Adi bir arzu ile bu makamı bizzat gitmemeli. Bu makamı ayağa akdi yere düşürmemeli. Sadık bir kişi gelir de malının hepsinden çıkacağını ifade ederse, ona izin vermemeli. Çünkü herkes Sıddıy-i Azam maabında değildir. Bu bir kimsede meydana gelir. Bende de söylemek istemiyorum. Belki anlayışla bilir o kimse. Gelir Rızimiz Hazretlerine. Belki ben memleketinizde fakirler duyurum, yoksullar duyurum ve mal-ı mürekkep satacağım. Olduğu gibi onları aktaracağım. Buyurdular ki varislerinizi zengin bırakmaklığınız daha hayırlıdır.
Malınızın üçte birinde ancak harcayabilirsiniz. Dinimizin ölçüsü budur. Cüneydi Bağdadi Kuddise sirruh hazretlerinin yanında biri gelir. Malının cümlesinden çıkacağını söyler. Hazreti Cüneyt, Gaddesallahu Sikra onu men der. Hasıl olur. O vakit buyurur ki, evvelce senden emin değildir. Şimdi ise malının cümlesini tasadtı gelebilirsin. Sen bu sorduğunda, kalbin bu halde değildi. Gönlüm buna muvafık düşmüyordu. Verecek olsan, ilk şüpheler meydana gelecek. İşte mal oldu, duydu, sarf etti, bir daha. Ver diyor, çocuk ne yiyecek ben sıkıntılayım diyebilir. Şimdi ise o hal kalmadı, sarf edebilirsindir. Eğer sadıksa, himmeti adi olursa, bu uğurda malının cümlesinde çıkması caiz olabilir. Sıddık Azam ve Ömerul Faruk radıyallahu teala anhuman'ın hallerine nazar. Ve onların hedeflerinden birisi de iğfaldir. Kendi menfaatlerini bir başkasına bilmektir. Hazzını İsa.
Mesela, onların gelişmiş olduğu manevi haz bizim hesap edebileceğimiz gibi değildir. Çünkü tecelli-i ilahiye mazhar insanlardır. Biz bunu bile anlayamıyoruz. Tecelli deyince sadece şu kadar ifade ediyor, nurdu. Bu gönüllerine gelen nuru, kabiliyetli olan kimselerin biiznillahi teala kalplerine aktarırlar. Emirleri ve nehiyleri, müstehab ve mekruh. O kimsenin nefsinde tahakkuk etmediği takdirde, bunların biri ile emretmesi layık değildir. Yaşamadığı bir hususu yaşatması mümkün değildir. Tesir de etmez zaten. Yaşadıkları ancak insanlarda tesir bile olacaktır. Aksi halde tesir etmez. Çünkü kendi nefsinde olmazsa tesiri de olmayacaktır. Hallacı Mansur'dan, fakirdan sual durmuş. Tasavvufi bir kerimdir. Demişler, üstadım, fakr ne demektir? Durmuş, hanesine girmiş. Fakir nedir diye sorduklarında, sükut buyurmuş, daha sonra hanesine girmiş ve çıkmış. Ondan sonra, fakrir nedir? Fakirlik nedir?
Fark ettiğim gibi bir terimdir. Bu çok önemli bir terim. Yaşamamız gereken bir husustur. Demişler ki neden sorulduğunda haber vermediniz? O zaman bir dirheme malik idim. O vakit benim, hak hakkımda bahsetmekliğim doğru bulmazdım. Evet, o bir dirhemi müstehapdına hak etti, yoksa verir, şimdi sorabilirsinizdir. Bu yolun zayıflerine hüzün etmek lazımdır. Çünkü hastaneye gelmiş. Her taraf yaranın beleli müzesi. Hem de adil kapısından gitmiş. Sen bu hastaya nasıl hazırlayabilir? Bu hastaya nasıl azar diyebiliyorsun? Zaten acilde bilir. Her taraf mahduttur. Böyle bir halde, o kimseye acımalığın, yerine göre ruhsatlarında da amel bitmesine müsaade etmektedir. Şimdi buna katlanacak durumda değil. Çünkü dinimiz bir içkiyi yasaklamışsa, bir anda haram dememiştir. Kuran-ı Kerim'in de hepsi bir anda inmemiştir. Durumlara göre, olay ve hadiselere göre kısım kısım inmiştir.
Mesela beraat gecesinde levh-i mahmuza toplu olarak inmiş, ondan sonra hadiselere göre gelmeye başlamıştır ve bir anda inmemiştir. O zaman herkes bununla mükellef olacak ve zorluğu ortaya çıkacaktır. Efendimize geliyorlar sallallahu aleyhi ve sellem diyorlar, İşte cihat olmazsa, zekat olmazsa biz size biat ederiz. Efendimiz buyuruyor ki, böyle bir din, böyle bir İslam olamaz. Cihat yok, zekat yok diye buydu. Bir araya geldiği zaman eğitiminde, halka şeklinde oturmayı tavsiye etmelidir. Bazı eğitimler var. Sayılar, bas tutarlar. Özel bir eğitim dediler. Mesela sekiz kişilik sınıflar vardır. Sekiz kişilik sınıf. Tabii bunların maddi olan yönleri de çok ağırdır. Ama Allah'ın izniyle giden kişiyle en güzel yerlere yerleştirebilecek şekilde. Sayılarını azcık. Bizim kalbi eğitimimizi yapan kimseler de bazı özel, bu işin farkında olan kişilerle otururlar, bunlar da kalkarlar.
Otururken de halkla halinde otururlar. Sinirlerine göre konuşurlar. Bir kere, bu kimsenin, huzuruna gelen kimsenin, hadlerinde olan perdelerin, hadlerindeki bu perdenin kalmasına niyet ettiler. Rabbimize kavuşmaya mani olan engellerin kalkmasına. Oturmanın da bunlarla beraber olmanın da çok büyük bir manası vardır. Çünkü onlarla oturan şaki olmaz bu. O beraberlikte, o kimsenin kalbindeki nur da karşısındaki bulunan kişiye aks etmek suretiyle o perdelerin de kalkmasına vesile olacaktır. Onun karşısında oturur ki, gelen kimsenin galibiyetine göre, gelenin kalbine, Allah'ın nurunun akmasına vesile olur. İstidatlı olan kimse suratle, bu yoldaki sınıflarını geçer, Allah'ın izniyle büyüklerimizin bazı ahvali anlatılır ya, belki bir saat içerisinde tamamlayabilir. Kırk elli senede alınamayan bir yol, yerine göre bir saat içerisinde alınır. Sadak-ı Kiram büyüklerimiz haber müminler.
Bir yudumsuz bir lokma ekmek nedeniyle yetişir Allah'ın izniyle. Zarurak olmadıkça, dizlerinin üzerine edep ile oturmalıdır. Evet bizlerin de bir abi yoksa edep, biz üzerine oturmaktır. Mesela üstadımızın üstazarı son anılarında mübarek ayaklarını uzatmış. Cenazelerini de gider. Ve uzay Fatiha'yı gelinceye kadar, Sadakullahi aleyhesinden, mübarek ayakları toplu bir şekilde, tam namaz kılınacağı zaman kendi kendine uzaktır. Bu sadece beraber bulunduğu anda da değil başka zamanda da riayet eder. Bu bir edeptir. Verende bile tekerrlüm edip, mana yaniden ve post sözlerden her zaman uzak olmalıdır. Bir kere konuşurken, huzuruna gelen kimselerin idrakine ve galibiyetine göre konuşur. Eğer bunda bir kasap hali, buna kasap düşünmez yalnız. Gayretlerinden dolayı hallerinde bir değişiklik olursa, bir şiddet, ürünü olursa, bunu hatasına hamdetmek.
Demek ki bende bir yanlışlık var ki bu şekil doldu demektir. Muhammed masum Kudsi Sirruh, gazap ettiği vakitte, Cenabı Hak, inayetini, lütfunu ve ihsanını üzerimizden eksik etmesin diye yanlışta düşmemeye gayret ederlerdi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gaza halinde, elleri toprak olsun devrelermiş. Bu kelamın manası, dünyayı ve akıbeti talepten elin kurusun demektir. Ayet-i kerimede, selefb, den murat, dünyanın ve ahiretin muhabbetini çıkarmak demektir. Yani Musa aleyhisselam Tur Dağı'na yönelirken, ya Musa ayakkabılarını çıkar anlamını bu şekilde ifade buyurmuşlardır. Bir kere huzurunda bulunan kimsenin, kelamına müsamaha eder. Kelamına da itiraz etmeli ki, o kimse de her taraftan necis ve intisar hasıl olsun. Eğer yetiştirecekse, o kimseyi diyor şımartmamalı. O kimseyi de bazen nefsine dokunacak sözlerde eğitmeye çalışmalı. Şimdi diyelim ki biz, pekmez kaynatacağız.
Pekmezler olacak üzümleri kaynatacağız. Bunu biz daldımları keseriz. Teknelere koymasın. Ona mahsus topraklamasını yapmasın. Çiğnemesin. Suyunu çıkartmasın. Hazanlar'da, defterle, yirmi bire gölgelere tarif üzere bile, tarife bile itildiği üzere, o haklara konulmasak, ateş üzerinde, onlar kaynatılmasak yetmez olur mu? Kopladığınız türler incinmesin diye dokunmasak ondan esans, ondan çok güzel kokular nasıl emmeye girebilir? Bunun için az limemiz, az uyumamız, az konuşmamız ve nefsimize yapılan darbeler, bizden ruhumuzun güzelliğinin ortaya çıkması için. Dağın altında madenler bulunur. Şimdi o dağ hazır meyve olsa, madenler çıkarılmasa, fal ortaya gidip birçok işlemlerinden geçmesek. Onun içerisindeki demir, bunun içerisindeki kurşun, bunun içerisindeki bakır, altın ne varsa çıkar mı? Elbette ki bir işlemden geçecek. Hiçbir sıkıntı yok.
Hiçbir nefsimize dokunacak hareket olmayacak olursa, o zaman bir işlem yaptırmaz. Ruh kemale eylemdir. Şu nefis dağında, şu bedenin, şu nefsin, nefsinden ruh çıkarılıp, mişgah-ı nübüvvet dediğimiz Peygamberimizin, nurundan gelen bu eğitim, bu vazife yapılmayacak olursa, bu manevi fabrikalarda biz işler gelecek olursak, ne istiğfarımız var, ne tevilimiz var, mesela celalımız var. Hafızımızdaki sözler verimsiz baktıklarımız bir acayip. Yürümelerimiz, oturmalarımız, kalkmalarımız, evli ilahiye muvafık olmayacak olsa, ehl-i ilahiye muvafık olmayacak olsa biz nasıl ruhen kemale ineceğiz, nasıl olgunlaşacağız? Esat Ehl-i İli Hazretleri'nin, Ramsil Azam oluşu bir gün üstazı ile beraber giderken üstazı, atın yularını diyoruz biz buna. Onu o da zincirde. Onu evladının Esadıehnihi Hazretleri'nin götüne çarpar. Bu burunlarında çok büyük bir yara vardır.
Kavuştuğunda yeşil bir hat, yeşil bir sislik halinde müşahede bir daha sonra. O zaman ilk önce Gavsil Azam makamına geldik. Bu eğitimlerden de geçeceğiz. Namazımızda, diğer taatlerimizde ama ihsan mektebinde olan kişinin kılacağı namazla elbette Rabbimizi görür gibi olmalı, diğerlerinde de bu hususa riayet etmeliyiz.