Kalp Temizliği ve Ruh Arınması kaydında Halık-ı Zülcelal müminleri tarif buyururken, Ey iman edenler, eğer Allah'tan ittika ederseniz, Cenabı Hak'tan hakkıyla korkarsanız, o size bir Furkan, iyiyle kötüyü ayırt edecek bir ilim, firaset ve anlayış verir. Günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah Celle Celalühü büyük lütuf sahibidir. Enfal suresi yirmi dokuzuncu ayeti…
Kalp Temizliği ve Ruh Arınması kaydında Halık-ı Zülcelal müminleri tarif buyururken, Ey iman edenler, eğer Allah'tan ittika ederseniz, Cenabı Hak'tan hakkıyla korkarsanız, o size bir Furkan, iyiyle kötüyü ayırt edecek bir ilim, firaset ve anlayış verir. Günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah Celle Celalühü büyük lütuf sahibidir. Enfal suresi yirmi dokuzuncu ayeti…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Halık-ı Zülcelal müminleri tarif buyururken, Ey iman edenler, eğer Allah'tan ittika ederseniz, Cenabı Hak'tan hakkıyla korkarsanız, o size bir Furkan, iyiyle kötüyü ayırt edecek bir ilim, firaset ve anlayış verir. Günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah Celle Celalühü büyük lütuf sahibidir. Enfal suresi yirmi dokuzuncu ayeti celile. Bu ayeti celile-i cemile'nin izahında şu bilgiyi veriyorlar. Çok önemli ama ayet-i celile. Cenabı Hak'tan hakkıyla korkabilirsek, o zaman Cenabı Hak Furkan öyle bir nimet ki burada izah edecek. Ne demek bu Furkan? Günahtan nefsinizi sakınır iseniz, Allah'ımız yasakladı, ben yaklaşamam derseniz, Cenabı Hak kalbinizde bir nur ve inşirah halk eder. İnşirah dedik, genişleme. Bir huzur. Onur sebebiyle hakkı batıldan, sevabı hatadan, ilhamı ilahiyi Allah'tan gelen manevi haber diyelim onu, iva-i şeytaniden şeytanın tuzağından tefrik eder, ayrılırsınız.
Yahut, Furkan ile murat marifeti kalbiyedir. Kalbin, Cenabı Hakk'ı tanımasıdır. Buna nazaran Ayet-i Celile'ye tekrar şöyle bir mana veriliyor. Allahu Teala kalbinizde bir marifet halk eder ki kendisini tanıyacak bir nur. O nur sayesinde gönlünüzde olan dediği hasetli, din, kibir gibi ahlak-ı zemime zail olur. İnan ne? Salah kesb edersiniz demek olur. Bazen misal olarak veriliyor İşte çay bardağı temiz olmazsa çay koyamayız. İşte tabak temiz olmazsa yemek koyamayız. Bu bir maddi alettir. Dünyevi işlerimiz. Ama kalp Allah'ımızın nazargahıdır. Cenabı Hakk'ın nazar buyurduğu tecelli yeri kalp. Nur-i İlahiyenin doğduğu yer. Daha birçok esrarı var. O hiç temiz edilmez mi? Biz evimizde dahi ne yapıyoruz? Bazı odalarımız belki bakımsız olabiliyor. Fakat misafirin geleceği odamızı çok temiz tutuyoruz. Neden? Temiz et gönül evini dost gelecek kondurmaya denildiği gibi.
Lill-oluş böyle kötü düşünceler, hasetlikler, kinler. Bunlar bulunduğu müddetçe hakikat zuhur etmez. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz dualarında bize örnek. Nebi-i Ekrem Efendimizin hususi de duaları var sallallahu teala aleyhi ve sellem. Çok uzun bu, hadis kitaplarında var. Bunu özellikle okuyabilirsek çok faydalı olur. Çünkü mübarek dillerinden çıktı. Onun gibi güzel söz söyleyen kim olabilir ki? Ya Rabbi kalbime nur ver. Kalbe nur inerse o zaman Allah'ımızdan ilham diyoruz ya Allah'ımızdan manevi doğuşlar gelir. Öyle ki bizi Rabbimize kavuşturacak çok güzel düşünceler hasıl olur. Şimdi bunu biz anlatamayız, o gönle düşer o. Şuna yaşamayı Allah'ımız muvaffak kılsın, bunların haber verilmesi bu nimete mazhar olalım diye. Ama ne büyük bir ikram, ne büyük bir ihsan.
Ve fi lisan-i nura dilime nur vecel fisem'i kulağıma artık mealen diyeyim Gözüme nur, arkama nur, önüme nur, üstüme nur, altıma nur, ben nurunu ihsan ettim. Neden böyle dindi? Altan Nur, üstte nur, sağa sola nur ihsan buyuruluyor ver diye. Efendimiz neden yapıyor bunu? Zaten o kendisi nur. O bize yol gösteriyor, yol gösteriyor. Ne için gösteriyor? O yolu neden gösteriyor bize? Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz? Çünkü mel'un her taraftan bizi sarmaya çalışıyor. Mudil O dalalet zemime sıfatla diyemiyorum. Dalalet üzere olduğu için nur hidayetten gelir. Allah'ımızın hakkı göstermesinden gelir. Bu sebeple iki zıt bir arada bulunmaz. Nur olan yerde Onun bulunması mümkün değildir. Burada Ayet-i Celile'de Rabbimiz buyuruyor. Öyle geliyor ki Pusufuruyor insanlara, önlerinden geliyor. Daha sonra arkalarından geliyor. Oradan da yol bulamazsa Sağlarından gelir.
Oradan da yol bulamazsa sollarından insanlara sokulacağım diyor. Ama bakıyoruz ki Allah'ımızın bu kadar haber vermesine rağmen sen onların çoğunu şükreden kimseler bulamayacaksın Habibim buyuruyor. Yine de onun peşine gidecektir, öyle buyuruyor. İnşallah dikkat edelim, korumuruz Allah'ın izniyle. Bak mübarek bir yol. Önümüzde büyüklerimiz nasıl dikkat etmişler? Hani onlar diyorlar ki aynen biz de sizin gibi duygularımız vardı. Anlatmaya gerek yok. Fakat nefsin arzusuna biz muhalefet ettik. Onun kötü düşüncesine kapılmadı. Diyelim ki ezan okundu, camiye girilecek. O ise bize bin türlü pusu olun. Bahaneler bulup tanımadık, gittik. Misal vermeyin, takip edelim. İşte onun önden, arkadan, sağdan, soldan, alttan, üstten gelmelerine karşılık bize aleyhissalatu vesselam Efendimiz yok gösteriyor. Böyle yalvarın Allah'a diye. Nur nedir?
Nur ve kemali arttıran nur ve insanın öyle olgunluğunu müminiz Elhamdülillah ama imanda kemal var. Öyle ki kıymetli bir insandı, şunu çok söylermiş buraya da gelirdi, üstadımıza da geliyordu. Sonra çok arzu ettim onu. Geldi Elhamdülillah. Ad dikkat ediyordum. Konuştuğu kelimelere, cümlelere ayet ve hadisti. Hiç bunun okuması, hikmeti yok. Fakat konuştukları Maide Suresi'nde elli dördüncü Ayet Celle. Daha çok şunu söylüyordu Allah'ımızla irtibat noktasında Celle Celalühu, akrabiyyet. Bakın bu ne diyor hiç okumasını, yetmesi yok. İmanı kurtarmak kadar önemli bir şey yok diyor. Gerçekten öyle. Ondan üzerinde iyi duralım. Bugün de kıymetli misafirlerimiz de geldiler. Böyle hafızları dinledik. Hafızlarımız ne Ayet-i Celileler okudular. Bu Ayet-i Celilelerde biri şu idin. Çok önemli gördüm ama çok. Ne kadar dikkat etmemiz gerekiyor, riayet edeceğiz.
Geçmiş ümmetlerin başına gelen o musibetler sizin başınıza gelmeden imtihana çekilmeden siz inandığınızı mı zannediyorsunuz, diye. Bak öyle, ne sıkıntılar çektiler, nelere maruz kaldılar. Hatta onların öyle oldu ki demir taraklarla kolay değil, vücutları lime lime doğrandı böyle. Yine inançlarından vazgeçmediler. Aleyhisselatu Vesselam, Efendimiz'e Ashab-ı Gücin diyor Kurtuluş ne zaman ya Rasulallah? Efendimiz buyuruyor Sizden evvelki ümmetler öyle sıkıntılar çektiler ki ey ashabım! O demir tarakları, söylediğimiz gibi esanı Eliflam mim Allahu alemü bi'l muradi Nurdan bahsediyoruz, Hiznillahi Teala. Eğer gönlümüzde nur olursa bu elit ne manaya gelir, lam ne manaya gelir, mim ne manaya gelir, anlarız. Allah'ımızın nur verdiği geçmiş büyüklerimiz bunu çokça diyorum, kardeşimizi de takdir ediyorum, bize Arapça bir eser gönderdi.
Büyüklerimiz hakkında Sıddîk-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen, onlardan hatırlayabildiğim büyüklerimizden biri diyeyim de yanlış olmasın. Çünkü her şeyimizden Rabb'ımın bilincinde mesulüz. Buyuruyor ki o silsilede okuduğumuz Meşayı İzamdan birisi bana Kurufu Mukattaa derler buna. Elif lammin. Esrarı açıldı diyor, bir harfin altında delyalar yatıyor diyor. Anlatamam. Yani biz okuyup geçiyoruz ama niye anlayamıyoruz? İşte konuştuğumuz konu nur. Geçti burada hemen geçti. Allah'ımız nur verirse o zaman anlayabiliriz. Kör de olmamamız lazım. Şeyi de çok düşünüyorum. Bu Araf suresinde geçiyor. Bugünlerde çokça hatırıma geliyor. Allah'ım diyorum, biz senin huzurunda ne yapacağız? Esselam. Andolsun biz cinler ve insanlardan hadleri olup da bunlarla anlamayan Gözleri olup da bunlarla görmeyen kulakları olup da bunlarla işitmeyen, birçoklarını cehennem için var ettik.
İradelerini şerre kullandılar, kendilerini ateşe attılar. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz aynen ben şuna benzerim buyuruyor. Adamın birisi ateş yapmış, hadisi şerif yapmış. O yanan ateşe rahat olsun. Yanan ateşe böcekler üşüşüyor. O başında olan kimse de onların böyle böceklerin kanadından tutup tutup şekiyor. Ben buyuruyor siz faiz haram demiyor koşuyorsunuz. Zina zinaya götüren yollar size kolay geliyor. O dinlenilen yalan, gıybet, iftira, dedikodu, boş sözler onu dinliyorsunuz. Ellerinizle de ayaklarınızla da Fakat ben sizin yakalarınızdan tutup etek olduğu için, eteklerinizden tutup çekiyorum ama siz yine kendinizi ateşe atıyorsunuz. İmanımızı korumak. Esselameh. Bugün dinledik bir yer okundu. Sonra da besmele çekilip bu kısmı okudular. İnsanlar inandık demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler? İmtihanımız çok, kendi nefsimizde imtihanımız var.
Allah'ımızın vermiş olduğu birçok sıkıntılar, kendi nefsimizdeki imtihanı anlatacak o konuyu işleyemeyiz. Kalbimizdeki duygular, beynimizden geçen düşünceler pek çok yavrularımıza olan imtihanımız, yani Rabbimiz onların eğitimi hususunda bizden soracak. Canım biz yapıyoruz, uğraşıyoruz, baş gelemiyoruz, böyle deyip bırakmakla nasıl kurtulduğunu tefekkür etmemiz gerekiyor. Malımız mülkümüz hususunda. Nur ve kem, nur ve kemali artıran nur ve olgunluğu artıran lokmadır. Helal lokma. Helal kazançtan elde edilen lokmadır. Mevlana'mız buyuruyor, nurun zuhuru için. Gönül kirden ve süsten temizlenirse Hak güneşinin nuru orada parıldar. Yine Mevlana'mız buyuruyor. Efendim, ne yapalım, nasıl edelim? Zaten kendi durumumuz belli. Etrafımızda görüyoruz. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in Hadis-i Şeriflerin mucizesidir. Buyuruyor ki toplu toplu İslam'a girildiği gibi toplu toplu çıkılacak.
Biz bunun itikadi yönünün yanında günahlar olarak düşünelim, emin olun haddi hesabı yok. Görüyoruz yani, gözlerimizle görüyoruz. Ölçüyü ortaya koyalım, ona göre isabet edelim. Biz kendimizden söz söylemeyelim. Allah'ımızın kitabını koyalım. Ölçü o. Efendimizin Sünneti Muhammediyyesini, Ehadisi Muhammediyyeye koyalım. Şu cemiyete bir bakalım. Böyle bir hal. Ne yapacağız? Gücümüz yettiği kadar. Yetmiyorsa da hidayet dileyeceğiz. Allah'ımızdan başka çaremiz yok bizim. Çok güzel anlatıyoruz, işte sıkıntılar var, müminler şöyle eza çekiyor, ne diyoruz de burada bizim bir kere kendimizi düetmemiz icab. Çok şart. Bunu dinlemekle olmuyor. Bize bir zat dedi ki, ben dedi size evliyayı tarif edeyim. Evliya dedi, esa çeken insandır. Zaten dedi kendilerini düşünürler, Bir de etrafına bakarlar. Kendi evlatlarına da bakarlar. Anlattı bize. Anlattı, bakarlar dedi. Gerçekten ben velilere acırım dedi.
Böyle konuşmaya, acırım ben onlara dedim. Bunu Sami Efendi Hazretleri ifade etmiş ya demiş Hasan Efendi Hazretleri'ne Hasan Efendi evladım demiş, Gizli halleri bile gözümün önüne getiriliyor demiş. Bakmak istemiyorum. Benim demiş hamurum şefkatle yoğrulmuş, merhametle yoğrulmuş. Söyleyemiyorum ne olur siz söyleyin. Çok yanlışlıklar yapılıyor. Bizim gönlümüze nur akıtmamız gerekir. Necip Fazıl'ın da dediği gibi Rahmetullah Ali oluklar çift, birinden nur akar birinden kir. Ruh cihetimizden nur akar, nefis tarafından kira. Şeytan zaten kiratır. Şeytan sıfatını insanları bile. Efendimizin nur oluşu ve alemi de nura fark etmek için gayretme çabası. Onu ifade ederken Yunus Emre, Ay dahi güneş dahi nurundan Muhammed'in Bakın Ay ve Güneş. Böyle bir tefekkür ettiğimiz zaman burada gelecek Hadis-i Şerif'i bulabilirsin hemen söyleyeyim. Ben Allah'ın nurundan halk olundum buyuruyor.
Her şey benim nurumdan. Ay ve güneş onun nurundan olur da biz bu nurdan nasıl mahrum oluruz? Ay mesul değil, güneş mesul değil. Bunlar, Ve'atirrahmani Abbe hep kul olarak Rabbimize vazifelerini yapıyor ama sorunlu değiller. Bunların bütün hizmetleri bizim kulluk vazifemizi yapmamız için. E biz neden bu nura sahip olmuyoruz deyip tefekkür edeceğiz. Ahdimizi her an yenileyeceğiz. Efendim, biz her zaman işte konuşuluyor, diyorlar ki aman ha yeniden bir gayret, yeniden bir gayret, bu şu. Her zaman Evrak ve Ezkar'ımızı okuyoruz. Her okuyuşumuzda daha da bir ilerletmek. Bunu tasavvufi eserlerde şöyle bir kayıt var. Diyor ki bu yolun saliki diyor, öğleyin diye sabahtan alalım biz. Gece veya sabah güzel hallerin içerisinde. Onu diyor, öğleyin daha da artıracak. İşimiz gücümüz, o işimiz gücümüz aslında bizim nurumuzun artmasına sebep çünkü rızkımız helal olsun diye çalışırsa nur ziyadeleşir.
Böyle artırarak devam edecek diyorum. Ay dahi güneş dahi nurundan Muhammed'in. Cümle şekerler dahi tadından Muhammedin. Allah. Oğlu Muhammed nuru tecelli eder. Bu da Ladikli Ahmet Babamızın o nura mazhar olanlardan belki bu vesile ile ağzımıza bir tat gelir. Şu ağzımızı bir tatlandırır mıyız? Şu kalbimizin acılığını giderir de şu şehevi arzuları düşüne düşüne acımış olan kalbimizi nurlandırabilir bir tatlandırabilir miyiz diyelim. Yani kalbi Cenab-ı Hak kendi zatına mahsus yaratıyor. Ol Muhammed nuru tecelli eder mağribe meşrika ziyası gider. Mevla kullarına ne ihsan eder gecelerde doğduğu nuru Muhammed'dır. Bizzat müşahede diyor bunlar. O nuru görüyorlar, nurun içerisinde zaten. Bunların derdi, sıkıntısı hep biz. Hep bizim hallerimiz, durumlarımız. O bir de öyle edep sahipleri ki bunu söylemekten çok çekiniyorlar. Acaba kırar mıyız, döker miyiz?
Biz kıldığımızı döktüğümüzde hiç isabet etmiyoruz. Onlar büyük bir nezaketin içerisinde, Muhammedi bir nezaket var onlarda. Kimse kadir olmaz vasfın gitmeye, uzaklardan geldim görüp gitmeye, bülbüller başlamış feryat etmeye, gecelerde doğdu Nur-u Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Bu yalan dünyada ne safa sürdüm, temiz Tahir iken isyana girdim, alem-i ervah da ne ahit verdim, gecelerde doğdu Nur-u Muhammed sallar. Bu zatın okuduğu yok, belki ilkokuldaydım. Ama bizzat manevi eğitimden geçmiş bir uğraşalım duralım. Bunlar gerçeğine ermiş. Nasıl ermiş? Bir harf ile bütün ilmin dallarına mazhar olmuş. Siz hangi ilim derseniz deyin, ondan sorduğunuzda bize şahit olduğum için söylüyorum. Böyle kimsenin değer vermediği kişiler, fakat bir soru soruyorsun, ben hayran kaldım, bunları okuyan bir kimse de değil. Öyle olduğu halde size gök cisimlerinden haber veriyor.
Daha başka her konuda ilimden, fenden, teknolojiden konuşuyor. Bir tanesi geldi, böyle kıymetli bir zatın. Yanında bulunuyorum, kimse ona kıymetli zapt dediği de yok zaten. Çünkü itibar dünyaya, varlığı, güzelliğe zahirde olduğu için çoğumuzun beyinleri tanınmıyor. Ama gönlünü Mevla'ya verenler tanıyorlar böyle sizin gibi hayırlı kimseler. Orada bir kimse geldi. Dedi ki efendim dedi, benim dedi, bize soruyor. Böyle bir gazap hali var, bunu nasıl gideriz dedi. Biz de hadis kitaplarında hatırladığımız şuydu. İşte, Yahudi Besmele çekilir, sonra ayakta ise oturur, oturursa geçmediğinde bir tarafa yaslanır, daha da geçmezse bir abdest alır. İki rekat namaz kılar, gelini Rabbimize açar. Ya Rabbi bu illetten, bu hastalıktan, bu kötü sıfattan beni kurtar diyor. Aynısını olduğu gibi fazlasıyla tekrar etti. Bu İmam Hatip'te okumadı, bu İslam Enüs'ünde okumadı. Şimdi İlahiyat.
Bu Kuran kurslarında talim görmedi. Ama öyle yerlerden talim gördü ki verdiği cevaplar müstesna oluyor. İşte Hüdayi Hazretleri de öyle birisi. Onlar harman işleriyle, neleriyle meşgul oluyorlar. Böyle bağ bahçe işleri, inanın isabını yapamıyorlar. Bu kadar saf. Başkaları onların bu dünyevi hesaplarını yapıyorlar ama ahirete gelince Rabbimiz öyle gönüllerini açmış ki burayı bilse olacak, bilmese olacak. O alemi tanımadıktan sonra bize bir tanesi bir soru sormuştu. Bu Ayet-i Celile okunduğu zaman şu hatırımıza gelir. Sanki diyoruz insanın hayatının özeti. Bu ayet-i cenneti. Şu bizim hayatımızın sanki bir özeti. Olabilirsem buradan söyleyeyim diyorum yoksa söylerim de tamam yerinden söylemiş olalım. Hükümramlık elinde olan Allah yücedir Celle Celalühü. Her şey Onun yedi kudretinde diyemem, elinin altında bilmem filan. Allahu Celle Celalühü Nasıl bir saygı duymamız gerekir?
Elimizden geldiği kadar eğer okursak büyüklerimizin eserlerini Rabbimizin ismi Celalinde çok dikkatlidirler. En azından Celle Celalüh'tür. O her şeye hakkıyla gücü yetenendir. O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. Komuta güç sahibi çok bağıştayız. Şimdi burada neden Cenab-ı Hakk Ellezih halekel mevtvel'ya evvela ölümü, sonra hayatı. Bir tanesine diyorlar ki kötü bir fiil, işte namuslu bir kimseye iftira etmesini istiyorlar. Diyorlar her türlü maddi imkanı sağlayacağız, korkma diyorlar. Sen yeter ki bu kimsenin şanını, şerefini, şöhretini koyma. Şeytan bir ara bir kimseyi görmüşse demiş ki Ben şeytanım ama demiş bu benden daha da bir azgın. Öyle bir kin dolu ki Allah korusun Mel'un söylüyor, bu demiş benden daha azgın diyormuşum. Demiş ki o kimse yahu demiş, ben mümin bir kimseyim.
Evet, o kimsenin aleyhindeyim ama elimi yanlarıma koyup demiş öleceğim. Huzur-u ilahiyeye de varacağım olmadık bir şeyi nasıl söyleyin? Bak yine iyi bir adammış. Burada ne oluyor? Cenabı Hak evvela ölümü ve hayatı büyüdü. Ölümü düşünmeyen hayatını tanzim etmez. Kazanç yollarında haksız kazancın her türlüsünü yapmaya kaldık. Bu birisi. Diğerleri de öyle. Biz bundan geçelim, bir sıkıntı verin bize. Yüzün nuru hüdadır ya Muhammed sana sen. Sana canlılar fedadır ya Muhammed sana. Biz buna bakalım. Eğer bu nur içimize girerse, evladımızda, ezkarımızda, rabıtamızda, murakabemizde bizi kurtaracak budur. Başka yok mu? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hakkında cennetlik bir adama bakmak kimin hoşuna giderse Abdullah ibn-i Selam'a baksın buyurdu bir Yahudi alimi bu. Bakın nur kalbine girince nasuhtu.
Efendimiz buyuruyor ki cennetlik adama bakmak isteyen kimse kimin hoşuna girerse Abdullah bin Selam'a baksın. Abadile-i Seba olarak bilinen yedi Abdullah'tan biridir. Cahiliye dönemindeki ismi, o tayin'i bizzat Peygamber Efendimiz Abdullah olarak değiştirmiştir. Müslüman olmadan önce Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen Abdullah bin Selam, Yahudi alimlerindendi ve gelmesine yakın olan son Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin vasıflarını da çok iyi biliyordu. Kendi kitaplarında okuyorlar. Tevrat'ta okuyorlar, İncil'de okuyorlar. Efendimizin vasıflarını bizzat görüyorlar bunlar. Daha Peygamber Efendimizi görür görmez söylediği şu söz, Nur-i İlahiyi anlatma cihetinde söylüyoruz. O Yahudi Alim Efendimiz'i görür görmez şu simada yalan yok, şu yüzde hile olamaz diyerek Müslüman olmuştur. Biz okuduğumuz bin Tevhid'in her birinde imanımızı tazelemeliyiz. Bu bir içimize geçse dil söylüyor, dil.
İçimize geçse bizim dışımız nur olur. Etrafımız da nur olur. Konuştuğumuz, görüştüğümüz insanlar da bu ne temiz insandır diyerek onların da hidayetine vesile olur. Aslı nurdur, görünüşü beşerdir. Öyle bir beni adem ki biz Ademoğlunu mükerrem kıldık. Sonra? Belagatkerrem, ne beni adem. Bunda Esad Elbili Hazretleri şunu zikrediyor, buyuruyor ki insanın mükerremiyet etinde kanın da kemiğin de değil diyor. Onun ruhunda manasında, imanında, İslam'ın da, Kuran'ın da, ilahi değerlerinde ve nurunda. Ay nedir bu alem? Her şeyi hak ile aim, Mir'atı Muhammed'den Allah görünür daim. Neyi hatırlattı bize bu? Muhammedi aynadan Allah görünür daim neyi hatırladık şimdi? Bu bize neyi hatırlattı? Esselamülam-lam Kim Resulullah'a itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Bu bizde yankılanmalı. Yani Kuran'ın nuruna öyle aşina olacağız ki bu kalbimize doğacak bizim.
Yani hep hilelik doğmasın yani şu cemiyetimizi. Birbirinin ayağını kaydırma doğmasın. Hilekarlık vesairelik, yanlış hal ve tavırlarda ama bu ilahi nurlarla olsun gönlümüze. Ne olacak? Onlar doğduyaydın. Huzur-u ilahiye önem varalım. Biz bir merasime gitsek, diyelim ki çok insanların bulunduğu bir düğündür, dernektir, toplantıdır, neyse. At giydiğimiz elbisenin yaz günü şimdi sıcak, belki bir gömleğin, Şu tam görünecek yerde bir yemeğin lekesi veya bir arabanın pası, neyse bu bulunacak olsa yerilere geçeriz. Çünkü herkes de gözünü diker onun. O şu dünyada öbür alemde başta Hakim-i Mutlak Cenab-ı Hakk görüyor. Bütün peygamberler bir araya gelmiş. Veliler bir araya gelmiş, Ashab-ı Güzin Efendilerimiz. Bütün insanlığın huzuruna o hata ile çıkmak ne yapar bize? Demek böyle alakalı onu da işaret ediyorum.
Kuran-ı Kerim'de Kuran, Furkan Kitap, Zikir, Hadis, Ahsenü'l Hadis, Nur, Ruh isimleriyle geçmektedir. Mus'ab, Hüda, Hakim, Tenzil, Kelamullah Vahiy gibi çeşitli isimler ve sıfatlar kullanılmıştır. Efendimiz hakkında bunu söylememiz Kuran bir nurdur. Onunla bizim hem şu vücut alemimiz azalarımız yolunda olmak suretiyle Rabbimizin aydınlansın hem de evimiz de aydınlansın her yeri aydınlansın. Nuridi baştan ayağa gövdesi, bu ayandır nurun olmaz gölgesi. Bunu Süleyman Çelebi söylüyor, mevlit yazarımız. Tekrar okuyayım, izni İlahi ile. Nuridi baştan ayağa gövdesi, bu ayandır nurun olmaz gölgesi. Nasıl görünür Peygamberimiz? İşte anlatıyor da bir müştü gibi görüyor, bir hoca gibi görüyor, bir şey görüyor. O sünneti seniyyeye yapışmamıza göre değişir, onurdur. Görenlerin eti kemiğinden ayrılır. Hayatına yeni bir düzen verir. Öyle olur ki bütün hücreleri değişir onu gören.
Demek ki nur sahipleri ilahi nura erenler, onunla da bu nur ile de belli oluyor. Eba Eyyub el-Ensarî'nin kabrini arıyorlar, Fatih Sultan Muhammed Han Hazretleri, dedi ki Akşemseddin veli'ye, dedi bu kabri bulalım, İstanbul'u fethettik. Dedi Sultanım, ben gece ibadet ve taate kalkıyorum. Böyle murakabe halinde şu semte dedi, o Eyüp Semti diyoruz ya, oraya nur iniyor. Yani Evliyaullah'ın bulunduğu kabileden nur iniyor. Idi. Mesela İsmail Buhari İmam Buhari Hazretleri nur doğuyor. Şu bulunduğumuz mescit kıymetli bir kimseydi, vefat etti. Ruhu şad olsun, Ankara'da Öne irşad edilen eyle meşgul olan bir insandı. Bu yakınlara gelmiş, yanındakilere demiş ki ben bir nur görüyorum. O nur ile buraya gelmiş. Üstadımızın bulunduğu yere gelmiş. Bir tanesi şeye giriyor, köyüne Adana tarafını gelmiş ilahi bir koku burnuna.
Demiş bunu takip edeyim, inmiş arabadan ayrı maden arabalarının mindi ne yaptıysa buraya gelin. Sizi tebrik ediyorum, onur gönlünüzde var ki geldiniz. Allah bizi ıslah etsin. Velileri gözünde ve gönlünde Muhammedi Nur olanlar tanır. Bunu Sami Bendi Hazretleri, Kaddesallahuu Sırrı, o nura ermeyen Allah bizi istemez. Velileri diyor Ashab-ı Güzin kitabında gözünde ve gönlünde Muhammed-i Nur olanlar tanıyacak. Veliler sizin gibi yerler, içerikler. Onların da hayat yoldaşları olur, çocuklar olur, iyi olur, iç gücü farkı olur, geçim yerleri olur, kalp benden başkası tanımaz. Nasıl tanınmaz? Biz Abdülkadir Geylani dendiği zaman tanıyoruz, niye tanımlayalım? Ama onun gönlündeki esrarı tanımıyoruz. Kuran ve ehadîsi Muhammediye'nin nuruna ait Abdülaziz et-Defa Hazretleri bir ifadede bulunuyor. Kuran'ın nuru Allah'ın zatındandır. Kudsi hadisin nuru Efendimizin nurundandır.
Esad El-Bili Hazretleri'nin huzurunda böyle Mecsup Mahmud diye birisi var. Bunların ayrımını iyi yapmak lazım. Öyle kendi başımıza şu üçlerden, şu yedilerden, kırklardan demekle olmaz. Onların listesiz yine zamanın Mürşid-i Kamillerinde olur. Onlar da kalkıp şu üç, şu yedi, şu kırk demez. Ondan dolayı on ikilerden, bilmem falan da, inşallah doğru çıkar. Ne diyeyim yine, seslenmiyorum. Vefat bunların listesi Ehlullah'ın elindedir. Öyle bir oyuncak, bir şey öyle basit değil. Onu kokusundan anlar, kokusundan anlar. Onu saçının şeklinden anlar, bilhassa omuz kısmından anlar, melekler oturur. Benim burnuma da, benim burnuma da koku geliyor diyorsa Şer-i Şerife dikkat etmedikçe, Sünneti Muhammediye'ye başkalarının oyununa gelmiş olmayalım. Dikkat edelim, en güzeli Efendimizin sünnetine uymaktır Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Biz neyi anlattık şimdi, ne konuştuk?
Ebu Said el-Fudri'den nakledildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Müminin ferasetinden sakının. Feraseti burada demeye çalışacağım biraz inşallah Rabbimizin izniyle. Çünkü o Allah'ın nuruyla bakar buyurdu. Nur anlatıyoruz ya, biz daha bunun izahına geçemedik. Bu bir giriş. Rabbimiz Es'abli Hicr Suresi yetmiş beş. Ayet Celle elbette bunda feraset sahipleri için ibretler vardır buyuruyor. Şu şekilde de mana veriyorlar elbette bunda fikr-ı firaseti olanlar için ibretler var ve soruluyor, Ulema-i Kiram'mız anlatıyorlar. Ariflerin gönüllerinde Rabbani esrar belirir ve dilleri bu sırlar ile konuşur. Bu feraset, Hakk tarafındandır. Yok olmaz, değişmez ve hakikati görürler. Bu nedir? Hakkın nur kıldığı insanlarda olur. Onlar nasıl nura erişir? Bir taharet-i kutsi bir temizlikle. Bunu izah edemiyoruz biz, bunu ne anlayabilirsek?
Ve kalplerinin de hidayet nuru ile arınması ile ancak öyle anlaşılır. Üç şekildedir. Bir, Bakış. İki, Dinleyiş. Üç, Akıl. Es'a-ü Nuem. Bir anlaşalım isterseniz uzatmayayım şöyle, çok uzun geliyor çünkü biliyorum Allah'ın izniyle. Tevhid nurları erkek kadın müminlerin önlerinde, sahalarında çabuk yürürken müminleri o nurların ışığında görürsün. Onlara bugün size müjdeler olsun ki ağaçları altında ırmaklar akar, uçmaklar hazırdır. Orada devamlı kalacaksınız denecek, işte bu büyük bir kurtuluştur. Sonra Hadis-i Şerifler var. Onlar son derece dikkatleriyle Allah'ımız nur veriyor. Bunu okuyun, bununla bitirelim. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre, Resulun'dan sanırsam şöyle buyurmuştur, Allah Teala şöyle buyurmuştur, her kim benim veli bir kuluma düşmanlık ederse ona harp ilan ederim. Hani bir şey olmuyor? Ebu Cehne de bir şey olmadı ama sonu malum ve emsalim.
Kulum bana kendine farz kıldığım şeylerden daha hoş olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Sonunda onu severim. İşte o zaman onun içten kulağı gören gözü sımsıkı tutan eli yürüyen ayağı mesafesinde olurum. Benden bir şey isterse onu ona mutlaka veririm. Bana sığınırsa onu mutlaka korur. Bak Allah'ımız eline, ayağına, gözüne, kulağına nur ihsan ediyor ve bunun izahlarını yapıyorlar Ulema-i Kiram'mız ve sonra Ayet-i Celleler devam ediyor. Velhamdülillahi Rabbil alemin El-Fadîd-i