Cenabı hak veli kullarının kalbine şu satırları yazmıştır. Burada bir kalemle yazış değildir o. Kudret kalemi ile yazılmasıdır. Şu şekilde anlayacağız biz bunu. Allah'ımız Celle Celalü hal olarak, yaşantı olarak, tabiat olarak, davranış olarak. Fakat çok yüksek derecede gidiyor bu iş. Çok yüksek. Biz de sadece imreniyoruz. Neden yüksek gidiyor derseniz bir tabirde bulunurlar, o münasip olmadığı için söylemiyorum. Kalp için derler ki düzgün olmayan gönüller için hırdavatçı dükkanı derler. Her şey birbirine karışmış. Bir bakarız Allah için gözyaşı dökeriz. Bir bakarız sadece dünya için. Bir bakarız Allah deriz Celle Celaluhu, efendimizi deriz bir duygulanır gibi bir hal geçer. Ondan sonra bakarız hep bunun tersi haller zuhur eder. Mesela gönülde bir kibir hali beliriverir.
İşte bize şöyle iltifat edilseydi, bize şöyle ikram edilseydi, bizim yerimiz bura mıydı, biz daha yüksek yerlere layıktık gibi karmakarışık. Bir bakarız canım bu dünya geçici, hani anam, hani babam, bir de tamahsu olur. Dünya için Allah korusun yapılmayacak hareketler yapılır. Bir tamah, bitmeyen tükenmeyen bir emel zuhur eder. Bundan dolayı diyorum hepimizin yaşadığı bir hal. Doğru dürüst bir durumumuz inşallah hasıl olur. Ama hakikat budur. Şöyle bir terazi olsa, terazi olsa nasıl ki biz altın tartılıyor, gümüş tartılıyor, Bu bakkal terazileri diyelim, o da bir tartı aletidir. Alınacak ve verilecekler hususunda şu bizim beynimizdeki düşüncelerimizi ölçüp biçen bir terazi olsa, kalbimizden geçenleri ölçüp biçen bir terazi olsa, mesela kulağımız hususunda bir terazi olsa da bir bakkal hesabı, akşam dükkanı kapattıktan sonra biz ne yaptık?
Sabahtan akşama kadar ne alışveriş yaptık der gibi kulağımızla neleri dinledik. Biz ayatı ilahiyeyi mi dinledik? Ahadisi Muhammediyeyi mi dinledik? Hayırlı kelamlarımı dinledik? Yoksa şuradan, buradan, eften, püften hiç işe yaramayan böyle acayip gülmeler, acayip yersiz latifeler bunları mı ifade ediyoruz? Bunu ölçen bir terazi olsa elimizde. Mesela dükkanı kapattıktan sonra akşam getirin bakalım şu hesap defterini, bir bakalım kazanmışız, kazanmışmış, kazanmış mıyız yoksa kaybetmiş mıyız? Gözümüz nerelere bakmış? Gönlümüz hangi duyguları taşımış? Beynimizdeki düşünceler nedir? İşte bu Allah'ımızın huzurunda mizan öyle basit bir ölçüm aleti değildir. Hiçbir şeyi Cenabı Hak zayi etmez. Her şey ortaya konur. Acaba nasıldır bizim bu iç halimizdeki durumların ölçümü, biçimi, okkası, terazisi nedir bunun? Neyle ölçeceğiz biz?
Bunu ölçüm için Cenabı hak, Habibi Ekrem Salli Allahu Teala aleyhi ve sellem Efendimize Kitabı Kerim'i indirmiştir. Diyeceksiniz ki beynimizi nasıl ölçeceğiz biz? Beyin hususunda Cenabı hak onlar semavat ve arzın yaratılışındaki hikmetleri tefekkür ederler. İşte ölçü maliyeti. Göz Cenabı hak gözlerin hain bakışını elbette bilir. İşte üç. Daha kulağımız için de ölçüm elbette ki vardır. Kulağımız için de ölçüm vardır bizim. Bunu biz Kasas suresinde görürüz. Cenabı hak esanuve ive semiul la, onlar boş söz duydukları zaman ayrılırlar. İşte kulağımız için bir terazi budur. Gönlümüz içinde bir terazi var mı? Bizim kalbimiz içinde bir terazi var mı? Elbette mevcut. Bak dilimizin terazisini Cenabı Hak ne güzel haber veriyor. Ve Esirru gavlekum velevciherurbih suresinde Rabbi Zülcelal'imiz zikir buyuruyor. Mevlamız haber veriyor.
İster gizleyelim ister açığa vuralım isterse gönlümüzden geçen en hafi düşüncemiz olsun Cenabıhakk'a malumdur. Bundan daha iyi bir ölçüm aleti olur mu? Esselamle. Sözün doğrusunu söyleyin. İşte en güzel terazi bize dilimiz hakkında. Daha yok mu? Saymakla bitiremeyiz. Kuran-ı Kerim'de daha saymakla bitiremeyeceğimiz ne var? Ölçüm aletleri vardır kitabı Kerim'imizde. Mevlayı züb bütün Celalimiz ifade buyuruyor, Dolu. Mülk suresine bakıyorum. Çünkü burada da var, İsra suresinde de var. Rabbi Zülcelal'iniz ifade buyuruyor. Olur, Ayet-i Celileler. Sizi ilgilendirmeyen hususlara hususlara takılmayın. Hiç alakası yok. Çoğunun şu memlekette arayın. Bu kasabayı demiyorum diğer yerleri söylüyorum. Burada ilçelerde, illerde, ülkelerde çoğu insan bu teraziyi kaybettiği için birbirine muhalif bir kısım insanlar. Hangi teraziyi biz kaybediyoruz derseniz kaybettiğimiz teraziden biri Es-A'lemde.
Fasık size bir haberle geldiği zaman o haberi araştırınız. Hiç araştıran gördünüz mü? Mesela İslam öyle bir terazi koymuş ki hayran kalmamak mümkün değildir. Nedir o terazi? İki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. Mesela bir tarafı dinleyerek hüküm veriliyor. Bu doğru değil. Diğer tarafta dinlenecek. Bak terazi ne güzel konulur. Biz ne terazisi arıyoruz başka ne teraziyi arıyoruz? Bunlar hep Kuran-ı Kerim ve ehadîsi Muhammediye'den efendimizin sünnet seniyyesinden çıkarılan esaslardır. Necip Fazıl rahmetullah aleyh çok müstesna bir kimse olduğunu, yeri geldikçe sözlerini hatırlıyoruz. Güneşi ceketinin astarında eskiten kimseler. İlahi bir güneş doğmuş Kuran gibi bir güneş. Resulullah gibi bir güneş sallallahu teala teala. Evliyaullah gibi bir güneş ama her zaman dediğimiz sözü bir daha diyeceğim. Yanımızdan ırmaklar geçti de bir tas doldurup içemedik.
Çok güzel anlatıyoruz biz üstadlarımızdan. Bir yere gidiyorum. Mesela hatırlamayın, buraları hatırlamayın. Dedikodu meydana gelir. Çünkü biz üstadımızdan nasihatliyiz. Fitne çıkaracak söz söylemeyin diye. Oturuyoruz bir yere. İnanın bizden iyi efendimizi anlatıyor bize üstadımıza. Neler anlatıyor. Bu anlatmak değil. İş onun izini takip etmek. İşte söylediğimiz teraziyi onlar uygulardı her zaman. Uygulamasına lüzum yok. Onun hali zaten güzel. Sen en güzel bir su ise, mineral değerleri çok üstün bir su ise bunu yeniden ölç biçmeye, ondan sonra nasıldır, ne demeye gerek yok, o zaten Allah'tan, onun nurundan doğan, Rasulullah'ın gönlünden gelen o mübarek kimseler. Biz kendimizi ölçelim, biz ne haldeyiz dedik. Zaten burada da o haber veriyor. Birçok ayeti celileler var bu hususta. Diğer yerlerde de var. Sizi ilgilendirmeyen meselelere kafanızı takmayın.
Şüphesiz kulaklarımız, gözlerimiz bütün gönüllerimiz yaptıklarından mesuldür. İşte diyoruz hiç bizim arayacak tarayacak bir şeyimiz yok. Mesela geliyorlar haklı. Biz dinlemek mecburiyetindeyiz. Saygı duyacağız. O saygı duymamız insanlara Allah'tan gelir Celle Celalühü. Çünkü Allah yaratmış Celle Celalühü. Onun da bir istekleri var, arzuları var. Burayı ilahi bir kapı olarak bilip geliyorum. Bunu biiznillahi teala hesap etmeye çalışıyoruz. Ama o sorulan sorular neler? Hepsi Allah'ımızın kitabında mevcut. Üstatlarımızın eserinde hepsi mevcut. Kimseyi rencide etmeyelim diye çalışıyoruz. Denecek olan şu, hiç okuduk mu biz üstadlarımızın eserlerini bize en güzel yolu takip ediyor, tahrip ediyor, bildiriyor. Bu mülk suresini açmamızdan sebep ayeti celile olarak Risale-i Nur, sadece bir terazi. Okuyalım okuyalım amel edelim. Allah'ımıza şükretmemek mümkün değil.
Allah'ım diyoruz bize Kuran-ı Kerim'i lütfettin deyip secdelere kapanacağız. Yalvarıp Allah'ım ne hakikatleri belirtiliyor burada ne her ifade ediliyor. Ama her şeyin bir de hesabı vardır şüphesiz. Allah'ımız verdiği nimetlerden de Ol günde bütün nimetlerden sorulacaksınız tefsirlerde. Burada ekmeğin kırıntıları da geçiyor. Hepsinden sorulacaksınız buyuruyor Cenabı Hak. Diyecekler ki, diyecekler ki Allah bize kulak verdi, akıl verdi, keşke bir anlayabilseydik. Bak duyuyoruz, görüyoruz, düşünebiliyoruz. İrademiz var. Hareketlerde bulunuyoruz. Allah'ımız her şeyi bahşiş buyurmuş. Biz bir münasebetle elimizdeki bu kıymetli eseri açtık. İnsan mevzu çıktı. Oradan bir tanesini diyeyim mesela. Nedir o? 0 insan yeryüzünde yeryüzünde Allah'ın bölgesi mesabesinde insan.
Diyoruz Allah'ım bize böyle değer verdin de biz nasıl olur da şu gözümüzü, şu yüzümüzü, şu elimizi, şu ayağımızı, azalarımızı senin istediğin şekilde kullanamıyoruz diye. Ezan okunuyor hemen gönle yazılanları, yalnız bu gönle yazılan deyince böyle ele kalemi alıp da oraya yazma değil bu daktilolarla nelerle şimdi daktilolar kalmaz mı? Mı? Bilgisayarlarda nelerle işleme değil o. İlahi kudret kalemi ile yazılıyor. Üzüldüğüm ilk bir madde var. Buna keşke ulaşabilsek. Onun için diyorum onlar kendilerini göçmüşler, biçmişler. Bak adap risalesi. En güzel eserlerden birisi ahlak. Hususlarını bildiren, tasavvufi, bir tarik ehlinin riayet edecekleri, edeceği, hedefleri bildiren bir eser. Ne buyuruyor? Mürid günde üç defa kendisini hesaba çeker. Bu hesaba çekişi nasıl anmıyoruz biz? Mesela biz Seher'de kalktık, evrak ve ezkarımızı okuduk.
Öyle bir haz duyduk ki o cennetlerle ölçülemeyecek cennetin maddi nimetleriyle ölçülemeyecek ikramdır o. Onu yaşarlar. İşte bunu sabah namazından sonra da devam ettirebilmek. Hem de katbekat arttırarak, öğleyin de arttırarak, akşamda da yatsıda da günbegün terakki ettirerek. Günbegün geliştirerek. Nedir o satırlar? Sadece okuyacağız. Bu husustaki görüşme bitmez, tevhid hakkındaki. Bu sene mürşid-i kamilimizin sene-i devriyesini arzu ettiğimiz şekilde yaptılar elhamdülillah. İlim ehli kimseler yaptılar, tebrik ettik. O da tevhid anlayışı. Mesela bize de bir mevzu verdiler. İşte sufilerce tevhid. Bu ayrım yapılmaz zaten. O sufi dediğimiz derviş dediğimiz kimseler İmamı Azam'dır. O sufi dediğimiz İmamı Şafii'dir. Maliki ve Hanbeli'dir ve mezhepte müçtehid olan kimselerdir. O bizim sufi dediğimiz öne gelişigüzel kimseler değildir onlar.
Hem Hanefi mezhebinde hem Şafiide hem Hanbeli hem de Maliki mezhebinde mezhepte müçtehid olan kimselerdir onlar. Mezhepte müçtehid olan kimselerdir. Nasip edelim biz içinden çıkamayacak bir hale girdik. Bir tevhidin tarifi tevhidin dil ile okumakla değil, onun gönlümüze geçmesi kalbimizde yer etmesidir. Tevhid nedir? Dil ile ikrar. Bu insanlar için sen şimdi Müslüman olduğunu biz bileceğiz ki ona göre Müslüman kabristanlığına koyacağız. Ona göre nikahını yapacağız. Ona göre mirasını yapacağız biz. Hal bile olan yön Allah'ımıza ait. Asıl bizi geliştirecek olan da bu. Efendim ben ibadetlerimi yapıyorum, tarikatı aliye nereden geliyor derseniz tarikatı aliye şuradan geliyor, esabi. Allah'ımız öyle mükafat verir ki onların mükafatını hesap edemezsiniz. Burada oturan mürşid-i kamilimizin bir nefesi ve emsali olan kimselerin bir nefesi insanların ve cinlerin ameline denk.
Bunu bir düşünebilsek, bunu bir tefekkür etsek inanın bu mübareklere öyle bir sarılırız ki bilemedik eyvah deriz. Bakın bizim çok kıymetli bir kardeşimizle iddehal etti. Bizimle çalışırdı o. İltihalinden sonra onu rüyada görmüşler. İmamı Gazali efendimize bakılırsa hep rüyalardan da bahsiler. Mübeşşerat olanları. Demiş ki ah çok anlatıldı şu kalp zikrama. Bir türlü yapamadan ahirete gitti demiş. Çıkışı var mı? Irmak denize aktığı zaman çıkarmak mümkün mü? Mümkün değil. Bu hayat hakkı bize bir defa verilir, ikinci defa yok. Çok kıymetli sevdiğimiz bir kimse ile sizden önce cumadan önce görüştüm. Dedim ki sevgili amcamız bu hayat hakkı bize bir defa verilir. Yaşlarımız işte şu hale geldi. Bundan sonrasını olsun iyi geçinmeye çalışalım, gayret edelim. Okuyorum aleyhissalatü vesselam efendimiz. Buyuruyor ki ümmetim altmış ile yetmiş arası hadis-i şervenimizle yetmişi geçen ümmetim azdır.
Bazen diyorlar şu hastalık bize kıyamet alameti mi? Kıyamet alameti efendimizin nübüvvete erişiyle ortaya çıkmıştır. Çünkü ahir zaman nebisi deniyor. Efendimizin efendimizin bi'seti nebevisi sallallahu teala aleyhi ve sellem deniyor ki kıyamet alametlidir. Artık izah ederim. İkinci satır marifettir. Üçüncü satır sırttır. Dördüncüsü istikamettir. Beşincisini nasıl izah edeceğiz? Güvendir. İnşallah hata etmeyiz, işleri Allah'a ısmarlamadır. Çünkü bunun Türkçede anlamlarını bulamıyoruz. Birbirine yakın görünüyor ama bu Arapça da çok güzel izahindir. İtimattır, Allah'ımıza güvendir, bağlılıktır, teslimiyettir. Ve satru'l saba yedinci satır tevekküldür. Tevekkül peygamber makamıdır. Nasıl İbrahim aleyhisselam, İsmail aleyhisselam, daha sekiz bir rivayette on üç yaşında, ey evladım seni boğazlamam bana emrolunuyor deyince eshamle, Ey babacığım, emrolunduğun vazifeyi yap.
İnşallah beni sabredenlerden bulursun, daha sekiz yaşında bir yavru, nübüvvet kokan bir yavru boğazını bıçağa teslim ediyor. Teslimiyete, tevekküle, itimada, güvene en güzel misal bu olsa gerek.